Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Paulo Coelho 'nun otobiyografik öğelerle kurguladığı, bu yüzden de hayli özel bir çalışması ile karşı karşıyayız. O meşhur romanıyla, simyacılığa olan ilgisine aşina olduğumuzdan 'V.I.T.R.I.O.L.' ve 'Ölüm Bilinci' gibi gizemci kavramların ana fikirde yer alması bizi hiç de şaşırtmıyor. Diğer taraftan da baya baya realist bir dönem romanı olması yazarlık kapasitesi bakımından da şaşırtıcı bir gerçeği sunuyor açıkçası. Roman, yazarın alametifarikası metafizik vurgulara rağmen ayağı oldukça yere basıyor. Hatta içeriğinin bir bilimsel eleştirisinin de kotarılabilindiği pozitif derinliği var. Başrolde Sarah Michelle Gellar'ın olduğu, edebi uyarlama olarak başarılı bulunan ama pek de ses getirmeyen bir filminin de 2009'da çekildiğini burada belirtelim. Ayrıyeten "Veronica Decides To Die" diye bir hayli depresif bir müzik albümü de meraklıları için mevcut. Okurken iyi gidebilir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmişin Tanıklıkları: Portreler...
Gözlemin esas olduğu bir yazı türü “portre”. Kişilerin karakteristik özelliklerini okuyucuya aktarırken, konu olan kişilerin çevresindeki olaylara etkileri, müdahaleleri, çözümleri vb. başlıklarda irdelenir. Sonuçta, dış çevredeki insanların hedef kişilik hakkında, yakın çevreden gelen birebir gözlemlerle bilgi sahibi olmalarını sağlar. Önünüze ilginç anekdotlar çıkar.

Sözünü edeceğimiz kitap,”Moskova’dan Devrim Portreleri” başlığıyla Türkçeye çevrilmiş. Yazarı Amerikalı aktivist gazeteci Louise Bryant. Ekim devriminin ateşli günlerinde ve sonrasında, sıcağı sıcağına devrimin öncü ismi Lenin ve çevresindeki kadrosunu oluşturan isimlere dair gözlemleri sade ve anlaşılır bir dille yazıya dökmüş. Sonraki süreçte bu yazılar “Mirrors of Moscow” adıyla 1920’de kitaplaşmış. Anlatımdaki yalınlık, Türkçe çevirisinde de Yahya Yeşilyurt’un emeğiyle göze çarpıyor.

Doğrusu, ben okurken büyük keyif aldım. Farklı bir perspektiften, Rus devriminin öncü kadrolarına göz atabiliyorsunuz. Fikir sahibi olabiliyorsunuz. Üretilmiş efsaneleri değil; hayali olmayan gerçek gözlemleri okuyabiliyorsunuz.

“Washington, Londra ve Paris’te karşılaşabileceğiniz siyasi liderlerden en büyük farkları, daha dürüst ve kendileri gibi olabilmeleridir.”(s. 12)

Elbette, olayın ideolojik arka planı ve temeli üzerinden yürüyen bir sistematiği var. Devrimlerin dayanağını oluşturan teori ve teorinin pratiğe yansıması. Bir de gerçeklikler. “ Nikolay Lenin, iki amaç uğrunda çabalar: Rusya’yı Batılılaştırmak ve sosyalist devletin kaynağını canlı tutmak.” (s. 18) Bu süreçte eski sürgünler üzerinden “ABD ile daha yakın ilişkide olduğunu hissediyor. Onların Amerika’da eğitim almış olmalarından hoşnut görünüyordu.”(s. 19)

Detay okumaları size bırakarak son bir notu paylaşmak isterim: Tarihimizden yabancısı olmadığımız bir kişiyle karşılaşmak gerçekten ilginç oldu: ‘Enver Paşa’. ”Kaderimizi büyük ölçüde belirleyen tesadüfler, onun dinine yabancı olan birinin tanıyabileceği kadar tanıma fırsatı verdi bana. (s. 94)”, der Louise Bryant. Lenin’den Troçki’ye, Kollontay’dan Krasin’e öncü kadronun portreleri sizleri bekliyor.

Ayrıca Selenge Yayınları’ndan çıkan Francine Hirsch’in “Ulusların İmparatorluğu/ Etnografya Bilimi ve Sovyetler Birliği’nin Ortaya Çıkışı” adlı çalışmayı da okuma listenize eklemenizi öneririm.

İyi okumalar…

Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Biyolog ve Botanikçi'nin kaleminden AŞİİRKÂR
Çok değerli bir eser.
Uzun bir zaman diliminde yazılmış, bahar kokan çiçek görünümlü dizelerle bezeli bir eser.
Her ne kadar şiir denilince sonbaharın hüznü kalbimizi birazcık sıkıştırsa da sarının sıcak tonlarına benzer şiirler içimizi ferahlatmakta. İşte sonbaharın sarı tonlarının verdiği umudu ve aşkı da bize sunan bir eser.
Okurken; aşkla, doğayla, bilgi ve inançla sarmalandım.
Eğer hüzün ve sitem satırlara dökülecekse bu şekilde dökülmeli
Eğer sevinç ve mutluluk anlatılacaksa bu doğayla bütünleşmiş imgelerle anlatılmalı.
Severek ve hiç sıkılmadan okuyacağınız bir şiir kitabı.
Tekrar tekrar okuyacağınız şiirler ve dizelerle karşılaşacaksınız.
Değerli Şair MUHYETTİN ŞENTÜRK'ün ellerine sağlık.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rusya'nın kadim tarihine dair Türkçeye çevirilmiş en nitelikli eser!
George Vernadsky'nin Rusya Tarihi kitabı, Dünya tarihinin en köklü ve kadim halklarından biri ola Rus halkının kökenlerini, kültürel gelişimini ve coğrafi bölgelerini anlatıyor.

Yazar tarihçi George Vernadsky, Rusya tarihini eserinde beş bölüm üzerinden bir anlatım kurguluyor. Rurik hanedanı, Knaz Svyatoslav dönemi, imparatorluk ve imparatorluğun dağılma süreci, Rusların bozkır hayatları, Türk toplulukları, Moğol istilası, Büyük Petro, Büyük Savaşı ve Sovyetler Birliği'ne kadar Rusya tarihinin en önemli dönemleri detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.

Eser, Rusya ve Rus halklarına dair sadece siyasi bir anlatı değil sosyal, dini, kültürel ve ekonomik bir bakış da sunmaktadır. Rus halklarının, uçsuz bucaksız bir coğrafyada sürdürdükleri yaşam mücadelelerini anlatması bakımından keyifli bir okuma imkanı tanımaktadır.

Ahsen Batur tarafından Türkçeye kazandırılan bu eser, Türkçeye çevirilmiş Rusya tarihini konu edinen eserler arasında akademik bir çalışma olarak en nitelikli eserdir. Sayfa sayısı bakımından da hayli hacimli olan bu kitabın, alana dair başta akademik araştırma yapacaklar olan kişiler olmak üzere konuya ilgi duyan herkese hitap etmektedir.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kafamın yoğun olduğu zamanlarda Matt Haig iyi bir tercih oluyor. Dili kolay, anlatımı çok akıcı. Gece Yarısı Kütüphanesi'nden çok çok iyi bir kitap bana kalırsa. Oradaki karakter bu kitaptaki gibi başarıyla kurgulanmamıştı. Ya da belki daha şımarık bir kız çocuğu gibiydi. Buradaki karakterin psikolojisi öyle iyi verilmiş ki, derinliği hissediyorsunuz. Özellikle kitabın son sayfası, oradaki anlatım çok etkiledi beni. Kitabın sonundaki yazarın teşekkür notu da çok samimi. Ve de kitabının filme dönüşeceği haberini bizzat kendi vermesi çok tatlı. Yüzyıllardır yaşayan bir adamın tanıklık ettiği çağları, Shakespeare ve Fitzgerald ile tanışmasını, insanlığın ve mekânların kaçınılmaz değişimini anlatıyor yazar. Okuması keyifli.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk tirelerinin toplu bir sözlüğü...
Bu eser, 1994 yılında Rusya’da yayınlanan ve Rusya coğrafyasında yaşayan Türk halklarının (yaklaşık 12 bin) isimler sözlüğü diyebileceğimiz onomastik çalışmanın genişletilmiştir halidir. Merhum D. Ahsen Batur’un Türkiye, Irak, İran ve Suriye gibi diğer coğrafyalarda yaşayan 10 binden fazla boy, oymak ve kabile ismini eklemesiyle oluşmuş bu eser, yine Batur’un sözlüğü kullanma konusunda bilgilendirici giriş kısmıyla geliştirilmiş ve genişletilmiş bir eser haline gelmiştir. Batur’un ciddi katkı sunduğu anlaşılan eser, hem ansiklopedik bir sözlük ve hem de Türk halkları ile ilgili kaynakların verildiği bir bibliyografya niteliğindedir.

Şunu özellikle belirtmek gerekir ki Türkoloji, Türk dilleri ve Türk tarihi çalışanlara, bu alanlarda okuyan öğrencilere ve akademisyenlere çok faydalı olacak bir başvuru kitabıdır.

Eserde yaklaşık 23 bin Türk boy, kabilesinin isminin alfabetik olarak yer aldığı bu çalışmada, verilen kabile isminin hangi Türk boyuna ait olduğu ve farklı kullanım şekilleri ve hangi kaynakta bu ismin geçtiği verilmektedir. Örneğin; Çumurlu: Türkmen (Anamuslu), Solak 2002, s. 139.

Anadolu’daki ve Dünyadaki Türk halklarının isimlerini bir arada veren büyük bir emek ürünü olan bu eser, alanında Faruk Sümer’in çalışması gibi çalışmalara katkı sağlamaktadır.
Yanıtla
3
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
05 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Klasik Türk tarih anlayışında devletin zayıflamasında, gerilemesinde, dağılmasında ya da tamamen yıkılmasında yöneticilerin hatasının olmadığı düşünülür ve hep bir günah keçisi aranır. Çünkü Orta Asya’dan beri hükümdarın Tanrı tarafından tahta çıkarıldığı (Kut İnancı) düşünülmektedir. Hatta Osmanlı padişahları kendilerini “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak nitelerler. Bu nedenle devletin içinde bulunduğu olumsuz durumlarda hep dış ya da iç mihrakların etkili olduğu düşünülür. Osmanlı’nın zayıflaması sürecindeki iç mihraklardan birisi de Yeniçeriler olarak görülmüş ve özellikle 17. yüzyıldan itibaren yaşanan her olumsuzluk Yeniçerilerin sırtına yüklenmiştir. Bu eserde yazar gerçekte tek suçlunun Yeniçeriler olmadığını gayet güzel ve akıcı bir dille anlatmış. Ayrıca kitabın ikinci bölümünde ise Kapıkulu teşkilatı ile ilgili ayrıntılı bilgiler verilmiş. Bu alana ilgisi olanların mutlaka okuması gereken bir kitap.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu ürün araştırmacı bir psikolog tarafından kaleme alınmıştır. Kendi dalım olduğu için üniversitede bunu okuma ve inceleme fırsatı buldum. Devamında ise öğrendiklerimi hayatımdan hiç çıkartamadım. Öyle ki Paul Ekman bu bilgilere ulaşmak için çok çetrefilli yolları tercih etmiş. Afrika'nın yerel kabilelerini gözlemleyip analiz ederek bu kilometretaşı kitabı yazmıştır. Bilhassa okurken sürekli olarak çevreniz gözlerinizin önünden geçiyor, geçmeli de. Çünkü her dakikasından bahsetmiş oluyor. Bir bilim kitabı mı? Evet. Benim hiç alakam yok, anlar mıyım?. Evet. Gayet net anlatıma sahip. Kapağındaki yazılara takılmayın. Sunumu kolay olsun diye böyle bir başlık seçilmiş. Bu konuyla ilgilenenlere özel hayatımda özellikle tavsiye ediyorum. İşleri insan üzerine olanlara ve genellikle esnaf olanlara. Eğer ön bilgi edinmek istiyorsanız ''Lie to me'' adlı dizinin ilk bölümünü izlemeniz yeterli olacaktır.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eksikler ve Kesikler olmak üzere iki bölümden ve toplam 20 öyküden oluşan bu kitap; postmodern anlatım tekniklerinin ustaca kullanıldığı, okuyucuyu yoran, onu konfor alanından uzaklaştıran, zihnini karıştıran öykülerden oluşur.
Öyküler tematik olarak yalnızlığı, iletişimsizliği, bencilliği, toplumsal yapının ikiyüzlü insan ilişkilerini konu edinir.
Tabi yazar tüm bunları soyut olana takılıp kalmadan somut olanı da yani toplumsal sorunları da dahil ederek ustaca bir üslup ile işler.
Okuyunuz. Anlamlandırmaya çalışınız.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bireyin İradesi, Milletin Dileği, Zamanın Ruhu
Bir döneme damgasını vuran olaylar ve şahsiyetler hakkındaki tarihi bilgileri, roman formunda ilgi ve heyecanla okudum.

Geçmişteki olayları; tarihselci bir yaklaşımla, zamanın ruhu ve şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Bu mantıklı ve hakkaniyetli kriterin süzgecinde, okuduğum anlatımlardan öncelikle sorular üretmek istiyorum:
-Bir padişah, kral, yönetici, başkan veya başbakan; 33 yıl bir kurumun başında ve siyasi bir iktidarda kalabiliyorsa veya kendini kalmak zorunda hissediyorsa, bundan nasıl bir sonuç çıkarmalıyız?
-Koca imparatorlukta, daha iyi, yedek veya alternatif bir şahsiyet yetişmemiş midir?
-Yetişememişse sebepleri nelerdir?
-33 yıl boyunca ve sonunda, bir gün görevi bırakmak gerektiğinde; geride kalanların da güvenle uyup, kabullenip uygulayabileceği, kalıcı ve kabul edilebilir bir yönetim sistemi, devlet aklı, neden geliştirilememiştir?
-Avrupa ülkelerinde, yeni çağa damgasını vuran; bilim, teknoloji, sanat, etik, felsefe, mantık, hukuk, toplum ve yönetim bilimlerden ne kadarını, ülkemize katabildik?
-Yetenek ve gücümüz, o günün şartlarına göre yeterli olabilir; fakat sınırsız ve sorumsuz olmasından ne kazandık?

Soruların farklı cevapları olabilir. Yanlış, yanıltıcı ve yönlendirici açıklamalarla da karşılaşabiliriz. Daha dünkü bir olay, kaza ve söylemde; ortak bir karar ve kanıya varamıyoruz. Maddi gerçekliğe ulaşamıyoruz.

Sultan II. Abdülhamit’in, birbiriyle hiçbir zaman birbiriyle barışık yaşayamayacak olan; kedi, köpek ve papağan beslemesi, merhametli bir yürek, stratejik bir beyin ve düşünceli bir anlayışın göstergesidir.(s.20) Ayrıca marangozluk mesleği ve müziğe ilgi duyması sanatkarlık ruhu da taşıdığının işaretidir.

Tahta çıkma vaatlerinden olan, Kanuni-i Esasi’yi uygulamadan kaldırması; hukuk ve hürriyet adına elde edilen kazanımların, bir tür askıya alınmasıydı bu. Gereği ve gerekçesi neydi? Şenlikle ilan ettiğimiz Kanun-i Esasi’nin cenaze namazını kılmak neden gerekliydi ve ne kazandırdı?
Hele hele, yanlış kararlar alındığı ve Türklerin azınlıkta kaldığı gerekçesiyle, meclisin kapatılması; istişare, şura, içtihat, çözüm ve alternatif arayışların devre dışı bırakılıp; baskı ve dayatma anlayışından beslenen bir tek adamlık rejimi kurmayı tercih etmesi, ayrışmayı ve çöküşü daha da tetiklemiştir. On iki bin kişinin çalıştığı bir saraydan söz edilmesi (s.53); güç, birikim ve istihdamın, adeta ağırlık noktasını işaret ediyordu.

Tarih felsefesini anlamadan, tarihsel bilgi aktarımını yorumlamakta zorlanırız. Tarih bilinci ise bunların karmasıyla şekillenir. Kurgusal bir anlatım; tarih bilincini tam karşılamasa da, merak uyandıracağı için bir basamak sayılabilir.

Peki, padişah, karar ve uygulamalarında, hadi meclisi kapattı diyelim, emrinde görev yapan 12 bin kişinin fikir, öneri ve deneyimlerine başvuruyor muydu? Yoksa hilafet makamında, ilahi bir vekil olarak tek hüküm ve yetki sahibi miydi? Sorunun cevabı, “evet” değil mi?
Peki o zaman; İslam’ın (fıkıh ve ilahi kitap yoluyla) önerdiği, emrettiği; istişare, meşveret, şura ile karar alıp uygulama emrini nereye koyacağız? Yoksa dünyada uygulanması gereken bir kural, öteki dünyaya ötelenmesi mi tercih edilmişti?

Güvensizliğe, şüpheye dayalı sıkı bir takip/denetim ile daraltılan özgürlük alanı ve hafiyelerin yazdığı, saraya ulaşan ihbar mektupları, sarayın boyunu aşınca, okumadan yakmak zorunda kaldıklarını başka bir kitapta okumuştum. Böyle bir yönetim, böyle bir toplum anlayışıyla elbette kalıcı bir düzen kurulamazdı.

Sayfa 88’de, padişah daha 24 yaşındayken gezdiği Avrupa’ya olan hayranlığını gizlemiyor. İflas eden tüccar, ticari yaşamında başarısız olmuştur, devrilen bir hükümdar da yönetim alanında. Bu olumsuz sonuçların tek nedeni, kötü insanlar olduklarına bağlanamaz. İyi insanlar da batabilir, devrilebilir. Tavan süslemesi için, 14 ton altın kullanılan Dolmabahçe Sarayı için, Fransızca bir dergide, “sadece Dolmabahçe Sarayı bile, borç içinde yüzen Osmanlı maliyesini çökertmeye yeterdi” cümlesi de dün ve bugün için ibretlik bir tespittir. (s. 106)

Sansür, jurnal, ihbar, sürgün, korku ortamı ve kapatılan bir meclis ile oluşturulan baskı rejimi, ne kadar sürebilirdi ki? Ve neden devam etsin, yakıtı biten, sürücüsü katledilen bir araç hareket edebilir mi?

Öneri olarak da şunu ileteyim: Elimizdeki kitap bir roman olsa da; birinci bölüm, ikinci bölüm altındaki konu başlıkları ve ekleri için girişte bir içindekiler bölümü açılabilirdi. Kişiler ve tarihi olaylar ise; orijinal veya çizim fotolarla süslenebilirdi.

Bir kaplanın sırtında yaşamak zorundaysanız; ya kaplan ölünce inersiniz veya siz güçten düşünce. Dilerim hiçbir yönetici, kaplanın sırtında yaşam sürmek zorunda kalmaz.

Verimli okumalar dilerim.



Yanıtla
15
5
Destekliyorum 
Bildir