Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kendini Aşkta Bulmak...
Sabahattin Ali, 1907 yılında dünyaya gelmiş ve 1948 yılında aramızdan ayrılmıştır. Kısa yaşamına sığdırdığı romanlarıyla edebiyat dünyasında kendisine kalıcı bir yer edinmiş ve kendisinden sonra gelen romancıları da etkilemeyi başarmıştır.

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabı bir dönem fazlasıyla ünlü olan bir kitap. Sosyal medya ve televizyon programlarında dahi paylaşılan bu kitap kısa zamanda pek çok insan tarafından okundu. Sayfa sayısına baktığımızda oldukça kısa bir roman olarak karşımıza çıkıyor Kürk Mantolu Madonna. Kitabın içerisinde Sabahattin Ali’nin kendisine dair izler de bulunuyor. Ayrıca yazarın yalın yazım dili ve akıcı anlatımı bu kitapta da kendini göstermiş.

Romanın içerisinde karakterlerin ağızlarından okuduğumuz metinlerde insanın anlam arayışına dair ifadeler yer alıyor. Ayrıca insanın kendi içine yönelmesi ve sorgulamalara da sıklıkla yer verilmiş. Toplumsal kabul gören bazı tutum ve davranışların ise kitabın bazı bölümlerinde karakterler vasıtasıyla eleştirildiği görülüyor. Bu yönüyle kitabın satır aralarında oldukça etkileyici psikolojik çözümlemeler gözlemlemek mümkün. Bu yönüyle de oldukça dikkat çekici bir kitap.

Kürk Mantolu Madonna, her ne kadar bazı çevrelerce basit bir aşk romanı olarak görülse de kitabı okuduğunuz zaman hak vereceğiniz üzere aslında salt bir aşk romanı değil. Zira kitaptaki karakter tahlilleri aslında romanın kahramanının âşık olma sürecine nasıl geldiğini, onun karakterinin nasıl oluştuğunu oldukça akıcı bir şekilde anlatıyor.

Keyifle okunması dileğiyle…

Yanıtla
22
3
Destekliyorum  4
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuklar için yazılmış, harika bir bilim-kurgu romanı. Maisie'nin onuncu doğum gününe heyecanla uyanmasının ardından gelişen olaylar onu ve okuru, beklenmedik bir sonla şaşırtıyor. Maisie, o sona ulaşabilmek için önceden edindiği bilgileri kullanmaya çalışırken bizler de uzay-zaman, fizik, kimya, matematik, geometriye dair birçok gerçeği ister istemez öğrenmiş oluyoruz. Altıncı sınıf ve üzerine daha çok hitap edeceğini düşünüyorum. Sınıf kitaplıklarında da bulundurmaya değer.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gogol'un okuduğum ilk romanı olan palto kitabında 2 farklı konu yer almaktadır. Birincisi kitabın adı olan palto, diğeri ise fayton. Ders verme niteliğinde yazılmış bu kitap Gogol'un diğer kitaplarına da ilgimi artırdı. Akıcı ve sıkılmadan okunması kitaba farklı bir hava katıyor. Dostoyevski'nin "hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık" sözüyle ne anlatmak istediğini okuyucusuna çok iyi bir şekilde atlatıyor. Kitap kısa ve bir çırpıda bitecek nitelikte. Birkaç saat içerisinde okuyup bitireceğiniz bu kitapta okuyucuya, yalan söylemenin ve küçük görmenin sonuçlarını en güzel şekilde anlatmaya çalışıyor. 150 sene öncesinde yazılmasına rağmen hala trend olan "Palto" mutlaka kitaplığınızda bulunmalı... Gogol'un henüz hiçbir kitabını okumadıysanız bu kitapla başlangıç yapabilirsiniz. Her yaşa uygun bu romanı beğenerek, keyifle okudum ve sizlerin de okumasını tavsiye ediyorum.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuklarınızın kitaplığında mutlaka olmalı…
Hayatımızdaki bir gerçekliğin bu kadar güzel anlatılması, verdiği mesajı da hem ebeveyn hem de çocuklar için önemli. Gözü kapalı öneririm. Hayatta her an karşılaşılabilecek bir durumun sevimli bir oğlak üzerinden anlatılması ve anlatının hem çocuklara hem de anne-babalara hitap etmesi kitabın ve öyküsünün anlamını bir kat daha arttırıyor. Yazarın kitabının resimlemelerini de yapan bir sanatçı olması ayrıca güzel.

“Simsiyah kulaklı çok sevimli bir oğlaktı bu.
Ama sürüdeki diğer yavrulardan biraz farklı doğmuştu.
Çoban, bacaklarındaki güçsüzlüğü hemen fark etti.
Onu kucağına aldı. Ön bacakları tutmuyordu,
bu haliyle yürümesi imkânsızdı.”

Bir farkındalık kitabı. Çobanın sürüsündeki engelli olan bir oğlakın yaşama sevincine ortak olması, sürüden kopmasın diye gösterdiği çaba hepimiz için iyi bir örnek. Hele bu örnek, küçük yaşlardan itibaren empati duygusunun çocuklara verilmesi için onlara unutmayacakları bir konunun belleklerinde yer etmesine yardımcı olacaktır. Engelli bireylerinde toplumsal yaşam içinde engelsiz bir hayat sürebilecekleri şekilde koşulların dizayn edilmesi de önemli. Bunun küçük yaşlardan itibaren toplumu oluşturan her bir bireye eğitiminin verilmesine öncülük etmesi bu kitabı farklı kılıyor.

“Bahar geldiğinde iki küçük yavru dünyaya getirdi.
Biri siyah diğeri beyazdı.
Oradan oraya sıçrayıp zıplıyorlardı.
Annelerinden farklı ama aynıydılar.”

Yinelemem gerekirse okul öncesi ve sonrası için çocuklarımızın kitaplığında bulunmasını önereceğim bir kitap.

Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ontolojik farkın uçlarında gezinen Heidegger'in bile, kendi terimleriyle ifade etmek gerekirse, In-der-Welt-sein'ını gösteren, filozofu maddeci anlamda dönemine indirgemeksizin onun bağlamsal ögelerini kayrana çıkaran bir başyapıt. Sadece Zein und Seit (Varlığa ilişkin soru ve Dasein'ın ontik-ontolojik müstesnalığı) için değil; Ereignis ve geç dönem Holzwege gibi temalarını bile kapsayan bir düşünce matrisinin izlerini sürüyor. Salt felsefi bir dille konuşmak gerekirse "Heidegger'in Hegel'ci çözümlemesi" derdim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Vedat Milor'den Hayata Dair Paylaşımlar
Vedat Milor, bir zamanlar NTV’de düzenli olarak yaptığı yemek programlarıyla geniş kitlelerce tanınır olmuştu. Başta İstanbul olmak üzere birçok ilde, gittiği yerin tanınmış lokantalarını, restoranlarını dolaşarak yemek kültürümüze önemli katkılar yapmıştı. Yemek konusu, uzmanlıklarından sadece birisi aslında. Kendisi, Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Ekonomi mezunu, yurtdışında yüksek lisans ve doktora yapmış. Sosyoloji eğitimi almış. Bunlarla yetinmemiş Stanford’da Hukuk okumuş. Ülkemizde ve ABD’de öğretim üyeliği yapmış.

Milor, 2021’de ilk baskısını yapan “Hesap Lütfen!” kitabında, kendisiyle yapılmış röportajlardan oluşan bir içerikle karşımızda. Baştan belirtelim, içinde gastronomi konularına, Nusret’e, Ferit Şahenk’in restoranına, yazı başına on bin dolar alan dünyaca tanınmış bir gastronomi uzmanına (...) dair detaylar geçse de bu kitap bir gastronomi kitabı değil. Hayatta insanlara dayatılan bazı değerleri, yaşam tarzları üzerine yapılan zorlamaları, bunların arkasındaki ikiyüzlülüğü, sahtelikleri ve bunlara muhatap olanların yaşadığı ikilemleri, çatışmaları, kitabın ana eksenine alıyor. Yazar, kendi yaşadığı örnekler üzerinden sohbetini akıcı bir şekilde sürdürüyor. Her konuya çözüm bulma iddiasında değil. Tecrübelerini, hayal kırıklıklarını, başarısızlıklarını ve arayışlarında ulaştığı çözümleri, ne yapılması gerektiğini dikte etmeyen bir üslupla aktarıyor. Ömrünün farklı dönemlerinde ABD’de, Avrupa’da ve ülkemizde yaşıyor olması, sorulara verdiği cevaplarda gerçekçi karşılaştırma yapma zeminini kolaylaştırmış. Eserin hitap ettiği kitlenin, değişime, farklı fikirlere açık olan insanlar ve özellikle gençler olduğunu söyleyebiliriz.

Milor, sekiz ana bölüme ayrılan çalışmasında, bireysel olarak görünse de özgüvensizlik ve değersizlik gibi gerçekte toplumsal olan belli sorunların, kültürümüzde mevcut bazı kalıplardan, yargılardan kaynaklandığına değiniyor. Bir insanın ve genelde bir toplumun, aile yaşantısından itibaren nasıl bozulabileceğini sosyo-ekonomik bir perspektiften anlatıyor. Hayatta var olan problemlere rağmen topluma küsüp içe kapanmak yerine özgüvenle ve özsaygıyla üretmeyi, iletişime devam etmeyi, zevk aldığımız uğraşılarla ilgilenmeyi, makul beklentilerle hayata devam etmeyi öğütlüyor. Kitabın ismindeki alt başlığa uygun olarak insanın kendi dengesini bulması noktasında, herkesi memnun etme düşüncesinin hayatı zorlaştırabileceğini, yaşanılan ânı ertelememeyi, öncelikleri (kırmızı çizgileri) iyi belirlemeyi, bunları yaparken de egoist davranmamayı, sağduyulu olmayı salık veriyor.

“Anadilimiz dışında lisanlar bilmek bugün yaşadığımız dünya için olmazsa olmazımızdır. Dünyaya evrensel bir duyguyla adapte olmak adına bilhassa yabancı basını takip etmeli, gezegenimizde neler olup bittiğini farklı kaynaklardan bilgileri kıyaslayarak öğrenmeliyiz. Ülkemiz bilgi ekosistemi açısından dünyanın epey gerisinde ve çoğu zaman manipüle edilmiş kirli bilgilerin ortasında doğruyu ve gerçeği arama savaşı veriyoruz. Yine birçok akademik alanda yerli bilgi kaynağımız kısıtlı; dünyanın bütünüyle değil, yalnızca yaşadığımız yerle iletişimde olduğumuzda, çaresi yok, çağın gerisinde kalıyoruz.” (s. 81)

“Siz, bilmeyenler kadar ses çıkarmadıkça, niteliğinizin farkına varamayacaklar ve anlaşılmadığınızı düşüneceksiniz. Meşgul olduğunuz işler başkalarının gözünde değersizleşecek ve vazgeçilebilir olduğunuzu zannedeceksiniz. Ses çıkartmak derken bağırmayı, gürültü yaparak barbarlaşmayı değil, doğru zaman ve doğru yerde kendini anlatmaktan geri durmamayı kastediyorum. Bilgi sahibi olduğumuza emin olduğumuz her konuda, eğitimini aldığımız alanlarda hödüklerden daha çok ses çıkarmalıyız.” (s. 101)

“Toplum hep tetiktedir. Kendinize uzak kaldığınız her an sizi yönlendirmek için fırsat kollar. Toplumun geneline kalsa hayatın değeri elekten geçirilmiş ve incelmiş zevklerden çok, yalnızca paradan, güzellikten ve güçten ibaretmiş gibi gelir. Oysa her insan zevkleriyle ve seçimleriyle özneldir.” (s. 167)

“Evrensel ölçütler olmazsa birçok konuda yerimizde sayarız. İnsan hakları, devlet yapısı, tarıma yaklaşım gibi konulara bakışımız evrensel olmalı. Bir yandan da yerel güzelliklerimizi keşfedip bu alanlarda taklitçilikten uzak durarak bu güzellikleri sahiplenmeli ve onlar uğruna inat etmeliyiz.” (s. 297)

Mesele basitçe şudur: Doğru insana doğru iş verilmeli. Doğru insanı doğru iş için bulsanız bile bu sistem değişmedikçe, gelir kaynakları değişmedikçe, devlet yapısı değişmedikçe doğru insan ya bir süre sonra havlu atacaktır ya da bozulacaktır ve umursamaz hâle gelip yine kendi emeğine yabancılaşacaktır. Devlet yapısı üzerinde temel değişikliklere gidilmedikçe tufeyli (asalak) sınıfına karşı mücadele yalnızca bireylere indirgeniyor. Bu toplumda iyi tufeyli olan başarıyor ve sonuç alıyor.” (s. 307)

İlber Ortaylı’nın “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” ve Doğan Cüceloğlu’nun “Var mısın?” örneklerinde olduğu gibi eserin sonunda Milor’ü etkileyen kitaplar ve filmler sıralanmış: Tutunamayanlar, Suç ve Ceza, Tokyo Hikâyesi, Özgürlük Hayaleti bunlardan bir kısmı.

Kronik Kitap’tan çıkan “Hesap Lütfen!” için Nurhak Kaya’nın soruları hazırlarken ciddi bir çalışma yapmış olduğunu, eserin akıcı olmasında, kurgunun başarılı ilerlemesinde ciddi bir emek harcadığını vurgulamak gerekir.

Kitapla ilgili yazarla yapılmış iki söyleşiyi izlemek isteyenler için not düşelim:
t.ly/mMrUk (Ceren Sungur- Tarih Obası Youtube Kanalı)
t.ly/AE_p3 (Eksik Olan- Medyascope Youtube Kanalı)

İyi okumalar!
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmişten Günümüze Aralanan Beş Şehrin Kapısı...
Yazarının ve kitabın şöhretini çok kez duymuş olmama rağmen, "Beş Şehir", Ahmet Hamdi Tanpınar’ın okuduğum ilk kitabı oldu.

Kitabın başından itibaren dikkatimi çeken ilk konu, günümüz yazarlarının çoğundan alışmış olduğumuz, yalın, dümdüz anlatımdan uzaklaştırıyor bizi. Öyle ki; arada bir serpiştirilmiş eski Türkçe sözcüklerle duraksadığınız, iç içe geçen, yoğun bilgi içeren cümlelerin arka arkaya gelmesi bazen anlamdan kopacağınız korkusunu hissettiriyor. Ancak anlatım öyle doğal, ifadeler öyle içten ki bu his fazla uzun kalmadan yerini güzel bir metin okuyor olmanın lezzetine bırakıyor.

Deneme türü ile karşımıza çıkan bu eser aslında yer yer gezi yazısı oluyor, sık sık tarihi bilgileri yormadan anlatan bir metin, bazen coğrafi, bazen mimari esintiler hissedeceğiniz bir kitaba dönüşüveriyor.

Geçmişten günümüze taşıyamadığımız bazı değerlerimizin nedenlerini bulduğumuz satırlar çıkıyor karşımıza ansızın. Diyor ki;

“Cetlerimiz inşa etmiyorlar, ibadet ediyorlardı. Maddeye geçmesini ısrarla istedikleri bir ruh ve imanları vardı. Taş, ellerinde canlanıyor, bir ruh parçası kesiliyordu. Duvar, kubbe, kemer, çini, hepsi Yeşil’de dua eder, Muradiye’de düşünür…”

Kitapta sevdiğim bir üslupta, yazarın, yer yer eşyayı, mimariyi, şehirleri dile getirip konuşturması idi. Geçmişe gidip, tarihe adını yazdırmış şahsiyetlere gönderme yapması, acaba bunu düşünmüşler miydi diye kalemini yorması ilgi çekiciydi.

Misal; Ankara ovalarında gezerken, 1071 yılına gidiyor ve dökülüyor kaleminden;

“Malazgirt’te bileğinin kuvvetiyle, dehasının zoruyla bize bu aziz vatanın kapılarını açan Alparslan’ı muharebe emri vermeden evvel hangi kuvvetler ziyaret etti ve ona neler gösterdi? …. Hiç tanımadığı, dehalı çocuklar müstakbel zaferlerin kumandanları, henüz söylenmemiş şiirlerin şairleri, henüz yükselmemiş şaheser yapıların mimarları, henüz duyulmamış nağmelerin bestekarları etrafında henüz açmamış bir fecrin gülleri gibi dolaşmıyorlar mıydı? Gözlerinde Sultan Hanı’ndan, ince minareden bir hayal yok muydu? Eğer yokduysa, bütün bunlardan habersiz, bu müjdeleri içinde konuşur bulmadan o büyük işi nasıl yaptı?”

Her ne kadar bir çırpıda okunup bitirilmeyecek bir kitap olsa da, sindire sindire, betimlemelerin derinliklerine dalarak, tarihi anlatıların örgüsünü anlamaya çalışarak, güzel vatanımızın geçmişinden bize aralanan bu kapıdan güzel şehirlerimizi ve insanımızı seyre dalmak gerektiğini düşünüyorum. Belki aralanan o kapıdan bir nebze olsun o mukaddes ruhların ışığı yayılır da günümüze aydınlığı ulaşır...

Yanıtla
10
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ege sahilinde bir balıkçı köyünde kendi halinde yaşayıp giden ve balık avcılığı ile geçimini sağlayan Mustafa ve eşinin hikayesini okurken güncel o kadar çok sosyal hadiseyi de okumuş oluyorsunuz ki. Livaneli ustalıkla hepsini bir roman örgüsünde çok güzel anlatıp bunu başarmış. Romanı yine bir solukta elime alır almaz bitirdim. Ege'de küçük bir kurtuluş umuduna sarılıp denizde kayıp giden mültecileri, kâr hırsıyla kıyılarımızı kirleten balık çiftliklerini, turizm ve rant hırsıyla yağmalanıp tahrip edilen tabiatı ve daha nice şeyi insan psikolojilerini de dikkate alarak farklı insan bakış açılarından anlatmaya çalışmış. Livaneli bu romanında da bence zirveyi zorlamış. Livaneli romanı okumak bir zevk ve ayrıcalıktır. Tereddüt etmeden alıp okuyabilirsiniz, okuyunca ne demek istediğimi anlarsınız. Livaneli bizi bize anlatmış, bize ayna tutmuş. Balıkçı ve oğlu beni hüzünlendirdi, içimi acıttı ve düşüncelere gark etti.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dunlop'un alana önemli katkısı: "Hazar Yahudi Tarihi"
Kıymetli okurlara yorumu sunmadan önce, yorumlama maksadıyla ele almış olduğumuz kitabın yazarını kısaca tanımakta fayda görüyorum: D. M. Dunlop, 1909 İngiltere doğumludur. Avrasya ve İslam tarihi konularında ele aldığı çalışmalarla tanınmaktadır. Özellikle de Hazarların tarihi ve Orta Asya’nın İslam öncesi dönemleri üzerine yaptığı çalışmalar ile dikkat çekmektedir. Ayrıca Zeki Velidi Togan, George Vernadsky, Mikhail İ. Artamonov gibi kıymetli isimlerle çalışmış olması da yazar hakkındaki görüşleri iyi bir zeminde değerlendirmek açısından önemli bir bilgidir. Yazarın en bilinen çalışması ise, -bu incelemenin de kaleme alınmasının esas nedeni olan- Hazar Yahudi Tarihi kitabıdır. Eserin özgün dili İngilizcedir. İlk defa 1954 yılında yayımlanmış olup, 1967 yılında “The History of the Jewish Khazars” adı ile Schocken Books tarafından tekrar basılmıştır.

Dunlop’un bu eseri, okurların Hazarlar hakkında ilgi gösterdiği başvuru kitaplarından biri olarak listelerde yer alır. Zira eser, Hazarların ortaya çıkışı, tarihteki yeri, -ve de Koestler’in bu konu üzerindeki coşkusunun etkisiyle- kökeniyle ilgili tartışmalara yer verirken, özellikle de Hazar halkının dini ve kültürel yapısını ele alışı ve M. İ. Artamonov’dan oldukça farklı bir bakış açısı sunuşuyla kıymete değer bir yer tutar. Genel hatlarıyla 9 bölümden oluşan eserin üçüncü bölümünden itibaren, birkaç bölümde Hazarların siyasi tarihine yer verildiği görülür. Böylelikle teori olarak kabul gören köken tartışmalarının ardından, Hazar-Arap savaşlarıyla giriş yaptığı siyasi temaslarına da yer verdiği dikkat çekiyor. Bu temaslar neticesinde Hazarlarda sosyal ve dini değişimin nasıl bir temel üzerinde oluştuğunun görülmesine de olanak sağlıyor. Eser boyunca kaynaklardan elde ettiği bilgileri de metin içerisinde değerlendirmeye alması, okuyucuyu konu hakkında düşünmeye sevk ediyor. Ancak yine de, bu eser günümüzde tek başına bir yeterlilik sağlayamayacağı gibi, bu konuyla ilişkili olarak M.İ. Artamonov’un Hazar Tarihi, L. N. Gumilev’in Hazar Çevresinde Bin Yıl, P. B. Golden’ın Hazar Çalışmaları kitapları da bu alanda zaman içerisinde klasikleşmiş çalışmalar olarak yer alıyorlar. Tarih, bulgularla yeniden güncellenebilir bir alan olmasıyla birlikte, Hazarların tarihi ile ilgili birtakım yenilikler de söz konusu oldu. Buna dayalı olarak, bu konuyla ilgili A. T. Özcan’ın Hazar Kağanlığı ve Etrafındaki Dünya adlı kitabı, Hazar okumalarının bir tamamlayıcısı olması açısından en güncel çalışmalardan biri olarak konuya çok yönlü incelemeleriyle kaliteli bir katkı sunuyor.

İnceleme vesilesiyle, bu kitabın çevirisini üstlenerek kitaplığımıza katkı veren Zahide Ay’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na daha niceleri dilekleriyle…
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle başta kaynakça kısmı olmak üzere bu eseri hazırlayan yazara ve yayınevine teşekkür ediyorum. Ancak bu kitap iyi bir konuyu ele almasına rağmen odaklandığı konu bakımından oldukça yavan bir eser olmuş. Kara Kemal'e yoğunlaşması gereken eser daha çok İTC nin Milli İktisat Politikalarına yönelik kısa bilgilendirmelerle yetinilmiş. Bu durum belki de dönem açısından sınırlı kaynağın bulunmasından kaynaklanıyor da olabilir. İnanın Kara Kemal hakkında Kemal Tahir'in Kurt Kanunu adlı romanında daha fazla bilgi elde bilirsiniz. Bana göre güzel bir konu, güzel bir anlatım, ancak konu hakkında oldukça eksik bir eser. Güzel bir deneme çalışması.
Yanıtla
2
3
Destekliyorum 
Bildir