Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Meşrutiyet Ne Getirdi, Ne Götürdü? Kitabı 1870 doğumlu olan Osmanlıda önemli görevlerde bulunmuş olan Hüseyin Kazım Kadri tarafından yazılmış kıymetli bir eser. II. Meşrutiyetin ilanı Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, İttihat ve Terakkinin yönetimi ele alması ne yazık ki çok fazla bir değişikliğe yol açmadı. Çünkü toplum ve yöneticilerin kalitesi çok kötüydü! O dönemde yaşananlar günümüze de ışık tutacak niteliktedir. Kitabın yazarı dürüstçe yazmış olayları ve anlatımı anlaşılır. Kitabı ben beğendim. Tarihe, siyasete ilgi duyanlar başta olmak üzere ilgilenenlere tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitaptan önce Ölümcül Kimlikler ve Uygarlıkların Batışı denemelerini okumak, dünyanın yolculuğunu Amin Maolouf gözünden okumak anlamında çok anlamlı olur..
Gözlem ve değerlendirmelerini yer aldığı iki denemenin üstüne umut vaat eden geleceğe ait yarı distopik bir roman geleceği şekillendiren toplumun bilinci ve iradesi olduğunu anımsattı bana.
Ütopya ile distopyayı birbirine harmanlayan bir kurgu.
Empedokles'in Dostları naif bir distopya.
Olay örgüsünden ziyade olaya bakış açıları ve insanlık özeleştirisinin ön planda olduğu bu umut veren, iyi hissettiren nazik distopyayı ben sevdim.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kültepe Tabletlerine Saklı Diplomasi
İnsanların topluluk halinde yeryüzünde kendilerini göstermelerinden itibaren sınırların oluştuğu bilinir. Hudutlar yeni problemleri beraberinde getirir. Artık, bölgelerin paylaşımı için ortaya çıkması olası bir çatışma durumu söz konusudur. Bununla beraber sınır ve çatışma derken, insanlıkla yaşıt olan savaşların tarihi başlar. Mücadelesiyle karşı tarafa taleplerini dikte etmek isteyenlerin sert ve pervasız hallerini yumuşatmak da öyle kolay değildir. Ama Yunus Emre’nin dizelerinde olduğu tarzda bir sonuç da mümkündür: “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”. İşte tam Bizim Yunus’un bahsettiği yerde araya “söz” yani “diplomasi” girer. Bu noktadan sonra iş kılınca değil, kaleme düşer.

Kalemin yazmaya başladığı ilk günden itibaren diplomasinin hikayesi başlar. Bunu nereden mi biliyoruz? Şöyle ki Tolga Bilener ve Efe Sıvış, bundan üç bin küsur yıl önce yazılmış Kültepe tabletlerini diplomatik olarak yorumlar ve ortaya çıkan bilgiler diplomasinin öyküsünü başlatmakla beraber fazlasıyla şaşırtıcıdır. Üstelik tarih literatürümüzde kemikleşmiş bir bilgi de eser sayesinde revize olur. Malum bilinen ilk yazılı antlaşmanın MÖ XIII. yüzyılın başında imzalanan Kadeş Barışı olduğu neredeyse her tarih kitabında zikredilir. Fakat tarihçinin kaba kalıpları yazı, kâğıt ve imzanın bir araya gelen bileşimin iki büyük devlet (Mısır ve Hitit) tarafından onaylanmasını antlaşma olarak kabul eder. Peki Kadeş’e kadarki devlet yapılarının aralarında yaptıklarını kil tabletlere nakış nakış işledikleri sözleşmelerin nasıl nitelenmesi lazım? İşte bahsedeceğimiz kitap, bu soruya cevap ararken Kadeş’in öncesinde yapılan antlaşmaların diplomatik olarak ispatına uğraşır.

Eserde hedeflenen amacın bir ispata dayanması, konuyu bilimsel tabana oturttuğu gibi disiplinler arası bir ortaklığı da zaruri kılar. Yani yapılan bir antlaşma diplomasi ve tarih ilminin penceresinden farklı görünmekle beraber elde edilen bilgilerin mezcedilmesi sonucu anlamlı neticeler ortaya çıkar. Bir kere tarih malumatı verir ama bilgiye anlam kazandıran onun disipliner olarak test edilmesidir. Zira tarih disiplini Anadolu şehir devletleri arasındaki antlaşmaları Kadeş Barış Antlaşması’yla kıyaslar ve antlaşma olmadıkları yönünde hüküm verir (s.155). Ama bu yeterli olmayıp testin uluslararası ilişkilerin ana kaideleri merkeze alınarak yapılması gerekir.

Medeniyetler beşiği Anadolu’nun Koloniler Çağı’na (MÖ 1920-1750) bakıldığında, Asur Devleti’nin Küçük Asya (Anadolu) ile yoğun bir ticari ilişki kurduğu görülür. Üstelik bu ilişkiyi çok uluslu yapan, tarafları birer devlete çeviren birçok bulgu vardır. Tabii günümüz okuru olayı sadece tarih disiplini çerçevesinde değerlendirmeye temayül eder. Bunu tersine çevirmek için eserde ilk bölümde tarihsel arka plan verildikten sonra ikinci bölümde diplomasi hakkında genel geçer bilgiler verilir.

İkinci bölümde diplomasi, devlet, uluslararası hukuk ve antlaşmalar hakkında verilen bilgilerin okura güçlü bir perspektif kazandıracağı savunulabilir. Hatta yapılan bilgi sunumunun diplomasinin ve uluslararası hukukun güçlü kalemlerinin referans alınarak yapılması, antlaşmalar üzerindeki değişkenlerin daha iyi idrak edilmesini sağlar. Bölüm sonunda akılda kalanların sadece geçmişe ilişkin olayların değerlendirilmesi için bir dayanak olmasından ziyade günümüzdeki olayların da daha iyi anlaşılmasına kapı aralayacağını düşünmek şaşırtıcı olmaz. Zaten insan ve toplum ilişkilerinin doğasının değişmezliği düşünülürse günümüzün gözlüğüyle de tarihe bakabilmenin bazen mümkün olduğu anlaşılır. Yine bu bölümün yazarların uzmanlık alanı olmasına binaen yer yer ağır terminoloji ve bakış açısı içermesine rağmen bunun eserin bütünü düşünüldüğünde sunulan teze güçlü akademik bir taban oluşturduğu dikkatten kaçmaz.

Üçüncü bölümde ise, Kadeş’ten önce imzalanan antlaşmalar masaya yatırılır. Günümüzün uluslararası ilişkiler ve diplomasisinde kullanılan parametrelerin her bir antlaşma (Eski Çağ Anadolu’sundaki Kültepe’den çıkarılmış üç tablet-üç antlaşma) baz alınarak uygulanmasının çağımızın antlaşmalarıyla Koloni Çağı’ndakilerin aşağı yukarı benzer özellikler taşıdıklarını kanıtlar. Aslında bu kısmın mantığı basittir. Günümüzdeki diplomatik antlaşmaların taşıdığı özellikler Eski Çağ Anadolu’sundaki antlaşmalara uygulanır. Sonuçtan tarafların birer devlet, aralarındaki ilişkinin diplomasi ve imzalanan belgenin uluslararası bir antlaşma olduğu kanıtlanır.

İkinci bölümün aksine üçüncü kısmın anlaşılmasının kolay olması, eserin hitap ettiği kitlenin genişlemesine neden olmaktadır. Diplomasinin ağır kaide ve kurallarının aksine tarih anlatısının masalsı yönünün ön plana çıktığı tabletlerden sentezlenen olgu sunumları okura daha geniş ilmi bir bakış açısı kazandırmaktadır. Geçmişle günümüzün çağdaş diplomasisi arasındaki paralelliklerin bazen fazlasıyla somut örneklerle sunulması ise olayın akılda kalıcı yönünü güçlendirmektedir. Tarih sunumlarında günümüzle çağrışım oluşturacak bilgilerin verilmesinin artı bir faktör olduğunu düşünülürse yazarların tavrı evladır. Örneğin, eserin dizinine bakılacak olursa günümüz diplomasisinin başat aktörü ABD on beş kez geçmektedir. Bu örnek bile eserin merkezinin sadece tarih üzerine kurulmadığını kanıtlamaktadır.

Eserin dördüncü bölümü ise tezin mihver noktasının ne olduğu konusunda okurunu kendi merkezine çekmek için kullanılır. Zira tarih anlatısında ilkler önemli bir yer tutar. Tarihi bir olay anlatılırken ilk kez ne zaman yapıldığı zikredilir. Kadeş Antlaşması’nın ilk olduğu fikrinin yıkılmasıyla beraber tarih anlatısı merkezinde şekillenen terminolojiye de eleştiri getirilir. Misal Asur ve Anadolu arasındaki ilişkilerin olduğu çağa Koloni Çağı denilmesinin tabi metbu ilişkisine gönderme olabileceği bunun da diplomasinin doğasına ters olduğu, Asur ve Anadolu devletçikleri arasında eşitliğin vuku bulduğu hatırlatılır.

Tarihi bilgi Asur çağından kalma şifresi çözülmemiş Kültepe tabletleri gibi açılmamış şifreli bir kasayı andırır. Tarihi bilginin salt bilgi olmadığının kanıtlanması için tarihe yardımcı bilimlerin anahtar olarak kullanılması elzemdir. Bu sayede tarihi bilgi ilk anlamından daha güçlü bir ifade kazanır. Hele hele zengin bir yorumla sunumu yapılırsa tarihi bilginin basit bir esatir olmadığı net bir biçimde kanıtlanır. Tarih, içerdiği yazılı kaynaklar ve arkeolojik verilerle beraber hazineyi andırır. Tarihin içerdiği cevherler ise kuyumcu hassasiyetiyle değerlendirildiği zaman anlam kazanır. Bu açıdan eserin tarihi bilgiye değer kattığı ve yeni değer artırımlarının da müjdesini verdiğini düşünmek mümkündür.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar iğneleyici bir üslupla ailenin hikayesini acı sosa bulayarak içler acısı bir şekilde anlatıyor. Tanrı rolüne bürünenler zalim oyunlardan sıkılana kadar bu aileyi oyunlarına ve hırslarına kurban ediyor. Fazla konusuna değinmek istemiyorum ama bir kitaba bir isim anca bu kadar yakışabilirdi. Bir de o yıllarda siyahilere göre zenginler bir nevi tanrı. Onlar kusursuz, onlar kültürlü, onlar mükemmel.

Böyle şeytani insanlar olduğu sürece 1902 yılında yazılmış bu kitabın güncelliğini yitireceğini düşünmüyorum. Dünya döndükçe okunacak. Siz de okuyun. Kesinlikle okuyun. Şiddetle tavsiyemdir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Büyük İskender’in Yaşamı ve Fetihleri": Akademik ve Rehber Niteliğinde Bir Eser...
Naçizane yorumumu siz kıymetli okuyuculara aktarmadan hemen önce bazı hatırlatmalar yapmalıyım. Öncelikle İskender (Αλέξανδρος - Aleksandros) hakkında yorum yapabilmek için ciddi bir akademik bilgi ve birikime ihtiyaç olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda kıyaslama ve değerlendirme yapabilmek için tüm bu birikimi muhakeme edebilmekte gerekir. Uzun lafın kısası bu yorumun yalnızca “meraklı bir okurun” kaleminden çıkmış olduğunu hatırlatmalıyım.

Daha önce de yapmış olduğum gibi kitaba geçmeden önce yazarı kısaca tanımanın önemli olduğu kanaatindeyim. Albert Brian Bosworth, Oxford’a bağlı Keble College’da önemli klasikçilerden William Spencer Barrett’in hem öğrencisi hem de asistanı olarak göreve başlamıştır. 1967’den 2007 yılına kadar Klasik ve Antik Çağ profesörü olarak çalışmıştır. 2014 yılında hayatını kaybeden yazar, İskender ve Helen kültürü üzerine dünyanın en saygın araştırmacılarından biri olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla kitap sıradan bir İskender ve tarihi olmaktan daha çok akademik bir kitap olarak göze çarpmaktadır. Elbette bu durum (benim gibi) meraklı okuyucular için herhangi bir sorun yaratmamaktadır. Zira kitabın dili ne çok akademik ne de çok kurgusaldır.

Kitap kabaca iki genel başlıktan, yedi alt başlıktan ve iki ek bölümden oluşmaktadır. Bu başlıklara şu an incelemekte olduğunuz sayfadan erişilebildiği için ayrıca buraya yazmayacağım. Kitabın ilk bölümünde (I) İskender’in babası Philippos’un Makedonya adına yaptıkları anlatılarak kitaba giriş yapılmaktadır. Böylece İskender’in tahta çıkışına kadarki süreç hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Akabinde İskender’in kişisel yaşamı, babası ile olan ilişkileri, gençliği, ilgileri vb. gibi bilgilere ulaşıyoruz. Devamında İskender’in Persler ile olan ilişkileri, büyük seferinin başlangıcı, savaşları, fetihleri ve ölümüne kadarki süreci derli toplu bir şekilde okuyoruz. Elbette tüm bu bilgilerin ikincil kaynaklardan derlenmediği ilk başta göze çarpıyor. Zira yazardan kısaca bahsettiğim bölümde de üzerinde durduğum gibi bir klasikçi tarafından yazıldığı hemen anlaşılan kitapta çok ciddi anlamda birincil kaynak kullanımı ile karşılaşmak mümkündür. Her ne kadar İskender ve yaşadığı dönemden günümüze ulaşan birincil kaynak sayısı az olsa da (Arrianos, Strabon, Plutarkhos, Curtius Rufus, Diodoros, Iustin) yazarın bu kaynakları ve üzerine yazılan araştırma eserlerini ciddi manada kullanmış olması okuyucu için çok kıymetli bir yol açmaktadır. Okuyucu dilerse bu birincil kaynakların bir kısmına (Arrianos, Strabon ve Plutarkhos) Türkçede de erişebilmektedir.

Öte yandan yazarın ikinci bölümde (II) konuya daha tematik açıdan yaklaştığı gözlemlenmektedir. Tarihi bir metni coğrafyadan, dönemin dünyasından ve diğer değişkenlerden kopuk bir şekilde okumak baharatsız bir yemeğe benzer. Bu noktada kitabın, İskender’in Hindistan’a yürüyüşü sırasında keşfettiği baharatlardan olacak, ciddi anlamda tatlandırıldığını ifade edebilirim. Hatta kitap öyle bir şekilde hazırlanmış ki İskender’i, seferini ve Makedonya’sını daha iyi anlamak istiyorum diyenin ikinci bölümden başlaması daha anlamlı olabilir. Zira İskender’i İskender yapan önemli unsurlardan biri açıkça ordu düzeni olan Phalanks’tır. Yani bu anabasis (yürüyüş, tırmanış) nasıl oluyor da Hindistan’a kadar ulaşabiliyor sorusunun cevabı İskender’in savaş makinesi ile doğrudan ilişkilidir. Tematik kısmı okuduktan sonra birinci bölümü geçmek bazı şeyleri daha iyi anlamak adına tercih edilebilecek iyi ve alternatif bir yol gibi durmaktadır. Bu bölümde de birincil kaynakların ve araştırma eserlerinin yoğun bir biçimde kullanıldığı ifade etmem gerek.

Sonuç olarak kitap Türkçedeki en derli toplu, akademik ve okunabilecek İskender kitaplarının başında gelmektedir. Zaten konu ile alakalı, olayların yoğun bir biçimde cereyan ettiği bu topraklarda, ne yazık ki fazla seçeneğimizde yok. Anadolu coğrafyasını da kapsamış (sonrasında Helenistik dönem krallıklarının kurulması da dahil) ve bilinen dünyanın seyrini değiştirmiş bu dönemin daha çok araştırılması ve okunması gerektiği kanaatindeyim. Eserin sonuna eklenen kaynakça ve birincil kaynaklar hakkındaki kısa açıklamalar ise derinlemesine okuma yapmak isteyen okuyucular için rehber niteliğindedir. Kitabın diline gelecek olursak, orijinal dili ile karşılaştırmadım ancak çeviriyi iyi ve oldukça akıcı bulduğumu söylemem gerek. Kitabın mizanpajı, kapağı ve diğer fiziki özellerini de beğendiğimi söyleyebilirim. Bu denli önemli bir çalışmayı dilimize yeniden kazandıran Selenge’ye çok teşekkür ederiz.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın türü her ne kadar şiir olarak bilinse de içeriğinde hikaye ve roman tadında anlatılara da verilmiştir. Konu olarak kitabın adından da Anlaşılacağı üzerine 7 tane yazarın 1950 civarlarında yaşadıkları dostluklar anlatılır. Zarifoğlu’nun dünyasına girebilmek için de okuduğunuz her bir satırı tekrar tekrar okursanız buna şaşırmamanız gerekir. Zarifoğlu’nun şiirlerini okurken yer yer zorlandığım ama ısrarla okumaya devam hatta tekrar tekrar okuduğum halde hem hiçbir şey anlamadığım, hem de çok şey anladığım hissini aynı anda yaşadığım için okumaya devam ettiğimi söyleyebilirim. Kitap bittiğinde şiir türünde olduğu halde duygudan daha çok beni düşüncelere itmiştir. Özellikle şiir konusunda kendini adamış kişilerin okumasını daha çok tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyat dünyasının kendileri gibi güçlü karakterlerini yaratan maceracı ruhlu yazarlar var. Jack London ilk akla gelen sanırım. Peki ya Joseph Conrad?

Uzun zaman önce okumaya çalışıp da son sayfasını hoşnut bir şekilde kapatamadığım kitaplardandı Karanlığın Yüreği.

Çoktur böyle kitabınız. Klasik ya da modern klasik olarak sunulan eserleri son sayfasına kadar sevip sindirebilmek umuduyla okumaya devam edersiniz.

İkinci buluşmamız fazlasıyla verimli geçti. Evet, sevdim ben bu kitabı.

Açıkça belirtilmese de ‘kara yüzlüleri’ anlatan bu kitabında Kongo’yu işaret ediyor Conrad. Kendi edebiyat anlayışının ‘açık-seçikliğe’ karşı oluşunu da bildiğimizde eserdeki bu tercihi daha anlaşılır olabiliyor.

Bence eserde asıl önemli olanın Sömürgeciliğin sadece ‘sömürülen’ açısından değil de ‘sömüren’ açısından da yıkıcı etkileri olduğunu gösteriyor olması.

Bir de güzel filmi varmış: Kıyamet. (1979)
Okuyup izlemeli.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar bir çok konuya ilişkin toplumsal/bireysel sorunları (aşk/sevgi/evlilik, fanatizm, reklamlar, tüketim çılgınlığı, bencillik, ego, öfke, menfaatperestlik, internet/ televizyon, cehalet,…) ve modern çağın hastalıklarını çok iyi analiz etmiş. Daha da önemlisi bu durumdan çıkış için çözüm önerileri ve reçeteler sunuyor. Her şeye rağmen erdemli bir birey olmanın gerekliliğini ve erdemli yaşamın önemini anlatıyor.

Bu eser zorlu ve sıkıntılı hayat yolunda karşımıza çıkacak tehlike ve sorunlara karşı bir uyarı…bir işaret levhası.. yerine göre de bir yol gösterici nitelik taşıyor.

Özellikle de hayatın başında olan gençlere, eğitimcilere ve anne-babalara öneriyorum. Bana göre MUTLAKA OKUNMASI GEREKEN ESERLERDEN BİRİSİ. Dili sade, akıcı ve anlaşılır. Ancak bir seferde değil üzerinde düşünerek ve not alarak okumakta fayda var.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tekrar tekrar okunası, her kütüphanenin olmazsa olmazı bir muhteşem kitap.

Gazalî gibi okuyucusuna dua eden lâtif bir üsluba sahip yazar az bulunur. Bu kitabın tadı damağımda kaldı.

Kitabın çevirmeni Dr. Ramazan Balcı'ya teşekkürler.

"Semaya bakmanın on faydası var denildi:
1. Üzüntüyü eksiltir
2. Vesveseyi azaltır
3. Evham korkusunu giderir
4. Allah'ı hatırlatır
5. Kalbinde Allah'a karşı saygıyı yeşertir
6. Olumsuz fikirleri siler
7. Sevda hastalığına fayda verir
8. Müştak olanları teselli eder
9. Birbirini sevenlere ünsiyet verir.
10. O sema ki dua edenlerin kıblesidir. " (s.17)
Yanıtla
22
0
Destekliyorum  14
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Haziran 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
John Hare'in Aya ve Okyanus Okul Gezisi kitapları, çok önemli okul öncesi ve erken okul çağı sessiz kitaplarından. Erişkinlere de oldukça hitap ediyor. Ortak noktada buluşabilen kitaplardan. En yakınları tarafından tam anlaşılmayan, aradığı kabulü hiç beklenmedik bir anda, tanımadığı yabancılarda bulan, her bakımdan ölçülü, sansür etmeye ihtiyaç uyandırmayacak hikayeler. Kitaplarda yazı yok, çizgi roman gibi, her karede beraber konuşulabilir veya yetkin bir çocuk kendi inceleyebilir. Resimli kitap ve çocuk kitabı severlerin kütüphanesinde mutlaka bulunmalı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir