Onaylı Yorumlar

Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Plevne Marşı'nı Okuyan Sekeller
İnternette dolaşan videonun birinde, kilisede çocuklardan oluşan bir koro tarafından Plevne’nin şanlı direnişinin destansı marşı okunur. İlk aşamada marşın aşina olunan yorumdan uzak bir şekilde seslendirildiği görülür. Üstelik, alışıldık kilise müziklerinin aksine marşımız gayet tempolu bir biçimde söylenir. Akla ve mantığa hatta tahayyüle uymayan bu görüntünün altında Sekel Türkleri diye bir yazı vardır. Dünya üzerindeki birçok Türk topluluğu gibi onların hakkında da bilgi sahibi olmak için böyle bir video keşfine ihtiyaç duyulması gariptir. Peki, kimdir bu şanı büyük Osman Paşa diye bağıran Sekeller?

İsmail Hakkı Işık, bu soruya yanıt arayarak “Doğu Avrupa’da Unutulmuş Bir Hun Kavmi Sekeller” isimli eserini tarih literatürümüze kazandırır. Türklerin geniş bir coğrafyada boylar ve kabileler halinde yaşaması, onların tam manasıyla tetkik edilmesini zorlaştırır. Binlerce Türk boyu belli bir coğrafyaya bağlı olmaksızın Tuna’dan Çin Seddi’ne kadar hesaba gelmeyen bir alanda parça parça görülür. Unutulan ve esamisi okunmayan ama tarihi etkinlikleri yadsınamayacak bu Türk topluluklarının detaylı analiz edilmesi, Türk tarihinin karanlıkta kalmış bir kesiminin aydınlığa kavuşturulması demek olacağından Işık’ın amacının ulvi yönü ortaya çıkar.

Elbette, adı az duyulmuş bir kavmin ele alındığı düşünülürse adı geçen topluluğunun varlığının ortaya koyulmasından önce köklerinin aşikâr kılınması önem arz eder. Bu nedenle Sekellerle ilgili literatürün -yazarın eserinde sıkça bahsettiği gibi- büyük kısmını etnolojik ve etimolojik çalışmalar oluşturur. Fakat tez aşamasında olup akim kalan bu bilimsel ilanların tarih ve kültür sahasına tam manasıyla hizmeti olur mu tartışılır. Zira eserde bahsedildiği gibi Sekel kelimesinin anlamı üzerine bile bilim dünyasında hatırı sayılır bir münakaşa yapıldığı görülür. Oysaki, kelimeleri yeni bağlamına oturtan kültürel özelliklerin vurgulanması ve siyasi tarihinin yeni yorumlarının ortaya koyulması bazı bilgilerin anlaşılmasını daha kolaylaştırır. Misal, eser okunduktan sonra yazımızın başında belirtilen kilise korosunun durumu hiç yadırganmaz.

Buradan hareketle eserine şekil veren yazar, kitabını dört bölüm halinde tasnif eder. Sekellerin Macarlarla akrabalığına ve ortak tarih anlatısına sahip oluşlarına istinaden ilk kısımda Macarların kökenine ve tarihine ilişkin bilgiler verilir. Macar tarihine bütün olarak bakıldığında Sekellerin yerleştiği yer daha aşikâr bir biçimde ortaya çıkar. Zira mevzu bir Türk boyu ise genelden özele bir anlatım konunun bağlamına yerleşmesini sağlar.

İkinci bölümde, Sekellerin etnik kökenine ışık tutulmak istenir. İlk aşamada analitik bir yönelime sahip olan anlatının zamanla teorik düzleme oturduğu dikkat çeker. Zira Sekeller hakkında kalem oynatanların büyük kısmı kendi tasavvurlarını bilim dünyasına kabul ettirmeye gayret gösterirler. Bunun önemli sebeplerinden birisi Sekellerin hakkındaki bilgilerin yetersizliğidir. Kaynak azlığından dolayı tezlerin farklılaştığı ve yoğunlaştığı noktasından hareket eden yazarın teorisini şekillendirmesinin güçlükleri inkâr edilmez. Buna rağmen ortaya tatmin edici bir tablo koyulur.

Eserin üçüncü bölümü siyasi tarihe ayrılır. Sekellerin siyasi tarihin penceresinden nasıl göründükleri onların geçmişini aşikâr kılarken, kronolojik olarak sunulan siyasi faaliyetler önceden verilen etnolojik bilgileri manidar hale getirir. Tarihin devamlılığını kanıtlayan bu bilgilere istinaden savunulan tezi sadece kelimeler de değil kültürün ve siyasi tarihin içinde aramanın mantıklı bir tutum olduğu anlaşılır. Yine Sekellerin vatanı Erdel’in Osmanlı tarihindeki görünümü birçok yeni bilginin öğrenilmesini sağlar. Zaten yazarın didaktik öğretisi konunun anlaşılmasını kolaylaştıracak tüyoları sürekli okura verir. Siyasi tarihin anlaşılmasının büyük zorlukları, coğrafya bilgi düzeyinin arttırılması ve verilen haritalar yardımıyla ortadan kaldırılır. Yine bölgede otorite kuran devletlerin yönetim özelliklerinin kıyas edilmesi, akılda kalıcı örneklerin neşet etmesine neden olur. Misal, bölgedeki Osmanlı asırlarının istikrarını yazılanlardan anlamak mümkündür.

Eserin dördüncü bölümü ise; Sekellerin sosyo-kültürel ve ekonomik özelliklerine ayrılır. Bu kısmın Sekellerin iyi bir biçimde tanınmasını sağladığı şüphe götürmez. Tarihi bilgilerle harmanlanan güncel bilgilerin geçmiş gelecek ekseninde okurun kıyas yapmasının önünü açtığı dikkatten kaçmaz. Özellikle sosyal yapıya dair diğer Türk topluluklarıyla paralellik arz eden bilgilerin eserin başında verilen etnolojik verilerden daha etkili olduğu görülür. Çünkü boy yapısı, aile özellikleri, ekonomik yapılanmaları, örf ve adetleri Türklerle paralellik arz eden bir topluluğun köklerini dışarıda aramaya gerek yoktur.

Yazarın kaynak kullanımına ayrı başlık açmakta fayda vardır. Öncelikle Sekellerin Erdel coğrafyasında görülmeye başladıkları ilk günden günümüze kadar uzun bir zaman diliminde kaynaklara hâkim olmak zordur. Buna karşın eserde kaynakların izinin iyi sürüldüğü savunulabilir. Yazarın Sekelleri araştırmak için ilgili coğrafyayı ziyaret etmesi, orada çeşitli temaslar kurması onun konuya olan ciddiyetini kanıtlamaktadır. Ayrıca ilk dönem antik kaynaklarının, Osmanlı dönemi kayıtlarının ve güncel demografik verilerin bile eserde yer etmesi çalışmanın zenginliğini ortaya koymaktadır. Konuyla ilgili son söz söyleyenlerden sonra uzun süre bilimsel aktivitenin olmaması, verilen bilgilerin genel kabul görmesini sağladığı gibi Sekellerle ilgili alanın bakir kalmasına da neden olur. Işık, burada devreye girerek Sekeller konusunda yeni şeylerin söylenmesinin gerekliliğini eserinde vurgular ve özgün tezlerle konusunu daha açık bir duruma getirir. Zaten hangi bilimsel araştırma sahası mevzu olursa olsun hedef edinilmesi gereken amaç da budur.

Yine eser, ilgiyi Sekellere kanalize ettiği gibi yeni kaynakların okunması yönünde okurunu şevklendirir. Bu yüzden Işık’ın yaptığı çalışmanın ilerleyen dönemde Sekellerle ilgili özel alanlara yöneleceğini düşünmek şaşırtıcı olmaz. Misal bugün bir milyona yakın nüfuslarıyla Sekelistan (bugünkü Romanya sınırları içinde) yapılan araştırmaların iyi bir başlangıç noktası olabilir. Yine arkeolojik verilerin tarihlendirilmesi ve kimliklendirilmesi, genetik çalışmalardan elde edilen sonuçlar Sekellerin tarihinin deşifre edilmesi için iyi birer fırsata dönüşebilir.

Sonuçta, Sekeller hakkında Türkçe kaynaklardaki yetersizliğin giderilmesi adına eserin yazılması güzel bir girişimdir. Türklerin boy yapılarının tam haritasının çıkarılması bile kendi içerisinde bazı zorlukları ortaya çıkarmaktadır. Türklerin onomastikası (özel isim bilimi) üzerine yapılan “Bütün Türk Halkları” isimli eserde yirmi üç bin boy, oymak ve obanın isminin bulunduğu düşünülmektedir. Sekellerin bu boylardan biri olduğu düşünülürse tarihçilerimize fazlasıyla iş düştüğünü tahmin etmek güç değildir. Üstelik bazı Türk boylarının tarihte gösterdiği etkinlik hiç de azımsanacak kadar değildir. Küçük boy ve oymaklardan neşet eden büyük devletler düşünüldüğünde işin boyutunun daha da fark edileceği anlaşılır.

Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Güçlü sosyolojik yapıların, güçlü insanların maddi ve manevi kazançlarını elde etmek için ne kadar adaletsiz ve gaddar olabildiklerini, adaletin tecellisi sırasında adalet mekanizmasını ne kadar çarpıtabildiklerini, toplumsal düşünceleri ne kadar manipüle edebildiklerini, arka bahçede yaptıkları gizli planlar ile göz önünde yaptıkları dahil çıkarlarıyla çarpışan her konuda hiç olmamış ve yapmamış gibi davaranabilip bunu da topluma inandırdıklarını görebiliyoruz. İfa edilen konular eğer sonrasında karşılarına çıkacaksa bu ideolojik düşünceleri alt tabakadan insanların üzerine yıkılabildiğini ve onların suçuymuş gibi gösterilmesinin bir örneğini görüyoruz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Galsan'ın İnsanlık Mirasına Değerli Katkısı
Tuva halkının çağdaş ozanı olarak kabul edilen yazar Galsan Tschinag, Moğolistan’ın en batısındaki Bayan-Ölgii şehrinde doğmuş (1940). Hikâye, roman ve şiir türünde ortaya koyduğu çok sayıda eserleriyle dünya çapında tanınan bir isim olmuş.

Tuva halkı, günümüzde, Rusya içindeki Tuva Özerk Cumhuriyeti’nde ve Moğolistan’ın kuzeyinde yoğunlaşan bir nüfus dağılımına sahip. “Kızgın Rüzgârların Ülkesinde” bir Tuvalının gözünden Tuva halkının yaşayışını, dünyayı nasıl yorumladığını, bu halkın değerlerini, inançlarını ve kültürünü dillendiriyor.

Ulu Altaylar, vatan, kültür, insan ilişkileri, aile, soy, çocuk yetiştirme, aşk, tabiat, evcil ve yabani hayvanlar, avcılık, Şamanizm, Tuva tarihi, Tuva dili, Almanya deneyimleri, ölüm, ruh, göçebelik, göçebe hayatı, “medeni” hayatla kıyaslamalar, Moğolistan siyasi ve sosyal tarihi, eserin anahtar kavramları arasında gösterilebilir.

Kitabın yazımında farklı bir yöntemle Tschinag ve kendisine eşlik eden Dr. Amélie Schenk, bu eseri birlikte meydana getirmişler. Eserin hangi kısmını kimin kaleme aldığı net değil. Yazılanlara bakılırsa Tschinag ve Schenk, uzun bir zaman süren çok detaylı sohbetler etmişler ve bu diyalogları yazıya dökmüşler, belli ölçütlere göre tasniflemişler. Schenk bu birliktelik hakkında şöyle diyor: “Başlangıçta her şey farklı düşünülmüştü. Ben, ulu Altaylardan ve çadırdan olan anlatıcının söylediklerinin bilimsel tarafını yazmalı, onlara etnografik yorumlar eklemeliydim. Ama başka bir şey ortaya çıktı. Birlikte bir kitap yazmaya başlamış olmamız gerçeği bizi aştı. Kısa bir süre sonra, yapmak istediğimiz biçimde, öyle ayrı ayrı ilerleyemez olduk... Sonuç, her şeyin iç içe geçtiği metnimizdir. Fikirler akıyor, öyküler ilerliyor." (s.236)

“Bütün dünyanın gözünde biz göçebeler, hele de biz Tuvalar, zavallı, yoksul, beklentisiz gezginleriz. Ama bizim açımızdan durum farklı görünüyor. Yerleşiklik, büyük, ağır eşyalar ve sahip olunan çok sayıda mal mülkle medeni bir hayat demektir. Ama mal mülk bizim için yüktür, zahmetlidir, hatta rahatsız edicidir. Bunlarla ilgilenmek zorunda kalmak, insanın hayatını, bizim varlığımızın temeli olan hayvanları gütmek yerine bir şeylere bakmakla geçirmesi anlamına gelir. Bizim hayatımız, çayırlardaki hayvanlarımızla, çadırlardaki çocuklarımız ve yaşlılarımızla hayatta kalmak demektir. Sizin sahip olduğunuz, yığdığınız, gözettiğiniz, koruyup oraya buraya taşıdığınız pek çok şey, -dağlarda geçireceğimiz birkaç hafta için taşıdığın şeylere bak-, hayatta takılıp düştüğümüz taşlardır." (s.188)

Tuva halkının İrgit boyundan Zengin Şınak’ın oğlu Galsan, insanlık mirasına önemli bir katkıda bulunmuş. Ülkemize bu kıymetli eseri kazandıran çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir ve Salt Okur’un başarılı ekibi övgüyü fazlasıyla hak ediyor.

İlgilenirseniz, çevirmen Prof. Dr. Nurettin Demir’le kitap üzerine yapılmış bir söyleşi için bkz.: bit.ly/42Y0Cdl

İyi Okumalar!
Yanıtla
11
2
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanizaki'nin anlatımını incelemek benim için hep heyecan verici olmuştur. Uzun zamandır bu kitabı merak ediyordum fakat bildiklerimin, kitabın iç yüzüyle tamamen farklı olduğunu çok çabuk fark ettim. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar her yeni olayda şaşkınlık ve karmaşık duygular içine girdim. Bize kitabı anlatan karakter olan Joji ile çoğunlukla zıtlaştım fakat kitap boyunca olaylara onun perspektifinden baktım. Naomi karakterine gelince ise işlere onun açısından bakıldığında davranışlarını anlamak hiç güç değil hatta kendinizi onun yerine koyarsanız gayet akla yatkın geliyor. En başından beri uyumsuz bir çift olan Naomi ve Joji, zamanla açılmaya başladıkça yer yer normal bir çift gibi gözükse de anında kafanızı karıştıracak durumlar içine giriyorlar. Batılılaşmanın ilişkiler içindeki etkisini de açıkça gördüğümüz kitap, bu yönü ile bize hiç yabancı gelmiyor çünkü Türk tarihinde Yanlış Batılılaşma'nın örneklendiği birçok edebi eserimiz var.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Enteresan Bir Anlatı: İnsanlığımı Yitirirken
Bir Peren Ercan çevirisi ile Japon kültürüne yaklaşırken hüzünlü bir hikâyeye tanıklık ediyoruz. Anlatıcının çocukluğuyla açılıyor kitap. Çocukluk yıllarından beri yüzüne taktığı görünmez “soytarı” maskesiyle insanları güldüren bir karakter olduğunu anlatıyor. Elbette, aslında içinde kopan fırtınaları da. Perdenin arkasındaki hüznü ve yalnızlığı sadece bir kişi görüyor. Bir başka çocuk. Kahramanımızın anlattığı hikâye boyunca ara sıra geçmişe dönüp o çocuğun adını anması bundandır belki de.

Daha sonra liseye gidiyor. Artık evinden uzakta. Büyükşehirde tek başınalığının ve savrulmuşluğunun daha çok farkına varıyor. Sanatın ve siyasetin içine giriyor. O günlerde edineceği bir başka arkadaş, ona hikâyesinin sonuna kadar eşlik etmeyi başarıyor. Yaşamına giren kadınlarla, aile bireyleriyle, diğer insanlarla olan ilişkileri ve yetişkinlik dönemi de hep sancı dolu. Sevilmekten ötürü ızdırap çekiyor. Başarısız olmak ve oradan oraya savrulmak için yemin etmiş bir karakter. Dünyayı görme biçimi oldukça hüzünlü. Bu bakımdan çok enteresan bir anlatı. Yer yer sinir bozucu olsa da zamanı ve farklı kültürleri tanımak ve anlamak açısından okunmalı.

Osamu Dazai, melankolik yanıyla farklı coğrafyalarda Sâdık Hidâyet ile benzer bir dili konuşan bir yazar bana kalırsa. Bir de Mark Gibeau tarafından yazılmış ve Elif Kılıç tarafından dilimize çevrilmiş olan sonsözde de bahsedileceği üzere, “İnsanlığımı Yitirirken” pek çok kısımda yer alan gerçekçi ve etkileyici detaylarla, otokurguya göz kırpan tirajikomik bir anlatı.
Yanıtla
28
3
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çağdaş Roman : Kuru Kız
"Kuru Kız" toplum tarafından ötekileştirilmiş bir kadını mercek altına alırken, toplumsal konuları da hikayesiyle harmanlıyor. Romanın ana karakteri isimsiz. Uzun yıllardır yaşadığı mahallesindeki insanlar, görüntüsü sebebiyle ona "Kuru Kız" diyor.

Erken yaşta hayatın yüklerini omuzlamak zorunda kalan karakter kaybedecek bir şeyi kalmadıktan sonra "Dünyanın Sonuna" gitmeye karar veriyor. Usuaia adıyla bilinen bu bölge buzullara en yakın yer ve dünyanın en uç kısmı.

Kitabın açılışı, karakterin Usuaia'ya gitmesiyle başlıyor. Ve hemen sonra, senelerce öncesine akıyor sayfalar ve Kuru Kız'ın çocukluk, ergenlik, gençlik ve olgunluk dönemlerinde yaşadıklarına tanıklık ediliyor. Henüz 10 yaşındayken annesini hastalıktan kaybeden Kuru Kız, bir kaza sonrası tekerli sandalyede yaşayan babası ve hırçın erkek kardeşi ile baş etmek zorunda kalıyor. Mahalle sakinlerinin baskıcı yapısı da cabası. Kabuğuna çekilen Kuru Kız asla sorgulayıcı bir tavra bürünmüyor.. Akıllı telefonla tanışması ve her şeyi merak eden bir yapıda olması onun gerçek kimliğini bulmasına sebep oluyor. Araştırıyor, izliyor ve edindiği bilgileri hayatına adapte ediyor. Mahalle sakinlerinin "aklı kıt" bir kız olarak bellediği Kuru Kız hiç de öyle olmadığını da kıvrak zekasıyla gösteriyor. 40 yaşında, hayatının baharında her şeyi ardında bırakıp Dünya'nın sonuna varınca, burada kendini buluyor.

Yazar Ayfer Tunç'un sade bir dille kaleme aldığı çağdaş edebiyat romanı "Kuru Kız", sayfaların hızla aktığı bir sürükleyicilikte, bir çırpıda bitirilesi bir formda yazılmış.

Toplumsal değerler, tecavüz, ensestlik, yoksulluk, mahalle insanları, dayak yiyen ama mutlu görünen kadınlar kitabın merkezindeki konular.
Yanıtla
22
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dil öğrenmenin korkulan bir tabu olarak görüldüğü ülkemizde öğrencilik yıllarında İspanyolcayı hobi amaçlı öğrenmiş ve akademik hayatında da İspanyolcayı kullanma niyetinde olan yazar bu açıdan bize bahanenin olmadığı bir örneklem sunmuş, bu kitapla da bu ayıbımızı yüzümüze vurmuştur. İspanyolca öğrenenlerin ve bilenlerin mutlaka faydalanması gereken bu eser, peşinden gelecek eserlerin öncüsü olacaktır. Son olarak kitaptan bir örnek cümle ile yorumumu bitirmek isterim:

"Es una deuda con todos nosotros defender esta patria"
(Bu vatanı savunmak hepimizin borcudur.)
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser, bilhassa Tefsir ve Belagat ilminde derinleşmek isteyenler için son derece faydalı ve keyifli bir kitap. Semarrai hocanın ömrü müzdad olsun. Ancak bu kitabı diğerlerinden ayıran bir özellik var ki, çevirmen Fatma Serap hoca, Arap dilinin inceliklerini muhafaza etmek için kelime muradifi veya ikamesi seçme yoluna gitmemiş. Bu eserin okunmasını zorlaştırmakla beraber kalitesine kalite katmış. Seviyeyi yüksek tutan ve bu alanda birikimi olmayana kendini açmayacak bir eser. Herkes anlasın diye zorlanmamış olması çok anlamlı bir yöntem, çevirmenin emeklerine sağlık.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitap. Yazarın yalın dili, akıcı hikayesi romanın felsefik yönü ile birleşince ortaya mükemmel bir iş çıkmış. Elinden düşmeyecek bir kitap arayanlar mutlaka şans vermeli.

Dünyanın sonu bir gün gelecek, biliyoruz. O ya da bu sebeple bu düzen bir gün bozulacak. Bu fikri bilmek şu an için bizi yeteri kadar güdülemiyor. Henüz harekete geçmemiz gerektiğinin çok da farkında değiliz. Buna neyin sebep olduğunu düşündüm önce. Muhtemelen bu ‘’son’’un tam olarak ne zaman geleceğini bilmememizden kaynaklı bu hareketsizlik. Bitecek evet ama şu an bitmiyor, ya da yarın bitmeyecek bilemiyoruz ki. Bilinmezliğin içinde kaybolmaktansa günlük hayatımıza, rutinlerimize devam ediyoruz. Peki ya bilseydik? Dünyanın sonunda tam 10 yıl kalsaydı?

İşte kitap bize bu farklı açıyı özenle sunuyor. Kitabı mükemmel yapan da bu.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üstün hocanın konuşmaları, tv programlarında ne kadar akıcı, insanı ekran karşısına bağlar hepimiz biliriz. Kitabının da aynı tadı vereceğinden eminim. Vatan sevgisi, cahillik ve ahlak anlayışımızı çok güzel anlatan bir dram. Gerçek hayattan izler taşıyan akıcı bir roman. Geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki bağ çok güzel kurulmuş. İlk eş ve ikinci eş ,buna ister metres ister imam nikahlı eş ister kuma ,ne derseniz deyin ama metres dendi mi durumun hemen farklılık gösterdiğini ve o ikinci eş konumundaki kadına hangi gözle bakıldığını çok güzel anlatmış... ince vurguları güzel, sıkılmadan okunabilecek bir kitap.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir