Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kendisinden yaşça büyük bir erkekle evlenen 17 yaşında zengin ve yetim bir genç kızın evlilik sürecini ve evlendikten sonra genç kızın evlilikten beklentilerini hikaye eden yazarın bu romanı bence en iyi eserlerinden bir tanesi. Genç kızın yaşı itibariyle hayata dair beklentilerinin evlilikte nasıl şekillendiğini ve evliliği nasıl etkilediğini görüyoruz. İkisi de birbirine aşık olarak evlenmesine rağmen isteklerin ve beklentilerin zıtlığı nedeniyle mutsuzluğun evliliği nasıl etkilediğini görüyoruz. Zamanla aşkın yerini birbiri ile yaşamaya çaba göstermek zorunda kalan iki insanın pişmanlık dolu, kederli duyguları alıyor. Yazarın yüksek sosyeteye yaptığı eleştiriler ise harikulade. Yazar karakterlerin duygularını ve iç dünyasını diğer kitaplarında olduğu gibi o kadar iyi aktarıyor ki bakış açınızda yeni pencereler açıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aydemir'in Anadolu bozkırlarında, savaş koşullarında koyu bir Turancı, Türkçü olarak başlayan hikayesinin, Sovyetler ile kesiştiğinde nasıl Devrimciliğe döndüğünü, akabinde son evre olarak kendi memleketinde Devletçilik ile bu devrimciliği harmanlayarak ilerlediğini ve sonlandığını kendi ağzından, kendini eleştirmekten sakınmadan okuyabildiğimiz harikulade bir eser.

Bu eserde Anadolu'nun yokluğunu, bugüne kadar taşınmış olan Rumeli göçmenlerinin adapte zorluklarını, Atatürk devrimlerinin birçok noktada astları tarafından yeterince benimsenemediği için nasıl yalnız kaldığını ve boğulduğunu bu eserde bulabilirsiniz. Bu topraklar üzerine samimi bir değerlendirme okumak isteyen, gerçeklerden kaçmamak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir yapıt.
Yanıtla
13
0
Destekliyorum  14
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Anlatımların geneline sirayet etmiş hep bir dil ve Türkçe vurgusu vardır. Hayata sevk edilmiş yaşanmışlıkların merkezinde görülür dil. Dil ile kimliği bitişik nizam da görür yazar. Dilin anlatımının en güzeli dili iyi kullananlar üzerinden yapılanlardır. Burada da daha çok Yunus, Mehmet Akif, Cengiz Aytmatov gibi isimler üzerinden ele alınır. Mesela Cengiz Aytmatov, geniş kitlelere ulaşma adına, yazdıklarının üçte ikisini Rusça yazmıştır. Üçte birini de anadilinde yazmış olduğunun notu düşülür. Mehmet Akif'in tetikleyici, yetkinleştirici, hakikati şiar edinen dili ve başkaca yalın ve gayeli anlatımı gibi dile dair vurgular genişletilir. Gerek dil gerek üslup gerekse de fikir ve bilgi anlamında müstefit olduğum güzel bir deneme kitabı okudum. Biz okurlar, yazarlar olarak özellikle Türkçemizin evladıiyalı değil miyiz? Nasibimize düşenleri kabilimizce ve kabiliyetimizce alacağımız bir taraftan vereceğimiz olacaktır muhakkak. İyi okumalar.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sadri Ertem' in, Aziz Nesin' in el aldığı yazar olduğunu düşünüyorum. Dil çok sade. Konular yeterince açık. Gereksiz tek bir cümle yok. Sanki öyküler, en zeki, en kültürlü okuyucu için yazılmışlar.

Bu kadar sade damıtılmış öyküler yazan bir yazar nasıl Aziz Nesin' in el aldığı yazar olabilir derseniz; açıklayayım. Yazarın mizahı parmağı göze sokacak cinsten. Mizahın kullanışı, sistem eleştirisini güçlendiriyor. Öykülerin yazılış tarihlerine bakınca yazarın cesaretine de dönemin iktidarının eleştiriye hoş görüsüne de gıpta ediyorsunuz.

Yazarın yazın seviyesini günümüz yazarlarımızdan çok azının yakalayabileceğini düşünüyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Milletinin Adı Sanı Yok Olmasın Diye Yazan Mirza Haydar
Türk tarihinin Asya’da tecelli eden kısmı geride çok fazla yazılı belge bırakmaz. Zira Asya’da yaşam çok zordur. Doğan her çocuk önce doğayla emsalsiz bir mücadeleye girer. Yaşam mücadelesiyle sivrilen Asya insanı, amansız mücadelesi yetmezmiş gibi asker olur ve hemcinsleriyle ölüm-kalım savaşlarına girişir. Bütün bu hengamenin içinde kalemi ele almak zorlaşır. Ama bazı insanlar ve seçkinler için durum biraz farklıdır. Onların eğitim olanakları vardır. Bu sayede hiç bilinmeyen devirler ve devletler için yazılı kaynaklara ulaşmak mümkün olur. Mirza Haydar Duğlat da seçkin olmanın avantajını kullanarak kaleme sarılır ve çevresindeki dünyada gelişen olayları gelecek nesillere aktarır. “Tarih-i Reşidî” namıyla yazdığı eseri Çağataylılar döneminde Türkistan’ın tarihine ve coğrafyasına dair önemli bilgileri günümüze ulaştırır.

Mirza Haydar Duğlat, devrinin önemli bir asker ve devlet adamıdır. Çağatayların Duğlatlar boyundan gelen Mirza Haydar, soyluluğuna bağlı olarak iyi bir eğitim alır. Hatta güzel sanatlara ilgi duyacak kadar bulunduğu ortamın aksine tutum geliştirerek, entelektüel birikimini arttırır. Sahip olduğu birikimi yansıtmak ve yaşadığı dönemdeki olayların unutulup gitmesinin önüne geçmek adına eserini yazar. Zira Moğol efsanesi geçmiş çağların ihtişamından hızla uzaklaşır. Yaşanan efsanenin esamesinin gelecekte okunmayacağını ve kolay unutulacağını tahmin eden Mirza Haydar; tarihe bir iz bırakarak Moğolların, özelde ise Çağatayların siyasi ve askeri yaşamını yazmayı kendisine hedef edinir.

Eser kabaca iki bölümden oluşur. Yalnız burada dikkat çeken husus ikinci bölümün birinci bölümden önce yazılmasıdır. Yazar yazdıklarını daha sonradan kronolojik bir tasnife tabi tutmasından dolayı böyle bir zaruret doğmuş olabilir. Zira eserin ilk bölümünde, 14. yüzyılda hüküm sürmüş Çağatay Tuğluk Timur döneminden, Mirza’nın yaşadığı devir olan 16. yüzyıla kadar olan olaylar ele alınır. Eserin ikinci bölümü ise, Mirza Haydar’ın başrolde olduğu ve Duğlatların etkin bir biçimde hüküm sürdüğü 16. yüzyılın ikinci çeyreğindeki olaylara yer verilir. Bu açıdan eserin ikinci kısmı Mirza Haydar’ın kişisel yaşamı ve mensubu olduğu boyun tarihi olarak nitelendirilebilir. (Eserin ikinci bölümü, 1540’lı yıllara yoğunlaşır, bu dönemde Çağatayların ve bölgenin yönetiminde Said Han oğlu Abdürreşid hanın olmasına binaen eser Tarih-i Reşidî olarak isimlendirilir)

Her eserin hikayesinin olmasıyla beraber, Tarih-i Reşidî’nin hikayesi biraz uzundur. Eser ilk kez Farsça olarak kaleme alınır. Sonra bizzat Mirza Haydar tarafından Türkçeye çevrilir. Bu yüzden elde Türkçe ve Farsça nüshalar bulunmaktadır. Bu nüshalar 19. yüzyılın sonunda İngiliz Oryantalist Edward Denison Ross tarafından İngilizceye çevrilir. Türkçeye çevirisi ise 2006 yılında Osman Karatay tarafından yapılır. Türk tarihi açısından bu kadar kıymetli bir eserin Türkçeye çevirisinde neden bu kadar geç kalındığı bir tarafa bırakılırsa, Ross’un yaptığı işi en nihayetinde takdir etmek gerekir.

Ross, eseri İngilizceye aktarırken yaklaşık 150 küsur sayfalık muazzam bir giriş yapar. Üstelik bu giriş Ross’un bölge tarihi ve coğrafyasına dair zengin bilgi birikimini de gözler önüne serer. Bu güçlü giriş vasıtasıyla Çağataylara, Moğollara, Türklere özelde Uygurlara ve diğer Asya milletlerine dair önemli bilgilere ulaşmak mümkündür. Ayrıca yazar ve eseri, Tarih-i Reşidî’nin yazılmasından sonraki durum giriş kısmında çok iyi anlatılır. Ama Ross, Oryantalist olmasına binaen bazen bakış açısını yansıtan bilimsellikten ve tarihi realitelerden uzak görüşlerini yorumlarına yansıtır. Bu kısımlara eseri Türkçeye çeviren Osman Karatay dipnotlarla şerh düşerek, Ross’a eleştirel yaklaşır. Karatay’ın alanın yetkin bir uzmanı olmasının artıları bu noktalarda kendisini gösterir. Zira eserin İngilizceden dilimize çevrilmesi kadar; dilimiz, tarihimiz ve kültürümüz odaklı yanlış görüşlerin tadil edilmesi de önemlidir.

Mirza’nın yazdıklarına gelinecek olursa, öncelikle eserin döneminin yazım özelliklerini yansıttığından dolayı okuyana bir farklılık hissi vereceğini düşünmek olasıdır. Tarihe ilginin günümüzdeki gibi olmadığı dönemlerde müelliflerin yazdıklarını etkili kılmak adına bazı girişimlerde bulundukları bilinir. Mirza Haydar da bundan bigane olmayıp telif ettiklerini güçlendirmek için sık sık söz sanatlarına, dizelere, farklı hikayelere ve menkıbevi olaylara başvurur. Çünkü, Orta Çağlarda hitabet ve belagatin önemine binaen Mirza Haydar yetenekleri göstermek ister. Hatta öyle ki anlatımın akışını bozan bu kısımlar Ross tarafından sık sık çıkarılarak ana metin kısaltılır.

Her ne kadar Ross, Mirza’nın üslubunu yadırgayıp metne kendince şekil verse de yaklaşık beş yüz yıl önce yaşamış birinden akademik tavır beklemek yanlıştır. Üstelik sunulan siyasi tarih anlatısının dışına çıkan bilgilerin de muhatapları için çok şey ifade ettiğini belirtmek gerekir. Misal, yazılan dizeler edebiyat araştırmaları için önemlidir. Ayrıca verilen menkıbevi olaylar ve hikayelerin de akılda kalıcı, okumaya ısındırıcı yönünün olduğunu belirtmekte fayda var. Zira aradan geçen yüzyıllara rağmen anlatılanlar ilgi çekiyorsa, Mirza’ya uzun yıllar sonrasında hak vermek ve onun basiretini takdir etmek olasıdır. Ayrıca eserde bu tarz tarih verisi dışında kalan yerler azdır.

Mirza Haydar, her şeyden önce tarihi olaylara ve durumlara yoğunlaşır. Olaya önce genel bir anlatımla yaklaşır yer yer özele inerek tarihi vakaya teferruat kazandırır. Tarihi karakterler detaylı bir biyografik tahlile tabi tutulur. Sonra karakterin tarihi rolü üzerine değinilir. Olayın bütüncül anlatımı karşıdakine anlatımı kavratmayı önceleyen bir üslubun ortaya çıkmasına neden olur. Ayrı ayrı başlıklarla ele alınan eserde her bir başlık yoğunlaşılan tarihi konunun önceden tasnif edildiğini ve metnin yazıldıktan sonra dikkatlice düzenlendiğini akla getirir. Zira tarihi bir karakterin önce hayatı, sonra yaptığı faaliyetler ve en son tarihten çekilişi birbirini izleyen başlıklarla sunulur. Bu başlıklardan mürekkep konu dışı değinilerin tasarımı her ne kadar günümüzün akademik anlayışına uymasa da tarihi anlatıya destek olarak giren günümüzdeki dipnotlara benzer.

Dipnotlara söz gelmişken, Ross’un Mirza’nın ana metnine yaklaşırken bol notlandırma kullandığını belirtmek gerekir. Özellikle tarihi coğrafya ve kavim isimlendirmelerine ilişkin veriler etimolojik ve etnolojik olarak mercek altına alınır. Bölge ile ilgili verilen isimler onomastik ve toponomik usullerle analiz edilir. Tabii bölgenin tarihine detay kazandıran bu çevirmen tarzını her eserde görmek okurun beklentisi paralelindedir. Çünkü, metnin bazen deşifre edilmesi zaruridir. Keza bazı kavramlarla neyin kastedildiği ve terimin gerçek anlamının ne olduğu muamma olarak kalabilir. Bu da okurun metinden soğumasına neden olur. Ross’un okurun; işini kolaylaştırarak, sözlüğe daha fazla el uzatmasına mani olduğu söylenebilir. Ek olarak, Ross, Tarih-i Reşidî’nin bütün nüshalarını karşılıklı olarak kritik ederek anlatısını dipnotlarda sürdürür. Şayet nüshalardan birisinde kelime farklı kaleme alınmış ise bunun olası sebeplerini belirtir.

Mirza Haydar’ın eserinde çağdaşlarında pek rastlanmayan bir özellik de mevcuttur. Eser bir yönüyle de hatırattır. Bu da yaşanılan olaylarda tasvir gücünün beklenilenden fazla olmasının önünü açar. Hatta öyle ki bazen olaya ilişkin betimlemeler bir macera filmindeki aksiyon sahnelerini aratmaz. Savaş anlatımlarındaki detayların harp tarihine yeni bir boyut kazandırdığı bile düşünülebilir. Özellikle okuru ve araştırmacıyı Orta Çağ’a götüren tasvirin mikro tarih ve sosyal tarih araştırmaları yönünden önemi barizdir.

Ayrıca yazımızın başında Orta Çağ’da kaleme kağıda pek dokunulmadığını düşünürsek, yazarın bazen yazdıklarının eşi ve benzerinin olmadığı savunulabilir. Çünkü bazı konularda yazarı kaynaklar vasıtasıyla teyit etmek mümkün değildir. Anlatılanlar sadece Tarih-i Reşidî’nin sayfalarında vardır. Bu da eserin kıymetini arttırır. Misal müellif: “Tibet diğer ülkeler gibi anlatılmaz, bunlar sadece böyle bir ülke olduğundan bahsederler ve burayla ilgili kısa bir malumat verilir. Bu yüzden, Tibet’le ilgili hiçbir kitapta bulunmayacak bazı ayrıntıları sağlamaya cesaretlendim (s.575)” diyerek, Tibet’le hiçbir kaynakta olmayan değerli bilgileri verir. Misal Tibetlilerin çiğ et yedikleri, seneden 40 günden fazla çalışmadıkları, atlarının et yediği, yük hayvanı olarak koyunu kullandıkları, 124 bin peygambere ve kurtarıcının geleceğine inandıkları, tünellerden altın çıkarıp bazen bu tünellere saklandıkları, tenasühe inandıkları vb. ilginç sosyal, kültürel, dini anlatılar Mirza Haydar tarafından okura ulaştırılır.

Bu arada yazarın müverrih (tarihçi) ismini dolduran tavırları dikkat çekicidir. Bir kere her ne kadar yer yer taraf olan bir üslubu benimsese de objektifliğini öne sürer. Bunu “amcam hakkında dahi kötü yorum yapabiliyorum” diyerek vurgular. Misal tarihi yaklaşımını yansıtırken kullandığı bu cümleler dikkat çekicidir: “Bu muhtasarı yazarken kendime yüklediğim mecburiyetlerden birisi, diğer insanlardan ve iyi kaynaklardan duyduklarımı, önem taşıyorsa kısaca hikaye etmek, bizzat şahit olduğum olaylarda ise, abartıya kaçmak korkusuyla bir konu üzerinde detaylara girmemektir. Ama bizzat şahit olduğum veya fiilen içinde bulunduğum olaylar şahsi tecrübelerle yazılmış şeylerdir (s.428)” der. Bu satırlardan devrimizin modern tarih yaklaşımına örnek olacak kaidelere ulaşmak mümkündür. Bu arada Mirza Haydar, birinci el kaynak etiketine sahip eserini oluştururken devrin önemli eserlerinden de (Zafername- Camiu’t Tevarih vb.) istifade etmeyi ve yeri geldiğinde onları kullanmayı layıkıyla bilir. Müellif tarihçiden ziyade herkesin taşıması gereken hakikat borcunu da şöyle ifade eder: “Bu satırları okuyan kişilerin beni mübalağa etmek ve iftira atmakla suçlamasından Tanrı esirgesin (s.428)”. Yine Mirza Haydar’ın metodolojik yaklaşımını göstermesi açısından bu satırlar önemlidir: “Bahsetmeye layık olsun veya olmasın, buldukları her şeyi anlatmak tarihçilerin şanındandır. Çünkü beylerin iyi vasıflarını yazıya geçirmek ve bütün kötü eylemlerini görmezden gelmek değil, geride bu dünya halkının bir kaydını bırakabilmeleri için, daha ziyade ayrım gözetmeksizin tüm gerçekleri ifade etmek onların amacıdır (s.295)”. Gerçeğe objektif doğruya yönelen bu satırlar yazarın tarihi yaklaşımının doğruluğuna vurgu yapar.

Mirza Haydar, eserinde hakikat konusunda bu kadar hassas olmasına karşın eserin sunumundaki güçlüklerden dolayı bazen fazlasıyla zorlanır. Misal kendisine sözlü olarak gelmiş verilerin bazılarının üzerinden uzun zaman geçer. Bu da bilgilerde başkalaşımın önünü açar. Kimi zaman bu bilgi değişimi Mirza Haydar tarafından pek dikkate alınmaz. Bununla beraber olayların sunumunda kronolojik bir sıra takip edilmediği için yer yer karışıklıklar ortaya çıkar. Bazen ilmi tutarsızlıklara bağlı olarak mesafeler ve coğrafi yerler üzerindeki bilgiler karışır. Kabileler ve yerleşim yerlerinin bulundukları coğrafya üzerine verilen tutarsız malumat, haritalarda yer bulma sorunlarını beraberinde getirir (Eserde harita kullanılması okurun işini kolaylaştırabilirdi). Son olarak sık sık yapılan gereksiz tekrarlar konuyu bağlamından uzaklaştırır.

Sonuçta, Mirza Haydar, milletine, devletine, ailesine olan sorumluluğunu layıkıyla yerine getirir. Milletinin adı sanı unutulmasın diye yazdıkları günümüze kadar gelir. En nadide bilgiler satırları arasında tecessüm eder. Meşhur Babür Devleti’nin kurucusu Zahireddin Babür Mirza Haydar’ın teyze çocuğudur ve eserinde onun için yazdıkları Mirza Haydar’ın devri için ne kadar kıymetli bir insan olduğunu kanıtlamaktadır: “Elinden yazı yazmak, resim yapmak, ok, mızrak ve yay kullanmak gibi her iş gelirmiş. Şairlik kabiliyeti de vardır…” Devrinde böylesine bir etki bırakmış, çok yönlü bir şahsiyetin yazdıklarını dikkate almak bir İngiliz’den çok Türk okuruna ve araştırmacısına borçtur.


Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Allah’ım Ben Geldim - Namaz Kılmak için 10 Harika Sebep" üzerine
Kitabın yazarı Hatice Kübra Tongar, Çocuk gelişimi, Sosyoloji ve Psikoloji lisans alanlarında başladığı eğitimini; Nörobilim alanında doktora eğitimi olarak sürdürmektedir. Aldığı eğitim ve tecrübelerini çeşitli sosyal medya araçları ile, katıldığı seminer ve söyleşiler ile takipçileri ile paylaşan yazarın, anne babalara, çocuk ve gençlere yönelik yazdığı çok sayıda kitabı bulunmakta.

Allah’ım Ben Geldim kitabı, 10 yaş civarı ve üstü çocuklara namazı, neden namaz kılınması gerektiğini basit bir dille anlatan bir kitap. Her ne kadar basit bir dille desekte içerik olarak, ilk peygamber Hz. Adem'in yaratılışından bahsettiği gibi, insanın anne karnındaki oluşumuna da değinmiş, Dünya'nın ve galaksilerin şaşırtıcı hallerinden de çocukların anlayabileceği ve merakını uyandırabileceği şekilde bahsetmiş.

Namazın kılınış vakitleri, namazdaki hareketlerimiz ve okunan bazı dualardan anlamlarını da açıklayarak bahsetmesi, ezanın anlamına değinmesi, namaza dair farkındalığa erişmesi istenilen daha büyükler için dahi okunabilecek bir kitap olmasına katkıda bulunmuş. Mesela kalp ve beynin işlevlerinden de bahsetmiş kitapta. Beynimizin bir bölümü olan prefrontal korteks’in düşünüp taşınarak verdiğimiz kararların merkezi olduğundan ve görevinin kararlarımızı yönetmek olduğundan bahsetmiş. Ve bu prefrontal korteks’in başımızda bulunduğu yer alnımız. Kitapta bu konuyu anlattığı sayfada şöyle geçiyor:

“Biliyorsun ki namaz kılarken secde ederiz. Secde etmek, ‘Allah’ım, benim Rabbim sensin, Senin huzurunda eğiliyorum. Sana teslimim‘ demektir. Secdenin şartlarından biri de alnımızı yere koymaktır. Alnımızda ne vardı? Prefrontal korteks...O zaman secdede Rabbimize neyi eğmiş ve teslim etmiş olduk? Kararlarımızı… Yani hareketlerimizle ‘Allah’ım! Prefrontal korteksimi sana eğdim. Karar verirken yalnız senin rızanı gözetirim. Senin doğru dediğin yoldan gitmek için gayret ederim’ demiş oluyorsun“

Kitap çocuklara yönelik olması sebebiyle anlatılmak istenenleri sıkmadan anlatabilmek için onların yaşına uygun konuşma dili, espriler kullanılması, karikatürler ile desteklenmesi, hatta rep şarkısı sözleriyle değinilerek ilgi çekilmesi kitaba farklı lezzetler katmış kanaatindeyim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sadece kadınların yaşadığı bir ülke ütopyası...
3 kaşifin Güney Amerika'ya yapılan bir gezi sırasında yerli halktan duydukları "sadece kadınların yaşadığı gizli bir ülke" efsanelerinden etkilenerek bu ülkeye gitmeye karar vermesiyle başlıyor roman. Kaşifler, bir şekilde dünyanın geri kalanıyla yüzlerce yıldır hiç bir iletişimi olmayan bu ülkeye ulaştıktan sonra yazar, kaşiflerden birinin ağzından kadınlar ülkesini anlatıyor.

Erkek kaşiflerin, burada yaşayan kadınlarla ilgili tahminleri ve bu tahminlerinin ne kadarının doğru ne kadarının yanlış olduğu roman ilerledikçe ortaya çıkıyor.

Yazar, kadınlar ülkesi özelinde aslında kendi aklında kurduğu ideal devlet veya ideal toplum düzenini anlatıyor okuyucuya. Kendisi de kadın olan yazar, romanı yazdığı dönem itibariyle dünyadaki erkek egemen toplumun yetersiz kurallarını eleştirerek, erkeksiz bir toplumun (ya da anaerkil bir toplumun) daha iyi olabileceğini savunuyor.

Erkek egemen toplumdaki alışkanlıkların, yaşam şekillerinin, kuralların, kadınlara bakış açısının dünyayı ne kadar kötü bir yer haline getirdiğini ima edip, kadınların yöneteceği bir dünyanın yetişkinler için olduğu kadar çocuklar için de çok daha iyi bir yer olacağını anlatıyor.

Dünyadaki dinleri ceza, yasak ve öbür dünyada iyi yaşama amacı gibi konular üzerinden eleştiriyor.

200 sayfanın altında kısa bir roman olsa da, kadınlar ülkesinde, ne kadar kusursuz ve güzel bir hayat olduğunun aşırı derecede vurgulandığı bazı bölümler biraz ilgiyi dağıtıyor.

Kitabın sonu, sanki yazar ileride kitabın devamı niteliğinde başka bir roman yazmayı düşünüyormuş hissi vererek bitiyor.

Her ne kadar kadınların, yüzlerce yıl boyunca erkekler olmadan çocuk doğurmasını biraz basit ve kaçamak bir şekilde anlatıyor olsa da (belki Hz. Meryem'in Hz. İsa'yı doğurma olayına bir gönderme de olabilir, çok emin değilim) üzerinde düşünmeye değer bölümlerin olduğu bir roman.

"Aramızdaki büyük fark, bizim çocuklarımız kendi evlerinde, aileleriyle, dış dünyanın tehlikelerinden korunmaları için gerekli tüm çaba sarf edilerek büyürken buradakiler geniş, dostane bir dünyada büyüyor ve en başından itibaren burasının kendilerine ait olduğunu biliyorlar." (s.135)
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayat Bir Sözleşme Değildir
Nobel ödüllü yazar Saramago, bu kitabında yine aynı yazı üslubu ve karakterini kullanıyor. Düz yazı şeklindeki karakteristik anlatımını ve diyalogları da düz yazı şeklinde yazma üslubunu koruyan yazar bu sayede daha akıcı bir anlatım elde ediyor.

Görmek kitabını okurken yönetenler ve yönetilenler, yöneticiler ve vatandaşlar arasındaki karmaşık ilişkiyi iliklerimize kadar hissediyorsunuz. Roman şeklinde yazılan kitapta anlatılan durum belki de modern çağda tüm ülkelerin karşılaşabileceği bir durum. Kitapta yöneticiler tarafından yapılanları okuyunca insanın aklına Makyavelli'nin "Prens" kitabı akla geliyor. "Prens, hükümdarlığını korumak için gerektiğinde her türlü yola başvurmaktan geri durmamalıdır." der Makyavelli. Görmek kitabının sayfalarında gözleriniz ve zihniniz akarken; işte, bu cümle geliyor aklınıza. Bu nedenle de kitabın sayfalarına dalarken, bir yandan da zihniniz kendini yaşanan olayın tam da merkezinde gibi hissediyor.

Kitabın anlatımında yer yer alaycı bir üslup görüyoruz. Bu da aslında yaşanan olayların gerçeğe yakınlığını daha da artırıyor bence. Zira alaylı bir dil kullanarak yok sayabileceğimiz durumların, aslında zihnimizde bu alaycı dil sayesinde daha gerçekçi bir şekilde var olduğunu unutmamak gerekiyor. Zaten, bu ustaca dil kullanımı da Saramago'ya Nobel edebiyat ödülünü kazandıran yeteneklerinden birisi.

Keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitapta günümüz Türk şiirine özgün bir soluk getiren iki büyük şair ve düşünürümüz Sezai Karakoç ve İsmet Özel hakkında bilgiler yer almaktadır. Yazar Kamil Yeşil, bu iki büyük şairi yakından tanımış biri olarak Sezai Karakoç'u "Atlas Okyanusu"na ve İsmet Özel'i de "Akdeniz"e benzemektedir.
İsmet Özel ile ilgili daha önceki bilgilerim Sezai Karakoç kadar fazla olmadığı için kitaptaki bilgiler benim için yeni ve faydalı oldu. Özellikle yazarın İsmet Özel'in "Ils Sont Eux" adlı şiirini yorumlaması oldukça başarılı buldum.
Bazı bilgilerde tekrara kaçılması eleştireceğim başka bir yönü oldu kitabın.
Kitabı başkalarına tavsiye eder miyim sorusuna cevabım "evet". Eleştirdiğim yanları olmasına rağmen genel anlamda böyle büyük şairlerin farklı yönleri ile tanınması ve gelecek kuşaklara onların fikir ve gönül dünyalarının aktarılması maksadıyla özellikle genç nesile tavsiye edeceğim bir çalışma.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Ekim 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şiddetsiz Direnişin Ruhu
Ohandas Karamchand Gandhi, bilenen adıyla Mahatma (Yüce Ruh) Gandhi.

Hindistan'ın bağımsızlık mücadelesindeki baş aktörlerden. Şiddetsiz direnişin ve barış hareketlerinin felsefesini çizen aktivist, evet, ben onu bir aktivist olarak nitelendiriyorum ki bence bu tabir, onun yaşamının çerçevesini oluşturuyor. "Benim mesajım hayatımdır," (s. 12) diyerek bunu kendisi de vurgulamıştır.

Gandhi'nin yaşam öyküsünü ele alan bu kitap onu yüceltmeden, bir insan olarak zaaflarıyla birlikte ele alıyor. Kitabı okurken, bu cesur aktivistin başarı ve hayal kırıklıklarıyla dolu mücadelesine şahit olacaksınız. Çocukluk ve gençlik yıllarında silik, vasat, bencil, aksi, aşırı arzulu, utangaç, öz saygısı yerlerde sürünen bir Gandhi'den, çelik gibi iradeli, olağanüstü iç disiplinli, başkaları için acı çeken, nefsine hakim ve hakikata varma çabası içinde bir varlığa dönüşüm hikayesini ibretle okuyacaksınız.

Hukuk eğitimi aldığı İngiltere'deki yıllarından, değişiminin büyük çoğunluğunu geçirdiği ve uğradığı ayrımcılık ve aşağılama karşısında gerçekleştirdiği sivil itaatsizlik eylemine giriştiği Güney Afrika yıllarına tanıklık edeceksiniz.

Seveni kadar sevmeyeni de olan ve dönem dönem ağır eleştirilere de maruz kalan Gandhi, Britanya'nın sömürge tavrına isyan ederken; Boer Savaşı ve Zulu isyanı sırasında Britanya'nın sadık bir yurttaşı gibi davranan Gandhi'ye şaşıracaksınız.

Bu kitapta Gandhi'nin şahsında oluşan vejetaryenlik, açlık grevleri, şiddetsiz direniş, sivil itaatsizlik, endüstriyalizm ve kentleşme karşıtlığının evrimini ve altında yatan nedenleri göreceksiniz.

Gandhi ile ilgili, cinsel arzuları ve cinsel ilişkiden sakınması; kadınlar ve cinsiyet ilişkileri; doğum kontrolü ve tecavüz; karısı Kasturba ve dört çocuğuyla ilişkisi, oğlu Harilal'in trajik ölümü; modern tıp karşıtlığı, perhiz ve oruç gibi meselelerle ilgili beyanatları ve pratikleri etrafında çeşitli tartışmalar yürütülse de (s.
153); bu kitapta, bir döneme damgasını vurmuş ve hala etkileri devam eden bir adanmışlık, güç, cesaret, enerji ve hakikat hikayesi ile objektif bir biyografi okuyacaksınız.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir