Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Yağmurdan Sonra" iki kardeşin doğaya sevgisini, ilgisini anlatıyor. Doğada neler bulduklarından, doğayı neden sevdiklerinden, doğayla ne oyunlar oynadıklarından çok nahif bir dille bahsediyor. Ayrıca anlatımın ritmik yapıda olması şahsen benim hoşuma gitti.
Resimleme kısmı ise öyküsü kadar tatlı. Öykü ve resimler o kadar uyumlu ki, nasıl anlatsam, ikisinin tınıları aynı diyebilirim sanırım.
4 yaş üzeri için uygun deniyorsa da bence bu yaş meselesi çocukların hazır bulunuşluklarıyla da alakalı. Duruma göre 2-3 yaşa da uygun olabilir aslında.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
20 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir cinayet üç kadın...
Bir kaç hafta önce annesi ölen ve Londra'da bir teknede yaşayan Daniel isimli bir adam teknesinde vahşice öldürülmüş olarak bulunur ve ortada şüphe uyandıran 3 zanlı kadın vardır.

Hepsi kendince haklı nedenlerden ötürü psikolojik olarak sorunlu olan bu kadınlardan hangisinin katil olabileceği konusunu psikolojik-polisiye karışımı bir tarzda işlemeye çalışıyor yazar.

Kadınlardan Laura küçük yaşta arkadaşının ölümüne şahit olmuş, ayrıca o yaşlarda bir kaza geçirip fiziksel ve psikolojik sorunlar yaşamış; Carla'nın oğlu kadının kız kardeşinin ihmali sonucu küçük yaşta ölmüş; Miriam'ın yazdığı roman taslakları biri tarafından çalınarak kitap yapılmış. Yazar, bu üç kadını da bir şekilde olayların içinde gösteriyor ve hem geçmişte hem de cinayetin yaşandığı yakın zamanda bu kadınların birbirleriyle ve ölen adamla olan ilişkilerini olayların gizemini koruyarak bölüm bölüm ortaya çıkarıyor.

Romanda ön planda olan üç ve bir kaç tane de arka planda katil zanlısı olunca bazı bölümler dikkat dağıtıcı olmuş. Yazar kadınların geçmişte yaşadıkları olaylar sonucu geçirdikleri travmaları anlatmak adına araya bölümler ekleyince roman genelinde hikayenin akışını takip etmek biraz zorlaşıyor.

"İnsanın kendini seksen yaşında hissetmesi imkansızdı. Kimse kendini seksenlik gibi hissetmezdi." (s.132)

Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büyük Kuramcı Gumilëv'den Akademik Bir Şölen!
Dünyaca ünlü Rus coğrafyacı ve tarihçi olan Lev Nikolayeviç Gumilëv (1912-1992), sadece Rus tarihçiliğine değil dünya tarihçiliğine büyük katkılar yapmıştır. Özellikle de Lev Nikolayeviç Gumilëv’i meslektaşlarından farklı kılan en önemli özelliği teori yani kuram üretmesi ve yeni metodolojiler denemesidir.

Lev Nikolayeviç Gumilëv, farklı ulusların genetik karakterleri ile yaşadıkları coğrafyayla ilgili geliştirdiği “Etnogenez” teorisi ile ilim dünyasında büyük bir ses getirmiştir.

Gumilëv'un akademik literatüre kazandırdığı Etnogenez kuramı dünya tarihine, insanların yaşamına, toplum ve doğanın şekillendirdiği tarihi sürece yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.

Lev Nikolayeviç Gumilëv’in “Son ve Yeniden Başlangıç” başlıklı bu eseri, onun bu konuda kaleme aldığı en önemli kitaplarından birisidir. Yazarın daha önce kaleme aldığı “Etnogenez Halkların Şekillenişi Yükseliş ve Düşüşleri” başlığını taşıyan ve aynı şekilde Selenge Yayınları’ndan yayınlanmış kitabının bir devamı ve tamamlayıcısı niteliğindedir.

Gumilëv, Etnogenez teorisini ve bilimsel alandaki yerini şu cümleleri ile ifade etmektedir:

"Araştırma konusunun insan eseri olduğu yerde tarih beşeri bir bilimdir, yani... folklor yazıları, felsefe sistemleri, ...resimler, kısaca, özünde statik olan kaynaklar... Ama insan sadece toplumun bir üyesi değil, aynı zamanda bir etnik grubun da üyesidir. O, biyosfere dâhildir, etnogenezin bir fonksiyonu olan etnik tarihin iskeletini oluşturan olayları gerçekleştirip tarihte izini bırakmaktadır. Bu yönüyle tarih bir doğa bilimidir..."

Rus tarihçi Lev Nikolayeviç Gumilëv, başta bu eseri olmak üzere diğer bütün eserleri birbirinin devam ve tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu nedenle de Selenge Yayınları’nın öncülüğünde yayınlanmış “Gumilëv Kitaplığı” önemli bir boşluğu doldurmaktadır.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk insanının uzaya, Mars'a gidişini fantastik bir dille ele alan güzel bir çocuk-genç romanı okudum. Uzayı, Mars'ı çocuklara, gençlere sevdiren, merak duygusunu aktif tutan, yalın bir anlatımla ele alınmış bir kitap. Mars’a insanlı ilk giden ve Mars'ta yaşam kolonisi kuran milletin ilk olarak Türk olması isteğinden doğmuş, gerçekleşmesi muhtemel, güzel bir hayal ürünüdür. Amerika, Rusya ve Çin'den önce Mars'ta ilk uzay üssünü kurmak hedeflenmiştir. Ve bile isteye uzay serüvenin dümenine sokuyor okuru. Başarmak, kaybetmenin bir ödülü değil mi sonuçta? Mars yolculuğu nasıl yapıldı? Neler yaşandı? Nasıl sonuçlandı? Son hadde de neler yaşandı? gibi birçok sorunun cevapları da bu kitapta, buyurunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kavimler Göçü’nün, Öncesi ve Sonrası ile Batıdaki Yansımaları
Yaşanan iç karışıklıklara Çin baskısı da eklenince dağılma sürecine giren Asya Hunlarından ayrılıp batıya doğru ilerleyen ve yeni yurtlar arayan Hunlar, Balamir liderliğinde İdil ırmağını geçmiş, Avrupa önlerine gelmişlerdi (374-375). Topraklarına doğru gelen bu devasa kitleler karşısında direnemeyen Gotlar ve Alanlar da batıya doğru göç etmek zorunda kalmıştı. Yıllarca doğudan akıp gelen bu insan seli karşısında bir çağ kapanmış, feodalite yükselmiş, krallıklar yıkılmıştı.

O dönemi yaşayanlardan Ambrosius, 390 yılında kaleme aldığı Luka İncili yorumunda, göç hakkında şunları yazmış: "Dünyanın sonu geldi. Ahir zamanları yaşıyoruz ve dünyadaki belirli marazlar bunun başlangıcı". İsa'nın Yeni Ahit'te kehanette bulunduğu ve ilk Hristiyanların kendi yaşam süreleri içinde bekledikleri son günler artık gelmiş görünüyordu. Tezahür eden ilk "maraz", Hunların ilerlemesiydi… Hunlar Alanlara saldırıyordu, Alanlar Gotlara, Gotlar Tayfallara ve Gotların göçü de bizleri vatanımız İllirya' dan göçe zorladı… Ve hala sonu gelecek gibi görünmüyor. (s. 14)

Alman bir tarihçi olan yazar Klaus Rosen, kitabın başında Ambrosius gibi göçün etkilerini bizzat yaşayan dönemin tanıklarına atıflar yaparak söze başlamış. Bir dönüm noktası olarak kabul edilen, Kral Valens’in Gotlara yenilişinden sahneler vermiş.

Kavimler Göçü öncesindeki 5 asırlık sürede, Roma, Germenler ve komşu halklarla ilişkilerin esaslı bir panoraması çizilmiş: Roma, imparatorluğu çevreleyen ülkelerle ilişkilerinde de her zaman belirleyici güçtü. Daima kendisinin yüceliğinin (maiestas) tanınmasını şart koşuyordu. "Daha büyük" anlamına gelen maior kökünden türeyen maiestas, yani "majeste", zaten tek başına üstünlüğü vurguluyordu. İki taraf sözde eşit olarak karşı karşıya geldiğinde dahi, resmiyete dökülmeyen bir üstünlük geçerliliğini koruyordu. Sınırlarının dokunulmazlığı, yüceliğinin (maiestas) neredeyse hiç ilan edilmemiş fakat hassas bir göstergesiydi. Sınırlar, modern anlamdaki sabit çizgiler değil, sınır görevi gören nehirlerin ötesini de kapsayan, değişken genişlikte mıntıkalardı. Orayı izinsiz geçen, Roma halkının düşmanıydı. (s. 38)

Kavimler Göçü sonrasında Roma’nın dağılması, düşmesi ve çöküş yılları, bir anlamda Avrupa kıtasında oluşan otorite boşluğu, hak iddiaları ve gücün yeniden paylaşımı, kitabın hacmine oranla oldukça ayrıntılı yer bulmuş. (s. 57-79) Otorite boşluğunda, Roma coğrafyasında oluşan bağımsız Cermen devletleri, Roma’nın Cermen politikası ile beraber iki bölümde incelenmiş. (s. 81-108) Son tahlilde, Hitler’in ârî ırk siyasetinin ve doğuya doğru yaptığı askerî seferlerin bu göçlerle, “güncel bir dayanak” olma noktasında bağlantısı kurulmuş:

"Savaş, varoluş sebebinin en eski haline geri döndü: kavim savaşlarının yerini yeniden alan savaşı alıyor." Sıkça yapmış olduğu gibi, insanı aşağılayan politikaları için yine tarihten kendine onay çıkarmaya çalıştığı görülüyordu: "Kavimler Göçü doğudan batıya doğru yapılmıştı. Şu andan itibaren kavimler seli batıdan doğuya geri akacak. Bu ebedi mücadele, en iyilerin seçilmesine olanak tanıyan doğanın prensiplerine uygun bir durumdur: varoluş yasası, daha iyi olanın yaşaması için kesintisiz öldürmeyi gerektirir." (s. 115) Hitler daha 1924'te Kavimler Göçü'nden etkilenerek, Kavgam (Mein Kampf) kitabında Cermenlerin de "tüm Aryanlar gibi" en eski zamanlardan beri daima "kültür yaratıcıları" olarak ortaya çıktıklarını ifade etmişti… (s. 116)

Kitapta aslında göçün öncesi ve sonrası, asırlarca süren büyük göçten daha çok yer tutmuş görünüyor. Özellikle Roma İmparatorluğu’nu oluşturan unsurlar arasındaki denge ve komşularla yürütülen ilişkiler ekseninde adeta mini bir Roma tarihi eseri hazırlanmış. Oysa bu göçe maruz kalanlar kadar, göç edenlerin de bu kapsamda, teraziyi dengeleyecek miktarda anlatılması bir okur için en doğal beklentidir. Ancak bunu bir eksiklik olarak değerlendirmediğimizi de ifade etmeliyiz. Zira kitabın, içinde yer aldığı serideki tüm kitaplar, sınırlı kapsamda hazırlanmış. Yazarın bu sınırlı kapsamda, böylesine geniş bir konuyu belli tercihlere göre kaleme aldığı ortadadır. Klaus Rosen, bu nedenle eserin sonunda, kaynakçada, kitapta yer veremediği bilgiler için aynı seride olan diğer kitaplara atıf yapmış. (s. 121 vd.)

Eserde yer verilen Seneca’ya ait bir tespitle satırlarımıza son verelim: “… Şu veya bu sebepten insanlar vatanlarını terk ediyorlardı. Ancak bir şey açıkça görülüyor: Doğduğun yerde kalmak gibi bir durum söz konusu değildi. Sürekli değişim, insan türünün bir özelliğidir. Yerküre üzerinde her gün bir şeyler değişiyor. Yeni şehirlerin temelleri atılıyor, yeni halkların isimleri, eskilerin soyunun tükenmesiyle ya da daha büyüklerin içinde erimeleri sonucu öne çıkıyor." (s. 24)

İyi okumalar!
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Selenge Yayınevi son yıllarda biz tarihçiler için hem birinci elden kaynakların hem de yabancı dilde hazırlanan araştırmaların dilimize kazandırılmasında çok önemli çalışmalar yapmaktadır.

Selenge Yayınevi’nden çıkan son kitaplardan biri de İngiliz Orta Çağ tarihçisi Hugh Kennedy’nin.

Bu eser dört halife zamanından itibaren Emeviler ve Abbasiler devri ordu yapılanmasını, silahlarını, savaş terimlerini, taktiklerini ilk fetihlerden itibaren akıcı bir üslupla ve değerli yorumlarla anlatmaktadır. Kaynaklarına baktığımızda Taberî, Belazüri, el-Kindî, Ya’kubî, İstahrî ve el-Câhiz gibi dönemin şahitlerinin eserlerinden faydalanmıştır.

Abbasi hilafeti ile İslam ordusundaki radikal değişiklere dikkat çeken Kennedy, Halife el-Mu’tasım tarafından kurulan Sâmerra ordularına bir bölüm ayırmıştır. İslâm âleminde Türklere dair yazılan en eski eser olan el-Câhiz’den alıntılar yapan yazar zamanın en etkili askeri gücü olan Türklerden de bahsetmiştir.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı dün akşam bitirdim. Yazarın hayatını okuduktan sonra kendisinden nasıl izler taşıdığı açıkça görülüyor kitapta. Peter Bey, gölgesi olmayan bir adam ve insanlar hemen anında fark ediyor. Durup düşündüm biz peki çabucak fark eder miydik bir insanın gölgesinin olmadığını. Bu kadar dikkatli miyiz? Yazar kimliğimiz ya da varlığımız yerine gölgeyi koymuş başka bir yazar kokuyu koymuştu( Patrick Süskind - Koku). İnsanların bir yere ait olamaması ve en sonunda mutluluğu doğada bulması. Peter, kitabın sonlarına varmadan şeytana ruhunu satsaydı ne olacaktı peki? Bu sefer akıllara Oscar Wilde'ın Dorian Gray'in Portresi gelir. Bu tarz kitaplar çok güzeldir her zaman. En azından benim için.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kızımla her yıl sonunda okuduğumuz kitapları değerlendirip yılın kitabını seçeriz. Bu yıl ödülü Tatlı Bir Tesadüf'e verdik. Özellikle Penelopi Teyzeyi çok sevdik.

Ekranı karlanma yapan bir televizyondaki film karesine benziyordu Penelopi teyze. Ağzı bir karış açık, donup kalmıştı resmen. Orma-
nına kavuşamayan upuzun bir asma köprüydü uzayan bakışları; basamakları sonsuza uzanan bir merdiven... Havaalanındaki konveyör bandında tekrar tekrar dönen sahipsiz bir valiz gibiydi.

Saniyeler... Dakikalar... Saatler... Günler...
Haftalar... Aylar... Mevsimler...
Bir bakışlık zamanda aradan yıllar geçti.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu on dört hikâyenin tamamına yakını, Van, Bahçesaray'ın Elmayaka köyünde ve yazarın dayısının köyünde geçmektedir. Bu hikâyelerin ne kadar kurgu, ne kadarı yaşanmış olduğunu başta yazar ve yakınları bilecektir. Bu hikâyeler, köy-kent kıyaslama ve gidiş gelişlerinden ziyade, köydeki hayatın zorlukları ve daha çokta özlemle yâd edilmesinin güzellikleriyle yol alındığı görülmektedir. O günlere dair sevgi ve bilgi katılmış muhabbetlerle işlenmiş yaşanmışlıklar okudum. Hayatın sadece imkândan ibaret olmadığı, daha çok vicdan meselesi olduğunu hatırlatıyor bu hikâyeler bize. Günümüze oranla tevekkülün ve şükrün daha çok olduğu yıllardan bahsediyoruz vesselam.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türkiye'de yayınlanan en nitelikli Hazar tarihi çalışması!
Eserleri ile haklı bir şöhret kazanmış Sovyet tarihçisi ve arkeoloğu olan Mihail Artamonov’un bu eseri konuya dair kaleme alınmış zirve bir eserdir. Artamonov, Leningrad Üniversitesi'nde yürüttüğü akademik çalışmalarla Modern Hazar tarihi çalışmaların kurucusu olarak tarih akademisine önemli katkılarda bulunmuştur.

Artamonov'un Hazar Tarihi adlı eseri öncü bir eser olarak literatürde tanınmış ve yer etmiştir. Nitekim başta Hazarlar olmak üzere bu sahada çalışma ve araştırmalar yürüten akademisyenlerin ilk başvuru kaynaklarından ve referans eserlerinden biri şüphesiz Mihail Artamonov’un "Hazar Tarihi: Türkler, Yahudiler, Ruslar" adlı eseridir.

Eser, Yahudilerin Hazar'a nereden geldiklerini, halkları nasıl köleleştirdiklerini, zaman içerisinde bölgede yükselerek nasıl ülkenin efendisi haline geldiklerini ve Hazarların Yahudiliğe geçişini etraflıca konu almaktadır. Bu çalışma Hazarlara dair siyasi, dini, sosyal ve ekonomik olmak üzere geniş bir tarihsel anlatı sunmaktadır.

Artamonov'un kaleme aldığı bu eser uzun yıllar süren araştırmaların bir sonucudur. Hatta eserin müellifi söylediği her sözü birkaç kaynakla doğrulamaktadır. Bu bakımdan da eserin akademik kalitesi üst düzeydedir.

Bu çalışma yayınlandıktan sonra tüm dünyada gündem olmuş ve büyük tartışmalara yol açmıştır. Aynı zamanda eserin yazarı kitapta daha önceki araştırmacıların yanlışlarını ortaya koymuştur. Bu nedenle de başta Rus bilim adamları olmak üzere Batılı bilim adamlarını sert bir dille eleştirmiştir.

Son olarak söylemek gerekirse "Hazar Tarihi: Türkler, Yahudiler, Ruslar" adlı eser, bu konuda dünyadaki en ciddi ve önemli literatür kaynağı olmasının yanı sıra Türkiye'de yayınlanan en nitelikli Hazar tarihi çalışmasıdır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir