Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Açıkçası son yıllardaki Grange kitapları (Kaiken-Ölüler Diyarı-Son Av) beni aksiyon yönüyle yeterince tatmin edememişti. Kurgu ve özgün konu seçimleri konusunda Grange'a sonsuz güveniyorum ancak bunları okurken nedense kitabın ortalarında sonunu çözmüş gibiydim. Yazar alışkın olduğumuz dozun altını sununca, madde bağımlısı insanların yoksunluk krizine benzer bir 'Aksiyon yoksunluğu sendromu' yaşıyorum ben de. Küllerin Günü ise Grange'ın o eski ve görkemli, şiddet dolu aksiyon sahnelerini büyük oranda sağladığı için kalbim ağzımda bitirdim kitabı. Konu yine çok özgündü, anlatımın akıcılığına zaten laf yok. Sadece soruşturma sona yaklaştıkça heyecan katlandığı için su gibi akıp gitti. Tavsiyedir.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Arap Uyarılışı: Arap Kandırılışı
Yazar, Arap milliyetçiliğini farklı bir açıdan ele aldığı iddiasıyla farklı ve iddialı bir giriş yapıyor ve Arap milliyetçiliğini misyoner okullarının himayesinde, 1847’de Beyrut’ta kurulan Bilim ve Sanat Derneği’ne dayandırmaktadır. Üyelerinin tamamının Hristiyan olduğu ve Yazıcı ve Bustani’nin entelektüel katkısının bulunduğu bu derneğe, Arap milliyetçiliğinin dayandırılması ilginç bir iddia. II. Abdülhamid döneminde, baskı ve sansür nedeniyle Osmanlı egemenliği altında her yerde olduğu gibi Suriye ve Lübnan’da da kurulan bu derneğe büyük bir anlam yüklenmesi garip gelmektedir. Ardından da kurulan bazı dernekler ve özellikle askeriyede Araplarca kurulan gizli örgütlere değinildikten sonra eserin büyük bir kısmının siyasi gelişmeleri ele alması da bu iddianın sakilliğini göstermektedir. Bu iddianın önemi şu noktada önem kazanmaktadır. Misyonerlerin, halkı Osmanlı’ya karşı ayaklandırmak veya tutum almak için, fikri çalışmaları başta yerli Hristiyanlardan başlayarak Müslümanlara yayma gayesiyle hareket ettiklerini göstermektedir.

Arap milliyetçiliğinde Mehmet Ali Paşa’nın çıkışını yanıp sönen bir aleve benzeten yazar Mehmet Ali Paşa ve haleflerinin Arap milliyetçiliğine katkısını pek önemsememektedir.

Eserde, Arap milliyetçiliği bağlamında detaylı bir şekilde İngiltere destekli Şerif Hüseyin ve oğulları tarafından başlatılan Osmanlı’ya isyan hareketi ele alınmıştır. İç dinamikten ve tutarlılıktan yoksun, Osmanlı’nın kötü yönetimi, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının milliyetçi ve dışlayıcı politikaları, iktidar hırsı ve daha da önemlisi İngilizlerin himayesinde gerçekleştirilen harekete Arap ulusal hareketi ve Arap uyanışı denilmesi tamamen aldatmacadır. Büyük hülyalarla kandırılan Şerif Hüseyin’in I. Dünya Savaşı’ndan sonra da olayı tüm çıplaklığıyla görmesine rağmen, hâlâ bu nitelemenin kullanılması son derece manidardır.

Eser, benim açımdan Filistin konusunda Şerif Hüseyin ve oğullarının Batı ve Siyonistler ile ilişkileri dikkat çekicidir. Şerif Hüseyin ile Kahire’deki İngiltere misyonu ile teati edilen yazışmalarda açık bir şekilde Suriye’nin Akdeniz’e paralel kıyıları hakkında İngiltere savaş sonrası taahhüde girmekten bilinçli bir şekilde kaçınmıştır. O dönemde Filistin’e Yahudi göçü olgusu ve çok geçmeden ilan edilen Balfour Deklarasyonu da dikkate alındığında Şerif Hüseyin’e, Filistin ve Lübnan dışarı bırakılarak vaatlerde bulunulmuştur. Ayrıca 3 Ocak 1919 tarihli Şerif Hüseyin oğlu Faysal ile Siyonist Örgütü temsilcisi Chaim Weizmann arasında akdedilen anlaşma da bu durumu doğrulamaktadır. İster milliyetçi açıdan ister İslami açıdan hiçbir Arap’ın kabul etmeyeceği bu durumun ulusal hareket olarak nitelendirilmesi tamamen safsatadır. Zaten I. Dünya Savaşı sonrasındaki Arap dünyasının hâli de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Eserin ismi “Arap Uyanışı: Arap Ulusal Hareketinin Öyküsü” olmasından ziyade “Arap Uyarılışı: Arap Kandırılışı” olması gerekirdi.

Eserin tercümesi son derece akıcı ve sade olup tercümanları tebrik etmek gerekir. Bununla birlikte iki husus dikkatimi çekti. Bunlardan birincisi 1930’lu yıllarda Arabistan’da otoyola değinilmesi, ikincisi ise bazı yerlerde İskenderun’un İskenderiye olarak adlandırılmasıdır. İnternet kaynaklarında da Arabistan’da ilk otoyolun 1961’de hizmete açıldığı belirtilmektedir.

İçeriğine katılmasam da Arap dünyası üzerine ilgili duyanların son derece istifade edebileceği özgün bir eser olup eserin eleştirel bir gözle okunmasında fayda mülahaza edilmektedir.
Yanıtla
9
2
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hayat öyle bir sinir ağı ki, kimlerle sinaps yapacağını asla kestiremezsin.
Bir roman bu kadar sürükleyici, ilginç ve dâhi öğretici olur mu? Olurmuş.

Doğrusu, bir roman türü olarak Nöro-Roman türü olduğunu bilmiyordum ve bu tarz bir romanlar da okumamıştım aslında. Okurken romanın kahramanlarının beyin nöronlarında, sinapslarında gezindim, davranışlarının, kararlarının ve hatta kaderlerinin nasıl bilinç dışında nöral bağlantılarla şekillendiğine tanıklık ettim.

Kurgu harika, olay örgüsü muhteşem.

Restoran sahibi sinestezik bir kişilik Alef, sinirbilime meraklı ve tıp fakültesinden ayrılmış oldukça zeki bir kadın Tesla, Tesla'nın kız kardeşi Meryam, kötü giden bir evliliğin içerisinde Meryam'ın eşi Perit, sokaklarda büyümüş sonrasında şirket sahibi olmuş güçlü bir mafya lideri fizyolog lakaplı Galen, Tesla'nın yakın arkadaşı ve masum yaşantısının içinde bir hacker olan Derviş lakaplı İlias ve tüm kurgunun bağlandığı, Tesla'nın annesi olarak bildiği Vera. Peki bu kadar farklı hayatlar hangi kurguda ve nasıl bir hikayede buluşabilir.

Okurken öyle ilginç bilgilere ulaşacaksınız ki, roman mı okuyorum yoksa fizyololoji ve sinir bilimi konusunda ders kitabı mı okuyorum diye tereddüte düşeceksiniz.

Sinirli insanların frontal korteksini kullanmakta güçlük çektiklerini (s.184), kakaonun sinaptik bağlantıları güçlendirdiğini (s.187), "Daha önce duydun mu bilmiyorum ama seksor diye bir meslek var" (s. 215) dediğinde, seksorun nasıl bir meslek olduğunu.

Serinin bu ilk kitabı ve romanın sonu, sanırım serinin ikinci kitabı Arachnoid Mater'ın başlangıcı ve ben ikinci kitaba başlıyorum.

Keyifle ve merakla okuyacağınız bir kitap.
Yanıtla
15
2
Destekliyorum  5
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bilimin evrendeki yolculuğu...
İskenderiye’den Şam, Cündişapur’a ve Bağdat’a, Bağdat’tan Endülüs Kurtuba'sına ve Avrupa’ya bilimin yolculuğunu bir solukta okuyacağınız bir kitap. Elinizden bırakamayacağınız bu eser ile bilimlerin ve bilim adamlarının cazibe merkezlerinin, kütüphanelerin tarihi yolculuğunu bulacaksınız. İslam dünyasının antik bilim ve felsefe kaynaklarını nasıl kendi dillerine çevirip sonrasında yorumlayıp, tenkit ederek geliştirdiğini Hikmet Evlerinin kuruluşunu, el-Cahiz, el-Kindi, Farabi, İbn Sina, el-Razi, et-Taberi, Biruni gibi nice bilim adamlarının serüvenlerini, kağıt fabrikalarının kuruluşunu ve bilimlerin Endülüs’e ve Avrupa’ya yolculuğunu zevkle okuyacaksınız.

Çevirisini yapan Ufuk Çoksürer’in değerli katkıları ile bilim tarihi ve İslam dünyasındaki filozof ve bilim adamlarının hayatını daha yakından tanıma fırsatı bulacaksınız.

Özellikle, Endülüs’e iki bölüm ayıran yazarın değerli yorumları ile İslam Medeniyeti havzası içinde olan Endülüs’ün kendine özgü karakteri ile farklı bir İspanya kültürünün doğuşuna önemli katkılar sunduğunu, Yahudilerin ve Hristiyanların uzun bir süre İberya’da barış içerisinde yan yana yaşadıklarını görülmektedir.

Bilimin tekrar Avrupa’ya ulaşmasını anlatan bu eserin özetini, din adamı Lupitus 984 yılında bir yazısında şu şekilde vermektedir:

“Dua saatlerini bilmek, paskalyayı doğru zamanda kutlamak ve kıyamet alametleri hakkında yorumda bulunmak istiyorsanız usturlap kullanmanız elzemdir. Biz Hristiyanlar eskilerin hikmetini unuttuk; Tanrı şimdi bize Araplar aracılığıyla bu hikmeti tekrar bahşediyor.” (s. 122)

Bilime meraklı ya da bilim tarihine ilgi duyan herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri...


Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kafka’nın en iyi eserlerinden biri oldukça akıcı bir dil ve anlatım tekniği. Hikaye kurgusu o kadar kusursuz ki hemen bir çırpıda okunacak bir eser hikaye bütünüyle sizi içine çekiyor anlatılanların tanığıymışsınız gibi bir his veriyor okurken sanki ben de o evde o aileden biriydim ve Gregor Samsa’nın acısını içimde hissettim kız kardeşi konusunda hayal kırıklığı yaşadım ağladım sonu çok üzücüydü uzun süre etkisinden çıkılmayacak bir eser herkese tavsiye ediyorum
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  4
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İçeriğindeki tablolar ile zengin ve dolu dolu bir eser!
Tanınmış İngiliz arkeolog ve şark araştırmacısı olan Stanley Lane-Poole tarafından 1894 yılında yazılan bu eserin günümüz Türkçesine aktarılması tarih akademisine önemli bir katkı sağlamıştır.

Stanley Lane-Poole, Oxford ve Dublin Üniversitelerinde eğitim almış, İslam sikkeleri konusunda uzmanlaşmıştır. Özellikle de British Museum’da İslamî sikkeler bölümünde idareci olarak çalışmış olması da kaleme aldığı bu eserin yetkin bir tarihçinin kaleminden çıktığının en önemli göstergeleridir.

Stanley Lane-Poole’nun kaleme aldığı bu eser, 19. Yüzyılda önemli tarihi kaynaklar incelenerek İslam ülkelerinin tarihini anlatan kıymetli eserlerin başında gelmektedir. Eser, ilk olarak Halil Edhem Eldem tarafından 1922 yılında "Düvel-i İslamiye" adıyla Osmanlı Türkçesi olarak neşredilmiş ve Türk Tarih Akademisine ve araştırmacılara sunulmuştur.

Bu eser, 139 ülkeyi kapsayan ve İslam ülkelerini batıdan doğuya bütün tarihsel dönem, devlet ve hanedanları gene hatları ile okuyucuyla paylaşmaktadır. Eseri Türkiye’de yeniden yayına hazırlayan Halil Edhem, eksik kalan bölümlere önemli ilaveler yapmıştır.

Samet Alıç tarafından yeniden günümüz Türkçesine aktarılarak yayına hazırlanan eser, Halil Edhem Bey’in en son ilaveli neşrinden hareketle yayına hazırlanmıştır. Selenge Yayınları tarafından yayınlanan kitap kaliteli baskısı ve güzel bir neşir hazırlığı ile seçkin bir eser olmuştur.

Kitap, hükümdarlar, tarikatlar, beyler ve liderler, halefleri ve onların ardılları gibi önemli kişileri soy ağacı ve tablo halinde sunmaktadır. Eser içeriğindeki tablolarla da oldukça zengindir. Kitabı satın alan okuyucular İslam tarihinin erken dönemlerinden başlayarak, sırasıyla Abbasiler, Emeviler, Endülüs Uygarlığı, Selçuklular, Haçlı Seferleri, Anadolu Türk Beyliklerini, Osmanlı Devleti ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini tarihi akış içerisinde inceleme ve öğrenme imkanına sahiptir.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Büveyhîler, 934-1056 tarihleri arasında hüküm süren Deylem bölgesinden bir hanedandır. Büyük Selçuklulardan önce Irak ve İran’da yaklaşık yüz yıl hâkim olan Şii kökenli bu hanedan Bağdat’ı ele geçirerek Abbasi Halifesini değiştirme kuvvetine de erişecektir.

Adudüddevle döneminde en güçlü dönemini yaşayan bu hanedan maalesef onun ölümünden sonra başlayan taht kavgaları nedeniyle de yıkılma sürecine girmiştir. İran ve Irak’ta hâkimiyet kurmuş olan bu hanedanlık Şii karakterli olması ile de İslam Tarihi açısından önemlidir.

Cibâl kolu, Fars kolu ve Irak kolu gibi kardeşlerin hâkim olduğu bir hanedanlık olarak tarihte yer alan Büveyhîlerin hâkimiyeti 1056 yılında son bulmuştur.

Cihan Gençtürk tarafından doktora tezinin bir özeti olarak karşımıza çıkan bu eser Büveyhîler tarihinin derli toplu ve öz bir siyasi tarihini içermektedir. Son kısmında da Büveyhîlerin kültürel hayatı hakkında bilgi vermektedir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihteki Komşumuz Bizans'ın Ekonomisi
“Bizans Ekonomisi”, ilk olarak 2007’de, Cambridge Üniversitesi Yayınları içinde basılmış. 2020’de Türkçe çevirisi yapılmış. Alanında, kült eserlerden biri olarak kabul ediliyor.

Yazarlardan Cecile Morrisson, Fransız bir tarihçi, nümizmatik uzmanı. Bizans’ın iktisat tarihi ve mali idaresi, uzmanlık alanı olmuş. Diğer yazar, Angeliki E. Laiou, Yunan asıllı, doktorasını Bizans Tarihi üzerine Harvard’da yapmış.

M.S. 330’da kurulan ve 1453’te sona eren Bizans Devleti, nâm-ı diğer Doğu Roma, günümüzde askerî, hukukî ve kültürel mirası kadar ekonomik olarak bıraktıklarıyla da araştırmacıların ilgi alanındaki yerini koruyor. Kuruluşundan en güçlü olduğu zamanlara kadar Avrupa ve yakın çevresindeki en güçlü ekonomilerden biri olan Bizans, işlek kara ve deniz ticaret yollarının tam üzerinde, İpek yolunun batı ucunda gayet müreffeh bir ülkeydi. Kuzey Afrika’nın kaybı, Arap ilerleyişinin hızlanması ve 4. Haçlı Seferi gibi Bizans’ın gerileyişine sebep olan unsurlar, ülke ekonomisini de darlığa sürükledi. Bu kitapta, konunun uzmanlarından, sürecin detaylarını okuyacaksınız.

Ekonomi tarihi içinde Bizans’ın ne düzeyde araştırıldığı konusu ve ortaya konulan eserler, kitabın giriş kısmında ele alınmış. Burada bir anlamda kitabın yazım hikayesi ve metodolojisi de anlatılıyor aslında. Altı bölüm olarak tasnif edilen eserin ilk bölümünde, konunun, hangi coğrafi sınırları kapsadığı, bu ekonomiye hayat veren insan faktörünün nitelikleri, sağlıklı bir zeminde işlemesine ortam hazırlayan kurumsal yapılar izah edilmiş: “Her şeyden önce, imparatorluğun siyasi kurumları istikrarı temin etti, güvenlik ve adaleti sağladı, özellikle de ekonomik yatırımın temel şartı veya teşvik edicisi olan mülkiyet haklarını teminat altına aldı. Erken Orta Çağ Batı Avrupası ya da imparatorluğun kuzeyli komşularının aksine, özenle hazırlanmış Roma kanunları Bizans'ta hiç yürürlükten kaldırılmadı, yüzyıllarca yayımlanmaya ve uyarlanmaya devam etti. Roma hukuku; sözleşmeleri, ticari faaliyetleri, ticari ortaklıkları, kredi ve faiz oranlarını, ayrıca drahoma ve miras haklarını düzenledi…” (s. 30)

Eserde 6. yüzyıldan itibaren anlatılmaya başlanılan Bizans ekonomik hayatı, ikişer asırlık bölümler halinde kaleme alınmış. Her bir dönemde, üretimde önde giden kaynaklar, ticaretin yönetimi, paranın alım gücü, demografik yapı, devletin uyguladığı liberal/müdahaleci politikalar vb. detaylar, okurun zihninde açıklığa kavuşturulmuş. Çalışmada yeri geldikçe kullanılan haritalar, figürler ve tablolar içeriği daha anlaşılır hale getirmiş. Savunulan tezler için yer yer ilgili bölgedeki arkeolojik kazılara, batıklara gönderme yapılmış. Akademik geleneğin bir gereği olarak dipnotlar bakımından oldukça zengin bir kitap.

Belli başlı konulara örnekleyici olarak göz atmakta fayda var:

“Bizans İmparatorluğu'nun 530'larda muazzam bir şekilde genişlemesi, aşırı büyük nüfustan (Stein ve Mango' ya göre 30 milyon kişi) kaynaklanan güçlü bir talebi doğurdu ve iş gücü, doğal kaynaklar ve sermaye gibi zengin üretim faktörlerine erişimi de sağladı…” (s. 36)
“En zengin güney eyaletlerinin kaybı ile Bizans topraklarının daralması, devletin mali kaynaklarındaki belirgin gerileyiş, nüfusun yalnızca sayısal olarak değil yoğunluk olarak da azalması, çok kısıtlı bir uzmanlaşmaya sahip daha küçük ve güvensiz bir piyasa dönemini başlattı ve ticaret sekizinci yüzyıl başlarında en düşük seviyesine indi.” (s. 55)

Kamu ekonomisinin aslî gelir kaynaklarından olan vergilere, her bölümde yer verilmiş: “Temel ve aynı zamanda en önemli vergi olan toprak vergisini tüm toprak sahipleri öderdi; aslında bu verginin ödenmesi başlı başına mülkiyet sahipliğinin bir isbatıydı. Sekizinci yüzyılın başlarından, belki de daha erken bir dönemden beri toprak vergisi her bir bireyin sahip olduğu toprağın değeri üzerinden hesaplanıyordu. Toprak, Bizans ekonomisini idare eden birimlerin tayin ettiği mali bir değere sahipti… Mali sistemin yönetimi için nispeten sınırlı vergilerin yanı sıra evcil hayvanlar, arılar ve benzerleri üzerinden başka vergiler de ayrıca toplanmıştır. Köylüler savunma, yol yapımı, köprü ve tahkimatların inşası için devletin yüklediği angaryaya maruz kalmışlardır.” (s. 65)

Meslek faaliyetlerini düzenleyen loncaların gördüğü işleve dair bilgiler verilmiş: “…kaynakların ve iktisadi faaliyetlerin bireylerin ellerinde temerküzüne karşı alınan tedbirler her yerde görülebilir. Konstantinopolis'te bunlar lonca yapılarında müşahede edilmektedir. Loncaların faaliyetleri, önemli düzenlemeler de getiren, hükümet tarafından denetleniyordu. Diğer hususların yanında hiçbir loncanın diğerinin faaliyet konusuna dahil olmaması için her bir loncanın faaliyet alanı kesin bir şekilde belirlenirdi. Böylece hem dikey ve yatay bütünleşme hem de belli malların üretim ve ticaretini kontrol edebilecek büyük girişimlerin oluşması imkansız hale getirildi.” (s. 73)

Eserde, Türkler ve diğer komşu milletlerle ilgili bilgilere rastlanılıyor. Bu husus, Selçuklu ve erken Osmanlı ekonomilerinin araştırılmasına katkı sağlaması açısından önem arz ediyor: “Anadolu platosunun Selçuklu Türklerine kaybedilmesi ile birlikte on birinci yüzyılda meydana gelen siyasi felaketler bu genel eğilimi geriye döndürmek için yeterli değildi. Zira imparatorluğun bu kısmı kıyı kesimlerinden ve Balkanlardaki bölgelerden daha seyrek nüfusluydu. İmparatorluğun elinde kalan bölgeler birbirine iyi entegre olmuş devlet ve ekonominin kurucu bileşenlerini oluşturmaktaydı.” (s. 111) “Selçuklulara kaybedilen alanlar öncelikle kırsal platolardı. Daha erken dönemlerde başkent için besi hayvanları ve atlar açısından önemli bir kaynaktı. Güney İtalya da hayvan yetiştirilen bir bölgeydi. Bu yerlerin kaybedilmesi et ve at eti kaynakları olarak Trakya, Bulgaristan ve Makedonya ile daha küçük ölçekte Sırbistan' a artan bir bağlılık meydana getirdi.” (s. 116) “On üçüncü yüzyılın sonlarında Osmanlılar Bizans Anadolusu'na akınlara başladılar ve birkaç onyıl içinde Bizans toprakları hızlı bir biçimde küçüldü, nüfusun bir kısmı kaçtı ve tarım faaliyetleri kısa bir süre için altüst oldu.” (s. 203)

Devletin gerilemeye başladığı 13-15. yüzyıl, küçük devlet ekonomisi modeliyle tarif ediliyor. “Bizans dünyası bütün Avrupa' da yaşanan 1340'ların krizine zayıflamış bir halde yakalandı ve genişleyen Osmanlı devletiyle de karşı karşıya geldiği için kendini toparlaması için artık çok az gücü kalmıştı. Bizans Devleti'nin son yüzyılında özel şahıslar zenginleşti, ancak sistem nihai olarak çöktü.” (s. 258)

Kitabın nihayetinde, bu ekonominin örnek model olarak ayrı bir başlıkta kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini görüyoruz: “Uzun ömrü boyunca Bizans İmparatorluğu daima karma bir ekonomiye sahip olmuş ve kompleks özellikler göstermiştir. Devlet, önemi ve ağırlığı üretimin gelişimine bağlı olarak farklılık gösteren bir rol oynadı. Ancak hiçbir zaman yegâne ekonomik aktör olmadı ve asla ekonomik süreçlerin askıya alındığı bir ortamda faaliyet göstermedi. Başka bir deyişle, piyasa güçleri, bazen küçük bazen büyük bir etkiyle, her zaman işlemekteydi. Yedinci yüzyıl krizinin hemen ardından devletin varlığı ve mali durumu oldukça kuvvetlendi. Ancak o dönemde bile, temel ekonomik yasalar işliyordu: bu yüzden 769'da V. Konstantinos temel vergilerin nakit olarak ödenmesini emrettiğinde, pazarlar fiyatları aniden dibe vuran tarım ürünleriyle dolup taşmıştı…” (s. 255) “Son yüzyılda yaşanan fiyasko daha önceki yüzyıllarda elde edilen başarıların üzerini örtemez. Bizans ekonomisi çok uzun bir zaman güçlü ve başarılıydı. Hatta muhtemelen Avrupa Orta Çağları için karma ekonomiye verilecek en başarılı örnektir.” (s. 258)

Kitabı çeviren Bahattin Bayram, çok titiz çalışmış. Eser, gayet akıcı bir anlatımla ortaya konulmuş. Kitabı ülkemize kazandıran Runik Yayınları ve editör Murat K. Köroğlu, yayıncılıkta özenle belirledikleri nitelikli eserlerle takdiri fazlasıyla hak ediyor.

İyi Okumalar!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aslen Trabzonlu olup Almanya'da doğup büyüyen ve Almanya'da iç mimar olarak çalışan yazarımızın kültürümüze, sokağımıza bu kadar aşina olup, insanlarımızı bu kadar iyi tahlil etmesi gerçekten takdire şayan bir durum.

20 kısa öyküden oluşan kitapta yazar; sokağı, dilenciyi, çöpçüyü, ressamı, papazı, savaş mağduru Suriyeli'yi, katili, tüccarı, aşkı, aşıkı, el kızını, arkasındaki güçle devlete sızan liyakatsizleri, cehaleti ve bilgiyi yani kısaca bize bizi anlatmış. Kısa betimlemeler ve kısa olay örgüleriyle kolay okunan ama vurucu mesajlarıyla insanı derin düşüncelere salan öykülerden oluşan kitabı arada bir açıp açıp hikâyeleri tekrardan okuyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ağırlaşan bir yabancılaşma haliyle cebelleşen insanlık, yüklerini azaltacak yeni yeni hayat bilgileri geliştirip özüne dönecek ki çözümler bulunsun sıkıntılarına. Velhasıl hulasa olarak; milli ve manevi duyarlılıklarla örülü güzel bir eser okudum. Samimiyet havuzunda dostlukla, içtenlikle, huzur tasavvurunda vücut bulduğu görülüyor. Bu neviden yazılarla kültürümüze, yakın geçmişimize, insana dair mülahazalarla okurun yüreğine nüfus edilebilmenin veçhilesi bu konularla yerini bulmuş görülüyor. Yazıların encamında hem nasihat nüvelerini hem de duygusal yoğunluğu görmekteyiz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir