Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Grange kitabın kapağından da anlaşılacağı gibi bizi Nazi Dönemi ‘nin gizli dünyasına misafir ediyor, müthiş kalemi ile.
Hepimizin aşağı yukarı bildiğimiz gerçekleri bu kez bir Gestapo Subayı’nın penceresinden anlatırken yanında iki psikiyatristi de ona eşlik etmek için olaylara dahil ediyor yazarımız.
Hitler’in büyük emelleri ardındaki şiddet, bu kitapta oyunu bozan bir katille Nazi dünyasına karşı bir silah olarak ortaya çıkıyor.
Grange kitaplarında suçluyu bulamayan biri olarak, kendimi hep yazarın beni davet ettiği ve yönlendirdiği akışa bırakıp onun kalemine teslim ve hayran olarak klasik Grange sonuna ulaşmayı yeğleyen bir okur olarak düşünüyorum.
Şaşırtıcı ve beklenmedik olan sonlar …
Altı yüz sayfa kitapta okunmadan geçilen tek kelime olmaması o yazarın nedenli başarılı olduğunun göstergesi olsa gerek.

Yanıtla
2
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
William Beckford'un gotik edebiyatın temeli sayılan fantastik eseri. Doğu kültürü ve İslâmiyet'ten beslenen zengin bir içeriğe sahip ve kendinden sonraki yazarlara da ilham olmuş. Abbasi halifesi Vathek'in bilinmeyen güçlere merakı, kibri ve açgözlülüğünün sonuçları gözler önüne seriliyor eserde. Nereden geldiği bilinmeyen dilenci kılıklı ve çirkin bir adamın daha önce hiçbir yerde görülmemiş değerli eşyaları sergilemesi Vathek'in merakını kamçılıyor. Bu eşyaların geldiği yerin neresi olduğunu bulmak ve Kâfir'in bahsettiği yer altı sarayına girebilmek her türlü yolu deniyor. Yazıldığı döneme göre çarpıcı bir kitap, gotik tutkunları mutlaka bu kitaba bir şans vermeli.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Röportaj kitap şeklinde olduğu için kitap akıcı bir üslupla hızlı bir şekilde okunuyor. Kaliteli baskı ve renkli resimlerle desteklenmesi, ayrıca farklı renkte tasarım ile sayfaların süslenmesi kitabın olumlu tarafları.

Olumsuz taraflarına gelince, resimlerin bazıları alakasız bir sıralama içinde yer alıyor. Ama kitapta en beğenmediğim yönü, yazarın objektiflikten son derece uzak olması.

Evvela Doğu Roma mimarisi olan Kubbe'ye bir Türk Mimarisi diye dayatması çok garip bir durum. Ayrıca bahsettiği savaşlarda 'Türk' tarafı yenilince ihanete uğranıldığını vurguluyor, ancak Diyarbakır'ı sorunsuz alan Türklerin (Selçuklu) kale kapısını içerden açanlar için 'ihanet' kelimesini kullanmaması bir tarihçi için çelişkili bir durum. Son olarak kendi kitaplarına röportaj için fazla atıf yaparak reklam yapıyor. Buna gerek yok. Ve bazı konuları gerektiğinden fazla uzatıyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Falih Rıfkı'nın Gözünden Çankaya
Gazeteci, yazar ve milletvekili olarak tanıdığımız Falih Rıfkı Atay’ı çağdaşlarından ön plana çıkaran yönü, yaşadığı devirde söz sahibi olan insanlara oldukça yakın olmasıdır. Bunlardan biri, şüphesiz Cemal Paşa’dır. Zeytindağı adlı eserinde bunu baştan sona görürüz. Atatürk’e olan yakınlığıysa Cemal Paşa’dan daha ötedir. Osmanlı’nın son devrinde görev alması, yeni bir devletin kuruluşunda bizzat kurucusunun yanında aktif konumda olması, geçiş dönemini yaşamış o nesil arasında kendisini ve eserlerini görmezden gelinmeyecek bir noktaya getirmektedir.

Çankaya, Atatürk’ün doğumundan ölümüne geçen yılları, önemli ayrıntılarla bizzat Atatürk’ün izniyle kaleme aldığı bir kitap olarak benzerleri arasında ilk sıralarda gösterilir. Atay’ın Atatürk çizgisindeki sarsılmaz inancı, düşünce yapısı ve doğrudan şahitlikleri nedeniyle döneme dair yazılan ve çizilen tüm eserlerde Çankaya’ya bakmadan, atıf yapılmadan kalem oynatmanın pek mümkün olmadığı, bilinen bir gerçektir.

Özellikle 1946 sonrasında, Atatürk devrini yaşamış bazılarının, yaşanmışlıkları bir sömürü aracına çevirme arayışı, kimsenin duymadığı fısıldaşmaları belge diye ortaya koyma denemeleri Atay’ı rahatsız etmiş görünmektedir. “Elli altmış sularında mısın, uydur uydur anlat! Geçmiş dediğimiz şey de buna döndü. Bazı övünmeleri işittikçe ve bazı hatıraları okudukça içimi bir şüphe basıyor:
- Acaba ben bu devrin içinde mi idim yoksa otuz yıl süren bir rüya hâli mi geçirdim?” Eser, belli ki yaşanan böylesi şaşkınlıklardan dolayı kaleme alınmış. “Bu hatıralar, gördüklerim ve işittiklerimdir. Gördüklerimin hepsi benden. İşittiklerimin çoğu Atatürk’ün ağzından!” Yazar, yaşadığı o otuz yıllık geçmişe doğru ne zaman başını çevirse o tepeyi, bir türlü gözünden kaybedemediği için (…) hatıralarını o tepenin hükmü veya etkisi altından kurtaramadığı için kitabın adına Çankaya demiş.

Hatıraları yazarken takındığı üslubu da yine satır aralarında dile getiriyor: “Herkes gibi Atatürk’ün insanlığı iştahlardan, hırslardan, heyecanlardan, gurur ve öfkelerden, zaaf ve kuvvetlerden, iç varlığın düzlerinden, iniş ve çıkışlardan yoğrulmuştur. Eseri bu insanlığın derinliklerinden gelme, kaynaklarından yoğrulmuştur. Atatürk’ü ayıklayarak değil, bir tabiat parçası gibi, toplu ve tam ele almalıdır.” (s. 13)

Atay’ın Çankaya’sı, Atatürk’ün hayatını, dönemin gelişmeleriyle beraber doğumundan ölümüne kronolojik bir sırayla anlatıyor. Selanik mahallelerinde geçen çocukluğundan, askeriyeye girmesine, meşrutiyetin ilanından İttihat ve Terakki yapılanmasına, ilk dünya savaşına girişimize ve daha nice bilindik genel konulara yer veriliyor. Atatürk’ün üvey kardeşleri, Atay’ın Balkan Savaşları’ndan hemen sonraya rastlayan Atatürk’le ilk karşılaşması, Atatürk’ün aşkları, Bulgaristan günleri, Çanakkale Savaşı’ndan sonra baskısı durdurulan Harp Mecmuası’ndan Atatürk’ün fotoğrafının kaldırılması, Filistin’in savunmasız bırakılması, Almanya gezisinde Sultan Vahdettin’den talepleri, işgal dönemi kargaşası, direniş, düzenli ordu, zafer ve yeni düzen (…) konularında satır aralarında değinilen ve pek bilinmeyen tespitler kitabın arşiv değerini arttırıyor. Zaten altı yüz sayfaya yaklaşan bu hacimli kitabı, satır aralarındaki detaylar kıymetlendiriyor ve sıradan bir tarih kitabı olmaktan çıkarıyor. Buna verilebilecek örneklerden birkaçını aktaralım:

“Kadın anlayışında pek Garplı olduğu söylenemez. Hatta hanımların tırnaklarını boyamasını bile istemezdi. Son derece kıskançtı. Denebilir ki harem eğiliminde idi. Bu onun hissi, mizacı ve alışkanlığıdır. Kafasına göre kadın, hür ve erkekle eşit olmalı idi. Batı medeniyeti dünyasının kadını ile Türk kadını bütün aşağılık duygularından kurtarılmalı idi. Medenî Kanun’la Türk kadınına Garp kadınının bütün haklarını veren Atatürk, kendi münasebetlerinde, bırakınız ecnebi erkekle evlenen Türk kadınını, ecnebi kadınla evlenen Türk erkeğine bile tahammül etmezdi. Devrimlerin büyük ve eşsiz kahramanı, kendi koyduğu kanunun sonuçları ile karşılaşmak lâzım gelince: ‘Bize göre değil ha çocuklar...’ derdi.” (s. 408)

“Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir plânını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı.” (s. 425)

“Atatürk diktatör mü idi? Rejimine bakarsanız evet. Fakat ne mizacı, ne de ideali bakımından diktatörlük inançlısı değildi. Millî kurtuluş için şart saydığı inkılâplarının hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenseydi, demokratik savaşçılığın zevklerini feda etmeyeceğine şüphe yoktu.” (s. 513)

“Henüz denize girmiyordu. Biraz yüzmeği sonradan öğrendi. Bir gün sormuştum:
- Paşam Selânik'te doğup büyüdünüz. Hiç denize girmez miydiniz?
- Aman çocuğum, o zaman soyunup denize girmek ne demek, nasıl bakarlardı insana... demişti.” (s. 555)

Eser, başlangıcında, 1881-1918 arasını üç bölümde ele alıyor. Sırasıyla “Çökme”, “Liderliğe Doğru”, “Gerilla Devri”, “Ordu Devri”, “Yeni Devir”, “Kemalizm”, “Atatürk’ün Son Yılları”, “Anı ve Fıkralar” kitabın diğer başlıklarını oluşturuyor.

İyi okumalar!
Yanıtla
5
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çıplak Güneş serinin ilk kitabı olan Çelik Mağaralar’a göre daha akıcı ve ortaya koyduğu felsefe daha duru. Dünyalı polis dedektifi Elijah Baley ve ortağı Robot Daneel Olivaw Solaria Gezegeninde işlenen bir cinayeti çözmek için benzersiz bir serüvene girişiyorlar. Solaria yaklaşık yirmi bin insanın ve milyonlarca robotun yaşadığı, insanların toplumsal ilişkilerinin neredeyse olmadığı, birbirleri ile görüşmediği, her şeyin robotlar tarafından yerine getirildiği bir planet. Aynı zamanda dünya açısından ilk defa çıkılan dış gezegenlerde ne olduğunu görme fırsatı. Üç Robot Kanunu'nun bir cinayet için nasıl etkisiz kalabileceğini işliyor roman. Bu kitap bir cinayet romanı olmanın ötesinde robotlaşan bir dünyaya, emek, üretim, nüfus, insan ilişkilerine ve geleceğe ilişkin mühim sorunları ele alan bir kitap...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Felsefeye ilişkin okuma yapanlar bilirler ki genel okuyucuya da hitap edebilen ve dünyanın bir nebze anlamlandırılabilmesine öncülük eden metinlerin sayısı maalesef az sayıdadır. Hume’un bu eseri bir istisna teşkil ediyor. Mesela Kant’ın eserlerini Kant çalışıp onun üstüne incelemeler yazan birinin desteği olmadan ilerletmeye çalışmak, deveye hendek atlatmaktan daha zordur. Heidegger, Hegel vb filozoflar hakeza. Hume bu eseri yazarken sanki bu durumu göz önünde bulundurmuş ve umuma hitap etmiş. Metin deneycilik felsefesini ileri boyutlara taşıyor, şüpheci itirazlara çok yerinde yanıtlar inşa ediyor, metafizik düşüncenin tabiatını ve hudutlarını tartışıyor. Ayrıca daha elle tutulur meseleler ile hürriyet, paranormal fenomenler vb güncel sorunlarla ilgili çok yerinde tespitler yapıyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Küller, doğayı neredeyse her unsuruyla öykülerine dahil eden bir kitap. Semrin Şahin'in iyi bir doğa gözlemcisi olduğunu, hayvanlar ve bitkilerle oldukça güzel bağ kurduğunu metinlerinde görebiliyoruz. Kitapta yer alan öykülerin neredeyse tamamı Kafkaesk atmosfere sahip. Cümleler gayet yetkin ve süssüz. Atmosferi bize oldukça başarılı bir şekilde yansıtıyorlar. Daha ilk öyküden başlayarak neredeyse her metinde sahneler gözümde canlandı. Anlatmaktan çok göstermeye odaklanan, insanların yaşadığı çeşitli acıları duygunun yakıcılığına kaptırmadan ifade eden bir kitap Küller. Aslında anlatılanlar oldukça güçlü ama bizleri yıkıp geçmiyor, geriye içimizde ince bir sızı kalıyor. Özellikle çocukların yaşadığı ya da yaşattıkları, öykülerin pek çoğunda yer alıyor. Doğanın çeşitli unsurlarıyla birlikte çocukların hikâyeleri de metinlerde geziniyor.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman, modernleşme sürecindeki bireyin kimlik arayışını ve çatışmalarını ele alırken, aynı zamanda İstanbul'un tarihî ve kültürel dokusunu da detaylı bir şekilde işler. Hikaye, İstanbul'un değişen atmosferinde kaybolmuş bir şair olan Hayri İrdal'ın yaşamını merkezine alır. İrdal, modern bir dünyada geleneksel değerlerle, geçmişle ve gelecek arasında sıkışıp kalırken, Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde yaşanan olaylar onun yaşamını dönüştürür. Roman, zamanın algısı ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı üzerine derinlemesine bir analiz sunarken, aynı zamanda Tanpınar'ın dil ve anlatımındaki ustalıkla da dikkat çeker. Eser, modernleşme ve batılılaşma sürecindeki bireyin içsel çatışmalarını ve toplumsal değişimin etkilerini incelerken, İstanbul'un geçmişle olan bağını ve tarihî mirasını da ön plana çıkarır. Tanpınar, romanında geçmişin izlerini günümüze taşıyan karakterler aracılığıyla okuyucuya İstanbul'un ruhunu ve çekiciliğini yaşatır.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman, İstanbul'un karmaşık ve çatışmalı yapısını, insan ilişkilerini ve kişisel içsel çatışmaları ele alırken, aynı zamanda Osmanlının son dönemindeki çözülme ve değişim sürecini yansıtır. Tanpınar, eserde klasik Türk edebiyatının geleneklerini modern bir yaklaşımla birleştirirken, karakterlerin iç dünyalarını derinlemesine inceler. Romanın ana karakteri Mümtaz, İstanbul'un değişen atmosferinde kendini bulmaya çalışırken, çocukluk anıları, aşk ve kayıp duygusu arasında sıkışıp kalır. Tanpınar, eserinde zamanın akışını ve insanların geçmişle olan ilişkisini ustalıkla işlerken, İstanbul'un tarihi ve kültürel dokusunu da detaylı bir şekilde betimler. Huzur, modernleşme ve batılılaşma sürecindeki bireyin yalnızlığını ve kimlik arayışını etkileyici bir şekilde resmederken, ayrıca Türkiye'nin toplumsal ve kültürel dönüşümünü de eleştirir. Tanpınar'ın dil ve anlatımındaki derinlik, okuyucuyu romanın içine çekerken, İstanbul'un atmosferi ve karakterlerin iç dünyalarıyla bütünleşir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Batıcılık, Osmanlı'nın son döneminde Avrupa'dan alınması ve alınmaması gerekenlerin tartışıldığı bir dönemde ortaya çıktı. Oryantalistlerin İslam terakkiye manidir tezini kabul ettirmeye çalışmalarıyla birlikte Osmanlı'da da ciddi bir taraftar toplamıştır. Bunlardan birisi de Celal Nuri'dir. Celal Nuri genel anlamda Batıcılık fikrini savunur. Osmanlıcılık fikrinin çökmesini siyasi olaylar anlatılarak kanıtlamaya çalışır. Alfabenin değişmesi gerektiğini savunuyor. Avrupa Medeniyetinin üstünlüğüne vurgu yapmış. İnkılabın köklü değişiklik yapmak şeklinde tanımladıktan sonra inkılapçılığın gereği olarak yeniliklere açık olmayı tarihi örneklerle açıklamıştır. Diğer yeniliklerle de ilgili somut örnekleri ve tanımlar mevcuttur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir