Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Palomino Molero'yu Kim Öldürdü?
Llosa’nın bir evreni var, ben de bunu çok seviyorum. Kitapları birbirine bağlanıyor; karakterler, mekânlar tekrar tekrar karşımıza çıkıyor, insan tanıdık bir yüz görmüş gibi oluyor. Palomino Molero’yu Kim Öldürdü’de, And Dağlarında Terör ve Yeşil Ev’den gayet iyi tanıdığımız, Llosa’nın en sevdiği karakteri olan, “her zaman geri dönen bir karakter” olarak tanımladığı ve bilinçaltından gelen bir ilhamla tekrar tekrar ortaya çıktığını söylediği Lituma ile beraberiz yine. Bu kitap And Dağlarında Terör’ün hemen öncesinde geçiyor, kendisinin nasıl o ıssız, sapa yere sürüldüğünün öyküsünü okuyoruz aslında.

1950’lerin Peru’sundayız. Hava kuvvetlerine ait bir üssün yakınlarında vahşice öldürülmüş bir hava erinin cesedi bulunuyor ve cinayeti araştırma görevi Teğmen Silva ile yardımcısı Lituma’ya veriliyor. Llosa her zaman son derece akıcı yazar zaten ama bir de polisiye yazınca iyice sürükleyici olmuş, büyük bir merakla okutuyor metin kendini. Cinayet epey canavarca bir hisle işlenmiş olmasına rağmen kasaba halkının ve askerlerin sessizliği meseleyi iyice karmaşıklaştırıyor ve çözümsüz hale getiriyor. Biz de cinayeti aydınlatmaya çalışan Silva ile Lituma’ya eşlik ediyoruz. Bu iki karakter de bence çok iyi yazılmış. Lituma, sorgulamalar sırasında Silva’nın zihnine girdikçe biz de Lituma’nınkine giriyoruz resmen. Cinayeti çözmeye çalışırken Lituma’nın boşlukları doldurmak için hayal kurup olayları gözünde canlandırması okurun da hayal gücünü tetikliyor. Bende öyle oldu yani en azından, kendimi sürekli türlü anlar inşa ederken yakaladım.

Kötülük, adalet, yoksulluk, ayrımcılık, gücün kötüye kullanımı ve tabii ki sınıf kavramlarını odağına alan, son derece sağlam bir roman bu. Anlattığı cinayet çok karanlık ama cinayetin arkasındakiler daha da karanlık: topyekün bir çürümenin doğal sonucu gibi aslında yaşanan, gizem çözüldükçe anlıyor insan.

Çok özlemişim, çok sevdim, arz ederim.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Avunamayanlar
Epeydir bu kadar kafamı karıştıran bir kitap olmamıştı, sevmek ve tiksinmek arasında gittim geldim 540 sayfa boyunca. Okuduğum diğer Ishigurolardan epeyce farklı olduğunu söyleyerek başlayayım. Kitap biraz Inception filmi gibi, zaman ve mekânla oynayıp duruyor yazar sürekli. Neredeyiz, hangi zamandayız belirsiz, sürekli değişiyor. Keza mekânlar da öyle, bir mekân birdenbire bir başkasının içinden çıkıveriyor filan. Bir de bitmek bilmeyen bir anksiyete hali var. Kahramanımız Ryder hiçbir işe yetişemiyor, okurken yüreğim sıkıştı yapamadığı ve yetiştiremediği işler yüzünden. İlaveten karakterlerin asap bozucu nezaketi var, o da çok yorucu. Sonuçta ne demeli bilemedim, epeyce deneysel bir kitap, iyi mi kötü mü hala bilmiyorum. Ama orijinal bir iş olduğu muhakkak.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitapları Kurtaran Kedi
Epeydir bir şey okurken bu kadar sıkılmamıştım sanırım, aşırı sıkıldım. Başı sonu belli, fazlasıyla öngörülebilir, bilgelik diye son derece sığ laflarla doldurulmuş, fena halde yavan bir metin Sosuke Natsukawa’nın Kitapları Kurtaran Kedi’si. Fakat bence sorun bu kitabın yetişkin kitabı olarak basılmış olmasında. 12-16 yaş aralığında olsam muhtemelen çok tatlı bulurdum ve okuma şevkim katmerlenirdi, ama 37 yaşında okuyunca ne dili, ne hikâyesi, ne mesajı bana hitap etti.

Şöyle: İçe dönük bir lise öğrencisi olan Rintaro Natsuki, birlikte yaşadığı ve şehrin kıyısında küçük bir kitabevinin sahibi olan dedesinin ölümünden sonra yalnız kalıyor. Dedesinden kalan Natsuki Kitabevi’nde boşvermiş şekilde takılırken konuşan bir kedi beliriyor ve kendisini kitapları kurtarmak üzere çeşitli maceralara davet ediyor. Türlü labirentlere giriyorlar ve buralarda kitaplara kötülük eden kimi insanlar tanıyıp onları konuşarak ikna ediyor ve kitaplara yaklaşımlarını değiştiriyorlar. Bu esnada karakterimiz içe dönüklüğünden ve kabuğundan da biraz kurtuluyor, büyüyor, olgunlaşıyor filan.

Fikir bence kötü değil ama sahiden maksimum 16 yaş için yazılmış kitap. Kitaplara kötülük eden insanlara neler söyleyeceğini ilk andan tahmin edebiliyor insan, zira söylediği süslü ve derinlikli gözüken lafların hepsi fena halde sığ. Ama muhatapları lafları çok zekice bulup kendilerinden utanıyorlar filan... Büyüme hikâyesi boyutu katılmış olması güzel olsa da o kısım da çok tahmin edilebilir ilerlediği için metni derinleştirmiyor hiçbir şekilde. Kedi zaten çok üstünkörü yazılmış, böyle başrolde olan bir kedinin çok daha iyi anlatılması gerekirdi kanımca.

Başlarken hafif ve çerez bir metin okuyacağımı tahmin ediyordum tabii ama bu kadarını da beklemiyordum. Hiç olmadı maalesef. 16 yaş altı çocuğu olanlar bir baksınlar bu kitaba diyerek bitireyim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Flaş Haber!
Epeydir bir kitap okurken bu kadar yüksek perdeden kahkaha atmamıştım, inanılmaz eğlendim. Yani İngiliz yazar Evelyn Waugh ile bu ilk tanışmamın pek güzel geçtiğini söyleyebiliriz. Flaş Haber, nefis bir sömürgecilik ve gazetecilik eleştirisi, tam bir yanlışlıklar komedyası. İşmaelya adlı bir uydurma Afrika ülkesindeki iç savaşı haberleştirmek için yanlış gazetecinin gönderilmesiyle başlayan absürt olayları okuyoruz kitapta. Basının gerçeği şekillendirme biçimine dair çok sağlam bir eleştiri getiriyor Waugh. Kitapla ilgili okuduğum eleştirilerin tümünde Waugh’nün ırkçılığına değinildiğini şaşırarak gördüm. Kitapta beni bu anlamda rahatsız eden bir şey olmadı zira; daha doğrusu şöyle, belki de siyahları da beyazları da aynı ölçüde yerin dibine soktuğu için ırkçılık olarak algılamadım okuduğum şeyleri. Belirli bir ırktan / ten renginden değil, komple insanlardan tiksiniyor bence yazar, çünkü Anglosaksonlarla da en az siyahlarla olduğu kadar alay ediyor kendisi. Velhasıl pek güzel bir kitaptı. Çevirmenin son sözünde de işaret ettiği gibi, post‑truth kavramı üzerine konuşup durduğumuz ve “haber” denen şeyin şekil değiştirmekte olduğu şu dönemde ziyadesiyle okunulası bir kitap.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Irina'ya Göre Şeffaflık
Epey iyi bir roman, bir ilk roman olduğu göz önüne alınırsa oldukça iyi hatta. Çok daha iyi olabilir miymiş, olabilirmiş ama bu haliyle de çok tatmin edici buldum Benjamin Vogel'in İrina'ya Göre Şeffaflık'ını.

Genelde biraz 1984, biraz The Matrix esintileri taşıdığı söyleniyor kitabın, hepsi tamam, ama Ursula K. Le Guin etkisini es mi geçeceğiz? Ben bu tekinsiz / distopik / bildiğimiz kimlik ve cinsiyet tanımlarını muğlaklaştıran bilimkurguda bariz bir Le Guin etkisi sezdim. Elbette onunkiler kadar güçlü bir metin değil ama benzer bir lezzete sahip.

2058 Paris'indeyiz, internetin gelişmiş bir sürümü olan Ağ'ın egemenliği söz konusu. Kapitalizmin sonunu da Ağ getirmiş gibi görünüyor - herkesin çalışması gerekmiyor, dileyenler devletin bağladığı "evrensel gelir"le gayet konforlu yaşayabiliyor. Ağ üzerinde yürütülen ve tamamen şeffaflığa dayalı (izlediğiniz porno filmler bile herkese açık şekilde profilinizde görüntüleniyor) sanal hayat, gerçek hayatın yerini almış durumda. Çünkü ağ üzerinde herkesin bir meta-göstergesi (puanı) var ve tüm insanlar bu puanı yükseltmeye adamış kendisini.

Yazarın distopyasını, içinde bulunduğumuz tarihten çok uzakta kurmamasının bir sebebi var: "sadece ve sadece diğerinin bakışı altında var olduğumuz", beğenilere, kalplere, gülücüklere delice ihtiyaç duyduğumuz mevcut dönemin, doğal biçimde kendini bu tür bir yeni gerçekliğe evireceğini söylüyor aslında. Bu anlamda bir uyarı niteliği de taşıyor İrina'ya Göre Şeffaflık.

Ve fakat kitaba ismini de veren, şeffaflığın yılmaz savunucusu, tüm hayatını ağda sergileyen bir "hiçsak" olan İrina'nın iddia ettiği gibi, "Ağ'ın özündeki, herkes için uygun yaşam koşullarını sağlayan, sosyal bir modelle dengelenen aşırı rekabetçilik, totaliterliğe karşı etkili bir siper oluşturuyor" mu sahiden? Burası meçhul.

Bence günümüzün en büyük meselelerinden biri olan "kimlik tanımlarımıza" dair çok iyi sorular soruyor Benjamin Vogel. Roman yer yer aksıyor evet ama ben kurduğu evreni olağanüstü ilgi çekici buldum ve büyük bir merakla okudum bu sürükleyici kitabı. Umarım devam kitabı olan Manon’a Göre Şeffaflık ile daha sonra çıkacak olan üçüncü cilt de dilimize çevrilir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kedi ve Şehir
Epey beklentisiz başladım bu kitabı okumaya, tatmin de oldum. İngiliz yazar Nick Bradley'nin "Kedi ve Şehir" kitabı edebiyat açısından katiyen bir şölen filan sunmamakla beraber kendini okutmayı çok iyi beceriyor.

İlk bakışta birbirinden bağımsız gözüken kısa öyküler okuyoruz, sanki tek bağıntıları hepsinin 2020 Olimpiyatlarına hazırlanan Tokyo'da geçiyor olması ve aynı üç renkli kedinin her hikâyede görünmesi gibi geliyor ama okudukça aslında hikâyelerin iç içe geçtiğini anlıyoruz. Burada azıcık dikkatli olmak lazım ama çok değil, yazar bağıntıları açıkça kuruyor, pek gözden kaçacak gibi değil. Bir hikâyede kısaca beliren bir taksi şoförü diğer hikâyenin baş kahramanı oluyor vs. Zaten de sona yaklaştıkça tüm öyküler bir biçimde iç içe geçip bütünleşiyor. Aslında çoğu birbirini tanımayan bir sürü insanın hayatlarının o devasa şehirde nasıl da kesiştiğini anlıyoruz. (Bülent Ortaçgil'i duyuyor musunuz, "Belki benim kağıt param bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir" diyor? Eylülcüm biraz ciddiyet lütfen)

Neyse evet, ciddiyet. Japon kültürüne ve bize epey yabancı adetlerine, Yakuza'ya, Tokyo'nun dinamiklerine dair çokça ilginç ayrıntı var. Ben tabii bunlara hakim olmadığım için yazar ne kadar Batılı gözüyle bakmış, ne kadar doğru aktarmış onu kestiremiyorum. Ama ne zaman Japonya'dan bir şeyler okusam özellikle cinsiyet ve cinsellik konularında alıştığımızdan ne kadar farklı olduklarına şaşırıyorum, yine oldu. Bir Mişima yahut Tanizaki kadar karanlık ve rahatsız edici olmasa da burada da bana çok acayip gelen detaylar vardı.

Ezcümle müthiş sürükleyici, belki birazcık sabun köpüğü ama birazcık, baya eğlenceli, kendini okutan, çok atmosferik, insanın merakını hep diri tutmayı beceren bir kitap bu. Sürekli belirip duran kediye dair öyküyü biraz daha somutlaştırıp bağlamasını isterdim. Belki ismi "Kedi ve Şehir" olduğu için beklentim bu yöndeydi ama kedinin hikâyesi biraz havada kalmış gibi geldi bana.

Tam kafa dağıtıp uzaklaşmalık kitap. Oradan oraya çok güzel akıyor, sevdim ben.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sayın Başkan
Enfes bir kitap, enfes. Latin Amerika edebiyatının temel konularından olan “diktatör romanları”nın harika örneklerinden biri. (Marquez’in “Başkan Babamızın Sonbaharı”nı veya Llosa’nın “Teke Şenliği”ni sevenler bunu da sever; bir de Guatemala'ya uğramış olursunuz hem.) Aynı zamanda da büyülü gerçekçiliğin erken dönem örneklerinden biri, ilk sesleri, oluşma adımları. Diktatörlüğün bir toplumda yarattığı yozlaşmayı, toplumsal olanın bireysel olanı ne kadar derinden etkileyip şekillendirdiğini, çürümenin nasıl ve ne biçimde sızabileceğini çok sarsıcı şekilde anlatıyor Asturias. Bir de tabii kelimeler. Nasıl güçlü kelimeler. Kurgunun, karakterlerin başarısı bir yana, bu kitap edebi açıdan da bir cevher elbette ki. Anlattığı vahşet de, aşk da, korku da çok güçlü, çok etkileyici. Bu okuduğum üçüncü Asturias’dı, devamı kesinlikle gelecek. “Sevmek umudunu yitirip yalnızca sevilmekle yetinen sevdalılar gemisine götürün onu…”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yedi Ses: Latin Amerikalı Yedi Yazarla Söyleşiler
En‑fes bir kitap, enfes. Kıskançlıktan ağlayarak okudum açıkçası, 7 olağanüstü yazarla bu detayda söyleşiler yapabildiği için Rita Guibert hayatta en kıskandığım insanlar listesine dalıverdi. Neyse evet, bu kısmı bir yana, gerçekten bayıldım bu kitaba. Latin Amerika edebiyatına biraz aşina olmak gerekiyor bence tadına varabilmek için; bu yazarların birkaç eserini okumuş olmak, dertlerini ve üsluplarını bilmek lazım. Her ne kadar Latin Amerika edebiyatı olarak kategorize ediyor olsak da bu 7 ismin ne kadar farklı çıkış ve varış noktaları olduğunu, kıtalarının tarihinin ötesinde nerelerden etkilendiklerini, birbirlerine dair eleştirilerini okumak çok ufuk açıcıydı. Ayrıca sadece kıta edebiyatı değil Avrupa edebiyatı ve siyasete dair ve hatta edebiyat‑siyaset ilişkisine dair de (bağımlı edebiyat mevzuu mesela) oldukça detaylı değerlendirmeler var kitapta, dolayısıyla söz konusu yazarların pozisyonlarını ve eserlerini çerçevelemek ve daha iyi anlamak açısından da çok faydalı oldu benim için. Sonuçta bana kalan edebiyatın büyüklüğü ve evrenselliğiyle sarmalanma hissi oldu, ne mutlu. Borges’in “Şimdiye kadar okuduğum, hatta okumadığım bütün kitaplardan esinlendim – benim dönemimden önceki tüm edebiyattan. Adını bilmediğim insanlara çok şey borçluyum. Bir dil başlı başına bir edebiyat geleneğidir” cümleleri ve Paz’ın şu tespiti sanırım bendeki duyguyu özetlemeye yetecektir: “Etkilenme mi? Hayır: rastlantı, çakışma. Modern edebiyat, dillerin ve geleneklerin çoğulluğuna karşın bir’dir.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İdeal Defter
En son ne zaman beni bu kadar heyecanlandıran bir metin okuduğumu hatırlamıyorum. Nefis, nefis, nefis bir kitap bu. İdeal Defter, 1982 doğumlu Meksikalı yazar Brenda Lozano tarafından 2014’te yazılmış. Bir yazara hem böyle hayranlık duyup hem de kendisiyle arkadaş olmayı arzuladığım hiç olmamıştı – zira bazı cümleleri resmen benim zihnimden geçenlerin aynıları: “Markette Oscar Wilde’ı görür gibi oldum. Bir perşembe pazarında Fernando Pessoa’yı meyve seçerken görmüşlüğüm var.”

Heyecanlanmamın çok sebebi var: ilki teknik. Lozano, aklından geçenleri sanki çok da çerçevelemeden, günlük tutarmışçasına kağıda döküyor ve fakat okudukça parçalar birleşiyor, ortaya dev bir resim çıkıyor. Annesini kaybedince bir yolculuğa çıkan sevgilisini beklerken ideal defteri arayan bir kadının yazdıkları bunlar. Gözlemler, düşünceler, hisler, içgörüler. Aşk, yas, kimlik. Çok dürüst, çok gerçek, çok içten yazılmış bir metin. Beklemek kadar sabit bir eylemin nasıl yorucu olabileceğini nefis anlatmış Lozano. Durmanın yoruculuğunu.

Dürüst dedim; çünkü derinlikli derinlikli düşünürken birden “seni çok özledim Jonas” diye kesiveriyor metni – aşıkken bunu hangimiz böyle deneyimlemiyoruz ki? İnsanın acı çekerken ve özlerken algılarının ne kadar açık olduğunu, bu sayede dünyadaki komik ve neşeli olan şeyleri de başka türlü fark edebildiğimizi müthiş sade biçimde ortaya koymuş yazar. (Kendi deneyimlerime öyle çok benzettim ki!)

Bugünün edebiyatı tam da bu olmalı işte. Araçsal olmayan, gücünü içtenliğinden ve söyleminin gerçekliğinden alan metinlere ihtiyacımız var. Kahkahalarla gülerek okuduğum bu kitabı bitirince nedense hüngür hüngür ağlamaya başladım – somut bir şeye de değil üstelik, bende yarattığı hissin kuvveti sebep oldu sanırım buna. Çok şaşkın ve çok büyülenmiş durumdayım. Buraya alıntılar eklemeyeceğim çünkü neredeyse her sayfanın köşesini kıvırdım, birini seçemeyeceğim kadar çok cümlesini sevdim bu eserin.

Son söz: şunları bulup çıkardığı, dilimize çevirdiği için Notos Kitap'a ne kadar teşekkür etsek az. İyi ki varlar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnez'in Sezgisi
Elimden bırakamadım, bitiverdi. Benim bu Fuentes aşkım ne olacak hiç bilmiyorum, durulacağına alevleniyor yıllar geçtikçe. Fuentes her zamanki destansı diliyle şiddeti, tutkusu, lezzeti çok yerinde bir şey yazıp kucağımıza bırakmış. Zamanla ve mekânla oynayan bir aşk hikâyesi ama aşk hikâyesi demek yetersiz kalır, insanlığın bitmek bilmeyen oyunlarının, çözümsüzlüklerinin, oynaşlarının da hikâyesi. Bunu yine “tarif etmesi güç nefis kitaplar” kategorisine koyuyorum. Bininci kez tekrarlayayım: Fuentes seni çok seviyorum. “Görüyorsun ki hatırlamak her zaman iyi değil, bellek çok kötü olabilir; içinde yaşadığımız unutuşa şükretmeli ve onu özlemeliyiz çünkü bu unutuş sayesinde biz bir aradayız, ayrıca ‑bunu ben söylüyorum sana‑ yeniden karşılaşan bir kadının ve erkeğin anıları eşit değildir, birinin anımsadığını öteki unutmuş olabilir ya da tam tersi; bazen de unutulur çünkü anımsamak acı verir, olmuş olanın hiçbir zaman olmadığına inanmak gerekir, en önemli anı unutulur çünkü bu aynı zamanda en ıstıraplı anı olabilir. Bana, benim unuttuğumun ne olduğunu söyle.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir