Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öyküler, taşrada inşa olunmuş kültürel kanonik yapının bir numunesi gibi işleniyor. Öykülerde her ne kadar Ankara ve Yozgat şehri mekânlar olarak daha çok gözükse de taşra ve köy sosyolojisi çoğunlukta işleniyor. Ayrıca bazı öykülerde konuların birbirinin içine girdiği, mürekkep unsurlar kendisini göstermektedir. Bazı öykülerde de okur ters yönden mugalâtaya (yanıltmacaya) uğratılmaktadır. Bu da öykülerin serüven ve heyecan yönünü resmetmektedir. Başka bir ifadeyle öykülerde hüzün makamı daha baskın gibi gözükse de yer yer heyecan ve macera kırıntıları da yok değil. Düşmemek için ilerlemesi gereken bir bisikletli gibi değil midir hayat? Sonuçta mücadeleler hep biz insanlar ve hatta canlılar için hep var olacaktır. Taşra ve bozkır kültürünün çerçevesi, biyopolitiği (sınırları) çizilmektedir böylelikle diyebiliriz. Bu güzel öykülerin okunmasını tavsiye ederim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Süleyman Çobanoğlu'nun 'Türkiye'yi Türkiye yapan 10 şey' konseptinde bir düzyazı çalışması olduğu bilgisini çok uzun zaman önce duymuştum.

Şair hakkında en küçük malumatı takip edenler bilir ki Süleyman Çobanoğlu 'darası alınmış söz' yaklaşımını sadece şiirde değil ürettiği tüm eserlerde titizlikle uygular. Bu yüzden nitelikli ve derinlikli verimleri için umduğumuzdan daha fazla beklememiz gerekebiliyor..

Kitabın ilk bölümünde şairin Türk Kültür hayatına, kadim kültüre ve güncele dair çapraz okumaları, yorum ve çıkarımları, İkinci kısımda ise şairin bulunduğu döneme ilişkin tanıklıklarını ve eleştirilerini içeren görece kısa yazıları mevcut. Kitabı hem iştahla okumak hem de hızlıca bitirmemek için dinlene dinlene okumak arasında gidip geldim. Değişik zamanlarda birden çok kez okudum ve okumaya devam edeceğim. Kitabı hediye ettiğim yakın çevremden de hep olumlu geri dönüşler aldım.

'Yağma yok', Şairin düzyazılarını beklediğime değmiş.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Düşünmenin Göğüsten Bilindiği Bir Zamana Özlemle : Akhilleus'un Öfkesi...
Amerikalı Romancı Madeline Miller'in 2011'de yayınlanan ve Orange Ödülü'ne layık bulunan ilk romanı Akhilleus'un Şarkısı, konusunu Antik Yunan'dan almıştır. Tarihin en ünlü savaşlarından Troya Savaşı'nın anlatıldığı İlyada Destanı'ndan yola çıkan yazarın, Akhilleus'un Şarkısı'nı yazması Troya Savaşı gibi on yıl sürmüştür. Yazar bu sırada Yunanca ve Latince öğretmekle meşguldür ve romanında o günleri adeta yeniden yaşatır.

Bugün, "Epik şiirin en ünlü örneği nedir?" diye sorulsa kuşkusuz herkesin aklına ilk olarak Homeros'un İlayda Destanı ve ardından Odysseia Destanı gelecektir. Epikle ilgilenmeyen, mitoloji temeli olmayan okurların dahi beyaz perdeden bildiği bu hikâyelerin günümüze kadar korunabilen kalıntılarına baktığımızda pek çok sorunla karşılaşırız...

İlyada Destanı, "Söyle tanrıça, Peleusoğlu Akhilleus'un öfkesini söyle" dizesiyle, bir öfke ile başlar ve Troya Kralı Priamos'un oğlu Hector'un ölüm töreni ile son bulur. Troya Savaşı'nın yalnız 51 gününü kapsayan ve 16.000 dizeden oluşan İlyada Destanı'na ne yazık ki Troya Savaşını tam anlamıyla yansıtıyor diyemeyiz. Savaş zaten başlamış ve sürmektedir, Paris ve Helene aynı yatakta uyumakta ve Agamemnon'un Akhilleus ile iktidar yarışı devam etmektedir. İlyada'ya farklı bir isim ararsak, olay örgüsü ve teması bakımından "Akhilleus'un Öfkesi" demek zannımca daha doğrudur. Yüzyıllardır şekil değiştiren bu destanın aslını bilemediğimiz için isim öneri cüretimin mazur görüleceğine eminim. İlyada'da karakterlerin soy bağları, savaşın nedenleri ve gelgitleri, tanrıça, tanrı ve tanrısoyluların savaşın seyrindeki ağırlıklarıyla, İlyada sadece bir sahnedir; başını ve sonunu bilmediğimiz bir sahne. Eğer Hollywood yapımı bir Troya filmi, ya da ilgili Netflix dizisi izlemediyseniz Tahta At savaş taktiğini bile bilemez ve anlam veremediğiniz bu yarım savaşın yanıtını Odysseia'da ararsınız. Odysseia sizi bir nebze aydınlatır ama yine boşluklar olacaktır ve bilme isteği sizi Antik Yunan Trajedileri ile buluşturur çünkü yanıtlar seçkisi Eshilos, Sophokles ve Euripides'in eserlerindedir.

Akhilleus'un Şarkısı'nı iki türlü okumak mümkündür. İlki Homeros'un destanlarını okuyup, mitolojik alt yapıyla konuyu zaten bilip, yeni bir anlatıcıdan dinlemek isteyerek yapılan okumadır. İkincisi ise henüz genç yaşlardaki okurların epik gelenekle tanışmadan, modern bir edebi örnek üzerinden İlyada Destanı'nı okumasıdır. Her ikisinin de çok lezzetli olacağını ve sevildiği takdirde matruşka bebekler gibi doğurdukça yepyeni kitaplar doğuracağını içtenlikle söyleyebilirim.

İlyada Destanı'nda anlatılanlar ve isim sorunundan yola çıkarak, bu destana "Akhilleus'un Öfkesi" dememle Madeline Miller'in çıkış noktasının da aynı olduğunu kitaba başlar başlamaz görebilirsiniz. Hikâye Akhilleus'un hikâyesidir, hatta Akhilleus'un Şarkısı adeta bir Akhilleus biyografisidir. Destanla uyum içinde ilerleyen roman, sevgi, dostluk ya da eşcinsel birliktelik olarak nitelenen Akhilleus ve Patroklos etrafında şekillenmiştir. Patroklos, Akhilleus'un hayatının en önemli insanıdır demek asla abartı olmaz ve bu Şarkı ya da Öfke, Patroklos uğruna söylenmiş ve neticede bir kentin çöküşüne sebep olmuştur.

Miller'in kitabı hem çıkış noktası, hem bakış açısıyla nefis bir anlatı hediye ediyor günümüz okuruna.Epik tüm saflığıyla, gerçekçiliğiyle bizi doğaya geri döndürür. Unutulmamalı ki İlyada Destanı, sadece bir epik şiir örneği değildir: İstanbul'un Fethi'nden, Birinci Dünya Savaşı'na, hatta günümüze dek bitmeyen bir kinin tohumudur. Bugün ne Hector'un öcünü alan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ne de Agamemnon Zırhlısı ile o köhne zihniyeti devam ettiren emperyalist güçleri göz ardı edebiliriz. Ülkemizde çok kıymetli çevirmen Azra Erhat ve şair A. Kadir'in aslına uygun yaptığı İlyada ve Odysseia çevirileri Anadolu insanlarına verilmiş en güzel hediyelerdendir. Öyle sanıyorum ki Miller de öğrencilerine mitolojiyi sevdirmek, epik okurken karşılaşılan güçlükleri önlemek adına daha kolaylaştırılmış bir okuma sunuyor epiği romanlaştırarak.

Kahramanlık hikâyelerini seven, mitolojiye ilgi duyan ya da temkinli yaklaşan genç, yaşsız her okuru bu maceraya davet ediyorum. İlyada'dan sonra yeni bir bakış açısı kazanabilir ya da çok korkulan mitolojiye girmek için güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. Ve mutlaka ama mutlaka bu toprakların ozanı Homeros'u okuyalım ve Miller'le de yâd edelim.

Biricik Akhilleus'un çok sevdiğim sözleriyle:

"Bir zamanlar düşünürdü göğsümde yüreğim..."
(Homeros- İlyada, XIX -330)

Keyifli Okumalar!
Yanıtla
7
3
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşleyen tarafından yazılan bu eseri Diyanet kitapevinden alanlar güzel indirimlerden yararlanmaktalar. Bu eser okunması daha kolay olduğundan dolayı ve de bu yönde istek de bulunulduğundan dolayı yazılmış, kısa vaazlardan oluşmaktadır. İnşallah Kur'an-ı Kerim dışında herhangi bir kitap okumayan hocalarımızın okuma alışkanlıklarına katkıda bulunuz. Burhan Hoca vaazlarına diyecek bir şeyimiz yok, gayet güzel konulara değinmiş. Allah ondan razı olsun. Bir solukta okuyabileceğiniz bir eser.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Halklarının Varoluşuna Dair...
Kitap, Türk adının ilk defa duyulduğu tarihin eski dönemlerinden yakın tarihe kadar olan dönemleri oldukça kapsamlı bir kaynakçaya dayandırarak anlatıyor.

Kitabın önsözünde yazarların vurguladığı gibi kitabın yazılışının en önemli amaçlarından biri eski Türk halklarının yabancı araştırmacı ve bilim insanları tarafından taraflı bir şekilde Pers-İran kültürüne aitmiş gibi gösterilerek önemsizleştirilmesinin önüne geçmek, sağlam kanıtlara dayandırarak İskitler, Sakalar, Sarmatlar ve benzeri diğer halkların aslında Türk olduklarını göstermektir.

Kitapta Türk halklarından Heredot'un Tarih kitabında olduğu gibi dönemin ünlü tarihçilerinin eserlerinde bahsedildiği, Türk dil ailesinin de MÖ 3. binyıldan itibaren şekillenmeye başladığı anlatılıyor.

Yazarlara göre eski dönem Türk halklarını ayırt etmenin en önemli yolu MÖ 3. binyıldan itibaren ortaya çıkan kurgan denilen mezar kültürüdür. Bu mezarların şekilleri, ölünün gömülme şekli, mezarın içine ölü ile birlikte koyulan nesneler, mezarlardaki şekil ve yazılar belirleyici özelliklerdir.

Başka belirleyici yollar ise barınmada kullanılan çadırlar, çadırların yapıldığı malzemeler, beslenme şekilleri, hayvancılık gelenekleridir.

Yazarlar Sümer dili ile o dönemin Türk dili arasında 400 civarı benzerlik gösteren kelime olduğundan bahsederek Sümerlerle Türkleri ilişkilendirmişlerdir.

Yazarlar İskitler ile Türklerin göçebe yaşam tarzı, kurgan mezar kültürü, dil benzerliği gibi bulgularla benzeştiğini vurgulayıp, onların Pers kültürüne değil Türk kültürüne ait olduğunu savunuyorlar.

Yazarlar ayrıca kitapta Türklerin sadece Orta Asya'da değil Avrupa'da çok eski zamanlardan beri var olduğunu anlatıyorlar.

Kitabın sonunda yer alan yaklaşık 40 sayfalık kaynakçadan da anlaşılabileceği gibi yazarlar oldukça detaylı bir araştırma süreci ile kitabı hazırlamışlar.

Kendilerinin de kitabın bazı bölümlerinde belirttiği gibi kitapta yer alan Türk halklarının kökeniyle ilgili tezler sağlam kaynaklara dayandırılmış olsa da, bu tezlerin ispatı için çok daha detaylı saha ve arşiv araştırmaları yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Türk tarihine ilgi duyanların severek okuyabileceği, daha detaylı araştırmalar için yol gösterebilecek faydalı bir eser.

"Türk diliyle (bu arada Karaçay-Balkar diliyle) Sümer dili arasında yaklaşık 400 kadar lenguistik benzerlik tespit edilmiştir. Bu benzerlik sisteme uygun olarak dilin bütün katmanlarını ve yapısını, zamirleri, sayıları, terimleri ve akrabalık ilişkilerini karşılayan adları da kapsamaktadır." (s. 69)

Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser malesef dipnotlara boğulmuş gibi. Belki detaylar gerekli görülebilir ancak bazı şeyleri okurun iştiyakına bırakmak gerekiyor.
Mütercim ve editör çok iyi iş çıkarmış. Kolay bir eser değil.
Eser tam bir sosyalizm-kapitalizm savaşı. Çok tekrara düşse de birçok açıdan bakıldığında okuru doyurucu bilgiler mevcut.
Ancak Sosyalizm-Marksizm dayatması çok fazla var ve tek doğru ideal tek doğru ideoloji buymuş gibi bir dayatması da mevcut. Halbuki biliyoruz ki Sosyalizm-Marksizm ideolojisi iflas etmiştir.
Tabi İşçi hakları, eşit şartlar, emek hırsızlığı söylemleri duygusal anlamda çok destek toplayacak söylemler. Bu noktada da haksız değiller, doğru olanları dillendiren bir ideoloji.
Lakin Karl Marx'a karşı çıkan, tespitlerini tahlillerini eleştiren yine kendisi gibi Sosyalist olan kişiler. Bilenler bana hak verecektir. Ama bu demek değildir ki kitabın çoğu şeyi yanlış. Hayır tam tersine baştada söylediğim üzere çok fazla güzel doğru tespitler tahliller mevcut.
Yanıtla
7
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sosyo-psikolojik polisiye
İngiliz kadın yazar Paula Hawkins'in "Trendeki Kız" kitabı oldukça popüler ve sansasyoneldi. Hatta öyle ki Emily Blunt'un başrolünde olduğu oldukça başarılı bir filmi de vizyona girmişti. O kitabın hemen ardından "Karanlık Sular" ile kaldığı yerden devam eden Hawkins'in 2022 yılında yayımlanan yeni kitabı "İçin İçin Yanan Ateş" her ne kadar polisiye-gerilim formunda görünse de içerik bakımından biraz sosyo-psikolojik temalı.

Hawkins, bu kitabında klasik teknikten biraz uzaklaşmış. Katil kim? tasasından ziyade işlenen cinayetin perde arkasındaki sosyo-psikolojik travmaları ele almış. Ve kurguyu da ağırlıklı olarak "kadın" karakterleri üzerinden inşaa etmiş.

Kitabın açılışında, isminin Daniel olduğunu öğrendiğimiz genç delikanlı bıçaklanarak öldürülmüş vaziyette bulunuyor. Durumu gören ve ihbarı yapan kişi Miriam adında 50 lilerinde bir kadın. Daniel ölmeden evvel onunla vakit geçiren son kişiyse günlük ilişki yaşadığı genç kadın Laura.
Daniel'in annesi Angelina ve teyzesi Carla ile karşı komşuları olan 80 lerindeki Irene ise konuya dahil diğer kadın karakterler. Carla'nın yazar olan eşi Theo'ysa kitabın dinamik tek erkek karakteri. İşlenen cinayet 4 kadın, 1 adam arasında düğümleniyor. Hawkins bu noktada işin çözüm noktasını bırakıp karakterlerin içsel yaşantılarına odaklanıyor. Karakterlerin içsel çatışmaları, birbirleriyle olan bağlantıları hakkında yazıyor. Her bir karakterin ayrı bir psikolojik derinliği var. Yaşadıkları hayat ve karşılaştıkları sorunlar her birinde farklı. Sisli perdelerin ardındaki gerçekler ortaya çıkıp halka misali uç uca eklenince roman gevşiyor ve hedefine varıyor...

Okurların polisiye tadı araması bir nebze şevklerini kırıyor sanki ancak bu kitap polisiye gerilimi bünyesinde barındıran, psikolojik hacime sahip bir eser. Günlük hayatın gerçekleri diyebilirim...

Herkese iyi okumalar.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap Musa serisinin ilk kitabı; savaş Birinci Dünya, açlarsa Dinamo ‘nün küçük Musa'sının da bulunduğu yetimler, dullar... Çoğunlukla İstanbul'u ve kalburüstü tabakayı işleyen yazarlarımızın aksine, o dönemin Anadolu'sunun, en yoksul kesimi en olağan çıplaklığıyla işleniyor burada. Öyle doğrudan bir anlatışı var ki Musa yerine Hasan'ı koysaymış birebir hayat öyküsü olmadığından kimse dem vurmazmış hiç. Hoş, isimleri değiştirmesi yazarın olayları nesnel olarak ele alabilmesi için hakikaten elzemmiş. Okudukça da anlaşıldığı üzere böyle acıklı bir romanı yazmak hele başından geçenlerden ibaretse, büyük bir soğukkanlılık gerektiriyor. Yoğun tasvirler gibi sanatsallığa hatta yorumlara bile pek girişilmemiş ama olay üstüne olay şeklindeki şiddetli bir edebi akıntının üzerinde küçük Musa'nın dimağının içindeymişçesine dönemsel yolculuğa çıkıyorsunuz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yayımlandığı 1984’ten beri dünyayı mı değiştiriyor, yoksa yazarı üstün vizyonerliğiyle dünyanın geleceğini mi gösteriyor? Bu görüşler komplo teorisyenlerini bir hayli yorsa da, kitabın fiziki zorlaması hâlâ bitmiyor. Neuromancer, 80’lerdeki siberpunk kıvılcımını bilimkurgu edebiyatında bir yangına dönüştürdü. Bu ticari genişleme, 90’larda Ghost In Shell‘i takiben, 2000’lerde The Matrix‘in ‘blockbuster’ patlaması olarak astronomik boyutlara ulaştı. 2020’lerde, oyun da dâhil çeşitli dijital platformlarda siberpunk anahtar kelimesi ile taratıldığında birçok yeni ürünün hâlâ üretildiği görülüyor. Bu demektir ki LOTR ve SW gibi yeni bir evren yaratacak kadar yüksek miktarda irfan içeriyor. İşlenecek cevher bolluğu başarının sürekliliğini getirir. Fakat benzerlerinden ayrıldığı, hatta üstünlüğü olan nokta ise bu kitapla sanki tek celsede tüm bir irfanın önümüze serilmiş olması. O nedenle, siberpunk’ın bu bol ödüllü kutsal kitabı bir hayli yüklü ve okuması da bayağı zor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sokrat öncesi doğa felsefecileri bilimsel düşüncenin ilk ortaya çıktığı kişilerdir. Felsefe biliminin biçimi isim babası Pisagor tarafından oluşturulmuşken, içeriğinin bilimsel kökenleri İyonyalı doğa düşünürlerinden Miletos'lu Thales'e hatta mitleri ilk kez kategorize eden Aiolis'li şair Hesiodos'a kadar gitmektedir. Presokratik teriminin Nietzsche başta olmak üzere Ernst Cassirer, H.G. Gadamer, Weber gibi kıta felsefecileri tarafından kullanımının incelendiği kitapta, tarihte köken ve başlangıç terimlerinin kullanımı da irdelenmiş. Keşf-i kadim yönünde; kıta felsefecilerinin presokratik diye adlandırdığı Anadolu'nun Ege kıyılarındaki 'kudema' üzerine bu kitap gayet bilgilendirici kritikler içeriyor. Aristoteles'in fragmanlarının, Diogenes Laertinos'un antik felsefe tarihi çalışmalarının ve yakın zamandaki kıta felsefecilerin konuya ait fikirlerinin, André Laks'ın son buluntular ve kuramlarla modern bir şerhi olarak da düşünülebilir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir