Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
''Büyülü gerçekçilik'' ekolünün ülkemizdeki temsilcilerinden, Kağan Murat Yanık'ın romanlarını okuma fırsatını ben de yakaladım. Gerçek hayatta yaşama imkanı olabilecek olayları, gerçekçi bir üslupla anlatırken, normal şartlarda yaşanamayacak doğaüstü olayları masalsı bir üslupla anlatma işini son derece iyi başarıyor. Özellikle Türk ve Doğu toplumlarının aşina olduğu ve sevdiği bir yazım türü. Ancak bu tarz bir roman ve yazımın aşırı masalsı bir anlatıma kaçması romanı biraz çocuksu veya bilimkurguya yaklaştırabilir. Orda ki ince çizgiye dikkat etmek gerekir. Şu ana kadar Kaan Murat Yakın'da rastlamadım, son derece keyifli.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son ve Yeniden Başlangıç Üzerine
Tarihi olayları anlamlandırmak için belirli sistematik analizler yapılır. Yapılan bu analizlerin minvalinde yeni fikir akımları tarihe kendi cephesinden şekil vermeye başlar. Esasında yapılan fikir jimnastikleri tarihin felsefesini ortaya çıkarır. Tarihi olaylara bir terzi edasıyla elbise biçen bu yaklaşımların sayesinde farklı görüşlerin ekseninde aslında birbirine çok benzeyen tarihi vakalar birbirlerinden çok farklı şekilde değerlendirilirler. Oysaki geçmişte yaşananları kavramak için bazen tersinden düşünmek gerekir. Yani olayı fikre uyarlamak yerine, fikri olaya göre kurgulamak bazen çıkar yol olabilir.

Tabii tarihi yeniden kurgularken bütün tarihi olayların aynı kalıba sokulması zarureti ortaya çıkar. Bu pek mümkün görünmemektedir. Yani yukardaki örnek üzerinden gidecek olursak herkesin vücuduna uyabilecek bir giysiyi dikmek gerekir. İşte büyük Rus tarihçisi Gumilev, terziliğin (tarihçiliğin) imkansızı denilebilecek bir tasavvurun peşinden koşarak, muhayyileye sığmayan tarihi olayları kendi fikri kalıplarına uydurur.

Tarih neden-sonuç ilişkilerinin bir bütünüdür. Yani bütün tarihi olaylar illiyet bağlarıyla birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Her “son” bir “yeniden başlangıcı” izler. Devam edegelen bu olaylar silsilesinin belirli bir sistemin dahilinde gerçekleştiğini tespit etmek Gumilev’in yegane hedefini oluşturur. Usta tarihçi ele alacağımız “Son ve Yeniden Başlangıç” eserinde olduğu gibi bütün çalışmalarında mezkur hedefinin tahakkuku için çaba sarf eder.

Gumilev’in sistemleştirdiği etnogenez tezi diğer eserlerinde olduğu gibi bu çalışmasında da sağlam delillerle temellendirilir. Tabii bu fikri parlamalara hakim olabilmek için Gumilev’in diğer eserleri de iyice sindirilmelidir. Zira bu Gumilev’in kendine has terminolojisini içeren izah dili bu eserinde de anlatıya hakimdir. Farklılaşan tek şey tarihi örneklerdeki artıştır.

Etnogenez, zaman içinde belirli safhalar şekilde tasavvur edilen bir tezdir. Halklar tıpkı insan organizması gibi doğar, yaşar ve ölürler. Nasıl ki insanın yaşamı bebeklik, çocukluk, gençlik vs. gibi aşamalardan geçtikten sonra nihayete eriyorsa, etnogenez de benzer aşamaları içerir. Etnogenez’in; yükseliş, akmatik, kırılma, atalet, obskürasyon, rejenerasyon olarak sınıflandırabileceğimiz bu aşamalarını geçen etnoslar (halklar) yaşam döngülerini sona erdirirler. Tabii bu şekilde kabaca taslağı sunulabilecek yapının oldukça karmaşık bir işleyişi vardır.

Etnogenezin kendine has kompleks yapısını çözümlemek için Gumilev, ele alacağımız eserinde direkt konuya girmeden evvel etnosun kendine has özellikleri ve özgülüğünü masaya yatırır. Aslında bu giriş kabilinden açıklamaların etnos kavramının anlaşılmasının önünü açtığı ve okuru konuya ısındırdığı savunulabilir. İlerleyen satırlarda etnosun ele avuca sığmaz ve anlamlandırılması güç yapısı açığa çıkınca evvelden yapılan bu açıklamaların önemi daha iyi anlaşılır. Ayrıca bu kısım soru cevap şekilde tasarlanmış olup, okuru konunun merkezine çeken bir üslupla tasarlanır. Aslında soru ve cevaplarla konunun terminolojisi okura kanıksatılır.

İzleyen bölümde Gumilev’in etnogenez tezinin ikinci büyük kavramı olan “passionerlik” açıklanır. İnsan doğasına has olup, bir ideal uğruna fedakar bir biçimde hareket etme güdüsü passionerlik kavramı çerçevesinde birey ve toplum ölçeğinde mercek altına alınır. Aslında deyim yerindeyse kitabın ortasından konuşulan bu bölümde passionerlik, ana hatları dışına fazla çıkılmaksızın anlatılır. Tabii yine de konunun bağlam bakımından derinleştiği, kavramların çatallaştığı, basit örneklerle kompleks tanımlamaların yapıldığı bu bölümde dikkatli okumanın şart olduğu görülür. Çünkü Gumilev fikirlerini kristalize hale getirirken anlaşılma kaygısından çok tezi kanıtlama niyetiyle hareket eder. Okurun konuya uyum sağlaması bu yüzden zaruridir. Tez temelinde şablonunu oluşturan Gumilev, tarihi olayı şablonun üstüne oturtarak meramını anlatmayı hedefler. Bu yüzden şablon iyi anlaşılmalı tarihi olayın örnek olarak uyumluluğu tekrar düşünülmelidir.

Etnos ve passionerliğe ayrılan ilk iki kısımdan sonra etnogenezin safhalarına geçilir. Dokuz kısım dahilinde etnogenezin aşamaları açıklanır. Gumilev’in diğer kitaplarının aksine bu safhalar karışık tarihi olaylardan ziyade belirli bir etnos (Bizans, Arabo-Soğdian, Franklar), coğrafya (Hindistan, Avrupa, Çekya), grup (maniheistler, İsmaililer, markiyonistler) paralelinde anlatılır. Bu anlatım; tarihin yer, zaman, insan grupları gibi bileşenlerinin önemini kavratacak şekilde güçlü bir izahla tezahür eder.

Tabii kitap devam ederken giriş bölümlerindeki kadar yoğun olmasa da terminolojik bilgi aktarımı aralıklarla devam eder. Her bir etnogenez safhasında görülen süper etnos, subetnos, passioner ısınma ve kırılma vb. gibi kavramların anlatıldığı fark edilir. Etnogenezin safhalarında yoğun bir tarihi anlatım söz konusudur. Aslında bazen konunun etnogenez olduğunun bile unutulduğu tarihi bilgi sunumu fazlasıyla etkileyicidir. Zira Bizans, Roma, Hindistan, Avrupa, Asya tarihine ilişkin her kitapta rastlanmayacak bilgiler akılda kalıcı örneklerle okura verilir.

Gumilev, anlatısının etnogenez tezine ait kısımları ne kadar anlaşılmaz ise tarihi örneklerle şekillendirdiği anlatısı da o kadar anlaşılırdır. Çünkü ağır izahlarının farkındaymış gibi anlatısını renklendirir. Bazen bir efsane, bir edebi örnek ve şaşırtıcı bir anekdot da satırlar arasında kendisine yer bulur. Aslında bu tarz anlatılar başka bir tarihçi tarafından ele alınacak olsa akademik yetersizlik yakıştırmasının söz konusu olduğu yorumlar öne çıkabilir. Ama Gumilev için bu durum söz konusu olmadığı gibi bu tarz anlatılar Rus tarihçiye yakışır.

Yine diğer kitaplarının aksine Gumilev bu eserinde etkin bir biçimde kullandığı tarihe yardımcı diğer bilim dallarının (coğrafya, biyoloji vb.) etkisini azaltarak kültürel anlatımlara yönelir. Misal kültürogenez isimli kavramı vasıtasıyla etnogenezin folklorik ayağını gayet güzel bir şekilde ortaya koyar. Kültürel anlatılar geçmişte yaşayan insan gruplarının özelliklerine yöneldiği zaman doğal olarak etkileyici bir görünüme kavuşur. Gumilev; Çin, Hindistan, Tibet vb. kadim kültürleri karşılaştırmalı olarak ziyadesiyle güzel bir şekilde dile getirir. Hem kültür hem tarihi bilgi yönünden bu yoğun anlatılar, etnogenez dışında yazarın okuruna didaktik davrandığının kanıtı gibidir.

Gumilev’in diğer eserlerinin aksine bahsettiğimiz kitabında “biz” kavramına daha çok yer verdiği dikkat çeker. Her ne kadar vurgulamasa da taşıdığı Hristiyan, Ortodoks ve Rus kimliklerini eserlerinde hissettirir. Ama bunu objektifliğine halel getirmemek adına fazla belli etmeyen Gumilev, yorumlarının bazı yerlerinde Ruslar demek yerine “biz” der. Tabii bazen tarafsızlığına halel geldiğine de şahit olunur. Misal Girit’te soykırıma uğrayan Türkleri vurgulamaksızın Patriğin 2. Mahmut tarafından idam edilmesini eleştirir. Bu anlatılar dikkate alınmaz ise Gumilev’in genelde objektif olduğu dikkatten kaçmaz.

Sonuçta, tarihe Gumilev gibi geniş bir açıdan bakan tarihçi çok azdır. Onun bakış açısına ulaşabilmek için onun kadar okumanın zorunluluğu düşünülebilir. Kullandığı sınırsız varyasyondaki tarihi olay anlatılarıyla her fırsatta tezine daha rahat dayanaklar bulur. Tezini kanıtlarken tarihi öğretir, öğretirken düşündürür. Her tarihi anlatı insanı düşünceye sevk etmez. Özellikle tarihin felsefesini direkt olarak hedeflemeyen eserlerin tali olarak düşünceye boyut kazandırma rolleri tartışılır. Ama Gumilev’in anlatısı düşünmeyi önceleyen için çok şey anlatır.


Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şimdiye kadar okuduğum Enis Batur kitapları arasında en sıkı, en özel kitap bu oldu. Çok derinlikli yazmak üzerine bir giriş ile okuyucuyu sarsıyor ve sonra her zamanki üslubuna dönüyor, ama bu kez çok içten, okurlarını hayret ettirecek kadar duygusal. Bir anlatı kitabı aslında, her ne kadar yolculuk kitabı görünümünde olsa da, hayatından kesitler sunduğu, biraz yaşamöyküsü, biraz iç hesaplaşma, biraz kendini okura açma denemeleri, anlatımı.

Kitabın tümünde bir çeşit güzelleme yapıyor doğaya. Bulutlar, dağlar, yollar, kuşlar, gündüz ve gece hakkında çok enfes betimlemeler okuyoruz.

Yazmak bir “yolculuk”, bunun için yaptıkları da bu yolculukta kullanacağı yollar oluyor Enis Batur için. Bu çok sevdiğim yazarın bana “Başka Yollar”dan ulaştığı çok iyi bir okumaydı. Daha iyisini okuyana kadar en iyi Enis Batur okumasıydı benim için.

Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Deneme Kitabından daha Fazlası.. Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler
Yazarımız Rasim Özdenören 7 güzel adam olarak hatırlanan, Türk edebiyatının önemli isimlerinden biri. 1940 yılında Kahramanmaraş’ta doğan Özdenören, lise hayatından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde görev almış. 1967 yılında basılan ilk hikaye kitabının ardından öykü ve deneme türünde birçok kitabı yayınlanmış ve çeşitli ödüller almıştır.

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler kitabına gelecek olursak, kitap yazarın 1970-1980'li yıllarda yazdığı denemelerin kitap haline getirilerek sunulmuş halidir.

Yazar, Müslümanca yaşamanın ancak İslamiyet'i gerçek mahiyetiyle anlayarak, onu asıl bize gönderildiği zaman ki haline göre düşünerek içselleştirmek ile mümkün olabileceğini anlatmaya çalışır. Yaşadığımız çağda İslamiyet hakkındaki bildiklerimizin, içi boşaltılmış veya değiştirilmiş kavramlar ile bize ulaşmasından dolayı aslında onu layıkıyla anlamamızın önüne setler çekildiğinden yer yer bahsediyor.

Örneğin “Bir Handikap Daha: İslam'ı Anlamamak” başlığı altında geçen bir paragrafta ; “Zihinlere İslam’ın öngördüğü ilkeler değil, fakat İslam dışı dünyanın gözümüze taktığı gözlükler yerleştirilmiştir. İslam’ın söyledikleri kendi şartları ve kendi doğruları içinde anlaşılmaktan çok, İslam dışı ölçütler o şartları nasıl göstermek istiyorsa öyle algılanmaktadır.” şeklinde ifade etmiştir.

İslam dünyasının, halen dünyanın her yerinde, kendilerine ait olmayan bir hayat tarzını yaşadıklarından bahsediyor yazar. Ancak bu durum o kadar kanıksanmış ki, gelen her yeni nesil halihazırdaki “gerçekle” dünyaya gözlerini açtığından, bu gerçeği Müslümanların içinde yaşaması gereken olağan ve doğru bir durum diye algılayabilmektedir.

Kitapta, yoğun olarak üzerinde durulan bir konu da Batı dünyası ile İslam dünyası arasındaki düşünce ve yaşayış farklılıkları. Ve elbette İslam dinine mensup olarak yaşadığı halde batı özentisi ile ömrünü sürdürenlerin aslında hangi konularda hangi yanlış düşüncelere takılı kaldıklarını anlatmaya çalışıyor...

Kitabı okurken, son zamanlarda sıkça yaşamaya başladığımız, gençlerimizin Batı ülkelerine olan hayranlığı ve kendi değerlerimize olan mesafeli yaklaşımını düşününce, bu kitabın ve bu konuları dert edinmiş olan yazarımızın diğer kitaplarının çokça okunup yol gösterici ve fikir verici bir kılavuz olarak kullanılması gerektiği kanaatim oluştu. Bazen arkamızdan gelen nesillere bazı kavramları aktarmak, anlatmak ve yanlış bildiklerini düzeltmek noktasında yetersiz kalınabiliyor.

Yedi Güzel Adam’ın 2022' de aramızdan ayrılan bu güzel insanı, Rasim Özdenören’ in bu kitabı okunmalı, okutulmalı ve yaşatmaya çalışılmalı kanaatindeyim...
Yanıtla
8
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Shakespeare'in Gravel Heart oyunun bir adaptasyonu olan kitap kurgusu açısından iyi. Ancak kitap neden ve nasıl nobel almış insan merak ediyor. Ödüllere her zaman temkinli yaklaşmak lazım. Batı'ya göçmen olmak ve orada yaşamak üzerinden yapılan 'yumuşak' ama dokundurmayan eleştiriler nedeniyle ödül verilmiş olabilir. Üslubu güzeldi, ancak oyundan uyarlama olduğu yani kurgusunun tam olarak yazara ait olmadığı da düşünülürse kitaptan geriye ne kalıyor okuyucu karar versin. Vakit geçirmek için, hiç zorlanmadan kolaylıkla okunabilecek bir roman. Daha fazlasını bekleyenler için yazıyorum.
Yanıtla
5
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Akademik bir araştırma olmasına rağmen ağır bilimsel kavramlar, teoriler, varsayımlara boğulmadan son derece akıcı ve anlaşılır bir dil ve üslûp kullanıldığından sıkılmadan, ilgi ve merak uyandırıcı tarzda yazılan kitap, Recep Yazıcıoğlu hakkında doğru bilinen yanlışlar, şehir efsaneleri, abartılı ve gerçeğe aykırı ifadelerden arınmış, tarafsız, bilimsel yöntem ve tekniklerden yararlanılarak objektif ve hakikatle uyumlu bir çalışma olması yönündeki gayretin her satırda hissedildiği bir eser olmuştur. Salt kamusal değil, her iş alanındaki çalışanların ve temelde her vatandaşın edinmesi gereken düstur ve şiar bakımından somut bir rol, zihniyet ve davranış modeli anlamında feyz alınması gereken bir şahsiyetin kalıpları yerle bir eden ibretlik yaşam ve kariyerini herkesin okuması ve üzerine düşünmesi kaçınılmazdır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mitoloji ve polisiye sevenler için
Ahmet Ümit'in "Kayıp Tanrılar Ülkesi" kitabında kurmaya çalıştığı mitoloji ile modern dünya arasındaki o bağı gerçekten takdir ettim. Arkeoloji ve mitoloji meraklılarının ilgisini çekebilir. Mitolojik referanslar, kitaba yeni bir katman ekliyor. Bu referanslar, okuru düşünmeye ve sorgulamaya teşvik edecek cinsten. Özellikle Almanya'daki göçmen sorunları ve aidiyet duygusu gibi evrensel temaların işlenişi, kitabın toplumsal ve felsefi bir derinlik kazanmasına yardımcı olmuş.

Milletler ötesinde insanlığı, hatta daha genelde canlı sevgisini ve haklarını savunan biri olarak baskılayan bir probleme işaret eden ara satırları okumak her zaman beni iyi hissettirir. Almanya'da göçmenlerin yaşadığı problemler, post-Nazi sancıları ve hâlâ insanların aidiyet hissiyle mücadele ediyor olması gerçekten etkileyici. Dolayısıyla bu haliyle kıymet merdiveninde üst basamaklara tırmanabilir. Sadece çok fazla göze sokan, itici cümleler olması rahatsız ediciydi. Özellikle Yıldız karakterinin iyi işlenememiş olması ve onunla bağ kurmakta zorlandığımızı düşünürsek elbette bu durumu daha da rahatsız edici bir odağa çevirmiş olabilir.

Kitaptaki en başarılı dokunuşlar kesinlikle mitolojik bölümlerde yapılmıştı. Dil ve biçem olarak yadırgamadım. Yer yer çok güçlü karakteristik özellikler okuyabildik o metinlerde. Bir de o bölümlerin sonda bağlandığı yer anlamlıydı. Beklenmedikti, hoşuma gitti kesinlikle. Sonunu söylemeden nasıl ifade edebilirim bilmiyorum ama kitabın bence de öyle bitmesi gerekiyordu. Eğer diğer türlü bitseydi, Yıldız karakteri o sözleri etmeseydi gerçekten çok gevrek bir tadı olacaktı kitabın. Her ne kadar güçsüz bir kurgulama olarak baksam da bu haliyle olabilecek en doğru sonla bittiğine inanıyorum.

Mitolojideki baba-oğul çatışmasını günümüz baba-oğul çatışmasına bağlamak bence harika fikir. Klişe ama hâlâ kanayan bir yara bu. Kitapta ilerlerken katilin kim olduğu konusunda tahminim farklıydı. Kaderci anlayışı sarsacak bir twist bekliyordum. Zeus Altarı'nın Berlin'e götürülüşünü, duvarın yıkılışını, doğu ve batı Almanya gerçeğinin halktaki yansımalarını ve ailelerde yarattığı travmaları kitabın bir parçası olarak okumak, kesinlikle daha fazla araştırmaya sevk etti. Daha farklı bir gözle bakmamı sağladı Almanya'daki yaşama. Bir duyarlılık da geliştirdi denebilir. Ancak karakter gelişimi ve dil kullanımı gibi bazı alanlarda geliştirilebilir. Eğer karakterler üzerine yeniden çalışılıp kurgu tamirine gidilirse çok isterim tekrar okumayı. Yine de bu haliyle okuyup başka bir bakış açısı kazanmak için bile Kayıp Tanrılar Ülkesi alınabilir.

Yanıtla
8
2
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Atatürk'ün doğumundan ölümüne kadar yaşadıkları, Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan belli başlı olaylar ve onun yaşamında önemli yer edinmiş kişiler oldukça az bilgi verilerek anlatılmış. Biraz röportaj gibi görünüyor, Ortaylı'ya sanki konu başlıkları sorulmuş ve o an aklına gelenler yazılmış gibi. Genellikle konulara, biri yazı diğeri de görselden oluşan iki sayfa halinde yer verilmiş.

Dilinin sade ve akıcı olmasıyla birlikte yukarıda yazılanlar doğrultusunda kısa zaman içerisinde bitirebileceğinizi söyleyebilirim. Küçük bir kitap olduğundan taşıması da kolay.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Füreya Koral, ülkemizin ilk kadın seramik sanatçısı. Hayatı cumhuriyetin kuruluş yıllarında başlayan, birçoğumuz gibi Mustafa Kemal'e hayranlık besleyen fakat birçoğumuzdan şanslı olup onun yakın çevresine de girmeyi başaran bir kadın. Ölümün kıyısından defalarca kez dönmüş, kendini sanatına adamış bir hayata sahip. Ayşe Kulin kitabın bazı bölümlerinde önce Füreya'nın ağzından hasta yatağında bir hayat hesaplaşması okuyoruz. Diğer bölümlerde ise dışarıdan bakan bir gözle hayatının dönüm noktalarını anlatıyor. Ağzında altın kaşıkla doğmuş ve görece şımartılmış bir kız çocuğu da olmuş Füreya Hanım, yokluğu da görmüş, sevilmiş de, eşinden tokat yiyecek kadar toksik bir ilişki de yaşamış. İyisiyle kötüsüyle seksen küsur seneye dolu dolu bir hayat sığdırmış. Ne mutlu ki Ayşe Kulin de yazmış, ben de okuma fırsatı buldum. Siz de okuyun, ıskalamayın.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
1950’li yıllarda İstanbul ve taşrada eğlence hayatının yönelimi; yıldız olma arzusuyla yanıp tutuşan Nezihe Yanıkses üzerinden trajik olarak ele alınmıştır. Kültürel gerilemenin sanat alanında kendini göstermesi ve halkın nakaratı bol ve anlaması kolay basit şarkılara yönelmesi küçük bir eserde ele alınmıştır. Yıldız olma hayali ile yaşayanların vefasızlık ve gadre de uğradıkları canlı ve gerçekçi bir şekilde eserde yansıtılmıştır. Herhâlde Nahid Sırrı’nın sıradan hadiseleri bile gerçekçi bir şekilde anlatması, eserlerini daha fazla okunur kılıyor. Yazarın arı, duru ve akıcı Türkçesi için bile okunacak güzel bir eser.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir