Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern Zamanın Surnâme'si
“Osmanlı döneminde padişah çocuklarının doğum ve sünnet törenleriyle padişah kızlarının düğün törenlerini anlatan manzum, mensur ya da manzum-mensur karışık yazılan eserler” surnâme olarak adlandırılıyor.

Surnâme denilince aklıma ilk önce Seyyid Vehbî’nin yazdığı ve Sultan 3. Ahmed’in oğulları için yapılan sünnet şenliklerini anlattığı eser gelir. Sanatçı Levnî’nin hârikulâde minyatürleriyle bütünleşip anlam kazanan bu eser, şüphesiz Osmanlı el yazmalarının öne çıkan ve en bilinen örneklerinden (18. yy).

Prof. Dr. İskender Pala, yıllardır akademik alanda divan edebiyatı üzerine çalışmalar yapan bir yazar. Şah & Sultan, Od, Mihmandar, Katre-i Matem, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk gibi çok okunan eserlerine son olarak Surnâme’yi ekledi. Yazar, “tarih boyunca zengin bir edebiyat türü olarak geliyor olması, biraz da genç okuyucuya böyle bir geleneğin varlığını anlatmak, hissettirmek” için kitabına bu ismi verdiğini ifade ediyor.

Roman kurgusu, ismiyle müsemma şekilde bir sultanın şehzadeleri için düzenlenen sünnet düğünü etrafında gelişiyor. Doğal mekân olarak payitaht şehri İstanbul’da gelişen olaylar, zaman olarak net bir tarihle ifade edilmese de devlette güç ve iktidar kavgalarının yoğun olduğu ve ekonominin Kanuni dönemindeki gibi parlak olmadığı bir dönemde geçiyor denilebilir. Olaylar, İstanbul’da geçtiği için Fatih öncesi olmadığı muhakkak. Açıkçası yazar için konunun hangi sultanın döneminde geçtiği aslî bir unsur değil:

“…bir kurgu yaptım. Osmanlı'da herhangi bir sultanın düğünü olabilir. Surnâme'nin, düğün kitabı olmak bakımından biraz da sevinç, keyif ve eğlenceye kapı aralayan bir tarafı vardı (…) Kitabı okuyup son sayfaya geldiğinde okurlar bir şeyler öğrenmeli fikrini hep taşıyorum. Osmanlı hayat sistemi içerisinde eğlencenin de var olduğunu ve bunun da belirli bir seviye taşıdığını, bu seviyeyi düşürmek ya da düşürmemek konusunda herkesin kendini sorgulaması gerektiğini anlatmaya çalıştım. Bugünkü topluma, 'Sizin atalarınız böyle eğlenirdi', 'Böyle âşık olurdu'yu göstermek istedim (…) Ben bugünkü okuyucuya kendi kimliklerini ve sahip oldukları değerleri, aslında bulundukları aidiyeti, medeniyet kavramı içerisinde yer aldıkları tarafı ve buradan sıçramalar yaparak geleceğe yürüyüşlerinin nasıl olması gerektiğini anlatıyorum.”

Pala’nın bu eseri de diğer eserleri gibi hacimli. 400 sayfalık romanın sonunda, yararlanılan kaynaklar sıralanmış. Bu kaynakçadan, kurgusal da olsa ilgili tarihi dönemi gerçekçi bir şekilde yansıtmak için Osmanlı saray düğünleri, saat yapımı, iktisadi gelişmeler ve paranın değerinde yapılan değişiklikler (özellikle tağşiş konusu), Evliya Çelebi’nin Seyahatname’si üzerine ciddi bir ön okuma yapıldığını anlıyoruz.

Bu bilgiler, sadece okumakla yetinilmemiş, satır aralarına aşağıda olduğu gibi başarılı şekilde yerleştirilmiş:
“Masada ve duvarlardaki malzeme zenginliğine baktı. Bir saat imalathanesinde olması gereken bütün her şey… Tezgahtaki saate dokundu. Gözü köşede iki parça pamuğa ilişti. Bunlar guguk sesini dinlerken kulağındaki hassasiyeti sağlayan pamuklara benziyordu… Pamuklara uzandı. Kulaklarını tıkadı. Eline iğnelerden birini alıp ses tellerine uzandı. Zamanın içinde dalıp gitti.”

Sayfaları süsleyen başarılı karakalem çizimlerle de okurun zihnine ve gözüne hitap eden bir anlayışla adeta günümüze uyarlanmış bir surnâme ortaya çıkmış.

Kitap, tekmili otuz bölümden oluşuyor. Her bölümün baş kısmında küçük bir hikayecik yer alıyor. Bu güzel hikayecikler, bölüm öncesi biraz “spoiler” gibi. Roman, bir sabah namazı sonrası oluşturulan ve sultanın hazır bulunduğu divan toplantısıyla başlıyor. Sadrazam yönetimindeki ordu, zaferle neticelenen bir seferden dönmek üzere. Sünnet düğününün tertibine ilişkin vazife taksimi, gündemin öne çıkan maddesi. Yükün kime tevdi edileceği önem arz ediyor. Çünkü vazifeyi alan divan üyesi için bu durum, sultan tarafından bahşedilen ve kendi ikbali adına iyi değerlendirilmesi gereken, adeta başarılı bir satranç hamlesi farz ediliyor. Toplantının tam sona ereceği esnada divana acı bir haber ulaşıyor…

Eser, akıcı, anlaşılır ve bilgilendirici bir üslupla yazılmış. Tarihi roman meraklıları için kaçırılmaması gereken bir roman. İleride bir filme konu olması muhtemel eserlerden biri.

İyi okumalar!
Yanıtla
13
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fatih'in İmajı ve Karizmatik Şahsiyeti Hakkında Önemli Bir Çalışma
Fatih Sultan Mehmet sadece Osmanlı tarihinin değil Türk tarihi başta olmak üzere insanlık ve dünya tarihinin en önemli simge şahsiyetlerinden ve hükümdarlarından birisidir. II. Mehmed’in sahip olduğu imaj ve karizmatik şahsiyeti kendi tebaası başta olmak üzere ilişkisi bulunduğu devlet ve toplumları da etkilemiştir.

II. Mehmet Osmanlı’nın bir beylikten bir cihan imparatorluğu haline gelmesinde yaptığı savaşlar, reformlar, bürokratik ve teşkilat hususundaki faaliyetleri Türk tarihinde önemli bir dönüşümü başlatmıştır. Fatih Sultan Mehmet’de bu dönüşümün mimari ve imparatorluğun kurucu hükümdarı olmuştur.

Gizem Magemizoğlu tarafından kaleme alınan bu çalışma II. Mehmed’in yukarıda bahsettiğimiz hususlardan hareketle başta kendi döneminde olmak üzere sahip olduğu imajı teferruatlı bir şekilde ele almaktadır. Eser, başta döneme dair arşiv kayıtları olmak üzere, birincil ve ikincil tarihi kaynaklardan da beslenerek nitelikli bir akademik çalışma hüviyetine sahiptir.

Kaleme alınan bu çalışma Fatih Sultan Mehmet’in hem kendi döneminde hem de daha sonraki dönemde sahip olduğu karizmatik şahsiyeti, iktidarı ve uluslararası imajı hakkında bilgi edinmek için önemli bir referans kitabı olarak kabul edilebilir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her ne kadar kitap kurgu bir roman da olsa, yazar tamamen hayal ürünü bir eser ortaya koymak yerine Austen'in külliyatı ve hayatına dair gerçek bilgi malzemesi temel alınarak hatırat formatındaki yaşam öyküsünde eksik kalanları aynı bağlam içerisinde mantıklı, tutarlı ve uyumlu bir bütün oluşturacak şekilde harmanlamıştır. Kitabın gerçekten Austen tarafından yazılmışçasına olmanın vazgeçilmez büyüsüne kapılmak işten bile değil, bu da Syrie James'in Austen'ın hatırasını ve ruhunun derinliklerini ne denli özümsediğinin kanıtı niteliğinde. Kurgu olması, gerçekten olduğuna dair somut ve kesin verilerin elimizde bulunmadığı anlamına gelse de aynı derecede bunların hiç olmadığı iddiasını çürütecek yeterlikte tarihsel delilin var olmadığına da işaret eder. Sonuç olarak, Austen eserlerini tamamlayıp taçlandıran ve onlardan zerre kadar aşağı kalmayan harika bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Amerikan Kuşları
Julian Barnes'tan Geoff Dyer'a pek çok yazar övmüş Moore'u, övdükleri kadar var. "Öykü hafızası" diye bir şey var Moore'da, "Burada Sadece Böyle İnsanlar Bulunur: Ped-Onk Servisinde Düzenli Olarak Babıldayanlar" öyküsünün başlarında Bebek eve getirilir, pencereden dışarı bakar, "Güle güle dışarısı," der. Uzun bir öyküdür bu. Moore geride neredeyse hiçbir şey bırakmaz, en umulmadık anlarda basit bir ayrıntı olarak kodlanıp geçilen sözleri, nesneleri, düşünceleri tekrar işler. Çok iyi buluşlarla da yapar bunu, tersine adımlama bu kez. Diğer öykülerde de sıklıkla görebileceğimiz türden bir örnek: "Bir başlangıç, bir son: İkisi de yok sanki. Her şey öylece yere inen, içinin her yeri yağmur sularıyla dolu bir buluta benzer. Bir başlangıç: Anne, Bebeğin bezinde bir kan pıhtısı bulur. Hikâyesi nedir? Bunu buraya kim koymuştur? İçinde soluk haki bir damarı olan, büyük ve parlak bir şeydir." (s. 230) Kurmaca tahlili, hikâyeden öyküye geçiş, başı sonu belli bir metnin arayışı. Yolu, istikameti belirleme isteği sırf anlatıcının bir numarası olarak görülebilirdi, Anne'nin hem ünlü bir yazar hem de öğretmen, belki akademisyen olduğunu öğrenmeseydik. Kurgularken dönüp geriye bakmayan, düz yolda basıp giden öykücülerden değil Moore, öyküleri dikkatle okunmalı ki detaylar arasındaki mesafeyi bir anda nasıl aştığı görülsün, işçiliği takdir edilsin. "Müthiş Bir Anne"de belirgindir bu, anneliğin veya çocukluğun zirvesiyle karşılaşmayı bekleriz hikâye boyunca. Bu iki öyküyü bir grupta toplayabiliriz, aslında oldukları yere ait olmayan insanların esas aidiyetlerini ortaya çıkarma uğraşlarını anlatır bu öyküler. Bütün o hastane sürecinin derdi tasası bittikten sonra diğer ailelerle vedalaşan Anne'yle Baba arasında geçen konuşma mesela. Moore'un bir harikası da yarattığı atmosferdir. Evet.

Yol hikâyeleri bir diğer gruptaysa yekün epeydir, Mack ve Quilty'nin karış karış gezdikleri "Daha İyi Yapmak İstediğin" ne hoş öyküdür. "Bazı İnsanlar Hakkında Söyleyebileceğimden Fazlası" bir anneyle kızın örtülü yüzleşmesini anlatır. Şahane öykülerdir bunlar, kitaptaki diğer öyküler de öyle.

Alengirli, yer yer şamatacı üslubu Türkçeye on numara aktaran Eda İşler'e teşekkürler, çok iyi bir öykü kitabı okudum sayesinde.
Yanıtla
3
2
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
-kitabın gizeminde var olmuşçasına...
Polisiye türünde beni en çok etkileyen şey, uyarlamaların çoğunun orijinal hikayelere ne kadar yakın olduğudur. Ahmet Ümit’in kendi kulvarında ayrı bir özgünlüğü olduğunu düşünürüm hep. 'Kayıp Tanrılar Ülkesi'de bu düşüncemi pozitif etkileyenlerden. İçine sürüklendiğimiz macerada cinayet ayrıntıları o kadar tanıdık ve bir o kadar da merak uyandırıcı anlatıldı ki kitabın gizeminde var olmuşçasına yanından ayrılamadım.

Zeus sunağı hakkında verilen bilgiler, yapıtın nasıl gün yüzüne çıkarıldığı ve Berlin’e nasıl götürüldüğü ile ilgili gerçekler bugüne kadar araştırmadığım ama muazzam bir araştırma isteği duyduğum konu oldu. Sadece bu bilgiler için dahi, Kayıp Tanrılar Ülkesi'nin ciddi anlamda takdiri hak ettiğini düşünüyorum.

Irkçılık, yabancı işçilerin ötekileştirilmesi, göçmenliğin manevi ağırlığı, Berlin duvarının yıkımı ve bunun daha büyük ekonomik ve sosyal yıkımlara sebep olunması hususunda da akıcı sahnelere yer verildi. Şahsen bir film gibi tahayyül etmemin sebebini okuduğunuz zaman daha iyi anlayacağınızı umuyorum. Hikayelerin odak noktası, verilmek istenenin kesinliği ve karakterlerin enerjisi teker teker parlayıverdi. Hikaye genel olarak iyi, bize Ahmet Ümit’in genel bilgileri harmanlayabilme, dedektif yönü ve bunları keyifle okutabilme yeteneğini bir kez daha gösterdiğini içtenlikle söyleyebilirim.

Mitoloji, arkeoloji, felsefe, polisiye türlerin hepsine hakkını vermekle kalmayıp, Ölmez ailesi, cinayetleriyle verilen kurgunun bu hikayeyi yıllar sonra bile bu isimlerle hafızama kazıyabileceğim ironiye sahip olmasını da ayrı bir zeka ürünü olarak görüyorum. Bence Türk yazarlar arasında bu şimdiye kadar yazılmış en iyi dedektif hikayelerinden biriydi. Başkomiser Yıldız ve yardımcısı Tobias’ın karakterize edilişi, hikayelerin içeriği ve yapısı iyi tasarlanmıştı, bu yüzden genel olarak bu karakterleri okumaktan da keyif aldım. Ahmet Ümit’in kaleminin farklı bir özelliği var ve bu şüphesiz tüm eserlerini, okunmaya değer mücevherler yapıyor. İşin doğrusu normalde okuduğum bir tür değil ama yavaş yavaş beni etkisi altına alıyor ve bu türe hayran olup daha uzun süre devam etmem için doğru romanlar seçtiğimi düşünüyorum. Bu türe müptela olanlara da, ucundan bucağından yeşil ışık yakanlara da önerebileceğim bir romandır. Keyifli okumalar diliyorum.
...

‘Kendimize dönmeliydik, en masum halimize.’
Yanıtla
17
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Multidisipliner Bir Tarih Çalışması
Eserde Hazar Denizi çevresinde anlatılan tarih, sadece toplumsal temeller üzerinden değil, aynı zamanda insanlar ve coğrafyanın etkileşimi ve coğrafyanın halkların kaderi üzerindeki etkisinden yola çıkılarak çok boyutlu olarak ele alınmaktadır.

Eser M.Ö II. yüzyıldan itibaren yakın bir döneme kadar Hazar Denizi çevresindeki halklara dayanmaktadır. Kavramsal şemalar çizen yazar, kitabı coğrafi davranış, tarihin etnolojiyle ilişkisi ve etnogenezde insanın yeri gibi temaları aracılığıyla geniş bir kavramsal çerçeve çizmektedir.

Gumilev, çalışmalarında sadece Hazar halklarının tutkulu dürtülerine değil, aynı zamanda coğrafi koşulların insan ilişkilerini nasıl etkilediğine de odaklanıyor.

Gumilev'in bu çalışması, Hazar ve özellikle de Avrasya uluslarının oluşumunu anlamak için kaynak eser olma değerine sahiptir.

Gumilev, Avrasya halklarının ortaya çıkışını, diğer halklarla bir araya toplanmasını, ayrışmasını, tarihsel bir bakış açısıyla çöküşünü ve Hazar kıyılarında binlerce yıldır yaşayan halkların ulusal kökenlerinin oluşumunu anlatıyor. Coğrafya, ilgili araştırma sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Hazar Denizi çevresinde iklim değişikliğinin neden olduğu göç akışları ve bu akışların neden olduğu etkileşimler coğrafi olarak incelenmektedir. Kitap; tarih, siyaset, sosyoloji ve coğrafya alanlarında bir çalışma kaynağı oluşturmaktadır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Empati yoksa, yaşam enerjimiz noksandır.
Bu kitap; edebiyat ve roman kategorisinde olup, 255 sayfada, 33 bölüm şeklinde yazılmıştır. Sanatın inceliği ve anlatımın gücü burada ortaya çıkıyor. Romanınızda kurgusal bir karakter yaratıyorsunuz ve sanki onun içinde yaşıyormuş gibi, yaşamın doğal akışına uygun betimleme, imgeleme ve duygusal zekâ örnekleri sergiliyorsunuz.

Romanın kahramanı Melody; beyin felci geçirmiş, 11 yaşında, konuşamayan, yürüyemeyen ve yazamayan bir kız çocuğudur. Tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürmek zorunda olsa da; düşünme, akıl yürütme, yorumlama gücü, duygusu, muhakemesi, kıyaslama yetisi, zekâsı, kendisinden yaşça büyüklerden bile daha ilerdedir.

Anlatımda merhamet, sevgi ve dayanışma öğretisi kendisini hissettirse de; öncelikli amaç, toplumsal ve sosyal modelleme, sorun, arıza ve olumsuzluklar karşısında sağduyuyu koruma, sükûnetli bakış, sempatik görünme, empatik yaklaşmaktır. Ve böylece yetişmekte olan gençlere, rol model sunmaktır.

Yaşam günlüğü tarzındaki anlatımlar arasında; doktorlarla iletişim dönemi de vardır. Anne karakterinin, doktorun moral bozucu, olumsuz tespitleri karşısında; Melody’ye olan sevgi ve ilgisini ortaya koyması, yalnızca anne şefkati olarak kabul edilemez.
27. sayfada doktora hitaben sarf edilen şu sözler dikkat çekicidir: "Doktor konuşmasını daha bitirmemişti. Broşürü sinirle çöp kovasına fırlatıp, “Biliyor musunuz” dedi. “Bence çok soğuk ve duygusuzsunuz. Umarım hiçbir zaman bir engelli çocuğunuz olmaz. Muhtemelen onu, çöpünüzle birlikte kapının önüne koyarsınız” “Ve dahası var” diye devam etti. “Bence yanılıyorsunuz! Duvarlarınızdaki gösterişli diplomalarınıza rağmen Melody, sizinkinden daha ileri bir zekâya sahip.” “Sizin için her şey kolay. Tüm fiziksel becerileriniz sorunsuz çalışıyor. Anlaşılmak gibi bir kaygınız hiç olmamış. Tıp dereceniz var diye, çok zeki olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?”…

Davranış bilimleri ve psikolojiye vakıf olmanın; insani olgunluk, doyum ve toplumsal beka için ne kadar önemli bir etken olduğu, bu diyalogdan anlaşılıyor. Hekim olarak hastaları tedavi edebilirsiniz, avukat olarak, insanların savunabilirsiniz, hakim/savcı olarak; maddi gerçekliğin ortaya çıkması için yoğun çaba harcayabilirsiniz, bir üretici, bir satıcı, bir öğretici olabilirsiniz. Karışık duygu/düşünce ve beklentilerle yoğrulmuş, davranış ve fiziksel engelleri de olabilecek insanların “sorun, özlem ve isteklerini” anlama çabasına girip, bunu da karşımızdakilere hissettirmediğimiz sürece, insani ilişki, iletişim ve etkileşim yarım kalacaktır. Hakkını verme, empati yapma, bencillikten arınma gibi hassas değerler, hep kesintiye uğrayacaktır.

Her kitabın içinde; doğrudan, dolaylı ve kurgusal olarak, olumlu/olumsuz örneklerin sergilendiği dünyalar saklıdır. Biz ise ufkumuzun yüceliği, gönlümüzün derinliği ölçüsünde uzanıp alır ve o hakikati benliğimize dahil ederiz. Her kitabı ve içeriğin tamamını beğenmek zorunda değiliz. Orta bir yerlerde, hiç ummadığımız bir cümle, bizi sarsabilir, bakış yönümüzü değiştirebilir.

Zihinsel/düşünsel/bedensel olarak sağlamlık düzeyimizi biz kendimiz ölçemeyiz. Fakat yarın ne olacağımızı da bilemeyiz. Bu tür öyküler/romanlar/anılar; bizi yaşama hazırlar ve öteki olarak mesafeli durduğumuz insanları da anlamayı öğretir, dünyalarına yakınlaştırır.

Her ne kadar kitap gençlik serisinden yayınlansa da her yaştan insanın ilgisini çekebilecek nitelikte.

Verimli okumalar dilerim.


Yanıtla
20
1
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gunter K. Koschorrek birçok dönem anı - anlatısının aksine, edebi ya da felsefi olmaya çalışmıyor, Kitabın diğer bir çok anı - anlatı kitaplarından şöyle önemli bir farkı var. Bu anlatılarda yüksek rütbeler yok, Nazi partisi ve nazi subaylar yok, büyük strateji ve taktikler tartışılmıyor. Tanık olduğu veya yaşadıklarını kendi cephesinden neden ve sonuçlarını dahil etmeden sadece o an ile anlatıyor. Sonuç olarak, savaş karşıtı beylik lafların olmadığı, edebiyat ya da felsefe yapmak gibi bir kaygısı olmayan bir okumaydı.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sıradan bir polisiye hikayesinden çok farklı bir kitap. Sağlık alanındaki soru işaretlerinden başlayıp polisiyeye evrilen, sonrasında fantastik öğelerle devam ederek okuyucuyu her dakika ters köşe yapan, frekans ve enerji konularına da değinerek
olayların çok farklı bir boyuta gittiği harika bir eser. Farklı kurgusu, anlatım tarzı ve sürükleyiciliğiyle bir çırpıda okunan bir roman. Yazarın okuduğum ilk kitabı fakat bu üçüncü eseri. Diğer kitaplarını da hemen okumak istedim. Sarsıcı, sorgulatan bir polisiye roman. Gizem faktörünün de her sayfada daha da arttığı ve son bölümlerde de soru işaretleri ile biten bir eserdi. Bu da, “acaba devamı gelecek mi?” dedirtti. Bir solukta okuyacağınız, farklı bir boyutta distopik bir eser. Okunmalı.
Yanıtla
7
1
Destekliyorum  10
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Şubat 2023
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bölüm 1: Doğrusu, beklediğimden daha olgun ve yetkin bir eserle karşılaşmış oldum. Kitap makul bir şekilde bölümlere ayrılmış, düzgün bir Türkçe ve akıcı bir üslupla kaleme alınmış. Bunda yazarın Türkçe öğretmeni oluşunun payı büyük. İlk eser teşviki ile beraber 9 puan helal olsun.
Bölüm 2: Elbette Türk ve Dünya edebiyatının önde gelen yazarlarını okuyalım ancak her fırsatta içimizden çıkan yeni yazarlarımızın yeni eserlerini de okuyalım, hakkında iletiler paylaşalım ve alıntılar yapalım. Malum, marifet iltifata tabidir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir