Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayatım boyunca okuduğum çok az kitaptan bu kadar etkilenmişimdir. İlerledikçe kafamın karışmasıyla neyin ne olduğunun hem çok aydınlık hem çok karanlık olabildiği anlar yaşayarak okuduğum nadide bir parça. Adeta hiç bitmesin ama hemen de her şeyi anlatayım istediğim bir kitap oldu. Okuması nispeten kolay, dili ağır değil. İlerleyen bölümlerde kitap biraz daha keder yüklü bir hale bürünüyor gibi görünse de okuyucu kitaptan kolay kolay ayrılamıyor. Yalnız bu kitap sizi biraz dehşete düşürebilir, nahif yüreğinize meşum pençeleri batırabilir. İyi okumalar.
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daisy ve Ryke'ın hikayesini bu seriye başladığımdan beri heyecanla bekliyordum. Kitap çok güzeldi, ikilinin duyguları, arkadaşlık ve aile ilişkilerine çok güzel değinilmişti. Bunların yanında ikilinin aşkı da çok güzel anlatılmıştı. Kelimenin tam anlamıyla birbirlerinin yarı parçası gibiydiler. Hani bir elmanın yarısı derler ya Ryke ve Daisy öyleydi ki bunu Lily ve Loren'da da çok görmüştüm başka bir versiyonları gibiydi. Kitapta beni tek rahatsız eden yaşlardı belki Daisy çok daha büyük olsaydı aradaki yaş farklı çok göze batmazdı ama Daisy'nin 18 yaşında Ryke'ın 25 olması gözüme biraz battı itiraf ediyorum. Ama bunu saymazsak çok güzeldi .Beğenerek okudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dizisi/filmi çekilen kitaplara ilgim olduğu için bir de romanın kendisini okuyayayım dedim. Edebi açıdan yavan ancak oldukça akıcı bir üslüba sahip. Olay örgüsü sizi içine çektiği için kısa sürede bitirilebilecek bir eser. Ben diziyi izleyip gelenler için kısa bir değerlendirme yapacağım. Kitap ortalara kadar diziyle aynı temada. Ancak sonlara doğru oldukça farklılaşıyor. Dizideki renkli karakterden olan Derviş K. kitapta yok. Halil Bey’e çok az yer verilmiş. Eda dizideki eda değil. Kitaptaki Eda’dan bir noktada tiksinebilirsiniz. Şehzadem hitabı dizideki gibi çok göze batar şekilde kullanılmıyor. Bu açıdan dizi/film versiyonundan daha az beğendiğim bir eser oldu. (Genelde tersi olur). Ayrıca Turgut’un iç çatışması belirgin bir şekilde işlenmemiş. Derdi inançları mı yoksa ailesi mi bu durum da oldukça muğlak kalmış.
Yanıtla
2
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üçlemenin son halkası olan “Yol Ayrımı” ise savaşların ardından toplumun bir biriyle, kendisiyle baş başa kaldığı, değişimleri ve gerçekleri anlama üzerine yığılmıştır. Bu durumlar direk açık şekilde ele alınmış net bakış açısıyla ele alınmış gibi görünüyor.

Bu kitapta toplumun yapısı gözetlenmiş olduğu için diğer yandan Tarihi gerçekliğe sahip bilgiler de kitaba yedirildiği için okura bilgi vermekte ayrıcı okurda günümüz olayları hakkında fikir beyan etmeyi kolaylaştırmış olacak ve Söylemem gerekir ki gelecekte olması muhtemel sorunlar, olaylar hatta gelişmeler hakkında fikir yürütme hakkında ışık tutmuş gibi. Kitap zaten bir ülkenin toplumsal yapısını halkın istek ve arzularını analiz etmiş farklı şahısların portlerine değinerek o toplumun varolan sorunları ve gelecekte olması muhtemel sorunları hakkında fikirleri ortaya atmış ve çözüm yollarının bulunabilir olduğunu, bu çözümleri de gösterdiği kanısındayım.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser, 1939 yılı Avrupa, Türkiye ve Sovyetler Birliği ilişkilerini derinlemesine inceliyor ve yakın tarihimizi anlamamıza büyük katkı sağlıyor. Yazar, dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel dinamiklerini ustalıkla ele almış. Ayrıca, bu dönemin uluslararası ilişkiler açısından günümüze yansımalarını da gözler önüne seriyor. Yazarın kapsamlı araştırması ve akıcı anlatımı, konunun hem uzmanlarına hem de genel okuyucuya hitap ediyor. Uluslararası ilişkiler literatürümüze bu değerli eseri kazandırdığı için yazarı kutluyor, bu tür çalışmaların devamının gelmesini diliyorum. Yakın tarih ve uluslararası ilişkiler konularına meraklı herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın çoklu anlatıcı kullandığı, iç monolog, bilinç akışı gibi anlatım tekniklerine yer verdiği, daha çok modernist edebiyat içerisinde bulunan ama yer yer postmodernizmi de görebileceğimiz bir eseridir. Sırasıyla Recep, Babanne (Fatma), Hasan, Faruk ve Metin karakterlerini anlatıcı olarak görürüz. İlk 10 bölümde bu sıralama aynen korunurken sonrasında değişmekte ve kitap toplam 32 bölümden oluşmaktadır. Romanda yer alan anlatıcıları ve Nilgün, Selahattin Bey gibi kendi sesi olmayan karakterleri rahatlıkla yazarın ilk romanı Cevdet Bey ve Oğulları'ındaki karakterlerle eşleştirebiliriz. Keza bu eserdeki Faruk Darvınoğlu karakterini de yazarın bir sonraki eseri Beyaz Kale'de başat rolde görebilmekteyiz. Zaman olarak 1980 yılında, henüz askeri darbe olmamışken bir dönemi anlatır Sessiz Ev. Bu zamanda yaşananları en çok Hasan ve Nilgün karakterleri üzerinden görürüz. Hem anlatıcıları hem de değindikleriyle Orhan Pamuk’un ayak seslerini duyduğumuz bir romandır Sessiz Ev.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
Sibel Günaydın
26 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her romanda hayranlığım daha da artıyor. Hayal gücüne hayranım. Roman kurgusu öyle güzel ki sizi hikayenin içine alıyor ve sanki roman kahramanlarından biri oluyorsunuz. Romanlarındaki gizemli ve olağanüstü olayların büyüsü sizi sarmalıyor. Sadece duygu ve düşünce boyutunda değil bilgi dağarcığınızda her romanında biraz daha artıyor. Romanda beni en etkileyen belki de hayattaki duruşumu anlatan bir cümle var. "Mutluluk, yaşadığınız hayat tarzınızda değil, hayata bakış tarzınızdadır."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türklerin ve Tatarların Kökeni
Naçizane yorumuma geçmeden önce siz değerli okurlar için, her zaman yaptığım gibi, genel birkaç hatırlatma da bulunmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. Öncelikle elimizdeki metin geniş kapsamlı ve akademik(!) bir kitaptır. Dolayısıyla her bir mesele hakkında yorum yapmaktansa İskitler özelinde erken Türk tarihi yapılandırması noktasında yorum yapmayı daha faydalı buluyorum. Kişisel merakım ve çalışmalarım da erken dönem Türk tarihi ile alakalı olması bu seçimde önemli baz noktalarından birini oluşturmuştur.

Kitaba gelecek olursak; M. Z. Zekiyev’in iddialarını bazı temel yaklaşımlara dayanarak sunma gayreti içerisinde olduğu ifade etmemiz gerek. Bu noktada yazarın Avrasyacı perspektifte olduğunu söyleyelim. Bu durum iddialarını okurken hatırlamamız gereken bir önemli bir noktadır. Çünkü meseleler bu pencereden yorumlanmaktadır. Yazar, Hint-Avrupa merkezli teorileri şiddetle reddederken bu teorilerin siyasi-ideolojik hedefleri olduğu konusunun altını çizer. Zekiyev konu ile alakalı: “Bu teori (İskitlerin Hint-Avrupalı bir kavim olması), göründüğü kadarıyla Hint-Avrupa halklarının ata yurdunu genişletme imkânı sağladığı için cazip hale gelmişti,” der. Özellikle II. Dünya Savaşı’na doğru giden süreçte Ratzel’in Lebensraum (yaşam alanı) fikri Almanları tarihsel kökenleri olarak saydıkları Germenlerin yaşadığı sahaları topraklarına katmak suretiyle harekete geçmeye teşvik etmiştir. Dolayısıyla İskit gibi köken meselesi tartışmalı olan kavimlerin modern dünyada sahiplenilmesinin hakikaten de siyasi-ideolojik bir tarafı olabilir. Zekiyev’in kitabı akademik bir çalışmaymış gibi görünür fakat batı standartlarında bir araştırma/inceleme olmadığı apaçık olarak anlaşılır. Sözgelimi bazı öneriler ve bu önerilerin doğruluğunun ölçüsü olarak, öneri sahiplerinin “Sorbonne’da okuması” yahut “çok dil bilmesi” gösterilir. Bu tip ön yargılar kuşkusuz kabul edilemezdir. Benzer bir yaklaşım ile Nazileri destekleyen dünyaca ünlü bilim insanları var diye Nazi hareketi yahut Hitler haklı çıkarılabilir mi? Öte yandan yazarın ele aldığı konunun genişliği, gerektirdiği yetkinlikler ve tarihin doğası gereği bazı dönemlerinin karanlıkta kalmak zorunda olduğu hesap edildiğinde oldukça zor bir konu hakkında kalem oynatıldığını ifade etmek gerek.

Yazar İskitlerin kökeni meselesi hakkında zorunlu olarak Herodotos’a göndermelerde bulunur. Ancak Eskiçağ tarihi çalışanların bilhassa takdir edeceği üzere klasik kitaplar ciddi metinsel zorluklar barındırır. Öncelikle bu kitapların hiçbirinin müellif nüshası elimizde değildir. Elimizde bulunan en eski nüshalar genellikle X.-XIII. yy.’dan kalmadır. Herodotos gibi MÖ V. yy.’da yazıldığı düşünülen kitaplar da durum bu anlamıyla ciddi bir sorun teşkil eder. Zira müellifin eseri gerçekten MÖ V. yy.’da yazdığını kabul ettiğimiz takdirde eldeki en eski yazılı metin neredeyse 1500 sene sonrasına aittir. Bu noktada birden çok kere kopya edildiği derhal anlaşılacaktır. Müstensihlerin her biri bu kopyalama işlemi sırasında orijinal nüshada olmayan eklemeler yapmış yahut var olanları, son derece keyfi bir biçimde yahut patronaj gereği, çıkarmış olabilir. Hal böyleyken önümüze böyle bir metin alarak “evraka” demenin kaçınılmaz bir çekiciliği olduğunu kabul etsek de teknik olarak bu eylemin doğruluğunun tartışılabilir olduğunu unutmamak gerek. Zekiyev bu noktada metin hakkında bazı teknik detaylara ve tartışmalara yer vermiştir. Bilindiği üzere Thukydides dahi (MÖ IV. yy.) Herodotos’u kitabı özelinde eleştirmektedir. Dolayısıyla bir metin olarak Herodotos’un eleştirilmeye başlanması neredeyse birkaç bin yıl geriye gitmektedir.

Diğer bir konu ise, yukarıda da bahsedilmiş olduğu üzere, incelenen dönemin genişliği ve gerektirdiği yetkinlikler meselesidir. İskitler özelinde bir konu çalışılacaksa öncelikle veri havuzu oluşturulmak durumundadır. Bu veri havuzunun önemli bir bölümünü Grekçe oluşturmaktaysa da Asurca, Persçe vb. diğer komşu uygarlıkların geriye bıraktığı bakiyelerin kendi dillerinde incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere İskitlerden elimize ulaşan herhangi bir yazılı metin yoktur. Ancak Herodotos gibi isimlerin yahut bazı yazıtlardan elde edilen birkaç sözcüğün İskitler ile ilişkilendirilmesi söz konusudur. Bu sözcükler üzerine her iki yazarda yorum yapmakta ve bu sözcükler Türkçe ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu konuda yorum yapamaya yetecek düzeyde bilgi birikimine yahut diller hakkında yorum yapabilecek yetkinliğe sahip olmasak da Hunlar hakkındaki tartışmalardan yola çıkarak birkaç çıkarım yapmanın yerinde olacağı kanaatindeyim. Öncelikle eldeki veriler ana kaynaktan yani İskitlerin kendisinden geliyor değildir. Sözgelimi Herodotos tarafından Grekçe formlarıyla aktarılmış yahut Asur yazıtlarında yine yerel dilin sınırlı formlarıyla günümüze ulaştığı açıktır. Bu durumu günümüzden bir örnekle açıklayacak olursak çikolata kelimesini örnek olarak gösterebiliriz. Bu kelime muhtemelen cioccolata formundaki İtalyanca aslından dilimize geçmiştir. İtalyancaya ise muhtemelen yerli Amerikan dillerinden yahut İspanyol kolonileri vasıtasıyla geçmiş olmalıdır. Çikolata kelimesi ile cioccolata arasındaki belirgin yapısal farklar ilk etapta göze çarpmaktadır. Ayrıca ana kaynaktan alınan herhangi bir kelime alıcı tarafından (Herodotos yahut Asur metin yazarları) kendi diline uyarlanmış olabilir. Benzeri kelime alışverişlerinin yahut bir dilden diğerine yapılan aktarımlarda yaşanan doğal bozulmaların geçmiş dönemlerde de yaşandığını varsaymak çok iddialı bir yorum olmayacaktır kanaatindeyim. Dolayısıyla kendisi hakkında kendi dilinde bakiye bırakmayan oluşumların dolaylı yoldan edinilen kelime dağarcığı oldukça tartışmalı bir konudur.

Elbette yalnızca dil ve bakiyelerinin incelenmesi yeterli değildir. Farklı disiplinlerden yardım almak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bu noktada Arkeoloji bir disiplin olarak görüş alanı içerisine dahil olur. Yazar yer yer arkeolojik malzemeyi kullanır. Ancak arkeolojik veriler de, diğer tüm veriler gibi, kronoloji geriye sarıldıkça hakikati anlama noktasında zorluklar çıkarır. Bugün Herodotos üzerine yapılan çalışmalarda arkeolojik malzemenin Herodotos’un anlatılarının en azından bir kısmını doğrulayabildiğini ekleyelim. Ancak Frederic Barth’ın da ifade ettiği üzere maddi kalıntılar her zaman mutlak sonuç vermez. Söz gelimi Hsiung-nu/Şyunğ-nu (Asya Hunları) dönemi ile ilişkilendirilen ve ilgili bölgede bulunan bir kazan ile Panonnia’da (Macaristan civarında) bulunan ve Hunlar (Avrupa Hunları) ile ilişkilendirilen bir kazan fiziki form anlamında ciddi benzerlikler taşır. Kimi araştırmacılar iki siyasi teşekkül arasındaki bağlantının önemli göstergelerinden biri olarak bu kazanı gösterir. Ancak bu tip bir maddi kalıntı aradaki bağlantıyı kurmak için yeterli midir? Maddi unsurların coğrafyadaki gezinimi birbirinden çok farklı nedenlere dayalı olabilir. Sözgelimi bu kazan ticaret yoluyla, bir ganimet olarak yahut münferit bir ya da bazı kişiler tarafından farklı coğrafyalara götürülmüş olabilir. Dolayısıyla tek bir maddi unsur öğesi üzerinden ciddi özdeşleştirmeler yapmak teknik anlamda sakıncalı olabilir. Öte yandan aradaki bu özdeşlik meselesini güçlendirecek tarihsel kayıtlardan da yoksun olduğumuzu belirtmek gerek. Zira Asya’dan tarihin birçok döneminde benzer göç hareketleri yaşandığı bilinse de ilgili dönem özelinde tarihi kayıtların sessiz kaldığını ifade etmeliyiz. Benzer durumların İskitler içinde geçerli olduğu kanaatindeyim.

Değinilmesi gereken bir diğer husus ise “Türk” kavramının ortaya çıkması meselesidir. Zira bugün batıda ciddi anlamda geçerliliği olmasa da hem Türk akademisinde hem de bazı doğu akademilerinde İskitlerin Türk olduğu meselesi, yukarıda da görüldüğü üzere, kabul görmektedir. Peki, Türk kavramından ne anlamamız gerekiyor? Türk kavramı bugün kullandığımız formuyla Roma edebiyatında yaklaşık olarak VI.-VII. yy.’da görünür hale gelmiştir. Bu durum Türk kavramını Türk Kağanlığı yazıtlarından birkaç yüzyıl önceye götürmektedir. Muhakkak bundan öncesi de vardır denilebilir. Ancak Türk kavramının bir hanedana yani asil bir kana mı gönderme olduğu yoksa bir topluma mı gönderme olduğu konusu tartışmalıdır. Ayrıca kavramın Roma edebiyatında görünür hale geldiği yüzyıllarda klasik yazarların bahsetmiş olduğu İskit kavramı da ciddi dönüşümler yaşayarak Karadeniz’in kuzeyindeki Gotlar, Alanlar, Hunlar, Tatarlar ve hatta Ruslar için dahi kullanılmıştır. Tarihi bir bilim olarak kabul ettiğimiz takdirde Türk kavramı ortaya çıkmadan çok uzun yüzyıllar önce yaşadığı varsayılan İskitlerin kendisinden yüzlerce yıl sonra ortaya çıktığı anlaşılan bir kavram ile anılması teknik olarak tartışmalıdır. Elbette “kültürel kodlar” noktasındaki benzerlikten bahsedilebilecekse ve İskitlerin gerçekten de Türk Kağanlığı’nın yaşadığı coğrafyadan bölgeye intikal etmiş olması mümkünse de bunu bir olasılık olarak ifade etmek, eldeki veriler ışığında, daha makul olabilir. Günümüzde müspet bilimler ile uğraşanlar dahi meseleler hakkında oldukça dar ve sınırlı çerçeveler içerisinde mutlak sonuçlar verebilirken, sosyal bilimcilerin bu kadar geniş meseleler hakkında “-dır/-dir” şeklinde kesin ve keskin ifadeler kullanması yanlış bir yaklaşım olabilir. Öte yandan bu yanlışlık doğal olarak sosyal bilimlerin beka sorununu da ortaya çıkarmaktadır.

Sonuç olarak Sovyet akademisinin İskitler ve erken Türkler hakkındaki görüşlerini okumak için eşsiz bir kaynak olduğunu ifade edelim. Kitabın çevirisi oldukça akıcı ve iyi duruyor. Elbette Rusça ile karşılaştırma imkanım bulunmuyor. Kitabın mizanpajı, kapağı ve diğer fiziki özellikleri gayet iyi. Bu noktada tek eleştirebileceğim husus kitabın kaynakça kısmıdır. Zira olduğu gibi Rusça aslından kopyalanıp eklenmiş gibi görünüyor. Son olarak kitabın karşılaştırmalı olarak okunmasının daha da faydalı olacağı kanaatindeyim.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Londralı bir çiftin bir balon kazası sonrası başına gelen beklenmedik ve kısmen gerilimle ilerleyen olayları anlatan bir eser.Yazarın psikolojik ve sosyolojik tahlilleri okumaya keyif katan unsurlar.Ana karakterlerden Joe bir çok vaktin içerisinde geçişler yaparak bazen âna odaklı bazen geçmişe ilişkin konular açıyor ve bunlar arasında gidip gelerek anlatıyı hareketli kılıyor.Kız arkadaşı Clarissa ise ikincil konumda ve daha kendine odaklı yaşayan bir karakter.Yazar balon kazasında ismi geçen bazı karakterleri birkaç kere andıktan sonra kitabı onlar üzerinden yürütmüyor; aynayı esas olarak kendine tutuyor.Yaptığım okumada şaşırtıcı bir sonla karşılaştım; bu yönüyle de yazarın hedef şaşırtmayı başardığını ifade etmem lazım.Diğer kitaplarını da okumaya heveslendiren bir eser oldu benim için.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Halid Ziya'nın ölümsüz eseri "Aşk-ı Memnu"nun günümüz Türkçesi versiyonu eseri daha akıcı hâle getirdiğinden benim daha çok hoşuma gitti. Halid Ziya'nın muazzam kalem gücünü bir kenara koyup Aşk-ı Memnu özelinde konuşursak, romanda pembe dizilerin tadını bulabiliriz. Karakterlerinden olay örgüsüne, betimlemelerinden sürükleyiciliğine kadar her şey muhteşem. Yazıldığı zamanın dışına böylesi mükemmellikle çıkabilip halen değerini koruyan, yıllar geçtikçe daha da önem kazanacağını düşündüğüm önemli bir romandır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  3
Bildir