Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sapiens: İnsanlığın Tarihi ve Geleceği
Yuval Noah Harari'nin "İnsanlardan Tanrılara Sapiens" adlı kitabı, insanlığın durumu ve türümüzün potansiyel geleceği üzerine oldukça düşündürücü ve özgün bir inceleme sunuyor. Kitabın yazım tarzı oldukça ilgi çekici ve herkesin anlayabileceği bir tarzda olup, karmaşık fikirleri açık ve öz bir şekilde sunmaktadır. Bana göre, Harari'nin kitabı insanlık tarihi, kültürü ve biyolojisi üzerine geniş kapsamlı bir analiz sunmakta ve bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük sorulardan bazılarına düşündürücü ve yer yer haddini aşan boyutta eleştirel şekilde bakmaktadır.

Kitabın en güçlü yanlarından birinin felsefi derinliği olduğunu düşünüyorum. Harari, insan varoluşunun doğası ve hayatın anlamı üzerine incelikli ve sofistike bir analiz sunuyor. Kitap, biyolojik doğamız ile aşkınlık arzularımız arasındaki gerilimi araştırıyor ve insan bilgisinin sınırları ve bilincin doğası hakkında önemli sorular ortaya atıyor. Kitap, Harari'nin argümanlarına derinlik ve rezonans katan edebi referanslar ve işaretler açısından da oldukça zengin. Özellikle insanın nöropsikiyatrik yönlerini gözden kaçırmayan ve davranışçı bir bakış açısıyla bakıldığında, kitabın temel iddialarının gözlenen boyutta tutarlı olduğunu düşünüyorum.

Buna karşın, kimi okuyucuların kitabın bazı yönlerine itiraz edebileceğini düşünüyorum. Harari'nin bakış açısı genel olarak oldukça seküler ve saf materyalist. Sıklıkla dini temelli dünya görüşlerinin sınırlılıklarını vurguluyor. Bu durum, inanç ve maneviyata daha fazla önem veren okuyucular için yer yer can sıkıcı olabiliyor. Ayrıca, bazı okuyucular Harari'nin insanlığın geleceğine dair vizyonunu oldukça kötümser ve distopik bulabilirler, çünkü ileri teknolojilerin potansiyel riskleri ve insanın eskime olasılığı hakkında endişelerini açık bir şekilde dile getiriyor.

Sonuç olarak, bu kitap, benim için insanlık tarihi ve doğası üzerine çok düşündürücü bir okuma deneyimi sundu. Harari'nin analizleri birçok soruyu ele alıyor. Ancak, okuyucuların Harari'nin seküler ve materyalist bakış açısı nedeniyle bazı yönlerine itiraz edebileceklerini ve gelecek vizyonunu kasvetli bulabileceklerini ifade etmeden geçemeyeceğim.
Yanıtla
27
13
Destekliyorum  10
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ömer Subaşı; bilgiyi muhakeme ve aktarma hususuyla birlikte yine nevi şahsına münhasır bir tarzda eserle okuyucusuyla buluşmuştur. Tarihin unutulmuş sayfalarındaki detayları câmi olan bu eser akademik bilgiyi oldukça anlaşılır bir üslupla ehline takdim etmiştir. Cengiz Han’ın yasalarıyla şekillenen Moğol toplumunda kadının statüsünün ele alındığı bu eser Kongurtalar, Merkitler, Kerayitler, Naymanlar ve Karluklar gibi pek çok kavimden başka, Orta Asya’dan Roma Sarayı’na, Kafkaslardan Mısır çarşılarına kadar Moğol kadınına yüklenen tüm misyona dair zevkle okunacak detaylar içermektedir. Okuyucuyu diplomasinin vazgeçilmez ikonu halini alan Moğol kadınına bahşedilen bu ayrıcalığın kaynağına dek maceralı bir serüven beklemektedir. Ayrıca kadın tasvirine dair minyatürler, giyim-kuşam ve sosyal hayat gibi pek çok konunun yazar tarafından mükemmel bir tarzda betimlenmesi okuyucunun karşılaşacağı sürprizler arasında sayılabilir. Yazara teşekkür eder, nitelikli eserlerinin devamını dileriz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gumilev'in Avrasya'sı
Avrupa ve Asya’yı tek bir kıta halinde düşünmek, Batı merkezli bakış açısına ters düşse de Avrasya kavramı geçtiğimiz yüzyıl ve yaşadığımız dönemde oldukça popüler… Üstelik Avrasyacılığın günümüzde yükselen bir akım olarak etkisini milletlerarası politikada gösterdiği de malumdur. Ortaya atılan bir fikirden önce onun alt yapısını oluşturan bilimsel ve teorik bir temelin oluşması da zaruridir. Rus bilim adamı Gumilev fikirlerini serdederken Avrasya’yı kendisine örnek mekân olarak seçmiş olacak ki eseri “Avrasya’dan Makaleler” ismiyle raflardaki yerini almıştır.

Gumilev’i bilim dünyasında ön plana çıkaran etnogenez tezidir. Öne sürdüğü tez ayrı bir bilim disiplini olacak kadar teferruatlı ve tartışmaya açıktır. Bir etnik topluluğun oluşumunun ve gelişiminin, sistematik bir bütün halinde belli kaidelere bağlı olduğunu kanıtlamaya çalışan mezkûr tez, Gumilev’in neredeyse ömrünü verdiği çalışmalarının merkezine oturur. Uzun soluklu teşrik-i mesaisini 1930 yılında başlatan Gumilev, topladığı malzemeleri 150 makale 7 kitap halinde yayımlar. Müellifin makaleleri, kendi deyimiyle bilim dünyasına armağan ettiği binanın temelindeki taşları oluşturur. Birbirinden kıymetli eserlerini ise bu taşların üzerinde yükselen binaya benzeten Gumilev, son olarak ele aldığımız eserin başındaki “Avrasya Tarihinden” isimli yaklaşık yetmiş sayfalık makalesini de inşa ettiği binanın çatısı olarak tanımlar.

Gumilev’in her biri ayrı bir kitap olacak kapasiteye sahip makaleleri bu nedenle oldukça önemlidir. Her bir makalede Asya tarihinin gölgede kalmış bir sorununa dair tezler öne sürülür. İşin açıkçası tarih ilmi için en kolay şey geçmişe dair bir fikri öne sürmektir. Fakat öne sürülen tez iyi bir şekilde malzemelerle desteklenmez ise çoğu zaman havada kalır ve bilim dünyasında pek rağbet edilmez. Gumilev bu aşamada tezini öne sürerken dönemin kaynaklarını mahirce kullanır. Etnogenez tezini unutmadan aynı paralelde güçlü yorumlarını düşüncelerine sağlam dayanaklar oluşturacak şekilde serdeder.

Esasında Gumilev’in üslubunu ağırlaştıran etnogenez terminolojisini, düşüncelerini ifade ederken çok fazla kullanması, bazen elverişsizlik olarak algılanabilir. Ama bütüncül düşünüldüğünde aslında Gumilev’in çalışmalarının yapbozun parçaları gibi birbirleriyle anlamlı parçalar oluşturduğu görülür. Sorun olarak ele alınan tarihi bilinmezliklere dair yapılan yorumlar için ilk aşamada bilim dünyasından destek aranır. Ama genelde sunulan fikirlerin karşısındaki bilim adamları sert biçimde hırpalanır. Bu yüzden her bir makalede fikirlerin sert çarpışmalarında ortaya çıkan kıvılcımlar yeni yangınları müjdelercesine okura sunulur.

Teorik yönü güçlendiren anlatım üslubuna ek olarak Gumilev, her tarihi olaya geniş bir perspektiften bakar. Anlatılan dönem ve vaka, her ne kadar yerel bir görünüme sahip olsa da zengin tarihi bilgiyle tecessüm eden analojik örneklerle desteklenmeksizin sunulmaz. Yani tarihi olaylar, şahsiyetler, etnik topluluklar ve devletler birbirleriyle özdeşleştirilir. Tarihin geneline etki eden bir tezi kanıtlamaya namzet bir bilim adamı için bu normal görülebilir. Ama herhangi bir tezi kanıtlama kaygısı olmaksızın her tarihçinin izlemesi gereken yolun bu olması gerekmektedir. Çünkü, İbni Haldun’un deyimiyle bir su damlası nasıl diğer su damlasına benziyor ise bir milletin geleceği de geçmişine benzemektedir. Bu yüzden benzerlikler üzerinden yapılan anlatım okur için daha ikna edicidir denilebilir.

Gumilev’in dikkat çekici özelliklerinden birisi de sadece tarih disiplininin dar kulvarlarında kalarak fikirlerini serdetmekten uzak durmasıdır. Bu nedenle anlatılarda bazen sosyal bir bilim dalı olan tarihin adeta deneye dayalı bir bilim dalıymışçasına ele alındığı görülür. Yine tarihe yardımcı bilim dalları Gumilev tarafından ustaca kullanılır. Özellikle coğrafya adeta tarihin hamuruna yegâne şekil veren bir etmen gibi sunulur. Her anlatının temeline yerleşen coğrafi faktörler; Asya’nın tarihinin, coğrafyasının eseri olduğuna okurunu ikna edercesine kaleme alınır. Oysaki birçok tarihçi coğrafyaya gereken ehemmiyeti göstermez.

Çoğu zaman Gumilev’in dilinin ağır olduğuna dair eleştiriler getirilse de bazen bilimselliği bir tarafa bırakarak olayları fazlasıyla basitçe anlattığı dikkat çeker. Hatta bazen meselelerin daha rahat kavranmasını istediği için akademik dili bir tarafa bıraktığını itiraf ederek okurunun gönlünü alır (s.235). Buna örnek verilecek olursa karşıt fikirde olduğu tarihçiye “sen onu benim külahıma anlat !” diye satirik bir üslupla yaklaşır (s.274).

Yine bazen Gumilev’in anlatısının yoğunluğuna dair eleştiriler getirilir. Ama tarih yoğun anlatılmadığı takdirde illaki açıkta kalan bir şeylerin olduğu çoğu zaman vakidir. Misal Moğol tarihine dair bir tespit yapıyorsanız, resmin tamamını göstermeden okuru hedef düşüncenizin doğruluğuna inandırmak mümkün değildir. Buna rağmen Gumilev’in bazen az sözle çok şey anlattığını da söylemek gerekir. Misal, eserde merhum çevirmen Ahsen Batur’un bulduğu nerede yayımlandığı belli olmayan Tatar etnonimine dair Gumilev röportajı üç sayfa olmasına rağmen fazlasıyla ufuk açıcıdır.

Makalelerin hedef aldığı sorunlara dikkat çekilecek olursa editoryal olarak çok iyi seçildiklerini belirtmek gerekir. Zira Gumilev’in onlarca makalesi arasından yapılan seçimlerin Asya’nın ve Türklerin kadim tarihine ışık tuttuğu görülür. Türk tarihine dair anlatının oryantalistler tarafından ilk zamanlarda basitçe ele alındığı düşünülürse, ilk araştırmalar sonrası geride kalan birçok soru işaretinin varlığı dikkat çeker. Gumilev makaleleriyle bu soru işaretlerini kaldırmaya çalışır. Misal Hazarya’nın nerede olduğu, Hunların ve Moğolların tarihlerinin bilinmeyenleri, Akhunların dağlı mı göçebe mi oldukları, göçler sonunda Asya’daki demografik değişimlerin etnik olarak nasıl gerçekleştiği vb. konular ustaca ele alınır.

Bu arada bazı makalelerin Hun, Tibet ve Moğol tarihi gibi makro ölçekli konulara dair olup, bazıları ise mikro ölçekli konulara ayrılmıştır. Misal MÖ 36 yılında yapılan Talas Savaşı’na dair olan makale, az zikredilen bir döneme ve olaya dikkat çeker. Gerek makro olsun, gerekse de mikro ölçekli yönelime sahip olsun her bir makalede şaşırtıcı ve ilginç bilgilerin sık sık görüldüğü göze batar. Aslında bazen uzun bir makalede akılda kalan pek fazla bir şey olmayabilir ama Gumilev’in makalelerinde sunulan farklı bilgilerin kalıcı olduğu söylenebilir.

Sonuçta; tarih ilmiyle uğraşıyorsanız yaptığınız işin çeşitli güçlükleri vardır. Sunduğunuz tezin ispatına yönelik yapmanız gerekenler bir hayli fazladır. Gumilev ömrünü tezine adamış yazdıklarını ona göre şekillendirmiş birisidir. Ama esas üzerinde durulması gereken nokta teziyle uğraşırken Türk tarihine kıymetli armağanlar vermesidir. Zengin bakış açısı, yüksek analiz gücü ve eşsiz bilgi birikimiyle Türklüğe emsali az bulunur hizmetler yapmıştır. Yine bu tarz eserlerin dilimize kazandırılmasında katkısı olan merhum Ahsen Batur’a rahmetler olsun.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Birbirine garip tesadüflerle belki de bir tevafukla bağlanmış insanlardan oluşan, bir parçası İstanbul' da bir parçası da Anadolu’ da geçen bir hikaye. Konusu alışageldiğimiz konulardan biraz farklı. Biraz gizem biraz eğlence, hüzün, şaşkınlık neredeyse her duygudan yakalıyor sizi kitap. Çoğu kısmında kendi geçmişinizde yeri olan, sizi etkileyen şeyleri bulacağınız samimi bir hikaye. Sade, akıcı bir dili ve içeriği var. Yazarımızın zengin tasvirleri sayesinde de kendinizi sanki karakterlerle birlikte hikayenin içinde buluyorsunuz.

Kılavuzun Pusulası gerek konusu gerekse karakterleri nedeniyle okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap olmuş. Yazarımıza başarılarının devamını diliyorum.

Keyifli okumalar...
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  2
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Engin Maviliklerin Hikayesi
Ucu bucağı olmayan okyanusun engin maviliğinde günlerce süren zorlu bir yolculuk.. Hastalık, açlık, susuzluk ve nicesi de cabası. Keşfetmek ve kazanmak için ölümü göze alanların; bağrına taş basıp içinde közlenen aşkı unutmak isteyenlerin; yitirdiği ailesinden geriye kalanları bulmanın peşinde olanların yolculuğu.. Bu yolculuk, suların üstünde ve göklerin altında olanların hikayesi..

Yıl 1492.. İstanbul'da başlıyor hikaye. Eski kaptan İsa Efendi, gözünden sakındığı oğlu "Kalender"i engin maviliklere teslim ediyor. Kırım'a giden bir geminin tayfası oluveriyor Kalender. Ancak çok da uzun sürmeyen ilk yolculuğunda efsunlu bir aşkın göbeğinde buluveriyor kendini. Köle cariyelerden Ustinya'ya kaptırıyor gönlünü. Ne illet ki! Her şeyi göze alıyor.. Sonu olmayan bir aşkın zehri kaplıyor yüreğini.. Kurtulmanın tek yolu: uzak diyarlara göç etmek ve unutmak. İspanya'ya, babasının yakın dostu Kaptan Kolomb'un yanına gidiyor. Kolomb ve mürettebatıyla engin maviliğe yelken açıyor. Sevinci, hüznü, dostluğu, iyiliği, riyayı ve kötülüğü tadıyor yolculuk boyunca.. İnsanoğlunun sahip olduğu duyguları tüm çıplaklığıyla tanıma fırsatı buluyor.. Kendini buluyor.. İçindeki "hakikat"i buluyor "Kalender"..

Yazar mitlerle örülü ışıltılı hikayesini efsunlu kelimeleri ile yoğuruyor ve masalsı bir dünyanın kapılarını aralayıp umudun kucağına bırakıyor okurunu.. Eski Türkçe kelimelere başvurup ahenkli bir dil oluşturuyor ve sanki bir filmin içindeymişcesine, farklı şehirlerin sokaklarını adımlatıyor. Kitabın tasvirleri çok canlı, üslubu ise haza beyefendice..
Yanıtla
21
3
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Arkadaşlık ( belki dostluk demek daha yerinde olur) üzerine tamamen gerçekçi bir uzun yaşam öyküsü. Uzun çünkü ergenlikten yaşlılığa kadar geçen bir, hatta iki yaşam. İki farklı kişilik. Bazen aşırı duygusal, bazen karakterlere aşırı öfkeli olabiliyorsunuz. Sonra düşününce aslında biz de tam olarak kahramanlarımız gibi yaşıyoruz arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı, ilişkilerimizi.. Çok içten bir kitaptı. Öğrencilerime hediye ettiğim, arkadaşlarının kıymetini anlamalarını sağlamasını umduğum ve çok sevdiğim bir kitap..
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Yönlü Bir Sanatçı: Goethe
Şair, oyun yazarı, romancı, hikayeci, denemeci, aforizmacı, edebiyat eleştirmeni, sanat eleştirmeni, mektup yazarı, tercüman, editör, filozof, devlet adamı, yönetici, tiyatro yönetmeni… Goethe’yi tanımlamak için tek bir sıfat yetmez çünkü Goethe çalıştığı alanlarda en yüksek ürünleri verebilmiş biridir. Kötü romancı diyemeyiz ona, kötü şair veya kötü eleştirmen diyemeyeceğimiz gibi. Almanya hatta Avrupa kültürünü derinden etkilemiş, günümüze uzanan birçok romancıya, sanatçıya vs. ilham olabilmiş biridir.

Runik Kitap, başarılı biyografileri okuyucuyla buluşturan bir yayınevi. Bu çok kıymetli çünkü Avrupa’da en çok satan türlerden olan biyografi maalesef ülkemizde yeterince ilgi görmüyor. Runik Kitap bu açıdan bir eksiği dolduruyor edebiyatımızda. Goethe biyografisi de yayınevinin önemli biyografilerinden.

Kitap bir Giriş ve yedi bölümden oluşuyor: Bir Şairin Doğuşu, Sturm und Drung, Weimar’da İlk Yıllar, İtalyan Dönemeç, Klasik Merkez, Dünyanın Entelektüel Başkenti ve Faust Çağı. Her bölüm aslında başlığıyla uyumlu ilerliyor fakat klasik kronolojik bir hayat hikayesi okumuyoruz kitapta. Yani yazar Jeremy Adler, Goethe’yi çocukluğundan başlayarak ölümüne dek sıralı bir şekilde anlatmıyor. İlk bölümlerde daha çok Goethe’nin öğretisi ve onu bu yola sevk eden kişi ve olaylar üzerinde durulmuş. Hem Goethe’nin hem de onun düşüncelerini oluşturmasına sebep olan, bu yolu açan kişilerin eserlerinden alıntıları bolca görüyoruz. Aynı zamanda Goethe’nin sanat ve şiir anlayışı da detaylıca inceleniyor. Özellikle ilk iki bölüm Goethe’nin nasıl Goethe olduğunu anlatan bölümlerdir. Kitap bu minvalde ilerliyor zaten. Her bölümdeki Goethe’yi okurken aslında onun geniş çevresini de okuyoruz. Eserleriyle ilgili de detaylı sayılabilecek incelemeler mevcut kitapta. Tabiî bu incelemeleri okurken Goethe’nin birçok şiirini veya başka pasajlarını da okumuş oluyoruz. Ayrıca kitap, resimli bir eser. Goethe ve etkiledikleri veya onunla ilintili olan birçok kişinin resmi, gravürü mevcut.

Kitabı anlatıp okuyucunun keyfini kaçırmaya gerek yok. Biraz daha genel bilgiler vermek gerekiyor. Çünkü okuyucu kitapta Goethe’yle ilgili özel bilgiler de bulacaktır (maden denetlemesi ve başına gelenler gibi). Ayrıca Giriş bölümünde yazar (yaklaşık 15 sayfa) derinlemesine bir Goethe portresi çizmiş aslında. Kitabın kalanı bu 15 sayfayı detaylandırmakla geçiyor diyebilirim.

Yağız Ay’ın iyi bir çevirisiyle okuyoruz Goethe’yi. Runik Kitap biyografilerine başlamak için ideal bir kitap.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakınımızdaki az gelirli, yaşam mücadelesi veren, çoğunlukla kendi yalnızlığında yaşayan insanların ve eş dost arasında konuşulup anlatılan olayların tatlı ve acı yanlarını hikayeleştiriliyor. Kitabın içinde bizleri bir yandan güldürürken bir yandan da hüzünlendiren 12 öykü bulunuyor. Öyküde yer alan karakterler ise hepsi çok samimi. Dili çok akıcı ve sade. İyi bir hikâye anlatıcısı olan yazarımız neşeli anlatımına ironiyi ve hüznü katarak en sıradan görünen insanların anlattıkça sıradışılaşan yaşamlarını anlatıyor. Sade ve sohbet havasındaki anlatımı sayesinde merakla ve içindeki hikâyeleri yaşayarak okuyacağınız bu kitabı seveceğinizi düşünüyorum.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  14
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın kalemini çok seviyorum. Bu okuduğum üçüncü kitabıydı ve diğerleri okunmayı bekliyor.

Yine geçmiş ve gelecek arasında yoğun duygular yaşatan, hüzünlü bir okuma oldu. Konusundan kısacık bahsedecek olursam;

İlk kahramanımız Clara 1929'da statülerine uymayan Bruno ile beraber olduğu için öz babası tarafından akıl hastanesine yatırılır. Burada onu çok zor yıllar bekler.

İkinci kahramanımız İzzy(İsabelle) 1995 yılında koruyucu ailesiyle yaşamaktadır. müze kürütörü olan üveyannesi Page ve üveybabası Harry ile Willard akıl hastanesinde yaşayan hastalara yönelik bir araştırma yaparlar. Bir sandıkta İzzy'nin bulduğu günlük, günlüğün sahibi Clara'nın yazdıklarını okuyunca onda kendini bulur. İzzy öz annesinin akıl hastası olduğunu ve öz babasını öldürerek hapiste yattığını düşünmektedir. Yanıldığını geçte olsa öğrenir.

Muhteşem bir kitaptı gönülden tavsiyemdir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitapta, büyük şehirde yaşayan birbirini tanımayan iki yabancının ortak takıntısı haline geliyor kaplumbağalar. Kitabın kahramanı bu iki yabancının biraz da muzipçe başlayan hikâyesi, orta yaş karamsarlığıyla beraber bu büyük metropolün içindeki yalnızlıkla artarak metnin bütününü daha da karamsar bir havaya sokuyor. Aynı şekilde, tıpkı bir Londra havası gibi; gri ve kasvetli.

Ama bu karamsar havayla tezat oluşturacak şekilde Amerikalı yazarın dili o kadar sade ve akıcı ki, umarım en kısa zamanda diğer kitapları da çevrilip yayımlanır ve en kısa zamanda okuyabilirim.

Uzun zamandan sonra tüm yazdıklarını okumak istediğim yine şahane bir yazarla tanıştığım için çok memnunum...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir