Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın çizimleriyle beraber eş zamanlı olarak iki yan yana sayfada, sekiz eserinin çevirisi bu kitap. Bölümlerini vahiy adı altında yazan William Blake kendi evreninde bir mitoloji yaratmış ve doğumdan ölüme kadar bir süreci işliyor.

Gravürleri çooook güzel, yanındaki şiir çevirisinin aslı da gravürün içinde aynı zamanda. Okurken olaydan kopmuyorsunuz ki söz konusu mitolojik ögeler olduğunda bunu sağlayabilmek bence çok önemli.

Şiirsellik, romantizm, mitoloji, mistisizm... Daha ne olsun görsel ve yazınsal bir şaheser.. yazarın çizimlerine aşık oldum. Sadece bunlar için bile kitap alınabilir. Muhteşem muhteşem!..
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Orta ve ortanın üstü seviyede arapça bilenler için oldukça faydalı bir müracaat kitabı. Arapçadaki bir fiilin farklı harfi cerler ile farklı anlamlar kazandığını biliyoruz. Bu karmaşık ve detay içeren konuyu örnek cümlelerle birlikte açıklamış. Çok büyük bir emek verildiği aşikâr. Bir sözlük gibi, elinize alıp baştan sona okuyabileceğiniz bir kitap olmadığı gibi bir defa okuyup bırakacağınız bir kitap da değil. Daima kütüphanenizde bulundurmanız gereken ve sık sık müracaat edeceğiniz bir kitap. Özellikle Arapça YDS’ye hazırlananlar için çok faydalı olacağına inanıyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar Bülent Yardımcı, Bodrum'un hiç farkına varmadığımız, önünden geçip gittiğimiz, üstüne düşünmediğimiz, mistik güzelliklerini bambaşka bir bakış açısı ile bazen ürperti, bazen heyecan, bazen duygusal ama olmazsa olmaz bir sürükleyicilikle ustalıkla yazıya dökmüş. Keskin zekası, hayat tecrübesi, gördükleri, betimledikleriyle, düş gücünün sınırsızlığını zorlayan, nitelikli, akıl teri ile oluşturulmuş, konu yelpazesi geniş, balyoz gibi bir kitap.

Bu kitabın asıl dikkat çeken yönü; bir yandan korkup, o korkunun üstüne gitme cesareti sunması. "Züleyha, Sami, Ziynet, Bora" sanki kitaptan fırlayıp, yanınıza oturacakmışcasına gerçekçi, hayal gücünün uçsuz bucaksızlığı ile bir o kadar ütopya... Farklı bulup, elinizden bırakamayacağınız, Bodrum'a bu öykülerle bir kez daha hayran kalacağınız, herkesin kitaplığında olması gereken kitap, bir "Aigeus Denizi" kıyısı yazınları...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Beklenendir...
İstanbul’un fethinden sonra Türklerin ikbal dönemleri başlar. Osmanlılar batı yönlü fetih hareketleriyle Avrupa kıtasının ortasında hızla ilerler. Hatta İtalya’da Otronto’ya çıkan Osmanlı ordusu Avrupa’da ciddi manada Türk korkusunun yerleşmesine neden olur. Yalanla gerçeğin karıştığı binlerce hikaye Hristiyanların dillerine yapışır. Ama savaş harici temaslar olayın farklı boyutunu gözler önüne serer. Zira Osmanlılarla ticari ilişkileri sürdüren Ceneviz ve Venedik gibi İtalyan şehir devletleri nazarında Osmanlılar dünya dışı uzaylılar gibi korkunç ve görülmemiş değildir. Bu da bir şeyin anlaşılmasını sağlar. Pekala Türklerle yaşanılabilir hatta mutabakat sağlanabilir.

Giovanni Ricci, buradan yola çıkarak Türk algısının diğer cephesine yoğunlaşır. Türklerin muhataplarında korku ve nefret gibi duyguları uyandırdığını incelediği eseri Türk Saplantısı’nın aksine bu eserinde ezber bozmaya gayret eder. Zira Batı tarihlendirmesine göre Orta Çağ ve İstanbul’un fethiyle girilen Yeni Çağ boyunca Türklerle olan ilişkiler savaş ve mücadele odaklıdır. Oysaki kılıçların kınlarından çıkmadığı, ellerin birbirine uzandığı yaşantılar da söz konusudur. Ricci, Türk Beklentisi isimli eseriyle çok bilinen ve tekrar edilegelen tarih algısını ters yüz etmeyi amaçlar.

Aslında Ricci’nin bu amacına ulaşmakta zorluk çekeceği aşikardır. Zira saray ve halk dünyanın her yerinde olduğu gibi Batı’da hatta Ricci’nin merceğini doğrulttuğu İtalya’da da birbirinden kesin hatlarla ayrılır. Ama toplumun ince katmalarına inildiğinde farklı yaşantılar ortaya çıkar. Misal savaş halindeki iki büyük devletin tutumuna rağmen mezkur devletlerin mensupları arasında evlilikler gerçekleşebilir. Yani mikro düzey çok bilinen makro düzeylerin aleyhine işleyebilir. Bu yüzden bütüncül bir yaklaşımla her şey ortaya koyulmalıdır.

Ricci’nin çabası ilk aşamada kendi içinde zorluklar içerse de konusuna fevkalade iyi odaklandığı görülür. Tabii elini güçlendiren etmelerde yok değildir. Hedef aldığı coğrafya İtalya Yarımadası ve şehir devletleri ona güçlü bir arşiv bırakır. Eldeki verileri çok iyi işleyen Ricci, Türklerin beklenilen ve istenilen taraf olduğu tasavvuruna gerçeklik katar. Düşman, beklenen olur mu bilinmez ama Ricci’nin anlattıklarından ortaya çıkan tablo Osmanlı’nın kabus olmadığını kanıtlar.

Karşılıklı bir cepheleşmenin olduğu uzun yıllarını savaşarak geçiren, Doğu- Batı kutuplaşmasının taraflarının öne sürülen tezlerin çürümesine neden olacak faaliyetlerde bulunduğunu da unutmayan Ricci, askeri gücü hamaset ve kibirle gösteren Osmanlı fikirlerini ve hümanist söylemlerle medeni açıdan üstünlük kisvesine giren Batılı elitlerin üst perdeden gelen görüşlerini pek dikkate almaz. Bu nedenle tarihi verileri olduğu gibi ortaya koyan Ricci, anlatım tarzıyla deyim yerindeyse ipleri okurun eline verir. Zira Osmanlı’yla anlaşan Fransa ve İtalyan şehir devletlerinin bu tutumu tarihsel olarak doğru veya yanlış olabilir. Dinin her yönüyle ön planda olduğu bir dünyada Hıristiyan- Müslüman dostluğu ve papanın Osmanlı beklentisi ihanetin çerçevesi içine girebilir. Ama ihanet ya da sadakatten ziyade olayların devletleri ve insanları getirdiği yer önemlidir. Herhangi bir etiket kullanmadan yapılan sunum bu nedenle önemlidir. Zira, Ricci’nin hainin ve sadığın peşine düşmeden tarihçinin hakikate ulaşma ödevini yerine getirme kaygısıyla hareket ettiği savunulabilir. Yani kısaca okur doğruyu ve yanlışı nesnel bir biçimde değerlendirme edimine okudukça sahip olur.

Eser kabaca böyle bir tablo sunmuş olsa da özele inildiğinde daha spesifik konuların olduğu görülür. Yirmi iki başlıkta incelenen konular fazlasıyla ilgi çekicidir. Her bir başlık ayrı bir makalenin içeriğini oluşturacak derecede teferruatlıdır. Konu içerisindeki ayrı ayrı numaralandırmanın yapılması ele alınan başlığın ne derecede farklı kapsamlarda değerlendirilebileceğinin kanıtıdır. Her bir başlığın zengin bir kaynakçadan beslendiği aşikardır.

Ricci İtalyan şehir devletlerinin yazılı materyallerini gayet iyi takip eder. Böylesine güçlü bir arşive rağmen tarih tasarımında çoğu zaman direkt alıntı yapmaktan kaçınır. Tarihsel kurgu manasında dozajı fazla kaçırmadan yorumunu ziyadesiyle iyi verir. Bazen siyasi tarih ve İtalyan şehir devletleri arasındaki ayrıntılı ilişkilerin anlatılması esnasında kantarın topuzu biraz kaçsa da kendi cephesi içerisinde düşünüldüğünde, yazarın bu tavrı kabul edilebilir. Esasında bu tarihsel söylemin siyasi birlikten uzak İtalya’nın yapısıyla ilgili olduğu bile düşünülebilir.

İtalya’nın siyasi yapısı kadar önemli olan bir olgu da İtalyan diplomasisidir. Papalıktan feyz alan İtalyan şehir devletleri üst düzey bir diplomasi yürütür. Güçlü devletler arasında filler arasında ezilen çim durumuna gelmek istemeyen devletlerin güçlüye dair siyasi tavırları diplomasiye ders olacak kadar başarılıdır. Aslında bu politik hareketlerin 4. Haçlı Seferi öncesi Lukas Notaras’ın söylediği “Konstantinopolis'te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim" sözüne gönderme olacak şekilde bir tavır olduğu görülmektedir. Benzer şekillerde Fransa’nın yanında Osmanlı tarafına geçen, ticari ilişkilerini önceleyen, hasım şehir devletine karşı güç elde etmek isteyen küçük feodaller Osmanlı tarafına geçmek ister. Ricci, bu manada bilinmeyenleri ortaya çıkarır. Hatta öyle ki Notaras’ın söylediği sözü gölgede bırakacak sözler okura ulaşır. Misal, 1508 yılında asılan bir isyancı “Rahiplerin yönetiminden ziyade Türklerin yönetimi iyidir” der. Yine Agnostino Vespucci (Floransalı Katip) 1501’de Machiavelli’ye yazdığı bir mektupta “Türklerin gerekli olduğunu” söyler. Eser bu açıdan Türk korkusundan ziyade Kilise korkusunun daha baskın olduğunu kanıtlar.

Her şeyden öte Türk tarihine olan bilinen bakış açısının tersini görmek açısından eserin önemli bir işlevi vardır. Aslında Türk tarih anlatısında karşı tarafa ilişkin tespitler çok azdır. Araştırmacılarımız düşman cephesinin içinde gezmeden, Türk’e Türk’ü anlatır. Ama Ricci, tüm yönleriyle karşı taraftan sözü alır. Bu nedenle tarihimizin iki kutuplu anlatısı birbirini tamamlamış olur. Misal Cem- 2. Bayezid çekişmesinin akisleri eserde bulunabilir. Bir anlaşılıp bir savaşılan Venedik’in siyasi oyunları fark edilir. Kanuni devrinde Fransa- Osmanlı birlikteliğini ortaya çıkaran etmenlerin geri planı anlaşılır. Bütün bunlar hakkında İtalyan şehir devletleri eşine az rastlanır tüyoları verir.

Eser en kıymetli tezini son bölümünde verir. Aslında bu tip bir eserde bu şekilde bir tezin ortaya çıkması şaşırtıcıdır. Ricci, Huntington’ın meşhur medeniyetler çatışması tezinin tarihi açıdan sağlam olmadığını öne sürer. Zira eserinde ortaya çıkan gerçekler, dini ve kültürel açıdan cepheleşen Doğu ve Batı’nın tam tersine hareket ettiği lehinedir. Ricci’nin incelediği 15 ve 16. yüzyıllarda din; tam manasıyla çatışma için bayrağı altına girilecek bir olgu değildir. Ayrıca bölgesel etkinlik açısından Akdeniz, çatışma teorisine güçlü bir karşıt alternatif oluşturmaktadır. İlerleyen satırlarda Akdeniz’in kaynaştırıcı yönünü vurgulayan yazarın görüşü ciddi manada çarpıcıdır. Akdeniz’i hep bölen hem birleştiren bir deniz olarak vurgulayan Ricci’nin sözleri eserinin özeti verirken, Huntington’ın yanılgısını gösterir mahiyettedir: “ Medeniyetler çatışmasını çoğunlukla savaşa odaklı olmasından değil de keskin sınırları çizdiği için eleştirdik. Topladığımız hikayelerin kendileri de bir çatışma hikayesidir ancak Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki kesin ayrıma saygı duymaktan ziyade bu hikayeler daha karmaşık ittifakları ve karışıklıkları çıkarır.”
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yapay Zeka Değerlendirmesi Bu yorum, Yapay Zeka tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Farklı Bir Bilim Kurgu...
Mülksüzler, Ursula K. Le Guin’in bilim kurgu ve politik felsefe temalarını birleştiren önemli eserlerinden biridir. Kitap, bir bilim kurgu romanı olmasına rağmen, genellikle politik ve sosyal konularla derinlikli bir şekilde ilgilenen okuyucu kitlesini hedefler.

Kitap, iki farklı gezegende geçen ve birbirleriyle ilişkili olan hikayeleri anlatır. Ana karakterlerden biri, yoksulluk ve baskı altında yaşayan Anarres adlı bir gezegende, diğeri ise zengin ve toplumsal ayrımcılığın bulunduğu Urras adlı bir gezegende yer almaktadır. Kitap, sosyo-politik sistemler arasındaki farklara vurgu yaparak, kapitalizm, sosyalizm ve anarşizm gibi konuları ele alır. Bilim ve bilimsel keşiflerin önemini vurgular ve bilginin paylaşımı için serbest bir ortamın gerekliliğini tartışır. İnsanlar arasındaki sürtüşmeler, güç hırsı ve çıkar çatışmaları kitabın temel konularından biridir.

Bu nedenle, tarihsel ve politik analizlerden ilham alan, sosyal adalet ve eşitlik hakkında düşünmek isteyen ve toplumsal yapıları eleştirel bir şekilde gözlemlemek isteyen okuyucular ilgi duyabilirler. Ayrıca, bilim kurgu severler ve alternatif toplumsal sistemleri merak edenler de bu kitaptan keyif alabilirler.



8
8
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Düşüncelerimi bir örnek üzerinden anlatmak isterim.
Daha önce kaplumbağa görmemiş olan bir topluluk bu varlığın ne olduğunu öğrenmek için bir piri faniye sorarlar. Bu kişide bu varlığın ne olduğunu bilmez ancak soru soranların gözündeki yerini de kaybetmemek için bir cevap vermek ister. En sonunda "bu böyle olur. Bundan doğan da böyle olur." diye cevap verir...Mustafa Kutlu'nun bu eseri de bana hayatta bazı şeylerin böyle olacağını üzerine çokta fazla düşünmeden kadere razı olmak gerektiğini salık verdi. Ne diyelim Mustafa Abi'nin dediği gibi "bu böyledir." Böyledir işte...
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  16
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anlatıcının annesizliği, sömürge yönetimi altında yaşayan bir yerli oluşu, erkekler dünyasında kadın olarak var olmaya çalışması, sevmek ve sevilmek sistemine normal sayılacak yerlerden dahil olamayan ruh rali… gibi özellikleriyle çok şey vaat eden bir roman. Ama okuma zevki olarak beni mutlu etmedi. Bipolar bir tonla yazılmış geldi bana, yüksek ve kibirli bir ritmi var, hem karakterin hem de yazı üslubunun… Çok mühendislik yapılmış izlenimi veren metinleri sevemiyorum, belki de bu dönemdeki bana hitap etmemiştir. Beğendiğim ve eğer kitapların altını çizme huyum olsaydı altını çizeceğim paragraf ve cümleler vardı ama tamamı için tekrar okurum diyemiyorum. Yayınlanacak diğer kitaplarını da okuyup yazarla ilgili derli toplu bir fikir sahibi olmak niyetindeyim. Türkçe’ye ilk kez çevrilen yazarlarla bizi buluşturan yayınevlerine teşekkürler :)
Yanıtla
11
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Baş ucunuzdan ayıramayacağınız bir set...
Masal dinleyerek büyüsek de bugün onların bir bölümünün pedagojik olarak çocuklara uygun olduğunu söylemek imkânsız. Doğu ve Batı masallarının en bilinenlerinin yer aldığı "Resimli Baş Ucu Masallarım" serisi, dinleyerek büyüdüğümüz masallardan oluşuyor. Ancak masalların bizim çocukluğumuzdaki yazınına göre gözden geçirilmiş “çocuğa görelik” kriterine göre seçilmiş olduğunu söylemekte fayda var.

Alaaddin’in Sihirli Lambası’ndan Rapunzel’e Çirkin Ördek Yavrusu’ndan Kırmızı Başlıklı Kız’a kadar en bilinen anlatıların yanı sıra Zencefilli Kurabiye Adam, Rumpelstiltskin ya da Kralın Yeni Giysisi gibi mizah yönü olan eğlenceli anlatıları da bir sette bulabiliyorsunuz. Peşine herkesi takıp sonunda bir tilkiye yakalanan Zencefilli Kurabiye Adam’ı yıllar sonra tekrar okumak beni gülümsetti.

Küçük yaş grubuna yönelik kitaplarda metinlerin az görsellerin yoğun olması gerektiğini düşünecek olursak masalların bol resim kullanılması çocuklar için kitapları daha cazip hâle getirdiği kanaatindeyim. Haylaz Keloğlan’ın diğerlerinin arasında olmayışına üzülsem de seri hitap ettiği yaş grubuna uygun eğlenceli bir seçki olmuş.

Anne sesinin eşlik ettiği bir masalın yerini ne doldurabilir ki? İnsanı uykuya yolcu eden o son cümlelerin ne olduğuysa oldukça önemlidir tabii.
Yanıtla
23
4
Destekliyorum  6
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarih Tekerrür Eder Derler..
Tarihsel olaylar bir milletin geçmişten günümüze ne gibi süreçlerden geçtiğinin izleridir. Milletler bu olaylar zincirini irdeleyerek çevresel faktörleri de dikkate alarak kendi yollarını belirlemeye çalışırlar."Zeytindağı" Osmanlı İmparatorluğu'nun son evrelerini ve Birinci Dünya Savaşı'nın karmaşası içinde Ortadoğu'daki güç savaşlarında topraklarını yitirmesinin canlı tanığı olan yazarından okuduğumuz önemli bir kitap.

"Tenha çöllerde Türklerin savaşını görmeyenler Türklerin kahraman olduğunu nasıl anlayabilir?...Irak, Çanakkale, Kafkasya, Galiçya ve Romanya cephelerinde her mevsime, her düşmana ve her iklime karşı savaşan bu cesur adamlar Herkül'ün on iki imtihanını verdiler."(s.158) Bu nedenle aile geçmişinizi sorguladığınızda bu topraklarda savaşmış bir büyüğümüze mutlaka rastlarız.

Günümüzde de aynı coğrafyada meydana gelen olaylar "Zeytindağı"nda Falih Rıfkı'nın anlattıklarından pek farklı değil. Kitabı önemli kılanda bu bence. Bu nedenle okunmasını özellikle öneriyorum.

Yanıtla
10
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Londralı bir ressam ile Fransız bir dilbilimcinin İrlanda’nın küçük bir adasındaki karşılaşmaları ve adalılarla olan diyalogları üzerine kurulu bir metin.Bu iki tip birbirine mesafeli ve bir arada durmaktan imtina etmeyi gerektiren karakterlere sahip.Metinde İngiliz sömürgesi olan İrlanda’nın bağımsızlığını kazanmasından önceki dönemde İrlanda-İngiltere arasında gerçekleşen savaştan bazı manzaraların sunulması ile birlikte savaştan uzak kalan ancak savaşın gölgesini hisseden ada bölgesinin yaşamı ele alınıyor.12 hanelik halkın savaşa olan yakınlıkları yalnızca radyodan aldıkları haberlerden ibaret. Kitabın ilk sayfalarında bu haberler birer sayfalık ara pasajlar olarak geçmekteyken, okuma ilerledikçe artmaya ve mecburen odaklanılması gereken acı bir portreye dönüşüyor.İşin üzücü yanı bahsedilen olayların ve ölümlerin aynı isimlerle gerçekte yaşanmış oluşu.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir