Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empati Yüklü Kült Bir Eser...
Bu, Fareler ve İnsanlar’ı ikinci okuyuşum. Kitapta, her esere nasip olmayan bir etki var. Sarsıcı bir etki. Steinbeck, bunun için çok çaba sarf etmiş gibi görünmüyor. Romanı başarılı ve klasik hâle getiren sebeplerden biri de bu bence.

Güzel yarınları düşleyen iki mevsimlik tarım işçisinin yaşamlarının kısa ama önemli bir kesitine şahitlik ediyoruz. İnsan ilişkilerine, hayallere, kapitale, zorbalığa, görünüme ve içeride olup bitenlere sahici bir gözlem yapıyoruz. Yeşil Yol ve John Coffey metinler arasından bize göz kırpıyor.

Okur, akıcı diyalogları zihninde tüm canlılığıyla duyabiliyor. Diyaloglarla ilerleyen, betimlemeleriyle film gibi akan bir roman Fareler ve İnsanlar. Zorbalığın birçok biçimine dair izler kolayca okunabiliyor. Okurken hissettiklerimiz ise zata mahsus. Güçlü örülmüş hikâyesiyle yaşanacaklara dair ipuçlarını verse bile okurunu şaşırtmayı her daim başarıyor.

Kendinizi olayların gidişatına bırakmakta zorluk çekmiyorsunuz. Salinas Irmağı gibi canlı, akıcı, bayır aşağı ilerleyen bir roman. Hayatın ve doğanın ne kadar benzer olduğunu, engebeleri ve düzlükleriyle okuruna ilmek ilmek örüyor Steinbeck.

Empati yüklü bu kült eseri herkes okumalı.

Yanıtla
27
1
Destekliyorum  5
Bildir
Yanıtları Göster
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir iktidar mücadelesi ve intikam hikayesi...
Osmanlı Devleti'nin bilinmeyen bir döneminde geçen romanda, padişah şehzadeleri için günlerce sürecek dillere destan bir sünnet düğünü yapılmasını emreder. Düğün hazırlıkları sırasında sadrazamın fetihten dönerken öldüğü haberi gelince, kazasker ve defterdar yeni sadrazam olabilmek için çabalamaya başlar. Bir yandan bu mücadele sürerken, bir yandan da kazasker ve defterdara kini olan Nasrettin lakaplı bir genç, kardeşi ve en yakın arkadaşı ile birlikte intikam almak için planlar kurar. Biraz şans biraz da planlama ile Nasrettin kendini, defterdar ve kazasker arasındaki mücadelenin ortasında bulur. Bu mücadele sırasında da hiç tanımadığı bir kıza aşık olunca işler iyice karışır.

Yazar romanda; kazasker ve defterdar arasındaki mücadelede insanların menfaatleri icabı her türlü kötülüğü yapabileceğini ve devletine bile hainlik edebileceğini anlatırken; Nasrettin, kardeşi ve arkadaşının diğerleri ile mücadelesinde ise iyi insanların sevdikleri ve vatanları için ne kadar büyük fedakarlıklar yapabileceğini anlatıyor.

Yazar, her bölümün başındaki kıssadan hisse tarzı kısa hikayelerle, hem o bölüm için ipucu vermiş hem de romanı daha ilgi çekici hale getirmiş. Kitabın içinde bulunan çizimler de romana renk katmış.

Dönem romanı olması nedeniyle romanda bazı bölümler biraz ağdalı bir dille anlatılmış. Genel olarak oldukça akıcı bir anlatıma sahip olan romanın sıkılmadan okunabileceğini düşünüyorum.

"... iyiliğe giden yolların aranmasından öte iyiliğin kendisini yürünecek bir yol telakki edeceğim..." (s.73)

Yanıtla
13
2
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eğer hala H.G. Wells'in Zaman Makinesi'ni okumamış iseniz bu büyük bir eksik!

Bir bilim insanı zaman makinesini icat eder ve binlerce yıl ileriye gider. Çağın binlerce yıl ötesini gözlemler; insanların iki türe evrildiğini, yaşamların farklılaştığını görür. Sosyal sınıf ve teknik yeniliklerin insanlığı nasıl değiştirdiği, hikâyenin merkezinde, anlatıcının gerçekten MS 802.701'e seyahat edip edemediğinden daha önemli. O zamandan beri, zaman yolculuğu hikayeleri, uzak bir gelecekten (veya geçmişten) ziyade şimdiki zamanın olasılıklarını keşfetmekle ilgili. Bu kısa roman her ne kadar bazen ağır aksa da birçok noktada düşündürücü olmaya devam eden hızlı ve eğlenceli bir eser. Üstelik şaşırtıcı bir son okuyucuyu bekliyor.

1800’lü yılların sonunda yazılan eser adeta bir bilimkurgu kült eseri. Binlerce yıl ötesini en gerçekçi hayallerle resmedip, sizi ummadığınız bir ütopya ile buluşturur. Kesinlikle okumaya değer, hiç zaman kaybetmeyin.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Etnogenez'in Kutsal Kitabı
Bilim, yeni şeyler söylediği zaman gerçek manada görevini yerine getirir, aksi takdirde kendinden önce söylenenleri nakletmekten başka işlevi kalmaz. Bilimin havuzuna atılan her yeni söz yeni tartışmaları beraberinde getirir. Öne sürülen tez ölçülür, biçilir, tartılır, onaylanır ya da reddedilir. Kimi zaman da ilmi mecralara yeni adım atan fikirler uzun uzun çözümlemeye tabi tutulur. Çünkü bazen iddia edilen şey yenilir ve yutulur olmayabilir. Ya da aşırı karışık olduğundan tartışmaların ardı arkası kesilmez. Çünkü her yeni fikir, savunucuları ve takipçileri tarafından farklı yorumlarla tahmin edilemeyecek şekilde dallanır budaklanır. Lev Nikolayeviç Gumilev tarafından ortaya atılan etnogenez tezi de tez olarak kalmayıp, bilim dünyasında adından çokça söz ettirir.

Etnogenez 20. yüzyılın büyük tarihçilerinden olan Gumilev’in hazırladığı ikinci doktora tezidir. Birinci doktora tezi Eski Türkler üzerinedir. Gumilev her ne kadar tarihçi olarak bilinse de ona biçilen bu sıfat onu tam manasıyla tanımlamamaktadır. Zira yaptığı çalışmalar kabataslak değerlendirilirse onun güçlü bir etnolog ve antropolog olduğu da görülecektir. Aslında tarih, etliye sütlüye karışmadan sadece geçmişte yaşayan insan topluluklarının yaşamlarını inceleyen bir bilim dalı olarak tebarüz eder. Yeni bilimsel yaklaşımlar felsefi tarih argümanları ise tarihin daha güçlü ve kolektif bir ilmi bütünlüğün parçası olduğunu kanıtlar.

Gumilev de tezini oluştururken ilk aşamada tarihin üzerindeki üstünkörü yorumları bertaraf eder. Her şeyden evvel tarih insanı hedef alır. İnsanların bir araya gelmesiyle ortaya çıkan topluluklar ve etnik sistemler kronolojik olarak şematize edildiğinde inişli çıkışlı bir güzergâhın olduğu görülür. Tarih disiplini zaman içindeki bu hareketli sistemin davranışını deşifre etmek için yeterli veriyi araştırmacıya sunmaz. Ama Gumilev gibi bilim adamları tarihe yardımcı diğer bilim dallarını da efektif bir biçimde kullanarak, önce tarihe hakkını teslim eder, sonrasında tezine sağlam dayanaklar oluşturarak halkların yükseliş ve düşüşlerindeki sistemsel hareket benzerliklerini kanıtlar.

Tabii yukarıda kısaca bahsettiğimiz olayın izahı bile kendi içinde bazı zorlukları bünyesinde barındırır. Bir kere tarih gibi sosyal bir bilim fen bilimleri gibi deneysel bir yöne sahip değildir. Laboratuvarda analiz metotlarıyla kesin sonuca gidebileceğiniz verileri tarih biliminde elde etmek güçtür. En basitinden insanın ve toplumun üzerindeki psikososyal başkalaşımların izah edilmesi kolay değildir. Yani söylemler iyi desteklenmiş bilimsel argümanlarla sunulmaz ise; yüksek olasılıkla tezler havada kalır ve söylenenlerin bilim dünyasında esamisi bile okunmaz. Çünkü tarih kimi zaman afaki sözlerin milyonlarcasının yazıldığı devasa bir defteri andırır. Bu açıdan Gumilev, kimsenin kolay kolay göze alamayacağı bir işe girişir.

Öncelikle Gumilev’in bilim dünyasına sadece bir tez kazandırmaz. Adeta yeni bir bilim disiplinini armağan eder. Eserde bahsedilenler düşünüldüğünde birkaç bilim dalının bir araya gelerek ortaya çıkan sentezden yeni ilmi sahanın oluştuğunu düşünmek işten bile değildir. Aslında Gumilev’in etnogenez adını verdiği alanda hem Batılı hem de Rus bilim adamları kalem oynatmışlardır. Ama hiçbiri bunu etnogenez namıyla sunmayıp etnik şekillenişin ve milletlerin zamandaki hareketi üzerine farklı tespitlerini izah etmişlerdir. Gumilev ise, kendinden önce söylenen ilmi açıklamaları eleştirerek tashih eder ve özgün tezini sağlam dayanaklarla oluşturur.

İlk aşamada eserin kolay kolay hiçbir ilmi eserde rastlanmayacak bir bilgi yoğunluğuna sahip olduğunu belirtmek gerekir. Gumilev, tezini oluştururken tarihi bilgiyi basit bir kanıt serencamıyla sunar. Tabii sunduğu tarihi referanslar sadece bilgi kırıntılarından ibaret değildir. Öyle ki Amerika kavimlerinden, Afrika kabilelerine, Ulus devletlerden, tarihi kırılma noktalarına, mikro tarihi olaylardan makro devinimlere kadar neredeyse her şeyden geniş bir zaman yelpazesinden bahseder. Bazen satırlar arasında tarih disiplin olarak kaybolur ve yazılan metin başka bir ilmi makaleye dönüşür. İspat edilmeye çalışılan konunun sunumu yapılırken bazen birden çok fazla tezin öne sürüldüğü dikkatten kaçmaz. Hiçbir tarihçinin yararlanamayacağı kadar diğer bilim dallarından istifade edilir. Bu yüzden bazen yazılanların tarihe dair olduğu izlenimi okurun aklından silinir.

Tabii yeni bir bilimden söz açılınca yeni bir terminoloji de ardı sıra gelir. Bu yüzden eserin ağır ve özgün bir dilinin olduğunu belirtmek gerekir. Hatta satırlarda bazen farklı ilmi disiplinlere dair kelimelerle, yazarın ilim dünyasına kazandırdığı yeni kelimeler birbirine karışır. Yazar kendi özgün terimlerini o kadar çok kullanır ki eserin son sayfası kapandığında okur yeni kelimelerden oluşan bir terminolojik birikime sahip olur. Çevirmen de metindeki bu güçlükleri gidermek kastıyla eserin sonuna yerleştirdiği sözlükle okura yardımcı olur.

İlk aşamada anlaşılmaz gelebilecek kelimelerin, özel terimlerin ve izahların kendi içerisinde anlamlı bir bütün oluşturduğu ilerleyen sayfalarda anlaşılır. Yazarın üstün sentez kabiliyetine ve analiz yeteneğine hayran kalmamaya imkân yoktur. Aynı sayfalar içinde sosyal hadiselerin ve fen bilimlerinin koyun koyuna olduğu ve birbirlerini anlamlandırdıkları metinleri görmek fazlasıyla şaşırtıcıdır. Tabiatın yasalarıyla pozitif bilimlerin anlamlı bütünlükleri sosyal olguların merkezine motor misali yerleştirilir. Ortaya çıkan sosyal hareket tarzı, akla gelmeyecek tetikleyici unsurların rolüne yer verilerek dile getirilir.

Yazarın tarihi veriyi tezine uydurduğu düşünülebilir. Fakat öylesine iyi kanıtlarla metnini bezer ki; bu fikir anında kaybolur. Üstelik Gumilev “ben bilirim, böyle düşünürüm, başka diyecek bir şey yok” edasında değildir. Müellif daha evvel öne sürülen fikirler ve bilim adamlarıyla, yazdıkları vasıtasıyla hesaplaşır. Bazen karşıt tezi çürütmek için tez sahibinin silahını kendisine çevirir. Bu aşamada karşıt görüşlerin ne kadar dar bir kulvarda kaldıkları fark edilir. Çünkü Gumilev, sadece tarih disipliniyle değil; bağlantılı bütün ilmi disiplinlerle fikri hasmına hücum eder.

Gumilev’in anlattıklarından tarihin yaşam için ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkar. Tarih felsefesine dair metinlerin esas noktası tarihin lüzumunu ortaya koyarak ona yeni bir perspektif kazandırmaktır. Gumilev ise, oluşturduğu teorik sistemle tarihin savunusuyla özel olarak uğraşmaz. Çünkü yazdığı her satır tarihi, ilmi bir disiplin olarak ihya eder. Bilimin mekanik şeması içinde sosyal bir bilim olan tarih ilmini önemli bir yere oturtmak zordur. Tarih disiplininin dişlilerinin hangi mekanizmaları harekete geçirdiğini anlatmak kolay lakin ispatlamak güçtür. Ama Gumilev parçanın değil, bütünün peşinden giderek resmin tamamını gösterir.

Yeni ortaya çıkan resimde tarih referans noktasından ayrılır ve merkeze geçerek konumlanır. Artık açıklanmasına ve savunulmasına gerek yoktur. Tarih, ortaklık ettiği diğer bilim dallarıyla beraber hayatla ilgili birçok problemin çözülmesi için güçlü bir araçtır. Aslında etnogenez güçlü bir ölçüm sistemidir. Bu sistem kategorik olarak sınıflandırılabilecek bir zaman ve hareket düzenine sahiptir. Ele alınan tarihi olay etnogenezin ölçüm kalıplarına yerleştirildiğinde, geçmişten günümüze izlenen mekanizmanın benzer şekilde hareket etmiş olduğu anlaşılır. Bu tarz bir yapılanmayı geçmişe dair olayların bütününe uygulamanın güçlüğü düşünülecek olursa Gumilev’in anlamlı verilerinin kıymeti daha iyi anlaşılır.

Yazar, yüksek yorum gücüne karşın her tarihçinin karşılaşabileceği bazı mücbir sebeplerin etkisine maruz kalmıştır. Örneğin, eserde Marx ve Engels’ten referansların olduğu görülür. Eserini Sovyet Rusya döneminde yazmış yazarın iktidar aleyhine kolay kolay fikir beyan edemediği düşünülebilir. Ayrıca müellifin yazarken hissiyatıyla arasına mesafe koyduğu görülür. Bu yönü de illaki bazılarını memnun etmez.

Bu arada eserin kendi alanının ana kitabı olduğunu belirtmekte fayda var. Gumilev’in ana kaynak rolündeki bu kitabı bu yüzden birçok tarih araştırmasının başlıca referans kaynağı olabilecek potansiyele sahiptir. Ayrıca izlenen tarihi yaklaşım nedeniyle eserdeki her bir başlığının müellifi vefat etmesine rağmen yazarını tartışma meydanlarına çekeceği kolaylıkla tahmin edilebilir. Zaten savunulan birçok görüşün diğer araştırmacılar tarafından altının doldurulması elzemdir. Özellikle eserin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayacak kitap ve makalelere ihtiyaç vardır. Bu yüzden eserin ardıllarının gelmesi şaşırtıcı olmaz.

Sonuçta, geçmişten günümüzde tarih hakkında çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Farklı üslupların oluşması ise bilimin felsefi mantığının çözümlenmesiyle ortaya çıkmıştır. Klasik dönem yazarlarının nakilci üslubuyla birlikte, İbni Haldun tarzı parlamaların görülmesine karşın, tarihin neye yaradığı muallakta kalmıştır. Tarih felsefesi açısından Hegel, 'milat' kabul edilirse ondan sonraki dönemde ilmi ivme ve tarih tezlerinde farklılaşma dikkat çeker. Ama Batı merkezli felsefi yaklaşımların tümüne birden darbe vuracak güçlü ve özgün bir yorum vardır denilemez. Gumilev ise; yazdıklarıyla adeta çağının ötesine geçer. Bilimsel anlayışıyla çığır açar. Batı merkezli birçok yorumu revize eder. Onun güçlü metinleri sadece geçmiş ve şimdiki zaman için olmayıp geleceğe de çok şey söyler. Her şeyden öte ilmi anlayışı örnek teşkil edecek kadar güçlüdür. Bu nedenle etnogenezle sadece halkların yükselişini düşüşünü anlatmaz. Doğanın ve insanın kurallı yürüyüşünü manidar kılar.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Tarihine Dair Genel Bir Bakış
el-Abûşî lakaplı Tatar kökenli tarihçi Hasan Ata Abeşi, Türk tarihine dair önemli akademik çalışmalar yapması ile ünlüdür. Özellikle de hocası Şihabeddin Mercani’den aldığı eğitim neticesinde tarih alanında önemli yenilikçi bir bakış açısı ile eserler vermiştir. Yaptığı çalışmalarda Türkçe yazma eserler ile Batılı ve Müslüman tarihçilerden kaynak olarak yararlanması eserlerini akademik olarak ön plana taşımıştır.

Ahsen Batur’un çevirisi ile Selenge Yayınları etiketiyle Türkçeye kazandırılmış “Türk Kavimleri Tarihi” başlıklı bu eser, Türk tarihinin erken dönemlerinden itibaren 12. Yüzyıla kadar Türk devlet ve topluluklarına dair önemli bilgiler vermektedir.

İslamiyet öncesi Türk tarihinin önemli devletlerinin siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamlarının teferruatlı bir şekilde ele alındığı görülmektedir. Çalışmada başlık başlık devletler özelinde akademik bir bakışla tarihsel bilgiler okuyucuya verilmeye çalışılmıştır. Yazar, eserinde sadece İslamiyet öncesi Türk kavimlerini değil İslamiyet sonrası önemli bir güç ve yükseliş kaydeden başta Selçuklular gibi devletleri de detaylı bir şekilde ele almaktadır.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın adı Edebiyata Övgü ama bu esere tam bir edebiyat savunusu da denebilir. Llosa edebiyatın, duyarlığımızı ve görgümüzü artıran yüce ve yararlı bir uğraş olduğunu ancak boş vakitlerde göze alınabilecek bir eğlence ve süs olmaması gerektiğini vurgular. Özellikle “Neden Edebiyat” bölümünün girişine bir tür şikayetle başlar. Okumaya, edebiyata karşı olan ilgisizliği, vurdumduymazlığı, aymazlığı ve başka bahane bulmaları ironik bir üslupla ele alır. Örneğin bazı insanlar “değerli vakitlerini saatlerce roman ya da şiir okuyarak harcayamazlar.” Hatta bazılarına göre “hayat kavgasının vazgeçilmez görev ve ödevlerine öncelik tanımaları gerektiğinde, edebiyat hiç duraksamaksızın gözden çıkarılabilir” gibi savunmalara sığınmaları inandırıcı bulunmaz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar, bu son eserinde bildiğimiz romanlarından daha farklı bir tarzda karşımıza çıkıyor. Yazarı okumaya yeni başlıyorsanız bundan önce diğer romanlarından birkaçını okumanızın tavsiye ederim. Bir kere daha yoğun bir anlatım mevcut ve daha kısa bir roman. Roman, tahtelbahir denizaltısında geçiyor. Denizcilik jargonundan terimler kullanılmış. Anlatım ise her zaman ki İhsan Oktay Anar diliyle yapılmış, bayıldım. Karakterler çok spesifik ve romanı okurken yazarın yarattığı o dünyaya giriyorsunuz, göz ucuyla okunup anlaşılacak bir roman değil. Olağanüstü olayların olmasına zaten yazarın diğer romanlarından alışığız. 7 saatlik bir olaylar silsilesi yoğun bir şekilde anlatılıyor. "Sanki insanoğlunun bin yıldır başına gelenleri biz yedi saatte yaşadık" diyen roman kahramanları, romanın aslında hayat gibi hem dünyevî hem uhrevî hem gerçek hem de hayal olup derin manalar ihtiva ettiğini düşündürüyor. İyi okumalar.
Yanıtla
12
2
Destekliyorum  5
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakın tarih okumaları yapmak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir çalışma. Belgelere dayalı, titiz ve özgün. Yazar konusuna hakim ve tarafgir olmadan insaflı bir şekilde konuyu ele almış. Kitabı okurken dünü ve bugünü gözden geçirebiliyor, benzerliklere şaşırıp kalıyorsunuz. Cumhuriyetin ilanından beri bu devlette ve halkta bir şeylerin değişmediğini, değişimin öyle kolay olmadığını, sancılı olduğunu ve ağır bedeller ödendiğini görebiliyorsunuz. Doğrusu bu kitabı okuyuncaya kadar Hürriyet Partisi diye bir partinin varlığından haberdar değildim. DP'nin kuruluşundan bir zaman sonra karşıtı! olduğu CHP'ye benzeşmesi üzerine, DP'nin CHP'den ayrılanlar tarafından kurulması gibi HP de, DP'den ayrılanlar tarafından kurulmuş, etkili olmuş ama fazla ömürlü olmamış. Bu partinin hikayesini okumak çok verimli ve öğretici oldu. Kitabı mümkünse alıp okuyun derim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aslında çevirisi Ket değil KETS olmalıydı, zira bir akronimi ifade eden bu kelimede üç parçalı ismin sonuncusu T ile değil, alfabemizde karşılığı bulunmayan 'TS' (Ц) harfi ile başlamaktadır. Kitap 80 yıl önce değil günümüzde yazılmış olsaydı yadırgamazdım, o denli ileri görüşlü ve ilham verici hayaller ve öngörüler ile dolu. İnsanoğlunun henüz uzaya çıkmadığı dönemleri çıkmışçasına okura yaşatan bir gerçekliğe sahip romanın bazı kısımları bilimsellik ile boğulmuş, ancak uzayda yaşam merkezleri kurmaya, uzay ile Dünya gezegenini entegre edip yaşam alanlarını dönüştürmeye ve insanların yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik, bilim aşkı ile çarpan kalplerin heyecanına ve ideallerine ortak olmamak mümkün değil.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öykülerin birçoğunun; genç ve çocuk gözüyle ele alındığını, daha çok konu ve olay olgusu üzerinden ele alındığını görmekteyiz. Alzheimer hastası olan bir baba, Ali kıran baş kesen başka bir ağa baba, kendi anlatımıyla Davulcu Uluk Muharrem, esrar satıcısı başka bir ihtiyar, misafirlik, öğretmenlik, keklik avı, kanarya, köpek, buzağı, güvercin, kumru, korona günleri gibi birçok konu ve olay kahramanlarıyla birlikte, kurgudan daha çok yaşanmışlık hissiyatıyla ele alındığını görmekteyiz. Öykülerde mekân ve coğrafya olarak; Toroslar, Amanoslar, Adana, Afşin, Binboğa, Üçkoz Yaylası gibi yerleri öncelikli olarak sıralayabilirim. Yazarın Afşinli olmasından dolayı, yörenin kültürüne, diline, yaşayışına hâkim olduğunu görmekteyiz. Başka bir ifadeyle yazarın kullandığı yerel-yöresel dilde, işlediği kültürde ve yaşanmışlıklarda, bu içselleşmiş bütünlüğe şahit oluyoruz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir