Onaylı Yorumlar

Yapay Zeka Değerlendirmesi Bu yorum, Yapay Zeka tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gece Yarısı Umuda Yürümek...
Matt Haig tarafından yazılmış ve yaşamda karşılaşılan seçimlerin önemini ve hayatımızı başka bir şekilde yaşama fırsatlarını keşfetmeyi anlatan bir roman.

Temel olarak hayatın anlamını, pişmanlıkları ve seçimlerin sonuçlarını keşfetmenin önemini ele alır. Kitap, çok etkileyici bir konuya sahiptir ve yaşamın anlamı, kayıp, ikinci şanslar gibi evrensel temaları ele almaktadır. Matt Haig, karakterleri gerçekçi ve duygusal olarak yazmayı başarır, bu nedenle okuyucuların kendilerine bağlanmalarını sağlar. Ayrıca, her bir alternatif hayatın kendine özgü bir hikayesi olduğu için roman oldukça ilgi çekicidir. Yazar, okuyuculara hayatlarındaki tercihlerin sonuçlarını düşünme fırsatı verirken, aynı zamanda umut ve ikinci şanslar hakkında da düşündürür.
Nora, bu kitapları ve gerçekleşen veya gerçekleşmeyen seçimlerin sonuçlarını keşfederken, kendi hayatının değerini ve pişmanlıklarıyla yüzleşmeyi öğrenir. Bu durum onun algılarını ve perspektifini değiştirirken, gelecek hakkında yeni bir umut verir.

Roman, yaşamın amaçlarına, seçimlerin sonuçlarına, pişmanlıklara ve ikinci şanslara odaklanan bir roman olduğu için özellikle yaşamın anlamını sorgulayan okuyucular için uygun bir seçimdir. Genel olarak, herkesin hayatın anlamı ve kendini keşfetme konularında bir şeyler bulabileceği bir kitaptır. "Gece Yarısı Kütüphanesi", sürükleyici bir kurguyla yazılmış olmasına rağmen, aynı zamanda düşündürücü ve duygusal bir okuma deneyimi sunar. Kitap, umut dolu bir mesaj verirken, yaşamda yapabileceğimiz değişikliklerin gücünü anlatır. Bu nedenle, okur için ilgi çekici bir seçenek olabilir.
10
8
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Suyun azalması ve medeniyetlerin değişmesiyle Susuz Çağ Medeniyetleri kuruldu. Medeniyetler 5'e ayrıldı herkes kendi sınırlarını yüksek duvarlarla ördü ve diğer medeniyetlerle ilişkilerini kesti.

200 yıl böyle yaşadılar ama suları yine tükeniyordu ormanda beliren bir çiçek 5 ırmağın adını taşıyan 5 çocukla akarsularla şelalelerin olduğu Arkadia'da amansız bir macera başlar. 5 çocuk yani Meriç, Göksu, Aras, Dicle ve Fırat medeniyetlerini yeniden suya kavuşturabilecek mi ?

Eser bize suyun ne kadar önemli olduğunu anlatıyor ve akıcı bir eser okumanızı tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ülkemizde belli bir süredir organize edilen Genel Türk Tarihi Çalıştaylarının IV.nün sonucunda hazırlanan bu kitapta 27 çalışma bulunmaktadır. Çalışma Prof. Dr. Orhan Doğan’ın ve Doç. Dr. Hikmet Demirci’nin editörlüğünde hazırlanmış.

Bu çalıştayda ve eserdeki önemli bir husus bulunmaktadır: “vefa”. Son yıllarda kaybettiğimiz Genel Türk Tarihçilerinden Mustafa Kafalı, Salim Cöhce, Abdülkadir Donuk ve benim de hocam olan Enver Konukçu’nun hayatları ve çalışmalarını anlatan birer bölüm yazılarak güzel bir vefa örneğidir. Bölümleri kaleme alan hocalarımızı tebrik ederken vefat eden değerli hocalarımızı rahmetle ve özlemle anıyorum.

Genel Türk Tarihinin güncel sorunlarının ele alındığı çalıştaydaki çalışmaların okuyucuya bu şekilde bir başucu kaynağı olarak sunan @selengeyayinevi ‘ne ayrıca teşekkür ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Osmanlı Dönemi Kırım Hanlığı" Konusunda Önemli Bir Başvuru Kaynağı...
Kıymetli okurlara yorumu sunmadan önce, yorumlama maksadıyla ele almış olduğumuz kitabın yazarını kısaca tanımakta fayda görüyorum: Vasiliy Dmitriyeviç Smirnov, 1846 yılında Astarhan’ın “Biryuçaya Kosa” köyünde dünyaya geldi. Babasının Ortodoks bir din adamı olması, onu Astarhan ve Perm’deki ruhban okullarına, ardından 1865’te Petersburg Ruhban Akademisi’nde yüksek teoloji eğitimi almaya yöneltti. Kısa bir zaman sonra, Petersburg Üniversitesi’nde Doğu Dilleri Fakültesi’nde öğrenim görmeye başladı. 1871 yılında Arap, Fars ve Türk dilleri bölümlerinden mezun olarak eğitimini tamamladı. Ayrıca, doğduğu bölgede Türkçe konuşan insanların yoğunluklu olması, onun Türkoloji çalışmalarına yatkınlığının önemli bir tesiriydi. Parlak bir akademik kariyere sahipti. Çağdaşları tarafından önemli bir Osmanlı Tarihçisi ve Türkolog olarak anıldı. Smirnov, 25 Mayıs 1922 tarihinde Petersburg’da öldü.

Ele almış olduğumuz bu eser, Smirnov’un 1887 yılında tamamladığı “XVIII. Yüzyılın Başına Kadar Osmanlı Hakimiyetinde Kırım Hanlığı” adlı çalışmasıdır. Ahsen Batur’un çevirisiyle 2016 yılında dilimize kazandırılmıştır. Smirnov’un bu eseri, okurların Kırım Hanlığı hakkında ilgi gösterdiği başvuru kitaplarından biri olarak listelerde yer alır. Görüntü itibariyle epey hacimli olan bu eser, aynı hacmi içeriğinde de sunuyor. Nitekim Kırım Hanlığının oluşum sürecinden başlayarak Osmanlı idaresine geçişi ve ardından Rusya tarafından ilhak edilişine kadar olan dönemi ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Yazıldığı dönem itibarıyla, bu konu üzerine Ruşça dilinde kaleme alınan en kapsamlı eser olması, bu çalışmayı literatürde de ayrıca değerli kılıyor. Kırım bölgesinin genel özelliklerinin tanıtıldığı bir giriş bölümü ile Kırım bölgesinin tarihsel gelişimine de geniş bir girizgah yapıldığı görülmektedir. Böylelikle okuyucunun hafızasına Kırım’ın genel bir tasviri yerleştirilmiş oluyor. Eserin ilk bölümüne gelindiğinde, Türk halklarının Kırım’a geliş süreci ile Kırım’da bir hanlığın kurulmasına kadar olan süreç derinlikli bir şekilde ele alınıyor. Hatta Kırım sözcüğünün kökeni meselesine de bu bölümde değinildiği görülmektedir. Bu bölümde Smirnov, “(…) Ancak tarihi-coğrafya sahasında onların da sahip oldukları bilgiler muğlaklık açısından diğerlerinden farklı değildir. Yine de Osmanlı Türklerinin verdikleri bilgileri küçümseyemeyiz. Eğer muahhar Türk tarihçi ve coğrafyacıları kendi zamanlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun bir vassalı durumundaki Kırım Hanlığının toprak mesahası hakkında tam bir malumata sahip değilseler, kendilerinden önce bu topraklarda bulunan ve burada yaşayan Tatarlarla tanışan Selçukluların çok fazla bir şey bilmemelerine şaşılacak bir şey yoktur.” (s.60) ifadesiyle dönemin Osmanlı tarihçilerine bir tenkitte bulunuyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise, Hanlığın kuruluşunun ardından yaşanan iç bunalımlar ve çevresiyle kurulan siyasi temaslarına da değiniyor. Özellikle de Osmanlı İmparatorluğu ile olan temaslarını iyi bir şekilde işliyor. Böylelikle Hanlığın Osmanlı İmparatorluğu ile arasındaki ilişkilerin olumlu ve olumsuz taraflarını iki ayrı pencereden yansıttığı anlaşılmaktadır. Kırım’da bulunan siyasi oluşumların akıbetinin tamamıyla Konstantinopolis’teki gelişmelere bağlı olduğu vurgusu, Kırım’ın Osmanlı İmparatorluğu ile kurduğu temasların derinliğini açık bir şekilde aktarmaktadır. Konstantinopolis’te yaşanan siyasi değişimlerin yankılarının aynı şiddetle Kırım’da hissedildiği anlaşılıyor. Esas itibariyle Kırım’ın varlığı boyunca yaşanan sarsıntılı siyasi atmosfer, bağımsızlığının önündeki en büyük engeldi. Nitekim bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun bölge hakimiyetinin zayıflaması ve aynı süreçte Rusya’nın Kırım’ı kontrol etmek amacıyla baskılarını artırmaya başladığı o yoğun dönemi, zamanın tarihçilerinin değerlendirmelerine de yer vererek okuyucunun zihninde bütün ayrıntılarıyla resmediyor. Bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında Kırım’ın kontrolü üzerine bir dizi savaş yaşanmaya başladı. 1774’te, Osmanlı İmparatorluğu ile Ruslar arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kırım’ı tamamen Rus etkisine bırakmasını önceliyordu. Bu antlaşma, Kırım’ın Osmanlı idaresinden çıkışında önemli bir dönemeç olarak görülüyordu. Smirnov’a göre, Kırım meselesi baştan beri Şahin Giray’ın hatalarından kaynaklanıyordu ve yerli halkın ona karşı takınmış olduğu olumsuz tavır da bu süreci hızlandıran en kritik nedendi. Eserin son bölümünde de Kırım’ın Rus kontrolü altına giriş sürecini ele almasının ardından Giray ailesinin akıbetine yer vererek cümlelerine son veriyor.

Eserin dili, okuma süreci boyunca keyif veren bir akıcılığa sahipti. Ayrıca bölümler arasında verilen Kırım ve Kırım Hanlarının görselleri de eserin zenginliğine zenginlik katıyor. Hacmine rağmen verilen her detay ile kaliteli bir okuma konforu sunuyor. İncelemeyi bahane ile, bu kitabın çevirisini üstlenerek kitaplığımıza katkı veren değerli Ahsen Batur’u minnet ve rahmetle anıyor; bir teşekkür ve tebriği de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na sunuyorum. Daha nicelerini yayınlaması dilekleriyle…
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Toros’ta Her Çalı Bir İnce Memed Olmuştur...
Yaşar Kemal, "İnce Memed" serisinin bu üçüncü kitabında destansı anlatımını devam ettiriyor. İnce Memed’in, ikinci cildin sonunda Ali Safa Bey’i öldürmesinin ardından bu ciltteki olayların akışı başlıyor. Bu ciltte şöyle bir farklılık var: Okur olarak İnce Memed’i kitabın neredeyse yarısına kadar görmüyoruz. Bu bir taraftan avantajken diğer taraftan bir dezavantaja dönüşüyor. Şöyle avantaj: Diğer ana karakterlerin hikâyesine daha çok değiniliyor ve daha derinlemesine inceleniyor o karakterler. Mesela romanın belki de ikinci önemli karakteri Murtaza Ağa’yı daha yakından tanıyoruz ki Murtaza Ağa’lı bölümleri oldukça ilgi çekici yazmış yazar. Şöyle diyor sanki Yaşar Kemal: Ben sadece bir karakter üzerine bir roman inşa etmedim, irili ufaklı rolleri olan karakterlerle bir destan inşa ettim. Dezavantaj ise şu bu durumla ilgili: Doğal olarak İnce Memed’li kısımlar daha merak ettirici ve daha akıcı oluyor. İnce Memed’in olmadığı kısımlar biraz daha durağan diyebiliriz. Öyle ki ben ilk yüz sayfayı çok zorlanarak okudum. Yüzüncü sayfadan sonra akıp gitti roman.

Okurlar arasında şöyle bir inanış var: “İnce Memed sadece ilk cilttir, diğerleri zorlamadır. Serinin kalitesi her ciltte biraz daha düşmüştür.” Ben bu inanışa çok katılmıyorum. Evet, ilk cilt çok iyiydi ama en azından bu üçüncü ciltte Yaşar Kemal ustalığını daha iyi konuşturmuş. Sadece merak unsurunu işe koşmamış aynı zamanda toplumsal bir roman yazmış Kemal. Hatta en çok bu ciltte yazarın dünya hakkındaki, adalet hakkındaki fikirlerini görüyoruz. Sadece fikirlerini karakterlere söyleterek okura yansıtmamış, onların davranışlarını da bu yönde oluşturmuş. İyiyle kötüyü, adaletle adaletsizliği, insanların çıkar için ne kadar alçalabileceğini net görüyoruz okur olarak.

Okur olarak şöyle bir sıkılganlığım oldu. Roman diğer iki cilde göre çok uzun. Yani Yaşar Kemal 629 sayfayı daha kısaltabilirdi. Bu biraz yoruyor okuru. Dördüncü cilt daha da uzun. Bu ciltler daha kısa olabilirdi. O zaman bence daha vurucu olurdu.

Ben birçoklarının aksine Yaşar Kemal’i Türkiye’nin en iyi romancısı olarak görmüyorum. Çok satmak en iyi olmak anlamına gelmiyor. Ama bu onun romanlarının niteliğine gölge düşürmez. Yaşar Kemal İnce Memed’i en iyi romanı olarak görmese de en bilinen romanı. Bu bilinirliği de hak ediyor bence.

Yanıtla
3
2
Destekliyorum  1
Bildir
Yapay Zeka Değerlendirmesi Bu yorum, Yapay Zeka tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çaresizlik ve dayanıklılığa yolculuk...
"Körlük", José Saramago'nun 1995 yılında yayımlanan ve 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen romanıdır. Roman, bir tür salgın hastalık olan beyaz ışığa karşı görme yetisini kaybeden insanların hikayesini anlatır.

"Körlük", insanların ve toplumun karanlık bir gelecekle nasıl başa çıktığını, insan doğasının ne kadar kırılgan olduğunu, güven, dayanışma ve insanlık değerlerinin ne kadar zorlanabileceğini konu edinir. Roman, aynı zamanda güç ve iktidarın nasıl kötüye kullanılabileceği, insanların kendi çıkarları uğruna nasıl başkalarının hayatını riske atabileceği gibi evrensel konuları da ele alır.

"Körlük", toplum, politika ve insan doğasıyla ilgilenen, derinlikli ve kapsamlı bir roman okumak isteyen okuyuculara hitap etmektedir. Roman, karanlık bir ortamda insanlığın nasıl ayakta durmaya çalıştığını, hangi zorluklar ve tehditlerle karşılaşıldığını anlatırken, okuyucuyu da düşündürür ve sorgulama fırsatı sunar.

José Saramago'nun yazım tekniği, diyalogsuz ve sınırsız bir akıcılıkta ilerleyen uzun cümleler ve paragraflar kullanarak karakterlerin düşüncelerini, duygularını ve olayları aktarmaktır. Roman boyunca tırnak işaretleri veya diyalog işaretlemeleri gibi geleneksel yazım kurallarına bağımlı olmaksızın karakterlerin sözlerini ve düşüncelerini birbirinden ayırt etmeden akıcı bir anlatım tekniği kullanılmıştır. Bu yazım tekniği, okuyucuya olayları ve düşünceleri daha organik bir şekilde deneyimleme imkanı sunar ve Saramago'nun kendi kendine soru sorma ve analitik bir üslup kullanmasını sağlar. Bu, romanın okunması sürecinde bazen biraz zorlayıcı olabilir, ancak aynı zamanda Saramago benzersiz ve etkileyici bir üslup sergilediği için dikkat çekici kılar.
24
7
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sabır Taşı ince hacimli ama granit gibi kitap. Ne zamandır baskısı yoktu, çıkmasını dört gözle bekliyordum. Daha önce filmini izlediğimden nasıl bir hikâyeyle karşılaşacağımı biliyordum. Filmler mi yoksa kitaplar mı denilince bu romanda da olduğu gibi galip her daim kitaplar. Afganistan'da yaşananların çarpıcı gerçekliğini şimdiki zaman dili ve gözlemci üçüncü şahıs anlatıcıyla geriye dönüş tekniğini de kullanarak anlatmış Rahimi. Delirmek ile yaşamın buzdan yüzü arasında sıkışıp kalan felçli kocasını kendi ifadesiyle bir sabır taşına dönüştüren kadının hikâyesi çok çarpıcı. Yakın zamanda kaybettiğimiz Volkan Yalçıntoklu'nun çevirisi de yazarın anlatım dili de harika. Kitap yalnızca 104 sayfa belki ama okura tokat üstüne tokat atıyor.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle yeni Müslüman olmuş biri olarak söylemeliyim ki kitaptaki delilleri gayet tatmin edici ve güzel buldum. Fakat bu kitabı okurken -özellikle gayrimüslimlerin- zihinlerinizde Kuran’ın değiştirilip değiştirilmediği konusunu kapatmak elzemdir. Bunu yapmak için Dr. Altay Cem Meriç’in Peygamberliğin İspatı kitabı ve Tayyar Altıkulaç’ın Mesahif-i Kadime isimli eserlerini evvelden okumanızı tavsiye ederim. Böylesi vesveselerin yahut kuruntuların önüne set çekmek için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Velhasıl her deist/agnostik/ateist dostların okumasını şiddetle tavsiye ettiğim bir eserdir. Allah razı olsun müellifinden..
Yanıtla
21
8
Destekliyorum  19
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Imparatorluğun Çöküşü
Yazarımız Falih Rıfkı Atay'ın kendi yaşamını konu aldığı "Zeytindağı" Osmanlı Devleti'nin son döneminde, subay göreviyle Cemal Paşa’nın karargahına yani Zeytindağı’na gitmesiyle anılarına başlar. Burada yaşamış olduğu olaylar ile Cumhuriyetin ilk dönemini, Osmanlı Devleti'nin nasıl birkaç kişinin elinde kukla olduğunu okuyucularına süper bir dille aktarır.

Yazarımız Zeytindağı'nda Cemal Paşa, Talat Paşa ve Enver Paşa'yı da anılarına katarak, onların tavırlarıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti hakkında düşüncelerini gözden geçirir.

Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları daha açık ve net bir şekilde görebilmektedir. Suriye, Filistin ve Hicaz’da yaşamış oldukları olaylar ile bir dönem İmparatorluk olan Osmanlı Devleti yok olmaktadır.

Kitapta o dönem o kadar güzel anlatılıyor ki... Örneğin; Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve maddiyatlarına egemen olunamamıştı. Hatta Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştı. (s. 84)

“Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.” Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu.(s. 117)

Filistin topraklarının daha önceden alınmak istendiğinin kanıtı olan ve "100 Temel Eser" olarak bilinen bu eseri herkesin okumasını tavsiye ederim...

Şimdiden keyifli okumalar...
Yanıtla
12
0
Destekliyorum  5
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ocak 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı eşim alıp okudu, hatta imzalatmak için yazarının söyleşisine bile katıldı. Bu yılın ilk romanı olarak da okuyayım dedim, üç gün içinde de bitirdim. Yazar, kitabının sonunda yapılan kısa söyleşide kitabını 12 yılda tamamladığını söylüyor, ilk ve tek kitabı olan yazar bana göre tam 12'den vurmuş. Romanın baş kahramanı Ömer şahsında İstanbul'u, İstanbul'da yaşayan ama bodrum katlarda yaşamak zorunda kaldığı için İstanbul'u yaşayamayan insan hikayelerini yer yer duygusallığın ve hüznün sınırlarını zorlayarak anlatıyor. Edebi ve insan psikolojine ait ifadeler, tahliller çok güzel. Son yıllarda okuduğum en iyi romanlardan biri. Roman sevenler kaçırmasın derim. Bu kitabın çoktan ikinci ve birçok baskı yapması gerekirdi, ama popüler olmak zaman istiyor demek ki. Yazarın ikinci kitabını sabırsızlıkla bekliyorum.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  3
Bildir