Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modernleşmiş, kurumlarını yerleşik hale getirmiş ve belli bir sistemde ekonomisi işleyen bir dünyada geç modernleşen topraklarımızdaki hikayenin henüz Kurtuluş Savaşımız devam ederken verilmeye başlanan mücadelesinin iz düşümü. Ekonomi zorunlu olarak hayatın tüm yönlerine müdahil ve hayatın tüm yönlerinden etkilenen bir alan. Politika, sosyolojik durum, demografi, kaynaklar, kurumlar... Sonsuz bir liste bu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün üstün vizyonu öncülüğünde İzmir iktisat kongresi ile başlayan sonrasında 1929 krizi, 2. Dünya savaşı, planlı ekonomi, dış yardımlar, enerji krizi, liberalleşme ve sıcak para ile 2001 krizine kadar olan dönemi irdeliyoruz. Tabii ki her dönemin kendi iç dinamikleri ile geniş bir bağlam sunarak. Her seviyeden okuyucu için kaynak eser olma niteliğindeki bu kıymetli çalışma için Sayın Alpay ve Alkin'e sonsuz teşekkürler.

Tavsiye olunur.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  3
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurken birinin hayatına dışarıdan bakıyormuşum gibi değil de, sanki onunla birlikte o anları yaşıyormuşum gibi hissettim. Sinan Yağmur’un anlatımı oldukça içten; yer yer kırılgan, yer yer umutlu. Öz yaşam öyküsü olmasına rağmen kuru bir anlatıdan uzak, daha çok duyguların ön planda olduğu bir yolculuk gibi.
En çok dikkatimi çeken şey, insanın kendiyle yüzleşme sürecinin bu kadar açık ve samimi aktarılması oldu. Hatalar, pişmanlıklar, arayışlar… Hepsi saklanmadan anlatılmış. Bu da kitabı daha gerçek ve yakın kılıyor. Okurken zaman zaman kendi hayatımla küçük bağlar kurduğum anlar oldu.
Dili oldukça akıcı, yormuyor ama aynı zamanda düşündürüyor. Bazı cümlelerin altını çizme isteği uyandırdı bende. Özellikle “kendini bulma” temasının bu kadar sade ama etkili işlenmesi hoşuma gitti.
Genel olarak sakin, içe dönük ve samimi bir kitap. Büyük olaylardan çok, insanın kendi iç dünyasına odaklanan bir anlatı arayanlar için iyi bir tercih.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eşini kaybeden Etelka’nın taşradan Budapeşte’ye,kızının yanına gelişiyle birlikte yalnızca yaşam düzeni değil,anne-kız arasındaki görünmez mesafeler de değişmeye başlıyor.
Roman boyunca yaşlılığın insana hissettirdiği kırılganlığa ve kişinin kendi hayatında fazlalığa dönüşme korkusuna tanıklık ediyoruz. İnsan bazen en yakınının yanında bile kendine ait bir yer bulamıyor.
Anne ile kızın ortak kaybı onları yakınlaştırmak yerine daha da uzaklaştırıyor sanki.Kitap boyunca şu soruyu düşündüm: Bir insanın iyiliğini istediğimizi düşünerek onun adına karar verebilir miyiz? Fedakârlık sandığımız şeyler gerçekten karşı tarafın ihtiyacı mı,yoksa kendi doğrularımız mı?
Iza’nın düzenli ve kontrollü yaşamı dikkat çekiciydi.Kusursuzluk arttıkça duygular daha görünmez oluyordu sanki.
Antal ise bana en sahici gelen karakterdi.Kitap boyunca iyi kimdi, kötü kimdi sorusunun cevabını bulamadım.Çünkü bazen insanlar kötü oldukları için değil, sevmeyi farklı bildikleri için birbirlerini incitiyorlar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genç müslüman bir kadın olarak, eril dil ve erkek egemen islami gruplar ile 21.yy arasında sıkışmış hissediyorum. Bu alanda kadınların daha çok düşünüp daha çok söz hakkı aldığı bir Türkiye tahayyül edip duruyorum ve karşıma çıkan böyle kitapları okumaya başladım. “Erkek hocalar”ın sadece kadınlar üzerinden “erkek cemaat”lerine verdikleri hedef gösterici ve kutuplaştırıcı vaazları dinlemekten sıkıldım çünkü. Yazar hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor ve kaynakça daha sağlam olabilirdi. Daha çok feminist okuma yapılıp (feminist bir düşüncede yazılmasını beklemiyorum bittabi lakin sosyolojik kadın konumlandırmasını anlamak adına) daha kapsamlı cevaplar verilebilirdi belki ama kitap kısa ve öz. En nihayetinde İslam’ın bizi toplumdan soyutlamadığını, toplumun bunu yapmaya çalıştığı gösteren çok tadımlık bir oturuşta okunabilen bir kitap olmuş. Bu konuda her sesini çıkarmaya cesaret eden müslüman kadının arkasındayım, yazarımızın ellerine sağlık.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkiye'de mizah denince Nasreddin Hoca'dan sonra akla ilk gelen kişi olan Aziz Nesin'in çocukluğundan itibaren anlattığı hayat hikayesinin ilk cildi. Sürekli gülmece yazan Aziz Nesin'in hayat hikayesinin ne kadar zorlu geçtiğini, ne acılar çektiğini burada net göreceksiniz. Aslında gülmece yazarak kendi acılarını unutmak istediğini burada net olarak anlayacaksınız. Çocukluğundan itibaren en samimi duygularla hiçbir şeyi atlamadan, bazen utanarak bazen üzülerek anlatıyor. Bu kitabı okurken Aziz Nesin'i kendime çok yakın hissettim. O da içimizden biri diyecek kadar samimi bir kitap. Kalın bir kitap olmasından korkmayın, bitmesin diye dua edeceksiniz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Merhaba, öncelikle yayınevine ve çevirmene böyle bir eseri bizlerle buluşturduğu için teşekkür ederek başlayayım, malumunuz güncel bilimsel araştırmalar ve bulguların bizlerle buluşması ve bunlardan haberdar olmak okuduklarımızı ve bildiklerimizi değerlendirebilmek, güncelleyebilmek için hayati önemde. Kitap bu hususta çok başarılı son on yılın arkeolojik ve bilimsel bulguları ışığında yazılmış, ayrıca yazarı alanının en iyilerinden biri. Kitapta son 200 - 300 bin yıl öncesi ile 50 bin öncesi arasındaki insan türlerine, arkeolojik, genetik ve diğer bilimsel bulgularına değiniliyor, neleri şuanda bildiğimiz, nelerden emin olduğumuz, neleri araştırdığımız ve neleri daha sonra bilebileceğimiz de harika bir dille anlatılmış. Benim en çok takdir ettiğim husus ise metodoloji anlatımı. Nasıl biliyoruz ? Nasıl bir yol izliyoruz ? Bildiğimizden nasıl emin oluyoruzu da göstermiş. Şiddetle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Orwell'ın Burnu
George Orwell’i yeterince tanımadığımızı düşünüyorum. Ha tanısak sever miyiz o ayrı bir soru ama tanımadan bilemeyiz, değil mi? Hayvan Çiftliği’ni ve 1984’ü yazan, pek az yazara nasip olan soyadından sıfat devşirme onurunu (Orwellian) bahşettiğimiz bu adamı, tüm kitaplarını okumuş olmama rağmen yeterince tanımadığımı hissettiğim için John Sutherland’ın tuhaf isimli (Orwell’in Burnu) Orwell biyografisini okumaya karar verdim.

Alt başlığı George Orwell’in Patolojik Biyografisi olan bu kitabın adının Orwell’in Burnu olması boşuna değil: yazar ön sözde ve sondaki eklerde bu burun meselesini muhteşem anlatıyor. Gerçekten Sutherland işaret edene dek Orwell kitaplarında kokunun bunca ön planda olduğunun farkında değildim - her şeyi koku üzerinden anlatışını, mekânlardan veya insanlardan çok kokuları tasvir ettiğini ve dünyayı bir hayvan gibi kokular üzerinden algıladığını bu kitabı okuduktan sonra şaşkınlıkla fark ettim.

Yazar, Orwell’in hayatını da koku ekseninden kopmadan aktarıyor. Bu sayede hem Orwell’in bu koku hassasiyetinin sebeplerini keşfetmeye çalışıyor, hem de Orwell’e Orwellci bir biyografi sunmuş oluyor.

Fakat enteresan bir duyguya kapıldım okurken, Sutherland Orwell’i pek de sevmiyor gibi, çok garip? Muazzam bir Orwell bilgisi var şüphesiz, kendisi hakkında yazılmış pek çok şeyi okumuş, konuya çok hakim ama kitap boyunca Orwell’e dair iyi tek bir şey okumuyoruz desem abartmış olmam. İnsani olarak Orwell’den hoşlanmıyor olabilir, kendisinin aktardığı kadarıyla pek de hoşlanılacak biri gibi değil zaten ama eserlerine ve onların ardındaki dehaya dair de övgü dolu hiçbir şey söylemiyor. Onca zaman ve emek harcayıp üzerinde derinleştiği bir insana dair Sutherland’ın yazdığı kitabın bu olması çok ilginç, okuduğum en değişik biyografilerden biri oldu kendisi bu açıdan.

Bir Orwell biyografisi daha okuyacağım zira çok şey öğrendim bu kitaptan ama eksik kalan bir şeyler var, özellikle edebiyatına ve yazım süreçlerine dair.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gölet
Genç İngiliz yazar Claire‑Louise Bennett’in Gölet’i çok iyi başladı ancak devamı öyle gelmedi maalesef. Çok zekice, çok komik, Mariasvari detayları yakalayıp didikleyen bir kitap okumaya başlıyorum gibiydi fakat sonrası biraz hüsran oldu. Bu kitap “öykü” olarak kategorize edilmiş, bir kere bundan emin değilim. Çok geri planda bir konu var evet, okudukça anlatıcı genç kadının geçmişine dair silik de olsa bir resim görüp bir fikir edinebiliyoruz. Ama hikâydense daha ziyade kadının zihninden geçenler gibi, serbest bir bilinç akışı gibi. Buna hiçbir itirazım yok zira benim beynim de gün içinde durmaksızın küçücük şeylerden büyük fikirlere ve çıkarımlara varıp duruyor, pek çoğumuz yapıyoruz bunu AMA BU KADAR DA DEĞİL YA. Her şey ama her şey anlamlı değil hayatta, her şey bir şeyi tetiklemiyor, her şey bir büyük farkındalığa sebebiyet vermiyor yani. Bu kitap biraz daha kendi haline bırakılsa baya nefis olurmuş bence. Kimi bölümlerde anlatıcının manalı bir şey söylemek için kendini fazlasıyla zorladığı duygusuna kapıldım, bu da tadımı kaçırdı. Bazı kısımlarını sevmiş olmama rağmen bu duygu okuma zevkimi baya öldürdü maalesef. Yine de bundan sonra yazacağı şeyleri okuma isteğim bâki. Bu “bir şey deme” ihtiyacını üzerinden atabilirse çok iyi eserler verebileceğini hissediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şiddetin Tarihi
Genç Fransız yazarların -haklı olarak- en heyecan verici olanlarından biri kabul edilen Edouard Louis'le yolculuğum, Şiddetin Tarihi ile devam etti, geriye bir tek sona sakladığım Eddy'nin Sonu kaldı böylece. Büyük bir merakla bekliyorum ona varmayı.

Bir Noel gecesi arkadaşlarıyla yediği yemekten eve dönerken sokakta tanıştığı ve evine götürdüğü adamla yaşadığı korkunç bir şiddeti anlatıyor yazar - şiddetin bir gecelik tarihi yani, ya da değil, zira babası Cezayir'den Fransa'ya gelmiş ve şiddetin binbir türlüsünün içinde büyümüş bir adam eve davet edilen, aslında kitabın adı bir anlamda meselenin bu kitaba konu edilen tek gecelik şiddetten ibaret olmadığını söylüyor bize.

Louis her zamanki gibi son derece yalın, çıplak, biçimde anlatıyor öyküsünü - daha doğrusu anlattırıyor, birazdan değineceğim. Bence biraz uzatıyor da, yaşadığı travmanın etkisiyle o geceye sürekli geri dönüp aynı ayrıntıları zihninde çevirip durduğu muhakkak ancak kitaba bu biçimde aktarılınca biraz tekrara düşüyor anlatı.

Fakat bu kitapta teknik olarak müthiş bir iş yapıyor ki bu tercih kitaba duyduğum saygıyı katladı resmen; o da şu: öyküyü başkasına anlattırmak. Louis, kendi evinde uğradığı saldırıdan tam bir sene sonra olayı, sonrasını, polisi, hastaneyi, bürokrasiyi ablasına anlatıyor. Ablası onun kaçıp gittiği taşrada yaşamaya devam eden bir kadın, kardeşiyle ilişkisinin çok da iyi olmadığını önceki kitaplarından biliyoruz. İşte biz öyküyü Louis'den değil, ablasından dinliyoruz. Ablası kocasına anlatıyor, Louis bir kapı aralığına saklanıp dinliyor. Ablanın anlatımında olayı daha da korkunç kılan çok şey var; kardeşine duyduğu öfke, cümle aralarına sinmiş "oh olsun" duygusu, o müstehzi acımasızlık... Dolaylı ve mesafeli anlatıcıdan dinlemek bambaşka bir hale getiriyor öyküyü.

Toplumsal şiddet, bürokratik şiddet, ırkçılıktan doğan şiddet, homofobinin ürettiği şiddet, aile içi şiddet, psikolojik şiddet... Hepsi var kitapta. Dolayısıyla evet, Şiddetin Tarihi resmen... Tüm sertliği ve tüm sinsiliğiyle her yerde beliriveren şiddetin tarihi. Şu ana kadar okuduğum Louis romanları arasında en zayıf bulduğum kitabı oldu aslında ama yanlış olmasın, asla kötü değil, epey güçlü bir kitap yine.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tek Meyve Portakal Değildir
Geçtiğimiz yıl Jeanette Winterson’ın “Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın”ını okumuş ve dümdüz çarpılmıştım, dolayısıyla kendisiyle ilişkimi derinleştirme girişimlerimi sürdürüyorum. Yazarın tüm metinleri otobiyografik unsurlar taşıdığı için o kitapla başlamıştım, şimdi geri döndüm ve yayınlanan ilk metni olan Tek Meyve Portakal Değildir’i okudum.

Kitap yayınlandıktan yaklaşık 10 sene sonra yazdığı önsözde şöyle diyor yazar: “Portakal deneysel bir roman: Olaylar doğrusal değil. Basit gibi görünen karmaşık bir anlatım yapısı var. Kelime haznesi çok geniş ve aldatıcı şekilde direkt bir sözdizimine sahip. Bu da metni sarmal halinde okuyabileceğiniz anlamına geliyor. (...) Düz satırları okumak bana hiç mantıklı gelmiyor. Öyle düşünmüyor ya da öyle yaşamıyoruz. Zihinsel süreçlerimiz bir otobandan çok bir labirenti andırıyor. Her bir dönüş başka bir dönüşe sebebiyet veriyor. Hiçbir şey simetrik ya da belirgin değil.”

Önsözde bunları okuyunca metne dair heyecanım iyice arttı ancak maalesef aradığımı bulamadım. Kötü bir kitap asla değil, hele bir ilk roman olarak çok iyi olduğu söylenebilir; ne kadar cesur ve tabuları yıkacak bir sesin doğmakta olduğunu seziyor insan ancak genel olarak biraz kuru bir metin duygusu verdi bana. Çok küçükken son derece dindar bir aile tarafından evlat edinilen ve katı kurallarla yetiştirilen Winterson, kilise cemaati tarafından kuşatılmış haldeyken geçirdiği büyüme sancılarını, kendi eşcinselliğini keşfetme yolculuğunu ve annesinin baskıcılığının (aslında nazik olmaya da gerek yok, kadın dümdüz deli bence) ona ettiklerini anlatıyor bu metinde de. Çocukluğunun her anına sinmiş olan İncil’e ve Hristiyanlık tarihinden öykülere çokça referans var, bu sayede metin yarı otobiyografik yarı fantastik bir hal alıyor ama ben bu öyküleri anlamakta güçlük çektim ve akıştan kopmama sebebiyet verdiler maalesef, o nedenle Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın’daki lezzeti bulamadım ki aslında kardeş metinler olduklarını söylemek yanlış olmaz.

Jeanette Hanım’ın misyoner annesine bir tur daha öfkelendim bu arada okurken, onu da ekleyeyim. Herkesin çocuk yetiştirmemesi gerekiyor gerçekten, lütfen ya.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir