Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Murat Gülsoy'ın farklı bir tarzı var. Postmodern bir yazar ve entelektüel bir akademisyen. Ama her romanı her eseri farklı. Ayfer Tunç ile ortak projelerinden ötürü birinin adını duyduğumda diğeri aklıma geliyor.Tarz olarak elbette farklılar. Yazarın bu eseri güzel ve yazarın eserlerini merak edenler için bu eserden başlamak okuyucuda yazarla ilgili pozitif etki yaratabilir. Belki bir iki eserine şans vermek iyi olur. Gölgeler ve Hayaller Şehrinde vb. gibi.Fakat Nisyan eseri ile başlarsanız yazarı anlamayabilir ve artık okumak istemeyebilirsiniz.Aklınızda soru işaretleri varsa bir kitapçıda biraz incelemenizi öyle almanızı tavsiye ederim.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap, lise felsefe derslerinde değinilen (en azından ben lise çağlarımdayken değiniliyordu) panteizm inancını merkezine alarak tasavvuf inancının temeline odaklanıyor. Tasavvufa dair kulaktan dolma bilgilere ve yerleşik, sorgulanmamış, dogmatik tasavvuf algısına savaş açıyor adeta. Kolay okunan bir eser. Yazarın dili de gayet eğlenceli. Yazara sosyal medyadan vs. aşina iseniz kitabı okuma deneyiminiz özellikle daha hoş bir hâl alıyor.

Müslüman olma yolculuğumu zamanında zorlaştırmış olan zihniyet bozukluğunu çok güzel kelimelere dökmüş bir eser. Eserin dili bir nebze profesyonellikten uzak gelebilir bazılarına fakat samimi bir dilde yazıldığından kimse şüphe edemez. Yazarın yer yer öfkeli bir hâl almasını ise samimi bir inanan olmasına ve dine dair yalan ve iftiralarla dolu bir dünyada yaşamamıza veriyorum, zira ben de benzer öfke hâllerine iç dünyamda yer yer kapıldım ister istemez.

İyi okumalar.
Yanıtla
19
5
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ankara. Kıtır, Tunalı, Kuğulu Park ya da Dost. Bir yerlerde onunla denk gelme ihtimaliniz çok yüksek. Ama ben bu buluşmaları hep öteleyen taraftayım.

Biliyorum daha fazla seveceğim kitaplarını. Onu tanıdıktan sonra. Biliyorum daha fazla anlam taşımaya başlayacak kitapları bende. Onu tanıdıktan sonra.

Kitap fuarında da kaçırdık buluşmayı. Neyse.

Telef’e gelelim. Nahif bir eser elinizde. Cumartesi’lerin yalnızlığına iyi niyetli mesajlar var burada. Anneler.

Anlatılar kısa; ama adımlar net. Yukarıda söyledik. İyi niyetli olanlar. Acı fazlasıyla. Seveceksiniz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Geleneksel yazı, yazar, anlatı, anlatıcı, kişilik, öykü kavramları da bir bir değişikliğe uğratılıyor Gece’nin söylem serüveninde.” ifadelerini kullanıyordu Akşit Göktürk giriş yazısında.

Aslında Karasu’nun yazınında sıkça rast geldiğimiz bir hal bu. Üzerinde uzun uzun düşünülüp yazılan metinler ya da parçacıklar. Gece ise bunu örnekleyen öncül metinlerden.

Her kalemde vardır biraz anlaşılmak tasası; ama sanki burada kayıplarda o tasa.

Hani ‘usta işi acemilik’ diyor ya Karasu. Bunu derken dilini de yorumlayacak pekala:
“Benim dilim çiçek dermek üzere eğilip kalkan bir gövdenin yumuşaklığına, dalgalanışına ulaşmalı.”

Velhasıl. Gece çetin ceviz, dost. Bilge Karasu’ya adımlayış için yanlış, onu tanımak için doğru adım naçizane. Buyurun.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadın Şifacıların Tarihi
Doğum, ölüm, sağalma, kadınlar yaşamın her ânında anatomi uzmanı olarak yer alıyorlardı. "Uzman" kadim bilginin aktarıldığı kişiydi, lisans eğitiminin sadece üst sınıfa bahşedildiği, hele kadınlara hiç hak görülmediği tarihlerde kadınlar köy köy dolaşarak ebelik yapıyorlar, bilgi ediniyorlar ve öğrenmek isteyene bildiklerini anlatıyorlardı. Halk onlara "bilge kadın" derken otoriteler "cadı" ya da "şarlatan" dedi, araştırmanın yazarları bu ithamların yol açtığı korkunç sonuçları, o sonuçların günümüze yansımalarını aktarıyorlar hatta günümüzde de "erkek dünyası" kılınmaya çalışılan tıp kurumlarının cinsiyetçilik yüzünden yoksullaştığını örnekliyorlar. Mücadelenin kazanımları sonucu kadınlar sağaltımın bir parçası olma hakkını söke söke aldılarsa da doktorluktan ziyade hemşirelik, ebelik gibi işlere iteleniyorlar. Florence Nightingale'ın Kırım'da yaşadıkları ibretliktir: erkek doktorlar yaralıların yanına yaklaştırmazlar hemşireleri, müdahalede bulunmalarını istemezler. Savaş şiddetlenir, kadınlar hiçbir şey yapmadan kendilerine ayrılan köşede sessiz protestolarını sürdürürler, nihayet "pek de zararlı olmayacakları" düşünülüp işe koşulurlar, ellerinden geleni yaparak nice insanın hayatını kurtarırlar. Adım adım kazanırlar başkalarının gözündeki yetkinliklerini, yüzyıllardan sonra nihayet kabul edilirler bilim dünyasına. Kısmen. Hidden Figures başka cephede süren aynı mücadelenin filmi, aklıma geldi. Sonra işçi sınıfının örgütlenme çabaları sırasında, geçtiğimiz yüzyılın başlarında beyaz kadınların Siyah kadınları örgütlerinde istemediklerini okuduğum Grev!, direnişi engelleyebilmek için kullanışlı enstrümanlar üreten, yıkımı içten getirmeye çalışan iktidarın silahlarını afişe etmesiyle mühimdi. Örgütlenme önemli. Neyse, itaat bilgisizlikten ve bilgisizliğin dayatılmasından kaynaklanır, kadın sağlık çalışanlarının "kadınsı" işlerle sınırlandırılması, pasifize edilmesi karşısında boyun eğdikçe özgür ve yaratıcı failler ketlenecektir. "Geleneksel tıp tarihlerinin beslediği diğer bir mit ise erkek çalışanların, üstün teknolojileri sayesinde [kadınlara] galip geldiğidir. Bu anlatılara göre (erkek) bilim neredeyse kendiliğinden (kadın) bâtılla yer değiştirmiştir; o tarihten beri de bu 'bâtıl'a 'koca karı hikâyeleri' denmiştir." (s. 32) Çatışma sürdükçe tıp siyasi ve ekonomik olarak tekelleşiyor, resmî kurumlar oluşurken gücünü zayıflatacak heretikleri -kadınların şifacılıkla Kilise'ye isyan ettiklerine kadar varmıştı iş- ortadan kaldırmak için harekete geçiyordu, yönetici sınıfın köylü kadınlara karşı başlattığı kırım bunun en bilinen örneği. Daha da önemlisi şu ki en şiddetli cadı avlarının yaşandığı dönemlerde kitlesel köylü ayaklanmaları feodalizmin köklerini sarsmaya başlamıştı, tam da kapitalizmin ve Protestanlığın yükseldiği zamanlar. "Bazı bölgelerde cadılığın, kadınların önderlik ettiği köylü isyanlarını temsil ettiğine dair, feministlerin peşini bırakmaması gereken dağınık kanıtlar mevcuttur." (s. 40) Mevzunun bu boyutunu hiç bilmiyordum ben, şaşırdım. İşte, İncil'i İngilizce yerine Latince baskısından okumak bile suç sayılıyordu, cadılığın şeytan işi olduğunu anlatan kitaplarda Kilise'nin yönergeleri dışında dinî pratiklerde bulunan ve Hristiyanlığa küfür anlamına gelebilecek uygulamaları gerçekleştiren kişilerin tez mahvedilmesi gerektiği söyleniyor, oldukça muğlak metinler otoritenin gücünü belirsizleşmiş sınırların ötesine konuşlandırıyordu, cezalandırılmak istenen kişinin kurtulma şansı yoktu. Üç temel suçlamanın ön plana çıktığını söyleniyor: "Birincisi, erkeklere karşı işlenen akla gelen her cinsel suçtan cadılar sorumlu tutuldu. Açıkça, kadın cinselliğinden dolayı 'suçlu' bulundular. İkincisi, örgütlü olmakla suçlandılar. Üçüncüsü ise sağlığı etkileyen -hem iyileştirici hem kötüleştirici- büyülü güçlere sahip olmakla itham edildiler. Sıklıkla ve spesifik olarak tıbbi ve doğumla ilgili becerilere sahip olmakla suçlandılar." (s. 45)

İkinci bölüm ABD'de tıp mesleğinin yükselişini ve kadınların bu süreçteki vaziyetini içeriyor. Sınıf ve cinsiyet mücadelesinin 19. yüzyılda nasıl ilerlediğini, kadınlar üzerinde tahakkümün nasıl kurulduğunu görüyoruz, devletin baskısı daha doğrudan: "1800 yılından itibaren moda bile üst ve orta sınıf kadınların doğum hizmetini 'hakiki' erkek doktorlardan alması gerektiğini dayatıyordu ki bu, daha sade yaşayan insanların fena halde yakışıksız bulduğu bir âdetti." (s. 71) Diplomalarını alan orta sınıftan doktorlar hemen piyasaya çıkıp fahiş fiyat çekerek iş yapmaya başlamışlar, üstelik o zamanlar Avrupa'nın epey gerisinde kalan tıp bilgisi yüzünden saçma sapan uygulamalarla sayısız ölüme yol açmışlar. 1830'da başlayan Halk Sağlığı Hareketi ve feminist hareket omuz omza vermiş o dönem, küçük de olsa kazanımlar elde edilmiş ki çığın başladığı nokta da orasıdır, ne ki hemen karşı atak başlamış ve kadınların tıptan anlamadıkları, anlamalarının da pek mümkün olmadığı, temel birkaç iş dışında hiçbir şeye bulaşmamaları söylenmiş, üstelik tıp eğitimi iyice pahalı bir hale getirilerek "ayaktakımına" kapatılmış kapılar. Carnegie tayfasının görevlendirdiği Abraham Flexner'ın verdiği raporlar tıp eğitimini standartlaştırırken alternatifleri yok etmiş, tabuta çakılan son çivi: "1910'da yayınlanan Flexner Raporu, vakıfların Amerikan tıbbına verdiği bir ültimatom niteliğindeydi. Yarattığı rüzgârla birlikte çok sayıda tıp okulu kapatıldı; Amerika'nın siyahiler için açılmış sekiz tıp okulundan altısı ve kadın öğrenciler için sığınak vazifesi gören 'hakiki olmayan' okulların büyük çoğunluğu da buna dahildi. Tıp, kati şekilde bir 'yüksek' eğitim branşı olarak kurulmuştu ve ona ancak çok uzun ve pahalı bir üniversite eğitimiyle erişilebilirdi." (s. 86) Orta sınıf beyaz bir erkek için ideal mesleğin doktorluk haline gelmesinin, kadınların alandan yavaş yavaş uzaklaştırılmasının hikâyesi baştan sona.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ölüm olmazsa ne olur? Sorusuna verilen cevabı okurken ikinci bölümde de; "Ben ölüm, gelmeden bir hafta önce sana mektup göndereceğim bakalım tutumun ne olacak?" Sorularının cevaplarını okuyoruz satırlarboyu...Okurken düşünüyoruz, düşünürken de yazarın anlatmak istediği nedir acaba deyip daha çok anlamaya çalışıyoruz. Bu durum beni inanılmaz keyiflendirdi. Hikaye içinde kapitalizm sisteme, yönetime, dine, iki yüzlülüğe ince ince dokundurarak yaptığı eleştiriler muazzamdı.
"ÖLÜM" kelimesinin ö harfinin küçük yazılması hikaye boyunca noktalama işaretlerini çok fazla kullanmaması bile yazarın gösterdiği tepkidir aslında. Ölümü ben önemsemiyorum, sizde önemsemeyin der gibi okurlarına mesaj göndermesi de çok özgündü.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kitap tamamen tasavvuf ehli zatların alıntılarından oluşuyor. nadiren kendi yorumuyla bazı açıklamalar yazmış cemalnur hanım. yüzyıllar öncesinin edebi anlatımındaki yoğun sembolizmi, teşbihleri ve soyut açıklamaları anlamak pek kolay değil günümüz dili ve algılayışıyla. "kastedilen derinlikli bir şeyler var ama acaba nedir?" diyerek okudum kitabın çoğunluğunu. anlamayarak okumak da yoruyor haliyle. mesela "rekatların sayısı, meleklerin kanatlarının sayısına benzer" şeklinde anlatıyor İsmail Hakkı Bursevi hazretleri "rekat" kavramını. bir gün bu sembolik dili idrak etme seviyesine gelir miyim bilmiyorum. namazın hakikatini idrak etmek için kelimelerden öteye geçmek, pratik etmek, yaşamak, kendi iç sesini takip etmek gerektiğini hatırlattı bu kitap bana tekrar ve tekrar. kelimeleri okuyarak idrake ulaşabileceğimizi sanıyoruz bazen, ama sevmek de yaşamak da böyle bir şey değil :) hakkımızda hayırlısı, emeğine sağlık cemalnur hocanın
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuması keyifli bir kitap. İnsanlar yaşanmaz hale gelen dünyalarından kaçıp dört koloniden biri olan Amatka'nın da bulunduğu bu isimsiz diyara geliyorlar. Bu diyarda nesneler, isimleri sık sık anıldıkça var olabiyorlar. Eğer düzenli olarak bu "işaretleme" yapılmazsa nesneler bir balçık maddeye dönüşüyorlar ve karakterlerin tepkilerinden anladığımız kadarıyla bu durum varoluşu ve gerçekliği tehdit ediyor. Yani insanlar kendi gerçekliklerini kendileri var ediyorlar. Peki bu gerçeklikte insanlar ne kadar özgürler? Roman bu soruyu tam olarak cevaplamadan biraz ucu açık bir son ile bitse de yine de dil ve gerçeklik arasında kurduğumuz ilişkiyi sorgulatmada oldukça başarılı.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın dili çok güzeldi. Orijinalini bulabilsem oradan bakmak isterdim çünkü anlatılan şahsın konuştuğu gibi yazılmış ve okurken sanki onun konuşmasını dinliyor gibi oluyorsunuz. Bazı yerlerde çok duygulandım, çok üzücü şeyler yaşamışlar tabi ki bir hayal bile edemeyiz. Kitabı merak edenler için şunu söyleyebilirim, okuduğunuza değecek bir kitap bence. Özellikle gerçek olması, kurgu olmaması çok iyi. Yazan şahıs kendisi bir ekleme yapmamış. Birinci ağızdan köleliğin iğrenç yüzünü dinleyebiliyorsunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Aralık 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap yorumlarında kitabın özetlenmesinden hoşlanmıyorum. Bu yüzden spoiler vermeden kitap hakkındaki çarpıcı, sevdiğim veya sevmediğim noktaları, tecrübelerimi paylaşmaya çalışıyorum. Sineklerin Tanrısı bir ada romanı. Çok akıcı bir kitap. Birkaç günde bitti zaten. Kitap Genel Kamu Hukuku derslerinde okutulan altmetinler barındırıyor. Hikaye akışı, giriş, gelişme ve sonuç olarak çok güzel ilerliyor. Karakterler beğendiğim noktalardan biri. Yazar karakterleri, simgelemesini istediği kavramaları çok iyi yansıtacak şekilde işlemiş. Karakterlerden aklı ve sağduyuyu temsil eden (ve gerçek ismi bilinmeyen) domuzcuk karakterini tomurcuk diye kodlayıp öyle okudum hep. Her ne kadar adadaki kabile düzeninin başını Jack temsil etse de ben daha çok Ralph'e kızdım. Çünkü Ralph elindeki egemenliği ve fırsatları doğru değerlendirerek düzeni sağlayamıyor. Tabi ki daha sonra bu fırsatı elinden kaçırıyor. Baştan sona güzel bir roman. Tavsiye ederim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  14
Bildir