Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok çok kıymetli, önemli, güzel bir kitap. Herkese verip okutturasım var. Elimden gelse herkese dağıtmak isterim. Evlenmeden önce kılavuz niteliğinde bir kitap. Unutmayın, hayırlı bir evlilik için hayırlı, helal yolda bir başlangıçta önemli. Düğünün nasıl yapıldığı da bu önemli etkenlerden. Mutlaka okuyun, okutturun, hediye edin, evlenmeden önce. Toplumun, sosyal medyanın gösterdiği sahte hayallere, sahte süslere özenmek yerine Hz. Fatıma (r.a.) annemizin yolundan izinden gidelim ve çevremize hatırlatalım lütfen.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünya Genişledikçe Yalnızlığı Büyüyen Kalender
Butimar’ı okuduktan sonra mutlaka yazarın başka bir eserini daha okumalıyım, dedim. Ve ikinci kitabım ‘Sular Üstünde Gökler Altında’ oldu.

Yolumuz 15. yüzyılda İstanbul’dan İspanya’ya, oradan Güney Amerika’ya çıkar. Kahramanımız, denizleri görmüş İsa Efendi’nin oğlu Yunus Kalender. Aşkına ulaşamayan bu müslüman kâşifin yolu ise hepimizin tanıdığı Kristof Kolomb’a çıkar. Aslında hikaye tanıdıktır. Kolomb yapmak istediği keşifleri devrin liderlerine anlatır. Ancak, Osmanlı hükümdarları dahil hiçbir yöneticiyi hayalleriyle etkileyemez. Ta ki Katolik hükümdarları Kastilyalı İsabella ve Aragonlu Ferdinand’ı üç gemi vermeye ikna edinceye kadar. Aldığı gemilerle Hindistan’a ulaşmanın hayalini kuran Kolomb, 12 Ekim 1492’de Amerika’yı keşfeder ve kızılca kıyamet kopar.

Derine inecek olursak yazar, 15. yüzyılın atmosferini verebilmek için gemi tayfasını ve korsanları özenle işlemiş. Gemicilik, haritacılık anlatılıp devrin önemli isimleri eserleri ile birlikte verilmiştir. Şehirlere, sokaklara, şarkılara ve şiirlere de yer ayırmayı unutmamış.

Kitabı bitirdikten sonra Kristof Kolomb’u biraz daha araştırdım. Tarihe baktığımda yazarın, her bölüm başında belirttiği tarihler gerçekte de Kolomb’un hayatındaki önemli tarihlerdir. Yazarın, kitapta kullandığı keşif gemilerinin isimleri Pinta, Nina ve Santa Maria ise yine Kolomb’un kullandığı gemilerin isimleri olduğunu belirtelim.

Benim için en etkileyici kısım kitabın sonlarına doğru oldu. Keşfin sonuçlarının dini, siyasi ve toplumsal yönleriyle işlenmiş olduğunu görüyoruz. Ne yazık ki, en acıklı mesele sömürgecilik. Bu sebeple Kolomb’un hizmeti İspanya Krallığına mı, ilime mi yoksa Katolik âlemine miydi sorgulamadan edemiyoruz. Bakir toprakları Katolik yapmakta kararlı Kanlı Domingo’nun saçtığı dehşet ise din adamlarının faaliyetleri konusunda hepimizi düşündürecek cinstendi. Doğu batı ikilemine gelecek olursak, bu durumu İsa Efendi ve Kolomb’da analiz edebiliriz. Kalender’in Hıristiyanlar arasında zorlanması bu iki farklılıktan doğuyor.

Okuduğum kitapların bana başka kitapların kapısını aralamasını severim. Araştırma yaparken Kolomb’un notlarının ve mektuplarının yer aldığı eseri ‘Seyir Defterleri’ kitabını öğrendim. Masalların içinde kaybolmaya ihtiyacım var diyorsanız; bu iki kitap sizlere de güzel kapılar açabilir.

Herkese iyi okumalar.
Yanıtla
40
5
Destekliyorum  22
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kudüs ile ilgili bir kitap aslında her yıl okunmalı çünkü unutuyoruz sürekli. bu kitapta Kudüs ile ilgili neleri bildiğimizi neleri yanlış bildiğimizi dahası Kudüse bir müslüman gözü ile bakamayışımızı hatırlatıyor.Burak duvarı ismi ile tanımamız gerek duvarın bile isminin bize nasıl yanlış öğretildiğini öğreniyoruz bu kitaptan. Kudüsun neden bizler için farklı olduğunu neden değerli olduğunu öğrenmek için okunacak kısa ve öz kitaplardan okumanızı tavsiye ederim. kalın bir kitap değil hemen okunacak dili ağır olmayan bir kitap.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çanakkale kara muharebelerini ANZAK askerlerinin ve gazetecilerin, günlükleri, mektupları, gözlem ve raporlarından Gelibolu Yarımadası'na ilk ayak bastıkları günden geri çekildikleri ana kadar şavaşı onların gözünden görmeyi sağlayan olağanüstü bir kitap. Savaşın acımasız ve vahşi yüzünü bizlere göre düşman da olsa neredeyse her kademeden askerin gözü ile okumak etkileyici. Türk askerine "Abdül" lakabını takmaları ve savaşta karşılıklı ikramlar dahi göndermeleri ve Anzaklar'ın gönderdikleri karşısında askerimizin gönderdiği "Sadakatla yaşayan domuzdur." mesajı dikkate değer çok bilinmeyen bir çok detaydan ikisi ki bir çoku kitapta mevcut. Kesinlikle okunması gereken özellikle orta öğrenimde okutulması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yüzyıl Savaşları gibi karışık bir savaşı gayet ustaca özet olarak anlattığını düşündüğüm bir kitap. Kitapta hususen fark ettiğim, yazar; yüzyıl savaşları sırasındaki insanların ve savaşın durumunun daha iyi anlaşılabilmesi, insanın aklına daha iyi oturması için elinden geldiğince uğraşmış, böylece okuyucuyu yüzyıllık dönemin durumu ve birçok vuku bulmuş hadiseyle tanıştırıp o karışık dönemin insanlar ve savaş veçhesinden nasıl gözüktüğünü anlamamızı sağlamış. Kitapta yalnızca savaşlar değil; yapılan ticaret, lojistik, orduların ihtiyaçları, Fransa ve İngiltere’nin ekonomik durumları gibi detaylarıyla sayısız hususa değinilmiş ki kitabı gözümde değerli yapan tarafı da bu. Velhasıl, Yüzyıl Savaşları gibi uzun bir savaşı kısa olsa da gayet iyi tanımamızı sağlayan bu kitabı tavsiye ediyorum.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsyan İkliminde Balkanlar ve Osmanlı-İngiliz İlişkileri
Büyük coğrafyalar büyük isyanlara gebedirler. Bunun en iyi örneğini Osmanlı verir. Yaklaşık altı yüz yıllık ömründe yüzlerce isyan girişimine maruz kalan Devlet-i Aliye en muktedir olduğu dönemlerinde bile isyan ateşini söndürmekte güçlük çekmiştir. Hele imparatorluğun çaptan düşmeye başladığı 18. yüzyıl ve sonrasında ortaya çıkan isyan hareketleri Osmanlı’nın yıkılışına giden süreçleri tetiklerken, Düvel-i Muazzama emperyalist hedeflerle hasta adamı paylaşmak için sıraya girmiştir. Büyük devletlerin Osmanlı’nın iç işlerine müdahalesi için iyi bir bahane olan isyanlar, planlı olarak otorite kaybının olduğu yerlerde çıkarılmışlardır. İsyanın kıvılcımını yakanlar, çıkan büyük ateşin karşısında ellerini ovuştururlarken, ortaya çıkması muhtemel yeni durumda hamilik ettikleri milletleri maşa olarak kullanarak kendi hisselerinin sınırlarını çizmeye yeltenmişlerdir. Osmanlı sınırları içinde bir coğrafya vardır ki, ismi isyanla eştir: Balkanlar…

19. yüzyılda adından çokça söz ettiren Balkanlar, çıkarılması olası isyanlar için fazlasıyla müsait çok uluslu yapısıyla adeta kaynayan bir kazanı andırır. İsyan ateşinin fokur fokur kaynadığı bu coğrafyada Osmanlı’nın lehine olan tek olgu paylaşımda çıkan anlaşmazlıklardır. Osmanlı, bölgede söz sahibi olduğunu öne süren onlarca millet ve devletin arasında ata toprağı için mücadele ederken; diplomasi ve siyasi tarih, ders verircesine kendisini gösterir. Bu nedenle Balkanlardaki her bir kırılma anının iyi incelenmesi şarttır. Akademisyen Mithat Aydın da Balkanları çalışmalarının merkezine alarak “Balkanlar’da İsyan” isimli eseriyle makûs kaderine direnen bu coğrafyayı Bosna-Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarından neşet eden Osmanlı-İngiliz ilişkileri kapsamında ele alır.

Tarih metodolojisinde hedefe alınan coğrafyanın tüm yönleriyle değerlendirilmesi şarttır. Bu nedenle Aydın eserine giriş yaparken genelden özele doğru bir yol izleyerek ilk aşamada bölgenin Türklerle ve Osmanlılarla ilişkisinin üzerinde durup, sonrasında eserin özel değinisi olan Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin tarihine yönelir. Balkanlar, Osmanlı ve İngiliz üçgeninin merkezine de son olarak Bosna Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarını oturtur. Aslında yazarın bu yaklaşımı büyük bir resim içerisinde siluetleri belli olan iki portreyi (Osmanlı-İngiltere) anlatmak gibidir. Birbirlerine konumları, duruşları sürekli değişen bu iki portre sahibinin cansız bir hatıra üzerindeki durumlarını analiz etmek ise geçmişin geleceğe ayna olması kabilinden değerlendirilebilir. Geçmişin anlattıklarından yola çıkan yazarın geleceğe verdiği bilgiler ise tarihin ders verici niteliğinin yazarın amacına hizmet etmesi şeklinde algılanabilir.

Geçmişte elçilerin uzun seyahatleri sonrası kısmen zayıf gelişen diplomasi, günümüze gelindiğinde her tarihi olayın arka planına muktedir bir şekilde yerleşen hâkim bir stratejiye dönüşür. Bu yüzden siyasi tarihte kendisine yer bulan her olayın uluslararası ilişkiler bağlamında da değerlendirilmesi önem arz eder. Bir savaşın kaybedeni kazanını olduğu gibi sonrasını masa başında yöneten bir güruhun ve olaylar ağının olduğu da vakidir. Bu minvalde Balkanlardaki krizin de diplomatik olarak çözümlenmesi muhatabına çok şey anlatır.

Öncelikle diplomasi, örtülü ya da açık yüzlerce temas noktasının, belgenin ve bilginin sistemli bir şekilde ortaya dökülmesiyle aşikâr kılınır. Devletlerarası ilişkilerin tam manasıyla anlaşılması yazışmaların şifrelerinin çözülmesiyle mümkün olur. Bu aşamada Aydın, ilk olarak devlet arşivlerinin yordamıyla ortaya çıkan görüngüyü çalışmalarına temel olarak yerleştirir. Temel üzerinde yükselen kısımda ise raporlar, soruşturmalar, diplomatik mektuplar, hatıralar, biyografik metinler, gazeteler vb. evraklar kullanılır. Son olarak ikincil kaynakların (günümüzde yazılanlar da dâhil olmak üzere) ışığında yorumlar yapılır. Kaynaklara dair bu işleyişin, eseri daha anlaşılır kılmakla birlikte Aydın’ın yorumlarını daha rafine hale getirdiğini söylemek gerekir.

Eser, giriş hariç üç bölümden oluşmakla birlikte ayrı kısımlarla Osmanlı-İngiliz ilişkileri bağlamında Bosna-Hersek ve Bulgaristan ayaklanmalarına mercek tutulur. Her iki isyan arasında önemli bir kırılma anı olan Berlin Memorandumu’na ise ayrıca bir bölüm eklenir. İngiltere’nin Berlin Memorandumu’na karşı tavrı ise devletlerin dostlarının olmadığını, menfaatlerinin olduğunu kanıtlar niteliktedir. Uluslararası ilişkilerin nasıl işlediğinin anlaşılabilmesi için bu kısım ayrı bir dikkati hak etmektedir. Alınan kararların, bozulan hükümlerin ve bir motor edasıyla işleyen diplomasinin etkili devlet adamlarının elinde nasıl üst düzey bir fonksiyon kazandığını görmek ibret vericidir. Bu kısımda ve eserin genelinde devletlerarası ilişkiler üzerinden diplomasinin ruhuna vakıf olmak mümkündür. Sonuçta, aktörlerin değişmesine rağmen, herhangi bir kazaya uğramaksızın, menfaat odaklı kazanımlar her devletin hedefidir.

Eserin üstün özelliklerinden birisi de pragmatik bir yöneliminin olmasıdır. Özellikle, dış politika konusunda ülke yararına faaliyet gözetenlere yönelik stratejik davranış şekillerine gönderme yapan bilgileri, geçmişteki olay ve karşılığında sergilenen tavır durumundan elde etmek mümkündür. Zira Balkanlar halen dünyanın gündemini belirleyen önemli bölgelerden birisidir. Üstelik bölgenin jeopolitik ehemmiyetine binaen geçmiştekine benzer politikaların üretildiğini görmek eserin ders verici nosyonunu ön plana çıkarmaktadır.

Sonuçta, Osmanlı Devleti’nin son yüzyılının bütün kaosu içerisinde dünyanın gündemine oturan önemli olayların birbiri ardınca geldiği bilinir. Bir zincirin halkaları gibi birbirinin peşi sıra iç içe geçmiş şekilde büyük bir devleti çöküşe götüren bu olayların her birine aynı ehemmiyetin verildiğini söylemek güçtür. Aslına bakılırsa derinlemesine tahlil edilmesi gereken her bir vaka kendisinden sonra gelen olayın daha beliğ bir hale gelmesini sağlamaktadır. Ayrıca en basitinden bir savaş, çatışma veya isyan olayının siyasi, sosyal, ekonomik ve diplomatik vb. yönlerinin de farklı eserler kapsamında ayrıntılı ele alınması gereklidir. Bahsedilen kitapta Bosna-Hersek ve Bulgaristan isyanlarının diplomatik yönü çok iyi şekilde tetkik edilmektedir. Üstelik ortaya çıkan tabloda İngiliz diplomasisinin kadim sırlarını da deşifre etmek mümkündür. Üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk sathında, kendisini dolaylı da olsa etkilemesi muhtemel her türlü tehdidi çok önceden gözeten İngiliz diplomasisinin basireti ve etkin olay yönetiminden her zaman ders çıkartabilmek mümkündür. Bu nedenle eserin hedef kitlesinde sadece konuya ilgili akademik sınıfın değil de diplomatlarımızın olabileceğini tahmin etmek güç değildir.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Yadigarlarım” hikayesinde yazarın aşk acısına dair yazdığı fikirleri çok beğendim. Yazarın fikirleri zamansız olup, seven her gönüle yoldaş olup derdini paylaşıyor. “Hasan” hikayesinde yaşlı bir erkeğin daha yetkinlik çağına gelmeyen bir kıza olan aşkından bahsediliyor, gerçekçi duygularla yazıldığından beğendim. “Hala Güzel” hikayesinin finali daha farklı ola bilirdi diye düşüyorum. “Seyyide-i Tesamüh” hikayesi en keyif alarak okuduğum hikaye oldu. Yazarın eserleriyle tanışmak için okunabilir bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Günlüklere Düşen Notlar…
1989'da Kafka okumuş, Mansfield, biraz Örik, beş altı yazarın metinlerine dalıp çıkmış Birsel, döndürüp döndürüp koyuyor ortaya, oradan buradan baktırıyor. Milena'nın mektuplardan bir şey anlamadığı olmuş, buna rağmen yazmaya devam etmiş Kafka, bir ara Milena'ya mı artık, mektupların arkasını kesmek gerektiğini söylemiş ama aynı mektupta kesmemek gerektiğini de söylemiş, bir iki kez tekrarlanmış bu, anladığımız kadarıyla mektuplaşmaya devam etmişler, çünkü bir insan bir şey yapmak istediği zaman yapar, zarar ziyan dinlemez, mektup yazmanın ziyanını Kafka bilse de zararına razı gelmiş ve yazmaya devam etmiştir çünkü insan yapar öyle, kim durdurmuş kendini. Milena'dan mektup geldiği zaman açmazmış Kafka, bir müddet elinde dolaştırırmış, bir elinden diğer eline küçük tur, bir odadan başka odaya büyük tur, zarftan mazrufa ölçeğe gelmeyecek bir seyir. Bir daha okurmuş sonra, defalarca okuduktan sonra bakarmış ki yenisi gelmiş, eski mektuptan yeni mektuba neşe dinmezmiş. Mektuptan mektuba bir hayat, o sırada arkadaşlarla geçen zaman, işyerinde dilekçeler başvurular, evde baba terörü, azar azar yiten sağlık ve sabahlara kadar yazı çizi, Kafka bunların toplamından çok daha fazlasıysa da bunların toplamı. Bir pusulacık olsun gönderirmiş mesela, mektup değil de küçük bir şey, yazısız bırakmamak için. Yazısız kalmamak için. Yazısız kalmamak için mi onca yazıyor, mesela iyi bir romanı baştan okur gibi mi okuyor o mektupları Kafka, iyi bir yazarı buldu mu bırakmak istemiyor da sevgiyi uyandırıyor bir yandan, olduğunca. Ertesi kayıt: Mansfield'ın kedili öyküsünden M.Ş.E.'nin "Soysuz Kedi"sine bir şpagat açar Birsel, Esendal'ın 1913'te kullandığı sözcüklerin pırıllığını göklere çıkarır da bu sözcük kullanımı, daha şık bir şey, "dizdiği sözcükleri" belki, tamam. O öyküleri ortaya çıkarmamıştır Esendal, zaten gençlik öyküleridir, mesela o öyküleri ortadan kaldırmak mı lazımdı neydi, beğenmesek de kendi yaşamları yok mudur artık öykülerimizin, bir kere biçimlenince kendi yaşamlarını sürdürmezler mi, alengirli konu. Hani çok iyi öyküler yazmıştır da böyle öyküleri de vardır yazarın, böyleliği gözden uzak tutmanın nedeni. Neyi beğendirmeye çalışır yazar, beğendirmeye mi çalışır, sakladığı kendisidir. Değildir, öyküdür, öykünün kendilikle ilgisi yoktur. Böyle mi düşünür? Yazar ne düşünür saklarken bilmem, ben okumak isterim ve ayıplamam, "Onca şeyi yazdın da bunları niye çıkardın şimdi?" demem. Kim nesi varsa çıkarsın. Bence. Esendal'ın bir öyküsünün başında "dördüncü yazılış" ibaresi varmış, anlaşılır. "Yaşam şipşakları" diyor Birsel, anlık esinlenmeyle bir şeyler çıkıyor ortaya, belki kenarı köşesi belli bir metne dönüşmüyor da kalıyor öyle, anlatı parçası. Sırf anlatı parçalarından oluşan bir metin, bağlamsız, dağınık bir masa.Vardır, rastlamadım, bütün dağınıklık kurgunun sağladığı uzaklıktan bakınca toparlanıyor, toparlanmayan bir şey arıyorum. Birsel bir yerlerde kafasının çarçora döndüğünden bahsediyor, "çarçor" demiyor olabilir de kim emin olabilir bundan, çarçora dönmüş bir kafanın parçalar arasındaki bağları kopardığını hayal ediyorum, jonglörlük yapıp sözcükleri atıp tutmuyor, cambazlık yapıp kurguya takla da attırmıyor, dağınıklık sunuyor bir. Michaux'nun metinleri kasıtlı, bütün dağınıklıklar kasıtlı, kasıtsız bir dağınıklık isteği. Dağını özlemi. Denk gelirsem. Çok okumalı. Birçoğunu sayıyor Birsel, bazı yazarlar çok okumuş, biri Namık Kemal. Elinde kitapla ölenlerden. Sefiller varmış elinde, ölmeden altı saat önce okuyormuş, etrafındakilere metnin güzelliğini anlattıktan sonra açık bir vaziyette bırakmış kitabı, uyumuş uyanmamış. Bu çok hüzünlü bir şey, okurunun ölümüyle yarıda kalan kitap. Tersinden bakalım, okurunun arka kapak yazısını okuyan kitap. Ertesi kayıt: Ahmet Midhat Efendi'ye düşkündür Birsel, onun tam teçhizat metinlerindeki şalalaya bayılır, kitaba düşkünlüğüne de bayılır. Başka isimler çıkıyor karşımıza, hepsinin kitapla ilgili büyük büyük lafları var da Emerson'ın basitliği yakaladı beni, üniversitede aynı şeyi yapıp aç kaldığım için. Eline biraz para geçse kitap alırmış Emerson, birkaç kuruş artarsa yiyecek ve giyecek. İnsan içine çıkacak kadar kıyafet yeterli, okuduğumuzu anlayabileceğimiz kadar kafa sağlığı için azıcık yiyecek tamam, gerisini kitaplara yatırabiliriz. Ucubeye döndük demektir. Ertesi kayıt: Nahit Sırrı Örik'in "Tenkidin Durumuna Dair Bilanço" nam yazısı eleştirinin ne durumda olduğunu sorgular yazıdır. Birsel der ki Namık Kemal ve Recaizade Ekrem Bey yazmıştır ama esas Mehmet Rauf ve Hüseyin Cahit Yalçın yazmıştır. Yakup Kadri, Abdülhak Şinasi, İsmail Habip diğer eleştiri yazarlarıdır, Ataç çevirmenliğe dönene kadar eleştiride atlas dokumuştur. Refik Halid'i ekleyeceğim bu listeye, Recaizade'nin bir metnini incelerken Abdülhak Hamit'inkinden daha ileri bir meziyet görür de sen misin gören, evet, Abdülhak Hamit ve şürekâsı hemen hücuma geçerek dergiden atılmasını isterler Refik Halid'in, yanlış hatırlamıyorsam Ziya Gökalp ve Recaizade sayesinde kurtulur kirpimiz. Boğaz'ı çok sevdiğini biliyoruz, Örik'in çılgın projelerini biraz korkuyla aktarıyor yazılarında, Birsel de dokunmuş biraz. Gerçi Bostancı'nın doldurulmuş sahilini beğendiğini söylüyor Birsel, İstanbul'a deniz kenti olduğunu hatırlatacakmış. Kastını pek açmıyor, evinden on dakika ötedeki Çamlık'ın halini görseydi belki bu yorumu da yapmazdı. Evimin hizasında, bana üç sokak ötede Çamlık diye bir mekanımız vardır. Vardı, birkaç yıl önce son işletmeyi de yıktılar, şimdi mezbeleliktir, trenle geçerken görüldüğünde can yakar. Neyse, deniz Çamlık'a komşuymuş bir zamanlar, merdivenlerden iner inmez suya atlanırmış. Şimdi sahil yoluna atlayıp ezilirsiniz, denize de giremezsiniz çünkü Küçükyalı'nın sahiline yaklaşık yüz metre aralıklarla kanalizasyon kanalları yapılmıştır. İnsanlar oralarda balık tutup yiyorlar bir de, inanılmaz. Birsel'in bu metninden hemen hiç bahsetmedim, o daha da inanılmaz. Hızlandırılmış tur: Birsel'in düştüğü günlerden birer cümle.

Gargantua. Yeni bir sözcük getirmedikçe beş para etmeyecek kitap. Birsel'in gençliğindeki Karşıyaka'dan arkadaşlar, biri Selmi Andak, müziğimizin en iyi bestecilerinden biri. Ahmet Erhan'ın acı alayı. Behzat Ay'ın kurtarmak için eşi dostu ayağa kaldırdığı ama kurtaramadığı kedisinin adı Pamuk. Vaybeni, bir sanatçının günlüğü yoksa kendisi de mi yoktur, Birsel diyor, zaten var olmak istemeyen sırıtır. Cevdet Kudret'le bir iki anı, Melih Cevdet'le Ataç'ın sürtüşmeleri. Vedat Günyol'un Çatalçeşme'ye, Birsel'in evinin yakınına taşınmak için kitaplarının yarısını satması, 1 milyona, kitaplarından kurtulduğu için memnunmuş Günyol ama öyle görünürmüş, Birsel şöyle bir yüz taraması yapmış da Günyol'un kendi söylediğine inanmadığını görmüş. Şener Şen'le geçen bir gün, sinema dünyasından anılar. Feyyaz Kayacan'la Hatay'da muhabbet, Kayacan meğer Yeldeğirmeni'nde okumuş, Paris'te Cahit Sıtkı ve Oktay Rifat'la çok muhabbet, sonra gibicilikle ilgili metni var ki biri olmanın tarifidir bu, yani biri "gibi" olduğunuzda biri olursunuz ama kendi sesinizi kullanırsanız kimse olmazsınız çünkü birey gibiciliğin yanında sönüp gider, birey birdir, gibi pektir, çoktur, sanat camiasında var olmak için kim cüret eder biri olmaya, onun şanı namı olmaya. Şiirden yazıya geçenler tamam da tersi nedir, Sait Faik'in şiir cumbası eğiktir, Bedri Rahmi'nin birkaç evelemesinin dışında şiir dağarı kıttır, Ömer Seyfettin'inki numunelik bir pejmürdeliktir. Ayşe Kilimci'ye övgü var, Kilimci iyi bir öykücüdür ve Birsel yakalamıştır iyiliği, yakaladı mı övmelidir ki iteklesin yarınlara doğru.

Birsel yarınları da yaşar, okumayı yarıda bıraktığı birden fazla kitabı vardır da ne çıkar.

Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kişisel gelişim ve başarı üzerine yazılmış harika bir kitap. Esra Kapılı kendi hayatından gerçek yaşanmış örneklerle başarıyı anlatmış. 14 yıldır İnsan Kaynakları Uzmanı olarak işimi yapan bir kişi olarak, Esra Hanım'ın tecrübelerinin bazılarını ben de iş hayatımda deneyimledim. Esra Hanım tecrübelerini açık , sade ve akıcı bir şekilde yazıya dökmesi, bu tecrübeleri yaşamayanlara ışık olacağı gibi benim gibi İnsan Kaynakları meslektaşlarımızın da kendin de çok şey bulacağına eminim. Ben herkese bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şermin Yaşar'ın kitaplarını kızım bana sesli okuyor, 2. sınıfa gitmesine rağmen eğlenerek okuyordu, şimdiye kadar okuduğu kitaplar eğlenceli, akıcı, anlaşılırdı, bazen kahkahalar atarak okuyordu, birlikte gülüyorduk. Ama bu sefer, kızım okurken benim içim parçalanıyor sanki, kitap çok güzel, komik ama genel olarak duygusal, Lo'ya üzülüyorum 3 gündür. hikayenin gerçek olabileceği, bu hikaye gerçek değilse bile bu şekilde hayatı olan bir çok kişinin olduğu gerçeği kalbimi sıkıştırıyor. dün akşam kızım da nerdeyse ağlayacaktım okurken ama tuttum kendimi dedi, ne kadarını anladı, nasıl hayal etti tam olarak bilemiyorum ama etkilendi, etkilenmesine de seviniyorum, demek ki doğru anladı bir şeyleri. Kitap genel olarak hem komik hem duygusal. biz çok beğendik, tavsiye ederim.
Yanıtla
13
0
Destekliyorum  18
Bildir