Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roma'nın atasını Caesar'ın hayatını anlatan biyografik bir kitap. Dönemin Akdeniz dünyası, kıta Avrupası ve hatta Britanya'sı hakkında fikir verebilir. Roma'nın kültürünü, yaşayışını, hikayelerini, savaşlarını bulacağınız bu kitap, akıcı ve bir o kadar da sürükleyici bir dille yazılmış. Caesar'ın Cleopatra'ya destek vererek girdiği savaşta, dünyanın en büyük kütüphanesinin, İskenderiye Kütüphanesi'nin, yanması ise kanımca anlatılanlar içinde en trajik olanı, Caesar'a Senato'da yapılan suikasttan bile daha trajik. Dünya hala bu olayın yasını tutuyor. Kitap roman tarzında yazılmış, çok detaylı değil. Beklentiyi düşük tutmakta yarar olmakla beraber kanımca tatmin edici bir kitap. İyi okumalar!
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Komplolar Kitabı: Türkiye'de Komplo Teorisi Endüstrisi" adlı kitap, son derece aydınlatıcı bir çalışma. Yazar; okuyucularına, komplo teorilerinin gerçekliği hakkında önemli bir perspektif sunuyor. Kitap, psikolojik ve sosyolojik olguları ele alarak bu teorilerin neden insanlar tarafından yaygın olarak benimsendiğini açıklıyor. Yazarın, derinlemesine araştırması ve analizi, okuyucuların bu tür teorileri daha eleştirel bir şekilde ele almalarına yardımcı olacak. Kitap, gerçekliği tartışmak yerine, bize birçok komplo teorisinin yanlışlığını göstererek, toplumda daha sağlıklı bir düşünce ve karar verme süreci için yol gösteriyor. Hem "sağ" hem de "sol" olarak nitelendirilen cenahın inandığı komplo teorilerinin zaman içinde nasıl yer değiştirdiğini ve aslında benzer temeller üzerine inşa edildiğini örneklerle gösteriyor. Sonuç olarak bu eser, okuyuculara bilimsel bir bakış açısı sunup bu tür teorilerin yanlışlığını ortaya koyuyor.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kalabalıktaki Yüzleri Anlatabilmek...
Her şey yıllar önce, başka bir yerde başlamıştır, anlatıcıya göre hikâyeyi hâlâ oradaymış gibi yazması mümkündür ama o diğer kişi, diğer kendisi gibi yazması mümkün değildir. Hangi zaman kipini kullanacağını bile bilmez. Geçmişteki kendisi gelecekteki kendisini bulup çıkaracaktır hikâyede, "geleceği anımsamak". Baştan şu: üç beş katmanın kesiştiği, ayrıştığı yerleri tespit edebilmek için nirengi noktalarını belirlemek şart. Geleceği anımsama olgusuyla daha başta karşılaştığımızı bu yazıyı yazmak için ilk sayfayı açtığımda fark ettim, esası Gilberto Owen'ın yaşlı bir adamla ettiği sohbette. Haliyle hikâyelerden birindeki bir çapanın hangisinin zeminini taradığını görebilmek için dikkatle okuyacağız, roman fragmanlardan oluştuğu için -dedim ve metnin iğnesi battı: "Fragmansı bir roman değil. Dikey anlatılan yatay bir roman." (s. 74) Tamam da bu yataylığın başı sonu, dikeyliğin eni boyu, anlatıcıların kaşı gözü?- geçişlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Bölümleme biçiminden bir şey çıkmıyor, anlatıcıların sesleri de katmanlarda hemen hiç değişmediği için başta bocalayabiliriz, not düşerek veya anlatıcıların yaşamlarındaki detayların örüntüsünü iyi belleyerek üzerimize düşen vazifeyi yerine getirir, bu girdili çıktılı ilginç metinden keyif alabiliriz. Yıllar önce başlayan bir şeyin şimdi yazıldığını, başlayan şeyde yazılan şeyin şimdiyi de etkilediğini ve aslında "şimdi"nin yoruma son derece açık olduğunu unutmayalım, üst anlatıcının altlardakilere kendi yaşamından kattıklarını hatırlayalım, tabii kurmacanın gerçeği her türlü eğip büktüğünü de. Nedir, anlatıcı kadın yıllar önce bir yayınevinde çalışmaktadır, White'ın yönetiminde. Baş editör White gizli kalmış Latin Amerika hazinelerini aramakta, meşhur yazarların açtığı yolda iş yapacak metinleri bulması için anlatıcıya güvenmektedir. Anlatıcı haftanın iki günü kütüphanede, üç günü ofiste, geri kalan zamanlarda da evini kullanan tuhaf insanlarla keşfe benzer ilişkiler kurmakta. Moby cumaları geliyor, anlatıcının hayatından tamamen çıkana kadar işe yaradığını söyleyebiliriz. Müzisyen kadınla birlikte gidilen partiler yine bir yeniliktir, anlatıcı yeniliği aramaktadır o sıra. Buna ikinci katman diyelim, ilkinde bu geçmişi kurgulayan üst anlatıcı eşiyle, Ortanca adlı çocukları ve adsız bebekleriyle birlikte yaşamaktadır, romanını yazmaya çalışırken sessizlikten yanadır çünkü uyanmak kabustur gecenin bir vakti. Hatice Erbaş'ın çocuklarını sessiz ağlatması geldi aklıma, eşi şiir yazabilsin diye. Var olma biçimi, geçmişteki anlatıcı anahtarlarını verdiği insanlarla kurduğu ilişkileri gelecekte anlatmaktadır, o sıra başka bir metinle haşır neşir olacaktır. "Çok uzun süre yalnız yaşadığınızda hâlâ hayatta olduğunuzu teyit etmenin tek yolu eylem ve nesneleri açık bir şekilde, anlaşılır bir sözdizimiyle ifade etmektir: bu yüz, yürüyen bu kemikler, bu ağız, yazı yazan bu el." (s. 10) İnsan da yetmez bir noktadan sonra, hayaletlere evde yer vardır. Ortanca hemen isim takar: Yüzsüz. Bebek onu görebilen tek kişi, gülümsüyor. Karmaşa yetmiyormuş gibi bir de bunlarla uğraşacağız yani, Luiselli'nin aralara sıkıştırdığı buluşlar parıldayıp söndükleri için tatlı bir iz bırakıyorlar ve kayboluyorlar hemen, şahane. Yazılanların çok küçük bir kısmı bu, üst anlatıcının kocası ara sıra gelip soru soruyor: Moby kim, adamları nereden tanıyor, anlattıklarının ne kadarı kurmaca? Evde yeni eşyalar beliriyor, büyüyen bir evde yaşıyorlar, kocanın kabusu yazılmayı sürdüren bir roman aslında. "Dikey düzlemde yatay anlatılan bir roman", Deleuze müydü şimdinin geçmiş ve gelecek tarafından işgal edildiğini söyleyen? Üst anlatıcının sabiti diğer katlardan görülmedikten sonra pek de bir önemi yok gözlem noktasının, değişkendir. Geçmiş hayal mi edilir, anımsanır mı, geleceğin hatıraları şimdiden görülebilir mi, hepsinin cevabı hayaletlerde ve kalabalıklardaki yüzlerde. Şu da güzel, üst anlatıcının ve bir altındakinin aklına takılan ne imge, düşünce varsa en alttaki hikâyede, Giberto Owen'ın yaşamının anlatıldığı parçalarda kurgulanmış olarak karşımıza çıkıyor, müthiş bir fikir. Kalabalıktaki bir yüz belirsizdir, anlatıcının karşısına sürekli çıkar da Owen'ın metroya binerken defalarca karşılaşıp bir şekilde bağ kurduğu kadında somutlaşacaktır örneğin. Owen'ın yaşamına geçmeden önce katakulli var, kütüphanede zaman geçiren anlatıcının yaratma ihtiyacı şaha kalkınca sevdiği White'ı bile kandırmak zorunda kalacaktır kadın, kafadan bir çeviri uydurup kendi yazdığı metinleri editörüne sunacak, metin kabul edilecek ve basılacaktır. Büyük olay tabii, Owen'ın son metni piyasaya çıkınca toplantılar, röportajlar başlar, foyasının açığa çıkacağından emin olan anlatıcı dayanamaz ve yediği haltı White'a söylemek zorunda kalır. Eliyle yarattığı hayalet ayrı bir hikâyeye evrilir o noktadan sonra, Owen'a selam dururuz çünkü 1950'lerde sonlanan, şiirle tıka basa dolu yaşamını şiirin ipek yüzeyinin pürüzsüzlüğüyle anlatacaktır. New Jersey veya Harlem civarında yaşayan şairler vardır o zaman, William Carlos Williams karşımıza çıkar, orada olmayan şairler veya Owen'a yakın oturup Owen'la hiç görüşmemiş şairler de bir araya gelecektir bu romanda. Anlatıcı kadın yaşamındaki şeyleri bir araya getirip anlamlı bir yapı oluşturmaya çalışır işte, erişemediği tutarlılığı, belirginliği, anlamı över bir açıdan. Kaosu düzenlemeye çalışır da ne çalışır, ayrı güzeldir o hikâye de. Jodorowsky'nin filmlerindeki şairler gelir akla, Luiselli'nin Jodorowsky'den etkilenip etkilenmediğine bakayım. (Beş dakika sonra: Bir şey bulamadım.)

Günlüklerinde, mektuplarında yazmaktadır Owen, yaşamı ciğerlerine çekip de yaşar, öyle bir dolu dolu yaşamak. Gördüğü kadının anlatıcı olduğunu anlamaması, kendisinin anlatılan olduğunu anlamaması, karşılaşmalara iki taraftan da bakabilmemiz, hangi yaşamın kurgu olduğu ve hangisinin olmadığı ama zaten kurgunun içinde kurgu olmasından ötürü her şeyin kurgu olması. İçinde bulunduğu kip: "-miş'li gelecek zaman", çekimlenecek gibi değil, başı sonu belli yaşamının zamanıyla oynamak mümkün değilse de o yaşamı biçimlendirmek anlatıcının elindedir, istediğince eğip büker. Owen eski eşinin içkilerini tüketip zom olmuş mudur, 1928'de ruhunu şiirle takas etmiş midir bilinmez, metroda Ezra Pound'u görmediği kesin çünkü Pound o sıralarda İtalya'da. Gördüğünü düşünse yeter çünkü o da bulunduğu gerçeklik düzleminin oynaklığının farkında. Diye düşünmek hoşuma gidiyor, hikâyenin özgürlüğü daha bir hoşuma gidiyor, Luiselli öyle bir yapı kurmuş ki daha sekiz on kat çıkardı. Sevdiğim bir bölümle bitiriyorum: "Bir hayatı geride bırakmak. Her şeyi havaya uçurmak. Hayır, her şeyi değil: İnsanların arasında işgal ettiğimiz o bir metrekarelik alanı havaya uçurmak." (s. 58)

Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Etkisinden Çıkamayacağınız Bir Şaheser
Puslu Kıtalar Atlası 1995 yılından bu güne dek basım gören ve günümüze dek ihtişamını asla kaybetmeyen bir kitaptır. Postmodern edebiyatın ürünü olan eser, "üstkurmaca" denen bir teknikle yazılmıştır. Postmodernizm, 20.yy.'dan sonra etkili olan ve klasik edebiyatı reddeden bir akımdır. Giriş, gelişme ve sonuç üçlemesi ile yazılmaz. Karmaşık bir anlatım tarzını esas alır ve üstkurmaca denen, roman dünyası ile gerçek dünya arasına bir katman ekleyen kurgu ile yazılır.

Puslu Kıtalar Atlası da kurgu ve gerçeklik ayrımını sorgulayan bir yapıda, birbirine geçen hikayeler şeklinde yazılmış. Yani bir nevi hikaye içinde hikaye okuma esasına dayalı anlatısı var. Bu, "Uzun İhsan Efendi" üzerinden servis ediliyor. Uzun İhsan Efendi roman boyunca sürekli düşler kurar. Dayısı Arap İhsan'ın savaştan dönerken yanında getirdiği ve Kubelik'e çevirttiği "Zagon Üzerine Öttürme" adlı kitabı okur ve düşlerinde bir dünya atlası oluşturur. Ve bu andan sonra da neyin gerçek ve neyin düş olduğu sorgusu başlar.

Uzun İhsan Efendi, oluşturduğu atlası oğlu Bünyamin'e verir. Bu kitabın ona yol gösterici olacağını ifade eder. Bu kitabın ismi "Puslu Kıtalar Atlası"dır. Ve Bünyamin'in macerası da bu kitapla birlikte başlar. Aslında Bünyamin, kendi hayatını anlatan bir kitabı teslim almıştır babasından. Ve çaresiz kaldığı durumlarda kitabın bir sayfasını açar ve gördüğü bir cümle ile kendine bir yol çizer.

Kitabın dili biraz eski Türkçe ağırlıklı. Bazı kelimelerin anlamlarını öğrenerek okumak, kişinin kelime dağarcığını geliştiriyor. Bolca karakteri olan eser, karakterlerinin hikayesini yarıda bırakmıyor ve daima bir noktaya getiriyor. Hikayelerde geçen yeniçeriler, efendiler, dilenciler, kethüdalar, alimler, bilginler, lağımcılar, evliyalar, enbiyalar dönemin ruhunu çok iyi yansıtıyor. Olayların geçtiği İstanbul, dönemin adıyla Konstantiniyye her açısıyla fevkalade güzel işlenmiş. Galata Kulesi, Saray avluları, Ermeni ve Rum semtleri, eskiye dair güzel olan ne varsa bu kitabın içinde.

Kitap 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nü aldı. Ve 95 yılından beri de baskı görmeye devam ediyor. Yazarın kurgusu, zekası ve anlatımı harika...

Sevgili İhsan Oktay Anar iyi ki bu kitabı yazmış. Kendisine sonsuz teşekkürler...
Yanıtla
73
7
Destekliyorum  58
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şüpheler sorulara götürür diyor yazar. Heda'nın yolculuğu başlıyor. Yılarca yok sayılmış kadının Amara'ya ve İştar' a doğru olan yolculuğunda yazar tanrıçalarla bizi buluşturuyor. Heda kendinden yola çıkarak özgürlük ateşlerini yakanlarla buluşuyor. Hem sürükleyici hem de sorgulayıcı olan roman kişinin kendindeki uyanışın da sebebi oluyor. Böyle karakter içimizde uyuyan karakterler. Yazarın dili bu uyku halini bertaraf ediyor. ' Bedel ödeme telaşlarımı bir daha hiç yaşamamak umuduyla gömmek istiyorum. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kendisi ince, ancak içerik olarak oldukça kalın bir kitap. Jean Gion'un dünya çapında ses getirmiş kitabı. Yaşamının son otuz yılını, yüzlerce hektarlık çorak bir alanı tek başına yeniden ağaçlandırmaya adayan, Eşini ve çocuğunu kaybetmiş Elzéard Bouffier'in hikayesi.

İnsan oğlunun yıkıcılığına inat hayatı ve insanı yeniden gerçekleştiren olağanüstü bir karakterlerin öyküsü.

Kitabın bir amacı var; ağaç dikmesini sevdirmek. Bir çok ülkede çeşitli dillere çevrilerek baskı yapan ve yazarına para kazandırmayan bu kitap, çok sayıda okuyucuya ulaşarak sanırım amacına ulaşmıştır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Haçlı Tarihinin En Önemli Kaynağı
Ergin Ayan tarafından yayına hazırlanan “Anonim Haçlı Tarihi” Türk-İslam tarihi ve Haçlı-Avrupa dünyasını anlamak için en nitelikli tarihi kaynakların başında gelmektedir.

Batı literatüründe “Gesta Francorum” adıyla bir üne sahip olan bu tarihi kaynak, yazarı meçhul olsa da Haçlı tarihine dair yapılan akademik çalışmalarda ilk başvuru kaynaklarından ve referans eserlerinden biri olarak haklı bir üne sahiptir. Hacim olarak küçük çaplı bir eser olmasına rağmen içerdiği zengin tarihi anekdotlar ve kusursuz anlatımı ile dönemi okuyucuya en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Günümüzde gerek Türkiye’de, gerekse de dünya genelinde Haçlılara dair yapılan akademik çalışmalarda sıklıkla atıf alan bu eser, Selenge Yayınları’nın kalitesi ile Türkçede akademisyenlere, araştırmacılara ve meraklı tarih okuyuculara fayda sağlamaktadır.

İçeriğinde sürece ilişkin siyasi, sosyal, ekonomik ve dini çok yönlü bir kurgu sunmaktadır. Haçlı Seferlerini çok yönlü bir şekilde anlamak için herkesin okuması gerekmektedir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
muhteşem bir kitap ! daha önce yazarın iffet adlı eserini de okudum o biraz daha kısa bir romandı bu roman daha uzun ve daha müthiş tasvirlere yer veriyor. dönemin insanını yani Bizim insanımızı anlatan bu kitap bence şuan bile sosyologların veya bu ülkenin insanını anlamak, çözmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap. 1880 - 1930 yılları arasında yazılan her türlü kitap, belge ne bulursanız okuyun özellikle Türk edebiyatının ilk meyveleri ilk diye küçümsenmeyecek kadar bilgi yüklü gibi geliyor bana. bu kitap da onlardan biri.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ritueller, toplumlar tarafından uzun yıllar ve tekrarlamalar sonucunda oluşan; içerisinde tecrübe ve bilgelik taşıyan kültürel miraslardır. Kişiyi varoluş kaygısından koruyan, yaşamı pratik ve güvenli hale getiren eylemsel olgulardır. Her rituel için bunu söylemek elbette mümkün değil fakat yinelenecek eylemleri ortadan kaldırırken yenilenecek değerlere ihtiyaç duyuyoruz. Ürettiğimiz değerlere iyi bakmamız gerekli -tabi eğer üretebiliyorsak-. Chul Han'a gelecek olursam her zamanki gibi müthiş derecede rahatsız edici. Bu huysuz adamın çağa karşı olan muhafazakar yönü insani yere bastıran, kökleri ile temas kurduran müthiş bir cazibeye sahip. Onun hatırlatıcılığına ve işaretlerine teşekkür borcumuz var.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Mart 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Christopher l. Beckwith- Tibet İmparatorluğu Tarihi
Kıymetli okurlara kitap hakkındaki değerlendirmeyi sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. Christopher l. Beckwith, 1945 yılında ABD’de doğdu. Yale Üniversitesi’nde Lisans eğitimini aldıktan sonra, Harvard Üniversitesi’nde doktora eğitimini tamamlamıştır. Beckwith, özellikle Orta Asya ve Tibet tarihi, dilleri ve kültürleri üzerine yoğunlaşan çalışmalar sürdürmüş, ayrıca, Avrasya stepleri üzerine çalışan önemli bir isimdir. Beckwith, Columbia Üniversitesi’nde Doğu Asya Dilleri ve Kültürleri alanında kıymetli bir Profesördür. Malum, Avrasya üzerine yapılan çalışmaların bolluğunun yanında, ucu Tibet’e dayanan çalışmalar oldukça azdır. Hatta bu kitap da -Türkçe literatür beni yanıltmıyorsa- şu ana kadar Tibet İmparatorluğu hakkında iki kapak arasına giren çalışma da denilebilir. Araştırmadan elde ettiğim bulgular üzerine, konuya ayrıca ilgi duyanlar için 2021 yılında Türk-Tibet İlişkileri kapsamında biri İngilizce ikisi Türkçe dilinde olmak üzere üç yüksek lisans tezinin de literatürde mevcut olduğu görülmektedir. Kitaba dönülecek olursa, giriş olarak imparatorluk öncesi Tibet ve Orta Asya’ya bir bakış tasarlanması şık bir metot olarak göze çarpıyor. Burada da ağırlıklı olarak bölgenin dil gibi kültürel yatkınlık unsurlarına yer veriyor. Böylelikle Tibet İmparatorluğu’nun Orta Asya’da nasıl bir güç haline geldiğini ve bu imparatorluğun yükselişinin nedenlerini inceliyor.

Kitabın ilk bölümünde Orta Asya’ya giriş yaparken, burada Tibet İmparatorluğu’nun kuruluş emareleri hakkındaki soruların cevabını arıyor. Bunu yaparken de kaynaklar üzerinden Tibet tarihine ışık tutan kişiler üzerinden bir değerlendirme yapıyor. Kitapta, Tibet İmparatorluğu’nun kuruluşu, siyasi, sosyal ve kültürel yapısı, ekonomisi, askeri gücü, dini hayatı, sanatı ve edebiyatı gibi konular ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor. Ayrıca Tibet’in diğer devletlerle, özellikle de Tang Hanedanı ile olan ilişkilerini uzun uzadıya tartışıyor. Burada Tibet tarihinin dış dünya ile ilişkilerinin ilk defa 600’lü yıllarda Çin’e gönderilen elçilikler ile gerçekleştiğine işaret edilmektedir (s. 33). Sözü geçen elçiliklerin gidip gelmesi konusu, taraflar arasında yaşanan bir savaş neticesinde gerçekleştiği düşünülüyor. Bu da Tibet tarihinin siyasi arenadaki varlığının en erken adımı olarak görülebilir. Ayrıca, Tibet İmparatorluğu’nun yükselişindeki rolüne ilişkin tartışmalar da kitap içerisinde ele alıyor. Beckwith, Tibet İmparatorluğu’nun yükselişinin başlangıcı olarak, özellikle de Tang Hanedanı’nın gücünün zayıflaması ve Orta Asya’daki diğer devletlerin mücadelesi gibi unsurların etkili bir şekilde olanak sunduğunu sistematik bir şekilde aktarıyor. Mesela 715 yılından itibaren bölgenin adeta bir dönüm noktasına girdiğini; batıda Araplar, doğuda Çinliler ve güneyde Tibetlilerin erken dönem Orta Çağ Asya’sının en büyük üç yayılmacı devleti oldukları ifadesiyle döneme geniş perspektifli bir çerçeve çiziyor (s. 94).

Anlaşıldığı üzere, Tibet İmparatorluğu’nun yönetimi de karmaşık bir feodal sisteme dayanıyordu. İmparator, prenslerin desteğiyle kendi yönetimini sürdürürken, destek veren prensler de kendi yerleşimlerini ayrı bir yönetim birimi olarak göstererek varlıklarını sürdürüyorlardı. Bu nedenle, imparatorluk idari açıdan zaman zaman zayıf bir duruma düşebiliyordu. Tibet İmparatorluğu, IX. yüzyılda Çin Tang Hanedanı’nın desteğiyle güçlendi ve birçok alanda gelişim gösterdiği bir sürece girdi. Özellikle de Tibet Budizmi’nin artmasıyla, kültür ve sanat alanında da büyük bir etki yarattığı görülür. Bu değişim sürecini de erken dönem Orta Avrasya’yı süreç bakımından benzerliği nedeniyle Orta Çağ batısı ile karşılaştırarak değerlendirdiği görülür.

Tibet İmparatorluğu’nun sonu ise, hızlı bir yükselişin ardından IX. yüzyıl sonlarına doğru gerçekleştiği görülür. Tibet İmparatorluğu’nun zayıflaması, bölgede yeniden güçlü bir hanedanın ortaya çıkmasını engelledi ve daha sonraki dönemlerde Tibet, farklı kültürlerin etkisi altında eriyerek son buldu. Genel olarak, Beckwith’in kitabı, Tibet İmparatorluğu’nun Orta Asya’daki tarihsel önemini anlamak için önemli bir kaynak olarak kabul edilmektedir. Ancak, bazı eleştirmenler kitabın Tibet tarihindeki bazı konuları ele almakta yetersiz kaldığını iddia etmektedirler. Bu iddiaların tesiri altında kalmamak adına, bu dönem üzerine yapılan çalışmalarla birlikte kullanılarak, Tibet tarihi hakkında daha kesin bir veriye ulaşmak mümkün olabilir. Yine de “Tibet tarihi” dediğimizde, sadece Tibet’in tarihi değil, aynı zamanda bölgedeki diğer güçler ve onlarla kurulan temaslar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle, Christopher l. Beckwith’in “Tibet İmparatorluğu Tarihi” kitabından Tibet tarihinin yanında Tibet’in konumu ve ilişkileri nedeniyle Göktürkler, Karluklar ve Türgişler gibi Türk halklarına da rastlamak mümkündür. Bu da kitap okuyucusuna, Tibet tarihini öğrenirken Türk tarihini de yeniden hatırlatıyor ve aynı zamanda Tibetliler gözünden Avrasya’da önemli bir boşluğu doldururken, Tibet tarihi adına yapılacak yeni araştırmalara kapı aralıyor. Bu kitabı inceleme vesilesiyle, çeviriyi üstlenen Ali Fahri Doğan’a teşekkürlerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na. Böyle kıymetli çalışmaların artması temennisiyle…
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster