Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Tarihine Dair Kapsamlı Bir Tenkid
Ahsen Batur bu eserinde, gerçek tarihi kaynaklara dayanarak, Göktürklerden Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar olan tarihi süreç içerisinde "Türk" kelimesinin aldığı anlam, ne sıklıkla kullanıldığı ve değerini akademik bir bakışla ele almaktadır.

Türk tarihinde "Türk" kelimesinin oluşumu, gelişimi ve dönüşümünü anlatan bu kitabın asıl tezi, Göktürklerden sonra Türk adının fazla kullanılmadığı, unutturulmaya çalışıldığı ve Türklük bilincinin kaybolmaya başladığı üzerine kuruludur.

Türklerin İslamlaşmasıyla birlikte kadim Türk kültürünün siyasi, sosyal ve ekonomik alandaki izlerinin yavaş yavaş ortadan kaybolduğu ve yerini farklı kültürlerin aldığı hakikati eserde vurgulanan önemli noktalardan birisidir. Özellikle de Türklerin Fars ve Araplarla kurdukları ilişkiler neticesinde, Türk devleti ve toplum yapısı bu milletlerin kültür dairesi içerisinde girmiş ve büyük bir dönüşüm geçirmiştir.

Ahsen Batur’un tezine göre Türk devletinde, bürokrasisinde ve askeriyesinde görev alan yabancı unsurların, Türk adını ve varlığını unutturmaya çalışarak farklı bir devlet ve toplum inşa etmeye çalıştıkları ifade edilmektedir. Yazar, eserinde birincil tarihi kaynaklara başvurarak ve tarihi şahsiyetlerin söz ve eylemlerinden hareketle bir metin üretmiştir.

Bu eser Türk tarihine dair yapılmış kapsamlı bir tenkid ve analizdir. Bu çalışma bu konuda yapılmış ilk çalışma olması bakımından da ayrıcalıklı bir konumdadır.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Konulara geçmeden önce Erol Bey bu kitapları tarihsel bir anlatım olarak değil dönemsel mahkeme sorgulamalarını kitaba geçirerek yayınladığını belirtmek önemli olacaktır.

Konuları sırasıyla şu şekildedir:

I. Kitap Meclis-i Mebusan Soruşturması: Bu kitap Osmanlı Devleti'ni l. Dünya Savaşı'na dahil eden İttihad ve Terakki'nin imzacılarını ve tanıklarını bir mahkeme heyeti tarafından sorgulanmasını konu edinir.

II. Kitap Divan-ı Harbi Örfi Yargılaması: Bu kitap esas olarak İttihadçıların Tehcir Kanunu ve tehcir uygulamalarıyla yaptıkları ve yaptırdıkları olayları detaylıca konu edinir.

III. Kitap Ankara İstiklal Mahkemesi ve Siyasi Yargılama: Bu kitap ise genel itibariyle M. Kemal Atatürk' e İzmir' de yapılması planlanmış ama gerçekleşmemiş olan suikastın girişimcilerini ve tanık olan kişileri sorgulamasını konu edinir.

Alacak olan dostlarımız bu bilgileri göz önünde bulundurarak alırsa daha memnun kalacaklardır.
Yanıtla
10
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı Hanedanının Sürgün ve Dönüş Süreci
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve rejimin değişmesi neticesinde Osmanlı hanedanının akıbeti konusu, geçiş döneminin en önemli meselelerinden biri olmuştu. Çünkü, savaştan çıkmış bir ülkenin yeniden imar edilmesi ve kurulan rejimin güvenilir bir ortamda kendini sağlam temeller üzerine inşa edebilmesi için, tehdit oluşturabilecek tüm unsurlardan korunması o günün şartlarında önem arz ediyordu. Cahide Sınmaz Sönmez, hazırladığı bu eserde, geçiş döneminde Osmanlı hanedanı hakkındaki sürgün kararının nasıl alındığını, hanedan üyelerinin gurbette neler yaşadıklarını ve geçen yılların tehdit algısını zayıflamasıyla beraber hayatta olanların vatana dönmesine aşamalı olarak nasıl izin verildiğini ele alıyor.

Bilindiği gibi saltanatın kaldırıldığı 1 Kasım 1922 sonrası Sultan Vahideddin, 17 Kasım’da ülkeyi terk etmişti. Hanedan üyelerine ilişkin yoğun meclis tartışmalarından sonra, 3 Mart 1924’te çıkarılan kanunla bu sefer hem hilafet kaldırılmış hem de kanun kapsamındaki 155 kişi sınır dışına çıkmak zorunda kalmıştı.

Dönüşe izin veren ilk kapsamlı düzenlemeye kadar, 1939’da ve 1949’da ülkeye girişe istisnai olarak bazı izinler verilmiştir (s. 20-52). 1950’de tek parti döneminin bitmesine sebep olan iktidar değişikliği, sürgündeki hanedana mensup kadınların ve bunların çocuklarının ülkeye dönmesine izin verilmesinin temelini oluşturmaktadır. 23 Haziran 1952’de yürürlüğe giren ilgili kanunla yaklaşık olarak 80 kişi yeniden Türk vatandaşı olma hakkına kavuşmuştur (s. 53-118). Kapsam dışında bırakılan şehzâdelerin, ülkeye geri dönmeye izin almaları ise yarım asırlık bir sürenin geçmesinden sonra mümkün olmuştur. 15 Mayıs 1974’te çıkarılan Genel Af Kanunu kapsamına alınan bir düzenlemeyle hanedan mensubu erkeklerin ülkeye girmesine ve vatandaş olmasına imkân tanınmıştır. Sürgüne gönderilen ve hayatta kalan 10 şehzadeyle, sürgünde doğup da o tarihte hayatta olan 11 şehzade bu haktan yararlanabilmiştir (s. 119-160).

Eser, elli yıllık bir süreci işlemesine rağmen oldukça anlaşılır bir dille “efradını câmi, ağyarını mâni” bir belgesel üslûbuyla, 163 sayfada, konuyu gayet güzel anlatıyor. Her bölümde önce genel çerçeve sunuluyor ve sonrasında hanedan üyeleri özelinde yaşananlar bir bir aktarılıyor. Akademik anlayışın bir gereği olarak dipnotlar, kaynakça ve ekler, bu bütünü tamamlıyor. “Sürgünden Vatana”, Cumhuriyet döneminde, hanedan üyelerinin neler yaşadıklarıyla ilgilenen tüm okurların kütüphanesinde bulunması gereken nitelikli bir eser.

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Evet kitabı okurken kısa ve uzun süreli şoklar geçirmeniz ve doğru bildiğiniz doktrinlerin aslında sorgulanabilir ve hatta sarsılabilir olduğunu gördükçe içinizin ürpermemesi kaçınılmaz değil. Kitap genel olarak yaşlı ve genç adamın ikili diyalogları üzerinden ele alınmış. Yalnız bu tarz felsefi kitaplar okunurken ciddi mir mihenk taşınızın olması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü, felsefe, kelam ve tasavvuf alanında araştırma ve okumalar yağla kaplanmış bir zeminde yürümeye benzer. Sağlam bir ayakkabınız olmazsa kayıp gidersiniz. Velhasıl sağlam mir mihenk yalınızın varsa bu kitaptaki her olduğunuz kısmı o mihenk taşına vurup tartmalısınız. Aksi halde kendinizi hiç ummadığınız yerlerde bulabilirsiniz.
Yanıtla
10
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi efendi döneminin en büyük mütefekkirlerinden biridir. İçinde bulunduğu dönemi kitabında da bahsettiği gibi çok güzel bir “tahlil usulü” ile değerlendirmiş ve okumuş. Kitabı okurken her bir sayfasının ayrı bir önem arz ettiğini hissettim. Öyle ki, yazdıkları kendi gününden bugüne hâlâ ışık tutmakta ve bir reçete hükmünde. Kitabın elli altı sahife olduğunu görünce hemen bir çırpıda bitirebileceğim gafletine düştüm. Lakin elli altı sahifelik bir kitaba rağmen her okuduğum sahifede şahsına hayran kalmamak ve “Sen nasıl dehşet bir insansın” demekten kendimi alıkoyamadığımı söylemek isterim. Velhasıl her gencin (özellikle idealleri ve hayalleri olan gençlerin) mutlaka okumasını tavsiye edeceğim ilk on kitap içerisinde yer alır kanaatindeyim! Böyle bir eseri bizlere ulaştıran “Büyüyen Ay” yayınevine teşekkürlerimi sunarım.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tahrif, Suistimal ve İdeolojik Tarih Yazımına Karşı En Nitelikli Tenkid!
Günümüzde tarih akademik bir disiplin ve bilimsel bir faaliyet alanı olarak ele alınmaktadır. Özellikle de 18. yüzyıldan itibaren tarih araştırmalarında doğru ve gerçek bilgiye ulaşmak için ortaya atılan metodolojik usuller, tarihin gerçek dışı olay, olgu ve bilgilerden arındırılmasını sağlamıştır. Fakat, buna rağmen tarih ideolojik olarak tahrif edilen ve suistimal edilen bir alan olmaya devam etmektedir.

Ahsen Batur'un kaleme aldığı "Kürdoloji Yalanları" adlı bu eser de Kürt tarihine dair yapılan çalışmalarda yer alan gerçek dışı olay, olgu ve bilgileri gözler önüne sermekte ve tenkidini sunmaktadır. Ahsen Bey'in bu eseri Türkiye'de bu konuya dair yapılmış ilk ve tek çalışma olma özelliğini taşımaktadır.

Kürt tarihi, edebiyatı ve folkloru hem ülkemizdeki hem de yurtdışındaki muhtelif araştırmacılar tarafından konu edinilmekte ve araştırmalar yapılarak çalışılmaktadır. Fakat, bu yapılan çalışmaların önemli bir çoğunluğu ideolojik saiklerle yapılmakta olup, tarihi gerçeklerle uyuşmayan ve tahrif edilmiş bir tarih anlatısını taşımaktadır. Bu tahrif edilmiş anlatı, genellikle belgelere dayalı olmayıp şifahi söz ve efsaneler üzerinden yürütüldüğü için rahatlıkla suistimal edilmekte ve gerçeğe aykırı bir tarihsel kurgu üretilebilmektedir.

Ahsen Batur'un bu çalışması da içerik olarak "Kürdoloji" alanında yapılmış, tahrif, suistimal ve ideolojik bakışa karşı nitelikli bir eleştiri kitabıdır. Aynı zamanda bu konuya dair en geniş kapsamlı bir tarih çalışmasıdır.
Yanıtla
15
0
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Göktürkler'in Tarihi üzerine
Fransız Türkolog Edouard Chavannes’ın bu eseri Göktürkleri konu edinmiştir. Türk adını taşıyan bu ilk devlet kendinden sonraki kurulan Türk devletlerini de teşkilat yapısı ile etkilemiştir. Merhum D. Ahsen Batur’un titiz çevirisi ile okuyucuyla buluşan bu eser, alanında çok önemli çalışmalar yapan bir Türkolog tarafından kaleme alınmıştır. Fransızcadan dilimize kazandırılan bu eserin başka bir çevirmen tarafından yapılan çevirisi maalesef yer, şahıs, unvan gibi Çince kaynaklardaki alıntılardan oluşan orijinal eserdeki sözcükleri çevirirken ciddi hatalara düşmüştür. Bu nedenle Ahsen Batur tarafından bu titiz çeviri ile hem akıcılık sağlanmış hem de hatalar giderilmiştir ve büyük emek verilerek hakkıyla dilimize kazandırılmıştır. Türk tarihi için önemli Türkologların eserlerini dilimize kazandıran Selenge Yayınevi, bu alanda titiz ve bilinçli çalışmaları ile tarihçilerin ve Türk tarihine ilgi duyanların yardımına yetişen önemli bir yardımcı konumundadır.

Bu eser dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Göktürklerin menşei ve kronolojik tarihini içermektedir. Burada soyağacı ve ülkelerin güzergâhları (Çin kaynaklarına göre) verilmektedir. İkinci bölümde Batı Türklerin (Göktürkler) siyasi tarihi anlatılmaktadır.

Üçüncü bölüm Batı Türk halklarına ve topraklarına ayrılmıştır. Burada Uygurlar, Sir-Tarduşlar, Şa-tolar gibi çeşitli Türk halkları ve Kaşgar, Hotan ve Fergana gibi Türk yurtları hakkında bilgiler verilmektedir. Bu kısım tarihî coğrafya açısından önemli bilgiler barındırmaktadır. Adı geçen yerlerin iklimi, fizikî coğrafyası, bitki örtüsü, hayvan türleri ve nüfusları hakkında bilgiler verilmektedir. Dördüncü bölüm Budist Hacılar başlığı taşımaktadır. Bu bölümde Türkler hakkında bilgi veren Budist rahiplerinin hayatları ve seyahatleriyle ilgili yazılar bir araya toplanmıştır. Dördüncü bölümde ise “Batı Türkleri Tarihi Üzerine Bir Deneme” başlığı altında Çin kaynaklarından yola çıkan yazar Göktürklerin kısa tarihini burada özetlemeye çalışmıştır. Son bölüm olan Beşinci Bölüm adı altında sadece kısa kronolojik bilgiler verilmektedir.

Kitap batı gözüyle Çin kaynaklarına göre yazılmıştır. Bu nedenle Çinlilerin gözüyle Türklerin hayatının aktarıldığı dikkatlerden kaçmamalıdır. Ayrıca Çince unvan ve isimler verilmesinin nedeni de budur.



Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihsel dönem içerisinde; gerek "insani despotizm " saikiyle gerek modernitenin anaforunda"batıcılık" marifetiyle (ideal-gerçek, tanrısal-beşeri arasındaki) optimum dengenin nasıl sarsıldığını , insan- hayvan ilişkisi bağlamında kötülüğün nasıl planlandığını gerçekleştiğini tarihsel veriler eşliğinde ve tarihin tanıklığıyla göstermek cesareti ayrıca değerli olduğu gibi başarılı bir üslupla yazılmış.merhametten soyutlanmış faydacı insana hayret ve kızgınlıkla bakacaksınız,okurken akıp gidecek.hayvan dediğimiz canlının saygıyı hak eden olduğunu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.Entelektüel kalitedeki düşüşe de atıfta bulunarak düşünceye kapı açan,engelleri aşarak sorgulatan etkili, sade bir üslup.kıymetli bir çalışma.Kesinlikle okunası
Yanıtla
10
2
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Coğrafi Keşifler kitabı keşifler gibi geniş ve etkileri günümüze kadar süren büyük bir süreci etkili bir anlatımla 128 sayfalık mütevazı bir kitaba sığdırabilmiş başarılı bir çalışma. Kitap sade, anlaşılır ve kurgusal yapısıyla her yaştan okuyucuya hitap etmektedir. Kitap içerdiği bilgilerle çok farklı düzeyde keşifler ve yeniçağ dersi dalan öğrenciler ve aynı zamanda öğretmenler ve öğretim elemanları için de başucu eseri olmaya aday bir görüntü çizmektedir. Keşiflerle alakalı merak sahibi herkesin çeşitli sorularının cevabını bulabildiği bu kitabı bir solukta okuduğumu ve dünya tarihine ait bir boşluğu kafamda giderdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Bu güzel çalışmayı herkese tavsiye ederim. Yazarın bu türden çalışmalarının devamının gelmesinin de yararlı olacağı kanaatindeyim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savaşın Modern Gemileri
İnsanlar klasik manada ilk gemiyi yaptıklarından bugüne kadar denizde kendilerine uzakları yakın eden bu vasıtaları geliştirmesini bildiler. Ama 19. yüzyıla gelindiğinde deniz vasıtalarındaki teknolojik gelişim, Sanayi İnkılabının da rüzgarını arkasına alarak, muazzam bir ivme kazandı. Harp sanayisindeki ilerlemeler sayesinde gemiler; adeta savaşının dehşetini karalara yakın eden, yeri geldiğinde bir ada cesametiyle düşmanın karasularını tahakküm altına alan, yüksek ateş gücüyle her orduyu zafere ulaştırabilecek bir güce erişti. Peki, insanlık tarihi düşünüldüğünde oldukça kısa denilebilecek bir zaman dilimindeki (1850’den günümüze kadar) bu hızlı değişim nasıl gerçekleşti? Ele alacağımız “Modern Harp Gemileri” isimli eser bu soruya cevap arar.

Eser, her ne kadar böylesine mütevazı bir soruya cevap arıyor gibi gözükse de ele alınan araştırmanın altyapısı incelendiğinde fazlasını içerdiği görülür. Bir kere eserle hedeflenen amaçlar çok katmanlı yapısıyla dikkat çeker. İlk aşamada eser araştırılan konu üzerinde akademik yönelimi olmayan denize tatil bölgesi mesabesinde bakan okura tarihi malumat kazandırır. Özellikle, objelerin tarihine dokümanter şekilde yaklaşarak ilgiyi merkeze çeken tarihi anlayışın hız kazandığı dönemimizde, geminin tarihini irdelemenin okurun ufkunu açacağını düşünmek gayet makuldür. Fakat gerek akademik gerekse de belgesel tarzı olarak nesnelerin tarihine yönelen eserlerin ülkemizde fazla olduğu söylenemez. Ayrıca üç tarafı denizlerle çevrili tarihi deniz zaferleriyle dolu bir milletin gemilere pek de öyle olmazsa olmaz gözüyle baktığı görülmez. Bu yüzden eserin gemiye ve denize olan ilgiyi arttırmak ve alandaki boşluğu doldurmak gayesiyle yazıldığını söylemek yanlış olmaz.

Teknolojik gelişimin hızlı bir biçimde yaşanması terminoloji bakımından yeninin artışına neden olur. Bununla birlikte eskinin kemikleşmiş terimleri yeni dünyada kendisine yer bulmak ister. Denizlerdeki hızlı değişimde de bu tarz terimsel karışımlar söz konusudur. Klasik gemilerden modern platformlara geçen süreçte bu tarz değişimler ilk kez kendisini sözlüklerde gösterir. Bu açıdan eserin gemicilik alanında eski-yeni-değişim üçgeninde önemli bir görevi ifa ederek bilgileri standardize ettiği savunulabilir.

Tabii denizler mevzu olduğunda modern harp gemilerine gelinceye kadarki sürecin netleştirilmesi gerekir. Denizin, geminin ve harbin kesişim tarihinin bilinmesinin konuya yeterli bir ısınma sağlayacağı gibi konunun ana hatlarını da ortaya koyacağı muhakkaktır. Ayrıca eski ve yeninin mukayesesinin fazlasıyla didaktik olduğu düşünüldüğünde konuya başlamadan önce malumat açısından zengin bir girişe gereksinim vardır. Bu sebeplerden hareketle yazar eserin birinci bölümüne “Gemicilik ve Deniz Harbi” başlığını vererek konuya giriş yapar.

Girişle (Birinci bölüm: Gemicilik ve Deniz Harbi) birlikte yazarın harp gemilerindeki gelişimi dört basamağa (İkinci Bölüm: Suüstü Gemileri, Üçüncü Bölüm: Sualtındaki Sinsi Güç, Dördüncü Bölüm: Uçak Gemileri ve Amfibi Gemiler) böldüğü fark edilir. Basitten karmaşığa evrilen bu sürecin yazar tarafından bu şekilde ele alınmasının önemi, eser okundukça fark edilir. Zira gemilerin teknik gelişimleri düşünüldüğünde son aşamaya gelinceye kadarki süreç göründüğünden daha karmaşıktır. Denizde silahlarıyla donanmış her geminin sırf benzer işlevi görüyor diye aynı etiketi aldığı malumdur. Oysaki her deniz platformu farklı amaçların tahakkukunu sağlayacak şekilde gelişerek donanmanın ayrı bir işlevini yerine getirmek kastıyla değişir. Harp gemisi; kruvazör, firkateyn, torpidobot, korvet, hücumbot vb. şekillerde farklılaşır. Bu bağlamda donanmanın her bir bileşeni tarihi rolü, harp tecrübesi paralelinde anlatılır.

Gemicilik veya denizciliğin kendisine has bir dili, terminolojisi vardır. Üstelik bu dile alışmak öyle kolay değildir. Geminin bütün bölümleri ve gemide yapılan işlemler farklı şekilde isimlendirilir. En basitinden denizi konu eden tarihi romanda bile bu terminoloji insanı yorar. Ele aldığımız eserin akademik yapısı olduğu düşünüldüğünde dilin daha ağır olacağı tahmin edilebilir. Fakat bahsettiğimiz eserde bu sert dil ustaca yumuşatılır. Dipnotlarla verilen bilgilendirmeler ilk aşamada kolaylık sağlar. Alanın terminolojisine ait terimlerden bazılarının sık tekrar edilmesi, anlaşılmazlığının tekrarla ortadan kaldırılmasına neden olur ve beraberinde öğrenmeyi getirir. Yani kısaca eserin son sayfası kapatıldığında okura güzel bir denizcilik terminolojisi miras kalır.

Geminin tarihine vakıf olmak bir yerde denizin tarihini anlamaktır. Yazarın bu konuda da üzerine düşeni layıkıyla yaptığını belirtmek gerekir. Tarihi referans noktaları, gemilere etkisi bakımından, konuyla eşgüdümlü olarak gayet bilgilendirici bir formatta sunulur. Denizin savaşlarda başlı başına ayrı, hatta yeri geldiğinde en güçlü cephe oluşu vurgulanır. Yıllar süren denizlerdeki hakimiyet mücadelesinin köşe başlarında hangi stratejik hamlelerin olduğunu görmek okur için yeni tecrübedir. Devletlerin Mahan’ın deniz hakimiyeti teorisini gerçekleştirmek uğruna ortaya koydukları performans ise uzayın fethiyle eş tutulacak bir yapıdadır. Uzayla denizin fethindeki benzerlikler uçsuz bucaksız okyanuslara hükmetmeye çalışan insanoğlunun hikayesinden anlaşılabilir.

Denizlere hâkim olanın insan olmasına rağmen, gemilerdeki yaşama haklı olarak eserde yer verilmemiştir. İlk aşamada eseri eline alan okurun böyle bir beklentisi olabilir. Zira deniz harp tarihiyle ilgili belgesel özelliği gösteren görsel malzemelerde ya da yazılı metinlerde gemideki yaşama yer verilir ve böylelikle konuya ayrı bir albeni ya da çeşni katma yolu izlenir. Oysaki buna gerek yoktur. İnsan tarihe dair akademik eserler için bile fazlasıyla ele avuca sığmaz bir kavramdır. İşin içine anıların ve öykülerin girdiği bir anlatımda nesnenin rolü bazen sıfıra iner ve bu da bağlamdan uzaklaşmaya neden olur. Bu yüzden yazarın insan konusundaki sükutuna hak vermek lazımdır.

Eserin alanının fazlasıyla bakir olduğu ilk aşamada gözden kaçmaz. Zira ele aldığımız eserin benzerini elimizdeki literatürde bulmak güçtür. Konuyla ilgili savunma sanayisini ve askeri tarihi ilgilendiren akademik makalelerin bulunduğunu söylemek mümkündür. Ama geniş kapsamlı okur kitlesi için eserin benzerinin olduğunu savunmak zordur. Nesnel bilgi aktarımıyla Batı’daki benzerlerinden geri kalmayan eserin askeri tarih açısından kıymetli bir kaynak olduğunu söylemek abartı değildir. Hatta deniz harp okullarında okuyan öğrenciler için nitelikli bir ön okuma olacağı kolaylıkla tahmin edilebilir.

Bununla beraber eserin günümüze yakın bir dönemi de anlatması yazarın güncel literatüre hakimiyetini zorunlu kılmaktadır. Fakat güncel kaynakların günümüzdeki yoğunluğu iş yükünü arttırmasına rağmen yazar rafine bir kaynak dökümü ile eserini zenginleştirmektedir. Bu açıdan eserin yeterince doyurucu olduğu savunulabilir. Zira eserde kullanılan resimler ve internet kaynaklarının bolluğu yazarın titiz ve nitelikli çalışmasını doğrulamaktadır.

Sonuç olarak, eserde anlatılan her bir deniz harp platformu hakkında detaylı bilgi edinmek mümkündür. Çünkü ele alınan her bir platform tüm yönleriyle masaya yatırılmıştır. Adeta bir insan gibi tasvir edilen gemilerin boyları, enleri, ağırlıkları, süratleri, mürettebat sayıları, savaş güçleri, tarihi operasyonel faaliyetleri, savunma özellikleri vb. belirtilmiştir. Bu çok yönlü ve zengin anlatım sayesinde okurun “amiral battı” oyunu seviyesindeki bilgi düzeyinden merhalelerce yukarı bir konuma erişeceğini tahmin etmek güç değildir.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir