Şiddetin Tarihi
Genç Fransız yazarların -haklı olarak- en heyecan verici olanlarından biri kabul edilen Edouard Louis'le yolculuğum, Şiddetin Tarihi ile devam etti, geriye bir tek sona sakladığım Eddy'nin Sonu kaldı böylece. Büyük bir merakla bekliyorum ona varmayı.
Bir Noel gecesi arkadaşlarıyla yediği yemekten eve dönerken sokakta tanıştığı ve evine götürdüğü adamla yaşadığı korkunç bir şiddeti anlatıyor yazar - şiddetin bir gecelik tarihi yani, ya da değil, zira babası Cezayir'den Fransa'ya gelmiş ve şiddetin binbir türlüsünün içinde büyümüş bir adam eve davet edilen, aslında kitabın adı bir anlamda meselenin bu kitaba konu edilen tek gecelik şiddetten ibaret olmadığını söylüyor bize.
Louis her zamanki gibi son derece yalın, çıplak, biçimde anlatıyor öyküsünü - daha doğrusu anlattırıyor, birazdan değineceğim. Bence biraz uzatıyor da, yaşadığı travmanın etkisiyle o geceye sürekli geri dönüp aynı ayrıntıları zihninde çevirip durduğu muhakkak ancak kitaba bu biçimde aktarılınca biraz tekrara düşüyor anlatı.
Fakat bu kitapta teknik olarak müthiş bir iş yapıyor ki bu tercih kitaba duyduğum saygıyı katladı resmen; o da şu: öyküyü başkasına anlattırmak. Louis, kendi evinde uğradığı saldırıdan tam bir sene sonra olayı, sonrasını, polisi, hastaneyi, bürokrasiyi ablasına anlatıyor. Ablası onun kaçıp gittiği taşrada yaşamaya devam eden bir kadın, kardeşiyle ilişkisinin çok da iyi olmadığını önceki kitaplarından biliyoruz. İşte biz öyküyü Louis'den değil, ablasından dinliyoruz. Ablası kocasına anlatıyor, Louis bir kapı aralığına saklanıp dinliyor. Ablanın anlatımında olayı daha da korkunç kılan çok şey var; kardeşine duyduğu öfke, cümle aralarına sinmiş "oh olsun" duygusu, o müstehzi acımasızlık... Dolaylı ve mesafeli anlatıcıdan dinlemek bambaşka bir hale getiriyor öyküyü.
Toplumsal şiddet, bürokratik şiddet, ırkçılıktan doğan şiddet, homofobinin ürettiği şiddet, aile içi şiddet, psikolojik şiddet... Hepsi var kitapta. Dolayısıyla evet, Şiddetin Tarihi resmen... Tüm sertliği ve tüm sinsiliğiyle her yerde beliriveren şiddetin tarihi. Şu ana kadar okuduğum Louis romanları arasında en zayıf bulduğum kitabı oldu aslında ama yanlış olmasın, asla kötü değil, epey güçlü bir kitap yine.