Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar'ın Modernizm Karşısındaki Temkinli Duruşu : Beş Şehir
20. yüzyılın ilk yıllarında doğan Ahmet Hamdi Tanpınar, şair, yazar, edebiyat tarihçisi, akademisyen ve siyasetçidir. Kadı olan babasının görevi nedeniyle çocukluk ve ilk gençlik yıllarını çok farklı şehirlerde geçirmiştir. Tanpınar'ın yaşamının ilk yıllarında tanıştığı farklı kültürler, düşünce dünyasında ve eserlerinde büyük yer etmiştir. İlk kez 1941 yılında Ülkü mecmuasında dizi olarak yayınlanan şehir anlatıları, 1946'da Konya'nın da eklenmesiyle Beş Şehir olarak kitaplaştırılmıştır ve kitap zaman içinde pek çok düzenlemeden geçmiştir. Ağustos 1976'da Dergah Yayınları'ndan ilk baskısı yayınlanan Beş Şehir, 2023 yılı itibariyle 57. Baskısı ile okurlara sunulmuştur.

Cumhuriyet'in ilk öğretmenlerinden olan Tanpınar'ın Beş Şehir adlı eseri çocukluğunda yaşadığı Ergani - Madeni, Sinop, Kerkük ve Musul gibi babasının görevi sebebiyle bulunmak zorunda olduğu topraklarda geçmez. Beş Şehir Tanpınar'ın öğretmenlik yaptığı dört şehir ve Bursa'da geçer. Tanpınar, Cumhuriyetin ilk yılında, henüz 21 yaşındayken Erzurum'da edebiyat öğretmenliğine başlar. Üç yıl sonra 1926'da Konya Lisesinde, 1927'de Ankara Lisesinde, 1930'da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsünde ve 1932'de İstanbul'daki Kadıköy Lisesinde öğretmenlik yapar. Beş Şehir tam da bu şehirlere yaptığı ziyaretlerin ve entelektüel birikiminin tortusudur. Beş Şehir'de Tanpınar'ın deneyimleri öğretmenlik dönemlerinin aksine akronolojik olarak, Ankara, Erzurum, Konya, Bursa'da Zaman ve İstanbul olarak verilir.

Beş Şehir salt bir seyahatnâme yahut gezi yazıları dizisi değildir. Tanpınar sıklıkla Evliya Çelebi'ye atıflarda bulunsa da ne Tanpınar bir gezgin, ne de Beş Şehir bir gezi anlatısıdır. Bu bakımdan deneme sınıfında değerlendirilmesi daha doğrudur. Tanpınar, Beş Şehir'de, tarih, zaman, mekan, sanat ışığıyla, sosyolojik unsurları ve kendi deneyimlerini birleştirmiş ve bu birleşim tam da bu topraklar için kritik bir dönem olan Cumhuriyet döneminde meydana gelmiştir.

Beş Şehir, ilk olarak Ankara'nın Milli Mücadele yılları sonrasında yıpranmış ve yeniden doğmayı bekleyen hali ile başlar. Ankara yalnız Cumhuriyet'in başkenti değildir elbette, bedenini bu toprakların oluşturduğu Kibele, kaç nesil emzirmiştir kim bilir dolu dolu göğüsleriyle. Tanpınar'ın kitapta görece daha az yer verdiği Ankara yepyeni bir gün doğumunu izlemeye davet ederken, seyre durulacak kul yapılarından uzaktır aynı zamanda. Haliyle yazarın, "Fakat Osmanlı hiçbir zaman Selçuk gibi yapıcı olmadı." eleştirisi dikkate değerdir.

Erzurum, Tanpınar'ın ilk kez gittiği bir şehir olmasa da genç öğretmen için çok önemli bir karşılaşma mekânıdır: Ata ile tanışma. Kurtuluş Savaşı'nda kilit öneme sahip, yüksek rakımlı Erzurum'da Tanpınar diğer şehirlere nazaran daha çok insana odaklıdır. Pek çok kültürü birleştiren Erzurum'un savaş kalıntısı insanlarının türlü maceralarla bir Odysseius gibi dönüşüne, halkın kast içindeki varlık biçimlerine, mimari ve sözlü sanatlarına değinir Tanpınar. Billur Piyale ve Yemen türküsü sözlü sanatta en güzel örneklerdendir. Savaşın yaralarını henüz saran Erzurum bir de depremle sarsılır. Bu korkunç kaderi yenecek yine Erzurum'un ruhu bütün halkıdır. Ve Ata asla yalnız bırakmaz Kurtuluş şehrini. Genç ve heyecanlı Tanpınar'a kilit sualler yöneltir Mustafa Kemal Atatürk. Kitabın bu bölümüne özellikle dikkat edilmesi gerekmektedir, çünkü Tanpınar'ın "yeniye karşı beslenen iştiyak" tabirini en iyi Atatürk ile karşılaşmasıyla hissedebiliriz.

Anadolu'nun yüksek ruhlu şehirlerinden Konya'dır üçüncü şehir. Konya hem Selçuk mimari hazineleri hem de Mevlânâ, Şems, Yunus üçgeniyle ele alınarak Tanpınar'ın nefis anlatımına mahzar olan bir şehirdir. Ama yetmez, Tanpınar'a büyük hayranlık beslemeye itecek bir de halkın sesi vardır. Konya Hapishanesi'nden yüzünü bile görmediği kadın mahkumların çığırdığı "Gesi bağlarında bir top gülüm var" türküsü...

Eğer Tanpınar bir tek şehir ile yetinseydi bu şehir kesinlikle Bursa olurdu. Beş Şehir'in en güzel ve İstanbul'dan sonra en geniş hacim kaplayan ancak İstanbul'dan da önemli bölümü: Bursa'da Zaman'dır. "Bursa'da ikinci bir zaman daha vardır."

"Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında."

Bursa'da Zaman şiirinin bir çözümlemesidir adeta şehrin anlatımı. Eski Osmanlı başkenti Bursa, doğanın büyük bir şans bahşettiği ve Osmanlı'nın fetih ruhuyla özenle inşa ettiği büyük bir sanat eseridir. Tanpınar'ın modernleşme arifesinde çektiği sancıların bir bir yansıtıldığı satırlar Bursa'da geçer. Bursa hem mimarisi hem kültürel altyapısı ile Türkiye'de bulunan yabancı gezginlerde dahi gizlenemez bir hayranlık bırakır. Andre Gide bunlardan biridir. Gide nedeni bilinmez bir şekilde İstanbul güzelliğini yadsırken Bursa'da hislerini saklayamaz. Yeşil Camii için : "zekânın kemal hâlinde sıhhati" der. Tanpınar'ın Erzurum'daki yeni eğitim sistemi için hevesli halini Bursa'da eski sanat eserleri karşısında hüzne dönüşmüş olarak buluruz. Türkiye'de zaman bir şehir olsaydı, hakikaten Bursa olurdu. İlk kez Bursa'yla karşılaşan herkesin hissedebileceği gibi...

Beş Şehir'in sonuncusu ve en çok yer verilen bir diğer Osmanlı başkenti İstanbul. İstanbul'da hem bir tarih yolculuğuna çıkarır Tanpınar hem de kendisi için çok önemli olan kültürel dünyasına şekil veren yüzlerle tanıştırır okurları. İstanbul bir devlet başkenti olduğu kadar kültür başkentidir. Yaşadığı savaşlar, fetihler, depremler, yangınlar şehrin yüzünü çok defa değiştirse de İstanbul daima güzeldir: "Çünkü, İstanbul sadece abide ve âbidemsi eserlerin bol olduğu şehir değildir. Şehrin tabiatı bu eserlerin görünmesine ayrıca yardım eder. İstanbul her süsün, her kumaşın kendisine yaraştığı, ayrı ayrı hususiyetlerini açtığı o cömert yaratılışlı güzellere benzer."

Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar'ın tarihsel ve sanatsal bakış açılarının edebi ustalıkla perçinlendiği önemli bir deneme. Tanpınar eserinde bu ülkenin önemli şehirleri ile Malazgirt'ten Cumhuriyet'e aldığı yolları, kazanımlarını, inşa ettiklerini, yitirdiklerini, göğsünde beslediği yüzlerce sanatkârı, daima yoksul halkını güçlü diliyle aktarıyor. Doğunun ve batının sanatını içmiş olan yazar, mitolojik imgelemelerle zenginleştirdiği olayları resmin ve müziğin daima canlanıverdiği bir gökyüzüne taşıyor. Eserinde Türkiye'ye gelen pek çok gezgin ve sanatçıdan, Evliya Çelebi, Lamartine, Gide, Théophile Gauter, Lady Craven, Pierre Loti'nin izlenimlerine de değinen Tanpınar bu ülkenin tam anlamıyla farkında olan bir ferdi.

Bugün, Tanpınar'ın kültürel perspektifi ile yitirilen zaman mı yoksa zamanla yitirdiklerimiz midir? sorusunu soruyorum. Beş Şehir, güçlü bir mirasla yeniden doğmaya çalışan bir milletin yitirildiği düşünülen ruhu için yazılmış bir modernizm ön eleştirisi. Bu eleştirinin göz ardı edildiğini bugün görüyor olsak da hâlâ bize söyleyecekleri var. Ve Tanpınar ne geçmişin özlemini duyuyor ne de yenilikten korkuyor. Tanpınar'ın en büyük korkusu ruhun yitirilmesi ve ruh, ne zamanın içinde, ne de büsbütün dışında. Ve İnsanlık Babil kulelerinden hiçbir zaman vazgeçmiyor. Neticede Tanpınar tam anlamıyla bir huzursuz ve bu sayede Beş Şehir gibi muazzam bir eseri okuyabiliyoruz.

Beş Şehir son derece yoğun bir kitap; çok kez karşılaştığım yorumlarda Tanpınar dilinin ağırlığından bahsederek okurlar uyarılıyor haklı olarak. Tanpınar'ın güçlü sözcük hazinesiyle son derece lezzetli bir anlatımı var ve genç yaşlardaki okurların da korkmadan bu serüvene katılmalarını öneririm. Pek çok kelimede tökezlenilecektir ancak ayağa çok daha güçlü kalkılacağına eminim. Tanpınar'ın Beş Şehir'inin mutlaka okunması gerekiyor, özellikle gençlerin. Günümüzde artan imkanlarla yurtiçi ve yurtdışı gezginlerinin sayısı günden güne çoğalırken, tam da Tanpınar'ın geçmiş özlemini duyacağımız pek çok aksi durum da bulunmakta. Ruhunu yitiren şehirler kadar ruhsuzca gezen insanlar... Sırf birkaç fotoğraf için anı yaşayamadan ve gerçek bir anı biriktiremeden tüketen insanların, dijital hafızaları yok oluverdiğinde geriye hiçbir şey kalmayacak belki de. Tanpınar, deneyimleriyle çok önemli bir yol gösterici. Bir şehri anlamak için ne kadar zaman gerekir? Anlamak için çabalarken geriye baktığımızda zamanın sildikleri ile karşılaşmayacak mıyız yine? Zaman büyük bir silgi ve ruhsuz insanlar da onu çok iyi kullanıyor. Ve ben hâlâ deneyimlerin özgül ağırlığına inananlardanım.

Tanpınar'ın diğer eserlerinde de gördüğümüz modernizm karşısındaki çürük duruşa getirdiği eleştirisi Beş Şehir; bir yitirilen zamana sıkışmışlık baş yapıtı. Her daim okunacak, bizim gerçeğimiz.
Yanıtla
11
2
Destekliyorum  14
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Vahye dayalı klasik bir kelam kitabı olmanın çok ötesinde, ağırlıklı olarak akıl ve çıkarsamayı ön planda tutan rasyonel bir metin
“İnsana verilen aklın”, tek Tanrı'ya ulaşmak ve iyi bir insan olmak için nasıl yettiğini açıklıyor Matüridi. Bunları yaparken de monolog bir ifade tarzıyla yetinmeyip, Düalizm, Materyalizm, Panteizm, Aristo, Mu'tezile gibi dönemin en büyük otorite sahibi gruplarının eserlerinden alıntılara yer verip, büyük kısmında vahye hiç ihtiyaç duymadan, onları ele alıp aklen tek tek çürüterek cevaplandırmasıyla ilerliyor kitap. İnsan aklının tek başına dahi nelere ulaşabileceğini fark etmek sizin de ufkunuzu epey açacaktır şüphesiz. Bu ayrıntılı ve dipnotlu çeviriyi ben beğendim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın ilk bölümleri Masonluk hakkında temel bilgileri içeriyor. İlerleyen bölümler de ise çeşitli ülkelerin Masonlukla ilişkilerine değinilmekte. Belirli bir tarih bilgisi olmadan anlaşılması zor kısımlar fazlaca yer alıyor. Bu sebeple kitabın Masonluğun temel bilgilerinden ziyade, ortaya çıkışından başlayarak güncel haline kadar tarihi bir süreci ele aldığını söyleyebilirim. Çeviri konusunda genel olarak iyi olduğunu düşünüyorum fakat bazı özel isimlere getirilen eklerin okumayı zorlaştırdığını düşünmekteyim. Konuya dair belirgin bir merakınız varsa kitabı alıp Masonluğun tarihini, atalarından biri Mason olan John Dicke'den deneyimlemenizi tavsiye ederim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap 160 sayfa ama her satırı, tespiti bir o kadar değerli ve güzel. Bugüne kadar bu kitabı niye okumadım, üzüldüm ve hayıflandım doğrusu. Birinci Dünya Harbi'nde Osmanlı İmparatorluğu dağılırken İttihatçıların üç kudretli paşasından biri olan Cemal Paşa'nın özel kalem subayı olan yazar, Suriye, Filistin ve Lübnan cephesinde ve başka cephelerde yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını, gözlemlediklerini, anılarını bir roman havasında anlatıyor, ayrıca bazı er ve subay mektuplarından da alıntılar eklemiş. Bana göre Türk Klasikleri arasında yer alan ve yakın tarihe merak duyanlar için ilk okunması gereken eserler içinde olması gereken bir kitap. Ben çok beğendim, on numara beş yıldız bir kitap, vakit geçirmeden mutlaka alın okuyun derim. Okumayan çok şeyi kaçırmış olur.
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kitap diğer bir çok kişisel gelişim kitabının aksine oldukça yalın bir dille yazılmış, akıcı. Yormadan bir çırpıda okuyuveriyorsunuz. Yazara bir konuda eleştiri, daha doğrusu ekleme yapmak istiyorum. "Mutlu ilişkilerin olmazsa olmazları" bölümünde bence bir ve hatta en önemli konuyu atlamış. O da GÜVEN. İstediğiniz kadar ilişkinizde saygı olsun, dostluk olsun, özveri, huzur, sevgi vs olsun, güven olmadığı sürece o çatı sallanır ve bunların hepsi çöker Nerden mi biliyorum, deneyimleyerek öğrendim diyebilirim. Kitabın 181-182. sayfalarını okurken resmen kendimi okudum : Ruhu deli kadınlar

Aslında kişisel gelişim kitaplarının çoğunda aynı şeyler yazar, yani bilmediğimiz öyle Amerika'yı yeniden keşfeden şeyler yazmaz. Ama bildiğimiz şeyler olsa bile hatırlatma açısından okumak önemlidir. Bu kitabı da ara ara dönüp tekrar okuyacaklarım arasına koyacağım. Bence kütüphanenizde mutlaka bulunması gereken kitaplardan.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçimizdeki Çocuğu Tanıma Rehberi
Rahmetli Doğan Cüceloğlu, yüksek satış rakamlarına ulaşmış bu eserinde, ailenin-çevrenin duygu, düşünce ve davranış dünyamızı nasıl etkilediğini ele alıyor. Sadece tespitler yapmakla yetinmiyor, doğrular nedir, ilişkiler nasıl olmalıdır sorularına kendi disiplininde cevaplar veriyor. Sorular sorup cevaplar istiyor ki konuya ilgi duyan her okur, kişisel gelişiminde şahsını sorgulasın, olumlu anlamda yol alabilsin. İçinizdeki çocuğu tanımanızı sağlayan bu kıymetli eser, bir yönüyle kendi kişiliğinizi tanıma ve yeniden inşa etme rehberi olarak kabul edilebilir.

“İç Çocuğunuzu arayış uzun süreli bir yolculuktur. Elma ağacı dikildikten bir hafta sonra o ağaçtan elma toplamayı beklerseniz, kendinizi hayal kırıklığına baştan mahkûm etmiş olursunuz. Biyolojik gelişmelerde olduğu gibi, psikoloji alanındaki gelişmeler de yavaş adımlarla ilerler. Sabırsızlık ve baskı, normal gelişim süreçlerini bozar.”

Kişi, normal bir çocukluk devresi geçirerek sağlıklı bir aile yaşamı içinde büyümüşse içindeki ana-babası ve iç çocuğu arasında bir denge kurulur. Bedenen büyürken psikolojik olarak da sağlıklı büyür. Teoride durum böyle kolay ifade edilse de gerçek hayatta durum maalesef farklı: İçimizdeki çocuğun sağlıklı yetişmesinde aile ve çevre faktörü, genel olarak olumsuz etkiler meydana getirir. İçindeki çocuğu dengeli büyütememiş, psikolojik olarak “çocuğumsu” ve “çarpık” düzeydeki bireyler, karşımıza küskün, kızgın, gergin, saldırgan, pısırık, bağnaz, tutkunluğu, düşkünlüğü olan insanlar olarak çıkar. Mesele burada kalmaz: psikolojik anlamda sağlıksız büyüyen her birey, kurdukları aile hayatında da normal zannettikleri bu çarpık değerleri yaşatmaya devam ederler.

İçimizdeki çocuğu ne kadar tanıyoruz? Bu noktada, İç Çocuğumuzun sesini duyabilmek ve o sesin ne dediğini anlayarak İç Çocuğumuzla sağlıklı bir iletişim içine girmek, sağlıklı ve dengeli bir yaşam kurmamız için gereklidir. İç Çocuğumuz duygu, heyecan, enerji ve şevk kaynağımızdır. Onsuz zihinsel güç, olgunluk ve tecrübe boş, anlamsız bir kalıptan ibaret kalır. İç Çocuğunun söylediklerini işitemeyen kişi mutlu olamaz; kendisi mutlu olmadığı için, başkasını da mutlu edemez.

Doğan hoca, içimizdeki ana-baba ile içimizdeki çocuğun çatıştığı durumlarda izlenmesi gereken çözüm yollarını etraflıca izah ediyor. İçimizdeki çocuğu tanıma ve daha sağlıklı bir hale getirme konusunda bir uyanış yaşanması gerekiyorsa buna yardımcı olabilecek tek kişinin yine kendimiz olduğunu vurguluyor. “Temel sorunlara ulaşıp, günlük oturumları devam ettirerek bu sorunları bir bir çözümleyip olumluya dönüştürdükçe, üzerinizden büyük bir yükün kalktığını hissedecek ve gittikçe derin bir özgürlük duygusunun bütün benliğinizi kapladığını göreceksiniz... Kötü alışkanlıkları, korkuları, bağlantıları bırakıp daha özgür, daha bilinçli ve daha gerçekçi olma yoluna girdiğimiz zaman yaşamımızın olumsuz yönlerini olumluya dönüştürmeye başlarız. Bu tür kişilik dönüşümü İçimizdeki Çocuğa ulaşmak ve onun sorunlarıyla ilgilenmekle mümkün olur.”

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Derler ki, uzun zaman önce bir cadı yaşarmış bu ormanda."
Genevieve Gornichec hakkında çok detaylı bilgiye ulaşamamış olsam da kendisinin tarihçi olduğunu ve Vikingler üzerine çalıştığını görebildim. Dolayısıyla, Kuzey Avrupa mitlerinin de çalışma evrenine girdiğini söyleyebiliriz. Bu durum okuduğumuz/okuyacağımız kitabın, işin mutfağından gelen biri tarafından yazıldığını anlamamız için yeterlidir. Öte yandan, ben bir edebiyat yahut roman eleştirmeni olmadığım için aşağıdaki yorumları yalnızca meraklı bir okurun düşünceleri olarak yorumlamanızı rica edeceğim. Son bir not olarak ise “spoiler” vermemek adına kitabı genel hatlarıyla yorumlamaya çalışacağımı da belirtmek isterim. Keyifli okumalar!

Kitaba gelecek olursak… Nereden başlasam bilemiyorum. Daha önce benzer yapıda 3 kitap okumuş olmama karşın (Ben Kirke – Kızların Suskunluğu - Akhilleus’un Şarkısı) ben de çok ayrı bir etki yarattı. Ben, bu tip kitapları bir “yeniden okuma” olarak yorumluyorum. Zira ana hikayelerde, destanlarda kıyıda köşede kalmış, çok tanınmayan isimlerin ardına bir bakış atma noktasında bu saydığım kitaplar oldukça başarılı çalışmalardır. Bu bakış sırasında meşhur diğer karakterlerin de romanın evreni içerisinde yer alması, ciddi anlamda keyifli bir okuma sunması açısından önemlidir.

Bugün İskandinav Mitolojisi yahut Yunan Mitolojisi hakkında hemen herkesin belki az, belki de çok bir şeyler bildiğini varsayıyorum. Ancak bu bildiklerimiz genellikle erkek egemen bir dünyanın günümüze ulaşan iz düşümleri. Akhilleus’u, Hector’u, Odin’i, Thor’u yahut Loki’yi vs. biliyoruz. Üstelik bunları film sanayileri vasıtasıyla bambaşka şekillere sokuyoruz. Peki ya kadınlar? Kadın karakterlerin (Tanrı değillerse) hayatları hakkında her zaman olduğundan çok daha şanssız bir konumdayız. Ayrıca günümüze kadar ulaşmayı başaran bu destanlar, çoğu zaman eksik veya bir kısmı kayıp bir yapı arz etmektedir. Bu yapıyı bir yapbozun bütünü olarak düşünecek olursak, epey bir parçanın eksik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yani günümüze ismi dışında herhangi bir bakiye bırakmayan birçok karakter bulunmaktadır. İşte bunlardan biri de “Angrboda” namı diyar Yaşlı Cadı’dır. Yazarın kitabın sonuna eklediği küçük bir bölüm olan sözlük kısmında da belirtildiği gibi, Angrboda hakkında günümüze ulaşanlar yalnızca birkaç kısa mısradan ibarettir. Ancak, yazar (hemen künye kısmından da görüleceği üzere) bu kısıtlı materyalden 300 küsür sayfalık bir metin yazmayı başarmıştır. Dolayısıyla yazarımızın tarihçi kökeni, yukarıda saydığım eksiklikler ve kayıpları bilinenler üzerinden yeniden inşa etmesine olanak tanımıştır.

Kitap, bilinen İskandinav Mitolojisi ve popüler evreni üzerine inşa edilmiştir. Odin, Thor, Loki, Freya, Skadi vb. birçok tanrı, kitabın içerisinde bilinen mitolojideki konumlarıyla tutarlı bir biçimde anlatılmaktadır. Elbette bu bir roman olduğu için ve evrenin birçok kısmı eksik olduğundan yazarımız, yapbozun eksik kısımlarını kendince doldurmuş ve bence muhteşem bir iş çıkarmış. Açıkçası ilk sayfalarda daha önce okuduğum kitaplardaki kadar heyecanlanacağımı hatta üzüleceğimi düşünmemiştim ancak kitabın özellikle sonu Ragnarök gibi bir yok oluş öncesinde boğazınızı düğümleyebilir!

Sonuç olarak, yazarın anlatımı, kitabın olay örgüsü, evreni ve karakterleri muhteşem bir uyumla harmanlanmış. Kitabı orijinal dili ile kıyaslamadım ancak kitabı okuduktan sonra hissettiklerimi sağlayabildiğine göre çevirinin de başarılı olduğunu düşünüyorum. Ancak kitabın içeriğinde çok ufak bir sıkıntı var. Şöyle ki 79. sayfanın 5. paragrafının son cümlesinde aşağıya kayan satırda bir atlama olabilir. Zira “şimdilik Asgard’da kala-” kısmından hemen sonra “Sen iyi misin?” şeklinde bir soru cümlesi ile karşılaşıyoruz. Buradaki atlama birkaç kelime yahut birkaç cümle olabilir. Konu bütünlüğü noktasında herhangi bir sıkıntı yaratmıyor ancak gözden kaçmaması adına uyarıyı yapmış olalım belki bundan sonraki baskılarda giderilmiş olur. Diğer taraftan kapak tasarımı, kağıt kalitesi vb. konularda harika bir iş çıkarılmış. Kitabın sonuna eklenen “sözlük” kısmı sayesinde mitolojiye hâkim olmayan okuyucuların da bütün soru işaretleri giderilmiş. Elbette, öncesinde ilgili konular hakkında yazılmış bazı temel kitapları okumak, yazarın anlatımı sırasında neleri değiştirdiğini yahut farklı yorumlandığını görmek noktasında da fayda sağlayabilir.

Herkese bol kitaplı ve sağlıklı günler!
Yanıtla
5
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanlığa Adanmış, Mecbur Adam Olmak
Doğruyu söylemeye, haklının yanında olmaya, dürüst davranmaya, sürekli hak ve adalet merkezli bir yaşam idealiyle yol almaya “mecbur olmak”… Dile kolay, bu ve benzeri hakkaniyet gerektiren durumlarda, B planı dahi kurmamak, her insanın harcı değil. İşte İnce Memed serisi bize kurgusal planda bu duygusal frekanstan, toplumsal atmosferden söz ediyor.

İnce Memed 1. cildi, heyecanla okumuş ve "onaylı yorumcu" olarak yorumlamıştım. 2. cilt ile okuma serüvenimiz devam ediyor. Kalan diğer 2 ciltteki anlatımları görmeden tamamını yorumlamak mümkün değil tabi. Girişteki Anavarza Ovası doğal yaşam betimlemesi, periyodik gözlemler, insana huzur veriyor, adeta büyülüyor. Olayların ve kahramanların çok olması ve diyalogları takipte ve anlamakta zorlanıyoruz bazen. Yöresel kültürel değerler ve günlük halk diline yabancıysanız, daha dikkatli okumak ve olaylar arasında ilişki kurmak zorundasınız.

Birinci cildin, kötü adam karakteri Abdi Ağa’dan sonra, ikinci ciltte karşımıza yörenin ağası Ali Safa Bey çıkıyor. Yörenin huzurunu bozan Ali Safa Bey de yaptıklarının kusurlu ve aykırı şeyler olduğunun farkında olacak ki, 16. Bölüm, 108. Sayfada şöyle homurdanıyor:
“Attığın taş, dediğin kuşu vurmuyor, daha ne kadar sürecek bu savaş!.. Topraklar bomboş duruyor. Şu işe yaramaz köylüler, ne toprağa kendileri bir şeyler yapabiliyor, ne de bize bırakıyorlar.”

Sömürü ve baskı odaklı, hedonist, egoist bir ortak yaşam modeli dayatılması, demek ki her coğrafyada, her zaman ve zeminde, insanlığın baş belası olmuş ve olmaya devam ediyor. Ali Safa Bey, sözde kusurunu anlamış ama yine de köylüleri hatalı bulmaktan da geri durmuyor. Başka ve kalıcı bir hakça yaşam modeli arayışı ise hiç yok.

1215 yılında, İngiltere’de halkın Kral ile yapmış olduğu Magna Carta anlaşması, kralın yetkilerini kısıtlamış ve halkın egemenliğinin nasıl olması gerektiğinin ilk adımları atılmıştır. Anayasal, demokratik, laik, hukuku üstün tutan sosyal devlet anlayışı; günümüze kadar yeni kazanımlarla gelişse de, her toplumda aynı kalite ve kalibrede kendine alan açamamıştır.

İnce Memed, bir halk kahramanı. Köroğlu, Dadaloğlu, Debreli Hasan gibi. Sürdürülebilir bir yaşam savaşı olmasa da, daha hakça bir düzenin alt yapısını kurmak için, bu süreçten de geçmek gerekiyor. Hani eskiyen binaları kentsel dönüşümle yeniden yaparken, bir değişim, yıkım, düzenleme, planlama gerektiği gibi. Bu arada mitoloji kahramanı, Prometeus’u da iyi anlamak gerek.

Bugün artık hakça, çağdaş, adil, modern, çoğulcu, eşitlikçi, özgür bir toplum yaratmak için; tüfekli, bombalı, kılıçlı kahramanlara ihtiyaç yoktur. Düşünce, bilinç, bilim ve zihinsel tabanlı bir donanıma, değişime, devrime ve mücadeleye ihtiyaç var. Fakat İnce Memed’in yaşadığı süreci tanımadan, anlamadan bu düzeye çıkmak da zor.

İnce Memed roman serisi; sabır ve dikkatle okunmak için sizleri bekliyor.

Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Süslü itiraflar eşliğinde sahte bir merhamet arayışım yok...
Aşk dipsiz bir kuyu, çünkü, herkesin yüreği göğsünde taşıdığı insanın avucunun içinde önceleri. Sonra kavuşulmazsa acı, fakat insan o acının içinde de ne hikmetler yaşanabileceğini düşünmeli. Acı da olsa tecrübe, güzel yollar açabilir insana.

Tarık Tufan'ın okuduğum ilk kitabı. Bence bir yazar olarak teknik becerisi, sakin karakter kadrosu ve hikayesinin ilerleyişi, devam eden olay örgüsü nostaljik bir zeka ürünü. Nedense ben bu kitabı karşılıksız bir aşk ya da saplantılı bir aşığın ümitsiz çırpınışı olarak değerlendiremedim. Ya da bana daha özel bir hisle, farklı bir bakışla geçti de diyebilirim.

Kitapta verilen aşk olgusunu, kanadı kırılmış bir kahramanın yaşayacağı gerçeküstü bir hikayenin başlangıcına yol açılışı olarak değerlendirdim. Firdevs'e delice aşık olan Orhan'ın, bu uğurda akademisyenliği de dahil hayatını mahvetmesi mi idi? Yoksa Saklıkuyu davetlisine çağırılmak üzere verilen özel bir neden mi idi? tartışılabilir. Heidegger'in, 'varlığın kaderi, hiçbir zaman insanı yalnızca kendi ötesinde olmak zorunda bırakan kör bir yazgı değildir. O daha çok insanın vuku bulmakta olan şeyi meydana çıkarmak için harekete geçmeye çağırıldığı açık bir yoldur,' dediği gibi. Saklıkuyu adlı kasabanın deneyimini yaşayabilmek için Firdevs'e dair hayal kırıklığı yaşaması, ona davet edilme kapısını açmış oldu. Giden aşkına takılıp kalmış ve nedenlerine bir cevap arayışında oluşu Saklıkuyu karakterleri ile yollarının kesişmesini ve bu hikayenin gerçek boyutta gelişmesini sağladı.

Karakterler doğal ve bir o kadar da ilginç bir konuda gerçek ile hayali birbirinden ayıran ince gölgeler gibiydiler. Defne, Belma, Hilmi, Orhan... Kitabın bütünüyle mütevazı ve basit tarzı çeşitli kişisel duyguların eliptik olay örgüsüne merakla dahil olmayı sağlıyor.

Karakterleri gerçeklikle inşa eden ve melankolik duygu geçişlerinin, yanlış bağlanmanın ve insan doğasında her zaman olabilecek hataların kabulü ile hayatımızın her anında yaşanmayı hak eden mutluluğa dair umut üretebilecek bir hikaye.

Tarık Tufan'ın okuduğum en iyi kitabı mı olur, bilmiyorum. Fakat diğer eserlerini okumaya motive olmam için iyi bir referans kitabı olduğunu söyleyebilirim. Önererek, keyifli okumalar dilerim.
...

''Hayatımı mahvettim. Üstelik bunu yaparken aklım başımdaydı. Hayatımı bile bile mahvetmemin tek bir sebebi vardı: Aşıktım ve dünyanın geri kalanının gözümde zerrece bir değeri yoktu.''
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ağustos 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadılarla ilgili birtakım anektodlar, epizotlar, uydurma da olsa tarihe yansımış öyküler ve fıkralar kenarda köşede kalmasın, derlenip iki kapak arasına girsin ve böylece okuyucu tarih boyunca hukuk serüvenimizle alâkalı fikirlerini zihninde olmuşsun diye hazırlamış "lokum" gibi bir kitap.

İçersindeki hikâyeler çok tatlı ve keyif vericiydi. Keyif alarak okudum. Emin olun siz de keyif alacaksınız. Kadılar kimlerdi ne yapardı nasıl yapardı..

Dönemsel bir kitap okumak isteyenler için oldukça keyifli.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir