Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günün İlk Işıkları
Daha önce Japon yazar Osamu Dazai’nin intiharından evvel yazdığı son romanı İnsanlığımı Yitirirken’i okumuştum, kendisinin öykü derlemesi Günün İlk Işıkları da, aslında ilk eseri kabul edilen uzun öyküsü Anılar ile başlıyor. Başı ve sonu bildiğime göre, sanırım bundan sonraya aradaki yılları doldurmak kalıyor. Gerçi kendisi 39 yaşında hayatına son verdiği için, arada çok da bir zaman yok gibi.

Dazai’yi Mişima’ya çok benzetiyorum ki zaten Mişima da kendisini çok severmiş, benzer bir karanlığın içinden yazıyorlar. Bu kitaptakiler de insanın en bayağı, en aşağılık, en tekinsiz yanlarına bakan öyküler ve mevzubahis insan da sıklıkla kendisi. Çoğu otobiyografik unsurlar taşıyan bu öykülerde çok acımasız şekilde didikliyor kendini.

1909-1948 arasında yaşamış ve iki büyük savaşı da deneyimlemiş olan Dazai’nin öykülerinde özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın Japon toplumunda sebep olduğu yıkımın izlerini görmek mümkün. Toplumsal yıkım diyorum çünkü bu savaşın Japon ulusal kimliğinde yarattığı dönüşüm çok büyük ve sarsıcı, okuduğum tüm Japon yazarlarda aynı izleği görüyorum. Tarif etmesi güç bir şey, savaştan sonra fena halde kendi içine kapanan bu toplumun bireylerinin kendilerine karşı duydukları bir tuhaf öfke ve aşağılama var ama bir yandan da ona eşlik eden bir ulusal gurur da var, bu çelişkiler arasında savrulan bir ruh hali hakim topluma ve uzun yıllar bunun içinde yaşıyorlar.

Ancak bu öykülerde beni en çok etkileyen şeylerden biri modernlikleri oldu. Sanki yüzyıl başında değil de sonunda yazılmış gibi hissettim okurken, Dazai’nin dili yer yer fena halde müstehzileşiyor, o dönemde çok da yaygın olmayan bir üslup bu aslında, buraları şaşkınlıkla okuduğumu söylemem lazım.

Bence Dazai’yi anlamak ve tanımak için iyi bir başlangıç kitabı olabilir bu derleme. Kendisini tüm çirkin taraflarıyla çırılçıplak önümüze koyduğu için yazarı sevmek kolay olmayabilir ama öykülerin çok lezzetli olduğu muhakkak. Fuji Dağı’nın Yüz Manzarası ve Bir Ev Köpeğinin Hikâyesi en sevdiğim öyküler oldu. Kuzey Baykal’ın çevirisi de ayrıca müthiş.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sayfa Sınırları İçinde & Yazmanın ve Okumanın Zevki Üzerine Sohbetler
Daha önce Elena Ferrante hiç okumadım, tuhaf bir direncim var kendisine karşı, bazen oluyor böyle. Ama okuyacağım, vallahi. Napoli’ye gitmeye de hazırlanırken bir yerinden tanışayım artık dedim ve bu minik kitaba gitti elim. Ferrante’nin kamuya açık ders olarak topluluk önünde okumak üzere kaleme aldığı ancak daha sonra pandemi nedeniyle veremediği derslerin metinleri bunlar. Kitabın kapağında “Yazmanın ve Okumanın Zevki Üzerine Sohbetler” diyor - ancak açıkçası okumaktan çok yazmak üzerine akıl yürütüyor Ferrante, biraz yanıltıcı gibi bu başlık.

Hem de epeyce derinlikli bir akıl yürütme. Ben kendisinin eserlerini okumadığım için özellikle kendi kitaplarına referans verdiği, onları kurgularken ve yazarken yaşadığı süreçleri anlattığı bölümlerde biraz zorlandım açıkçası ama bir yandan da kitaplara duyduğum merakı artırdı, önyargılarımın biraz kırılmasını sağladı, iyi oldu sanki.

Bu kitapta öğrendiğim ve beni vuran bir kavram oldu, sırf bunun için bile okunurmuş, “zorunlu öteki” kavramı. Sevdiğim romanların zorunlu ötekileri üzerine düşünürken buldum kendimi, Ferrante’nin kendi karakterlerini yaratırken bu kavramdan nasıl faydalandığını okumak da ayrıca ilginçti.

Metin bir noktada Getrude Stein’ın Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü kitabına varıyor. Geçtiğimiz aylarda Jeanette Winterson’ın Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın’ında da bu kitabın bahsi uzun uzun geçiyordu, kitaba dair duyduğum merak katmerlendi, onu da sipariş ettim, tez zamanda okumam gerektiğine dair güçlü bir dürtü duyuyorum - hatta Ferrante “Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım” kitabını Stein’ın yazdıklarından ilhamla isimlendirmiş, öğrenmiş oldum.

Bir de - metnin her yerine sinmiş kadın olmak meselesi de ayrıca önemli bence. En baştan itibaren sırf bir kadın olduğu için yazdıklarının yeterince iyi olmayabileceği endişesini taşımasını, yazarken hep bir erkeğin eleştirel sesini duyduğunu dürüstçe anlattığı kısımlar çok güzeldi; ne çok kadın yazar yaşadı bunları ve maalesef hala yaşıyor.

Güzel, ufuk açıcı bir tanışma oldu velhasıl. Ben buradan devam ederim artık Ferrante’ye bu sene.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Manuel'in Kitabı
Cortazar'a nereden başlamak gerektiği sorusunu daha evvel uzun bir videoyla yanıtlamıştım, o zamanlar Manuel'in Kitabı henüz dilimize çevrilmemişti, dolayısıyla orada bu eserden bahsedememiştim. İzninizle şimdi de Cortazar okumaya nereden başlamamalı sorusunu yanıtlamak istiyorum: işte buradan!

Seksek'i yalayıp yutmuş biri olarak söylüyorum, ondan bile zor, çok çok daha zor bir metin Manuel'in Kitabı. Cortazar biyografisinde karşıma çıkmıştı bu kitap, dolayısıyla biliyordum tuhaf olduğunu ama bu kadar da tuhaf beklemiyordum. Kötü asla değil, Cortazar gibi bir zihnin yazdığı herhangi bir şeyi kötü bulabilmem imkansız zaten ama sahiden müthiş zor bir metin.

Manuel, Paris’te yaşayan Latin Amerika kökenli bir bebek. Adına bir kitap yaratanlar da ona daha iyi ve daha eğlenceli bir dünya kurmak isteyen büyükleri. Bu büyükler, ki aralarında Manuel'in anne-babası Susana ve Patricio da var, aynı zamanda Paris'te yaşayan Latin Amerikalılardan müteşekkil La Joda isimli bir sosyalist örgütün üyeleri. Roman, La Joda üzerinden Latin Amerika’nın o dönemdeki politik durumuna odaklanıyor, hem dönemin diktatörlüklerine, hem de o rejimlerden kaçıp Avrupa'ya sığınmış göçmenlerin hayatlarına bakıyor.

"Cortázar’ın politik düşüncesini ve edebi çalışmalarını bir arada anlamak için eşsiz bir deneyim" diyor arka kapakta, tamamen katılıyorum ama bu tam bir Cortazar'dan çıkış romanı olmalı kanımca - bitirme tezi hatta. Çünkü deneyselliğin sınırlarını zorluyor yazar burada. Çok fazla metafor, çok fazla analoji var, öykü sık sık örgüt üyelerinin birbirlerine okudukları dönemin -gerçek- gazete haberleriyle kesiliyor (bunlar işte, Manuel için hazırlanan kitabın içine giriyorlar), asla doğrusal kurmuyor anlatısını.

Pek çok Latin Amerikalı yazarın aksine, üstelik epeyce siyasi biri de olmasına rağmen eserlerinde kıtasının sorunları ve siyasi çalkantılarına pek yer vermeyen Cortazar'ın bir nevi bu "eksiğini" kapama projesi Manuel'in Kitabı. Besbelli ki büyük bir proje, okurundan da bu emeği ve sabrı bekliyor, istiyor, karşılığını da veriyor. Ama öyküyü takip etmek için ciddi bir emek gerektiğini yineleyeyim: Cortazar'la aşırı içli dışlı olmaya hazırsanız buyrun.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalan-Roman
Çok zor kitap, çok güzel kitap. Kesinlikle Romain Gary’e başlangıç kitabı olmamalı, ondan eminim. Gary’nin birkaç kitabında kullandığı mahlası olan Emile Ajar’ın kendini tımarhaneye kapatmasının öyküsünü okuyoruz. Yazarın tüm kitaplarında gördüğümüz toplumsal eleştirileri en açık biçimde yaptığı eseri diyebiliriz sanıyorum. Ve yine diğer eserlerine serpiştirdiği türlü delilikleri, absürtlükleri bu kitapta üzerimize boca etmiş – kitabın tamamı koca bir şaka gibi. Modernitenin insana ne yaptığını anlatan bir şaka; kelime oyunlarıyla dolu, hatta belki kitabın tamamı bir kelime oyunu. “Normal”i, normal olma zorunluluğunu, yazma dürtüsünü, görünürlüğü, gerçekliği, ikiyüzlülüğü, adaleti sorguluyor yazar. Bildiğimiz her şeyi allak bullak eden bir acayip metin. Gary’nin 20’lerinde yazmaya başlayıp yaklaşık 45 senede tamamladığı bu kitabı anlamak ve sevmek için kendisini tanımak; kafa karışıklıklarına ve dünyayla derdine dair bir ön fikir sahibi olmak gerekir diye düşünüyorum. “İskemlelerden özellikle korkuyorum, çünkü biçimleri bir insan yokluğunu çağrıştırıyor.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?
Çok tatlı kitap, baya tatlı yani. Alain de Botton çok neşeli ve esprili bir “Marcel Proust Kullanım Kılavuzu” yazmış resmen. Kayıp Zamanın İzinde’yi okumadan da okunabilir ön hazırlık gibi ama ben okuduktan sonra bunu okuduğum için ayrıca keyif aldım, eski bir arkadaşla buluşmak gibi bir şey oldu. Sadece Proust değil, kitap okumanın insana ne yapacağına dair de bir sürü şey var içinde. Hem biyografi, hem eleştiri, hem rehber gibi, çok özgün bir kitap olmuş. Sevdim, arz ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kayıp Kitapların İzinde
Çok tatlı bir küçük kitap "Kayıp Kitapların İzinde". Everest'in bu denemeler serisini pek seviyorum, benim gibi edebiyata dair okumayı pek de sevmeyen biri için bile çok lezzetli eserler seçiyorlar. Bu kitap da böyle sanatın içinde aşırı anlam arayan, yapısökümle eser didikleyen ve sevmediğim türde denemelerden oluşmuyor neyse ki.

Varlıklarından bir biçimde haberdar olduğumuz (bir yerde adı geçmiş, yazar bir arkadaşına söz etmiş vs.) ama artık ortada olmayan kimi kitapların / taslakların izini süren metinler bunlar. Hemingway'in trende çalınan bavulundaki romandan Sylvia Plath'ın ölümünden sonra Ted Hughes'un "kayboldu" dediği romanına, Gogol'ün ölümünden önce yaktığı Ölü Canlar'ın ikinci cildine dek edebiyat tarihinin kaybolarak mitleşmiş kitaplarının öykülerini anlatıyor Giorgio Van Straten.

Bu kitaplar iyi kitaplar mıydı, kaybolmasalar edebiyat tarihinde nasıl bir itibarları olurdu, onları sihirli yapan artık olmayışları mı? Bu soruyu da soruyor yazar: "Ya beni zapt eden tutku, bu kayıp kitaplarla karşılaştığımızda hepimizi zapt eden o tutku, Proust'un tasvir ettiği âşıkane tutkuyla aynı köklere sahipse? Peki ya, bir zamanlar var olan fakat artık elimizde tutamadığımız bir şeyin düşüncesiyle birlikte gelişen dürtü ve melankoli ile merak ve büyülenmenin birleşimi bir duyguyu haklı çıkaran bu imkansızlık ihtimalinin ta kendisiyse? Bizi büyüleyen boşluğun ta kendisi olabilir mi? Çünkü o boşluğu, noksan olan şeyin hayati, mükemmel ve benzersiz olduğu kanısıyla doldurmak mümkündür."

Eh, haklı sorular. Bildiğimiz şekliyle söyleyeyim: "kavuşamayınca aşk mı olur, acaba?" diyor aslında yazar :) Belki öyle, belki değil ama yine de benim için pek leziz bir okuma oldu bu. İz sürme hikâyelerini severim, izi sürülen şey kitaplar olunca daha da çok severim.

Bonus: Bunu seven, C.D. Rose'un, kayıp kitapların izini sürerken kendi kaybolan bir yazarı anlattığı "Herkes Başka Biriyken Kim Kimdir" romanını da sever. Oradaki soru burası için de geçerli bence, onunla bitireyim: "Hakikat nerede sona erer, kurmaca nerede başlar? Kurmacanın hakikate karşı nasıl bir ahlaki sorumluluğu vardır?"
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hazlar ve Günler
Çok seviyorum Proust seni ya. Ruhumun her yerini okşadın geçtin yine, teşekkür ederim. Kelimelerindeki zarafete, sihre, yumuşaklığa, özene bayılıyorum. “Hazlar ve Günler”in bazı bölümlerini “Kayıp Zamanın İzinde”den bile daha çok sevdim diyebilirim. Bir daha, bir daha okumak, her okuduğumda başka bir yerini yakalamak, başka bir yerimden yakalanmak istiyorum. Bu da işte böyle tenime dokunan dingin bir su gibi bir kitaptı. “Daha az üzüldüğü için üzüldü, sonra bu üzüntü de geçti. Sonra bütün üzüntüler geçti gitti, hepsi; hazları göndermeye gerek yoktu, onlar zaten uzun zaman önce, başlarını çevirip bakmadan, ellerinde çiçekli dallarıyla, kanatlı topuklarıyla kaçıp gitmişlerdi; kendileri için yeterince genç olmayan o evden kaçmışlardı.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalın Tutku
Çok sevdim, yine. Ernaux hiç üzmüyor. Bu kitabı anlayamamayı, yadırgamayı arzu ederdim fakat anladım maalesef. Tutku ve saplantı arasındaki zaman zaman farkına bile varmadığımız incelikteki çizgiyi enfes anlatmış, her zamanki gibi kendine karşı acımasızlığa varan bir dürüstlükle yazmış Ernaux. Saplantıya evrilme potansiyeli taşıyan tutkunun sıklıkla insana “bu ben değilim, dönüştüğüm şeyden nefret ediyorum” dedirten şeyler yaptırma gücünü, “hazzı gelecekteki bir acı gibi yaşamayı” 50 sayfada mükemmel biçimde özetliyor yazar. Bu kitabı bir genç kızken okumuş olmayı çok arzu ederdim. “Kaç kez seviştiğimizi hesaplıyordum. Her defasında ilişkimize bir şeyin daha eklendiği hissine kapılıyordum, fakat bizi birbirimizden kesinlikle ayıracak olan da bu jest ve haz birikimiydi. Bir arzu sermayesini tüketiyorduk. Fiziksel yoğunluk düzeyinde kazanılan, zaman düzeyinde yitiriliyordu.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İşitiyor musun Memet?
Çok sevdim bu kitabı. Biraz ağlayarak okudum, yalan değil. (Ölüm ve yas beni hala çok zorlayan konular zira.) Sibel Oral çok acayip bir yolculuk yapmış Mehmet Hikmet’le beraber. Mehmet Hikmet’in peşinde demiyorum, çünkü bence düpedüz beraber gitmişler o yolları. Şehirler, duygular, belki de evrenler arası bir yolculuk. Memet, tanımlaması, kategorize etmesi zor biriymiş, ele avuca sığmaz bir yanı varmış ‑ bu kitap da öyle, bir roman değil, bir biyografi değil, bir deneme değil ‑ yahut hepsi. Açıkçası kitaba başlarken bu kadar kişisel bir şey okuyacağımı düşünmüyordum, daha ziyade klasik bir biyografi bekliyordum, fakat karşıma bambaşka bir şey çıktı, katman katman açılan, zenginleşen bir anlatı. Memet’i (Nazım Hikmet’in oğlu olanı değil ama, bizzat Memet’i) tanımak için herkes okusun çok isterim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öyküler
Çok seneler önce okuduğum öykülere yeniden uğramak iyi geldi, bazı şeyleri unutmuşum, bazı detaylarsa kafama kazınıvermiş onu fark ettim. Marquez her zamanki gibi, canım benim. Sadece gözümde bu kadar canlanmış mekânların ve insanların çizimlerini görmek biraz acayip geldi – kimi zihnimdekinden çok farklıydı çünkü. Aslında Marquez gibi kelimeleri ışıltılı, renkli, hatta kokulu yazarların daha önce okuyup imgeleminizde yer etmiş eserlerinin resimlendirilmiş versiyonlarını okumak riskliymiş, onu anladım. Sanki sevdiğiniz bir kitabın sinema uyarlamasını izlemek gibi – “aa ama ben bu küçük kızı daha başka hayal etmiştim” diyor insan. Çizimler bana hayalimdekinden daha karanlık geldi – ama mesela Yüzyıllık Yalnızlık’ın 50. Yıl özel baskısındaki çizimler öyle hissettirmemişti, onlar tam da aklımdaki gibiydiler. Neyse evet, böyle. Yine de Marquez’e tatlı bir başlangıç kitabı olabilir bu.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir