Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Aralık 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Lady Hornby'nin Mektuplarında İstanbul
Kırım Savaşı (1853-1856), Osmanlı ve Rus Devletleri arasında yapılan ve tarihimizde önemli sonuçlar doğuran bir savaş. Osmanlı’nın, Kavalalı hadisesi gibi meselelerde zayıflığının daha da gün yüzüne çıkması nedeniyle Rusya, politikasını değiştirerek daha yıkıcı bir tutum takınmaya başlamış, iç işlerine müdahale niteliğinde bir taleple Osmanlı bünyesinde yaşayan Ortodoks cemaatinin hâmiliğini üstlenmek istemişti. Bu talebe aldığı red cevabı, iki devlet arasında gerginliği arttırmış ve İngiltere ile Fransa, Avrupa’daki dengeleri gözeterek Osmanlı’nın yanında saf tutmuştu. Savaş başladıktan sonra Osmanlı donanmasının Sinop’ta yenilgiye uğraması ve dengenin Rusya lehine değişmesi üzerine İngiltere ve Fransa savaşa dahil olmuş, birçok cephede savaşmak zorunda bırakılan Ruslar, antlaşma yapmak zorunda kalmıştı. Savaşı sürdürmek için aşırı dış borçlanmaya giden Osmanlı Devleti, yıllara yayarak ödemeye çalıştığı bu borç yükünü taşıyamamış ve dış mali denetime kapı açan Duyun-u Umumiye İdaresi kurulmuştu (1881).

Kitabın yazarı, Osmanlı savaş borçlarının ödenmesi konusunda İngiltere adına diplomatik görevlerle İstanbul’a gönderilen yargıç Edmund Grimani Hornby’nin eşi. Bir seyahat ve anı kitabı olarak nitelendirilebilecek eser, yazarın ailesine ve diğer yakınlarına yazdığı toplam 65 mektuptan oluşmaktadır. Annesine gönderdiği ilk mektup, 24 Ağustos 1855 tarihinde Paris’te yazılmış. İstanbul Ortaköy’de yazılan son mektup ise 5 Şubat 1858 tarihini taşımakta. İlk baskısı, “In and Around Stamboul” ismiyle yapılan kitap (1858), sonra renkli gravürler eklenerek bir daha yayınlanmıştır (1863).

Mektuplardan anlaşıldığı üzere yazar, Paris, Marsilya, Korsika, Malta, İzmir, Çanakkale rotasını takip ederek İstanbul’a ulaşmış. İstanbul hakkındaki izlenimler 4. mektuptan itibaren karaya ayak basmalarıyla başlıyor. Mektuplarda o dönemin toplumsal yaşantısına ve savaşın gelişim seyrine ve cephelerden gelen haberlerin toplumdaki tesirine dair birçok detay yer alıyor.

“Sivastopol'un alınmasıyla ilgili… haberler, bu duruma müthiş sinirlenen ve hayal kırıklığına uğrayan Rumlar dışında buradaki herkes tarafından büyük neşeyle karşılandı. Rumlar, Rus çarı Ortodoks Kilisesi'nin başı olduğundan, Rus davasının galip gelmesini kendi davalarıymış gibi dört gözle bekliyorlardı ve efendileri Türklerden nefret ettikleri için onların ve Müttefik dostlarının rezil olduklarını görmekten son derece keyif alırlardı.” (5. Mektuptan)

“Kadıköy, Üsküdar'ı geçince Boğaz'ın iyice genişleyip Marmara Denizi'ne karıştığı yerde. İşte kayığın dalgaların üzerinde salınırken, oturduğun yerden çevrendeki olağanüstü güzelliğe, yalnızca kendi gözlerinle görmenin azıcık da olsa bir fikir verebileceği bu rüyamsı çekiciliğe hayretler içinde baktığın yer tam burası. Belki İngiltere'ye döndüğümde, Boğaz'la kadim Marmara Denizi'nin birleştiği bu yeri rüyamda yeniden görebilirim…” (13. Mektuptan)

Dini hayata dair gözlemler de dikkat çekiyor. Bunlardan önemli bir kısmı Ramazan ayı ve oruç hakkında: “Bir Ramazan gecesini görmek için İstanbul'a gidecek kadar iyi olmadığıma çok üzüldüm. Zavallı Türkler bu oruç esnasında korkunç acı çekiyor olmalılar, gündoğumundan günbatımına kadar hiçbir şey yemiyorlar. Geçen gün Bayan Cumberbatch'le birlikte Üsküdar'dan gelirken kayıkçılarımız neredeyse bitkin durumdaydılar ve akıntıya karşı güçbela ilerliyorduk. Güneşe bakıp duruyorlardı ve iftar topu atılır atılmaz bir salatalık kapıp iştahla iki üç lokma kopardılar. Elbette zenginler orucu o kadar hissetmiyor; yalnızca geceyi gündüze çeviriyorlar -bütün gün uyuyor, akşam boyunca yiyip içiyorlar. Her cami günbatımından iki saat sonra ışıklandırılıyor ve her zengin Türk evinden müzik ve cümbüş seslerinden başka bir şey duyulmuyor... Bir Müslüman için gün, Ramazan ayında günbatımından iki üç saat önce başlıyor. Hamal ve kayıkçı gibi gerçekten didinen garibanlar için gün her zaman tan ağarırken başlıyor ve maruz kaldıkları mahrumiyetler bu insanların hayatlarını daha da zorlaştırıyor, ama çoğu kimse öğleden önce kalkmıyor ve çarşılarla Müslümanlar tarafından işletilen dükkânlar öğleden sonraya kadar açılmıyor; Babıali'deki çalışma saatleri bile bundan önce başlamıyor.” (43. Mektuptan)

Savaşı finanse etmek için verilen dış desteğin kullanımı ve genel mali durum hakkında da bazı bilgiler verilmiş: “Edmund, Babıali' de karşılaştığı büyük zorluklar yüzünden endişelenmeye başlıyor ve cesareti kırılmış durumda, bu sebeple nadiren bize katılabiliyor; gerçekten de her gün kendi gözlerinizle görmediğiniz takdirde, Türklerin ahlaksız, haysiyet kırıcı ve utanılacak hareket tarzını tasavvur etmenize imkân yok. Özellikle zihni işlek biri için, her gün bir divanın üzerinde çubuk tüttürerek oturup iş hakkında yarım saatlik aralıklarla birkaç kelime konuşmak, bezdirici ve zalimane bir durum. En kötüsü de, Edmund ve meslektaşı haftalardır endişeyle bekledikten sonra henüz hiçbir yarar sağlayamadıklarını ve ustalıkla idare edildiklerini hissediyorlar… Komisyon bu konuda katı davranmakta ve borç verilen meblağın elmas kolyeler ya da yeni köleler için harcanmasını engellemekte kararlı; oysa burada kesinlikle söylendiğine göre, altınların gelmesinden çok önce Babıâli'ye mensup bazı Türkler yağmadan paylarına düşecek olanı düşünüp sarraflarından yüksek faizli avanslar almışlar… Buradaki her şey acınacak durumda; Padişah büyük bir borç içinde, hatta çarşılarda dahi haremindeki sayısız kadının mücevher ve kıyafetleri için borca girmiş durumda, yine de büyük meblağlar harcayıp saraylar inşa ettirmekte ve hediyeler almakta ısrar ediyor… Dürüst insanlar için azıcık üzüm ve kavun yetiştirmek, kayık çekmek ya da sırtlarında ağır yükler taşımaktan başka dürüst bir iş yok görünüyor. Tüm sistem rüşvet ve ahlaksızlık üzerine kurulmuş durumda ve ‘mevkiinizi’ korumak için herkes gibi davranmanız gerekiyor.” (14. Mektuptan)

Yazar, Kırım’a gitme fırsatı da bulmuş, mektuplarda cephedeki izlenimlerini de aktarıyor: “Bunlar muhteşem savunma istihkamlarıydı; temelleri, kadın ve çocukların bile gece gündüz yukarı taşıdıkları kum dolu yüzlerce sepetten oluşuyordu. Zirveye ve Malakof Kulesi'ne ulaştığımızda güneş batıyordu ve uzaktaki sıradağlar, harabeye dönmüş şehir ve batık gemiler ne kadar da harika bir manzara oluşturuyordu -Mamelon, Redan ve Bahçe bataryası- batan güneşin mor ve menekşe renkli ışıkları, saldırı ve savunmanın müthiş planlarını gözler önüne seriyordu! Sağımızda masmavi deniz parıldıyor ve Kamiyeş’teki görkemli gemilerin direkleri uzakta yükseliyordu.” (41. Mektuptan)

Yazarın anlatımları içinde bize tuhaf gelebilecek yönlerin olması çok normal olsa gerek. Başka bir millete ve farklı dine mensup bir kişinin, yabancısı olduğu bir toplum hakkında her yönüyle objektif değerlendirmeler yapmasını beklemek dün olduğu gibi bugün de doğru olmayacaktır.

Çevirisiyle Kerem Işık, harcadığı zaman ve emek için, övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Kitabın baskı kalitesi, dizgisi oldukça başarılı.

Dönem meraklıları için aynı tarihleri anlatan iki eser daha not düşelim: İlk olarak, Selenge Yayınları arasında basılan ve Baronne Durand de Fontmagne tarafından kaleme alınmış “Kırım Harbi Sonrasında İstanbul Günleri (1855-1858)” isimli eser önerilebilir. Bu tarihlerde İstanbul’da görev yapan Fransız Büyükelçisi Thouvenel’in yeğeni olan yazar, bir yabancı gözüyle İstanbul’u farklı yönleriyle kaleme almış. Yazarın eşi, yargıç Edmund Hornby de otobiyografisinde, İstanbul’da görev yaptığı yıllara ayrı bir bölüm olarak yer vermiş. (An Autobiography, Glasgow 1929, “Constantinople”, s. 67-190)

Faydalı bir okuma olması dileğiyle!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Mesrop Maştots’un Hayatı” Bu çalışma Farsça çevirisinden dilimize kazandırılmış V. yüzyıla ait önemli bir Ermeni kaynağıdır.

Ermeni kaynaklarının henüz bir kısmı dilimize çevrilmiş durumdadır. Türk tarihi için bu önemli kaynaklardan birini daha dilimize kazandıran Selenge Yayınevi’ne ve Oğuzhan Çakır’a teşekkürler.
Ermenilerin alfabesini meydana getiren kişi Mestrop Maştots’un hayatını anlatan bu çalışma Ermeni alfabesiyle yazılan ilk orijinal kitap olma özelliğini de taşıyor. Mestrop’un öğrencilerinden Koryun’un kaleme aldığı eser, Mestrop’un hayatıyla birlikte (bir din adamı olduğu için) sizi Ermenilerin IV. yüzyıldaki kültür ve din hayatına da bir yolculuğa çıkarıyor.

Eser, bir hayat hikâyesini ele almakla birlikte, incelendiğinde (V. yy) toponimi, tarihî coğrafya ve din tarihi bakımından bilgiler içermesiyle birden fazla disiplin için bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Moğolların Tarihine Giriş" niteliğinde!
Moğolların ve Tibet’in dini ve kültürel tarihi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Karenina Kollmar Paulenz, bu eseriyle Moğollar hakkında (akıcı bir üslup ve başarılı çevirisiyle) genel bir bilgi vermektedir.

Yazarın hayatına ve çalışmalarına baktığımızda Uzak Doğu hakkında uzmanlığı ile dikkat çekmektedir: 1999 yılında Bonn Üniversitesi'nde 'Tümed Moğolların Altan Kağanının Biyografisi' konulu teziyle eğitimini tamamlayan Paulenz, 1999'dan beri Bern Üniversitesi'nde dini çalışmalar ve Orta Asya kültür çalışmaları alanında profesör olarak görev yapmaktadır. 2007-2010 yılları arasında Bern Üniversitesi Felsefe ve Tarih Fakültesi dekanı olarak görev de yapmıştır. Bu uzmanlığını eserine yansıttığını kitabını okuyanlar görecektir.

Bu kitap Moğollar hakkında okuma ve araştırma yapmak isteyenlerin ilk okuması gereken bir “Başlangıç Kitabı” niteliğindedir.

Öğrenciler, bu alana ilgi duyanlar ve araştırmacılar için sade ve akıcı bir dille yazılan bu eser, Moğollar hakkında genel bir fikir vererek genel kültür açısından yardımcı bir kitap olarak kütüphanenizde bulunması gereken kitaplardan.

Eser, Moğolların kökeni, toplumsal yapısı, dini yapısı, Cengiz Han’ın hayatı konularıyla başlayıp imparatorluğun kuruluşundan 21. asra kadar Moğollar hakkında bilinmesi gerekenleri kısa ama net ve iyi bir şekilde, ayrıca okuyucusunun beklentisini karşılayacak şekilde aktararak takdiri hak etmektedir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Takdir Edilmesi Gereken Büyük Bir Emek...
Yorumumu siz kıymetli okuyucular ile paylaşmadan önce deniz harp tarihi ve savaş gemileri konularında yalnızca meraklı bir okur olduğumu hatırlatmam gerek. Zira “Modern Harp Gemileri” yahut “Savaş Tarihi” hakkında herhangi bir uzmanlığım bulunmamaktadır. Dolayısıyla okuyacağınız bu satırlar meraklı bir okurun naçizane yorumlarından ibaret olacaktır.

Kitaba geçmeden önce yazarı tanımakta fayda olduğu kanaatindeyim. Bu kıymetli kitabın yazarı “Deniz Harp Tarihi” ve “Stratejileri” konusunda uzman bir hocamızdır. Kendisinin şu an yorumlamaya gayret ettiğimiz kitabı haricinde yine ilgili alanda iki farklı kitabı daha bulunmaktadır. Dilimizdeki harp tarihi, bilhassa deniz harp tarihi, konusundaki rafine kitapların azlığını düşünecek olursak derinlemesine okuma yapmak isteyenler için o kitaplara da bakmalarını önerebilirim.

Çalışmaya gelecek olursak; kitap dört ana bölümden oluşmaktadır. Bölümlerin isimlerini, kitabın kitapyurdu sayfasındaki “İç Sayfalara Gözat” sekmesinden ulaşılabileceği için, ayrıca ve uzun uzun burada tekrar etmeyeceğim. İlk bölümde kitabın sonraki bölümlerine hazırlık olarak düşünülebilecek gemicilik ve deniz harbi konularında temel bilgiler yer almaktadır. Bu bölüm, konu ile alakalı ilk kez okuma yapacak okurların oldukça faydalanabileceği bir bölüm olarak gözümüze çarpar. Zira birçok kavram ve terim ile (benim gibi) ilk kez burada karşılaşabilirsiniz ve bu oldukça öğretici bir deneyim olacaktır. İkinci bölümde ise dreadnought, kruvazör, muhrip, fırkateyn vb. gibi birçok savaş gemisinin tarihsel gelişimini, muharebelerdeki rolünü görmek mümkündür. Öte yandan bu gemiler hakkında bilgi edinirken aynı zamanda önemli savaşlar, olaylar, mucitler ve teknolojik gelişmelerden de haberdar oluyoruz. Dolayısıyla kitap harp gemileri ile alakalı askeri konuların ağırlıkta olduğu bir kitap olmasının yanı sıra bilim tarihi konularına kadar genişlemektedir. Elbette iki konu birbirinden ne kadar ayrı düşünülebilir? Üçüncü bölümde ise deniz savaşı alanlarındaki önemli değişimlerden birine, denizaltılara, giriş yapıyoruz! Bu bölümde ilk denizaltı yapımı denemelerinden en karmaşık olanlarına kadar geniş bir skalada bilgi sahibi oluyoruz. Özellikle nükleer güce sahip denizaltıların caydırıcılığı hakkındaki bölümler deniz harp teknolojilerinin ne denli önemli ve caydırıcı olduğu noktasında önemli ipuçları sağlamaktadır. Son bölümde ise donanmaların ağırlık merkezlerinin zamanla uçak gemilerine kaydığını gözlemliyoruz. Ayrıca önemli uçak gemileri, kullanıldıkları savaşlar ve belirleyici rollerini de anlıyoruz. Öte yandan, yine aynı bölümün son kısmında ise amfibi savaş gemileri hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

Sonuç olarak kitap Türkçedeki çok önemli bir boşluğu doldurması bakımından oldukça mühim bir konumda yer almaktadır. Hali hazırda meşhur bazı isimlerin kitapları (Alfred Thayer Mahan vb.) dilimize kazandırılmış olsa da (ki baskısı yoktur) alan oldukça sığ bir görünüm sergilemektedir. Sadece bu durum dahi kitabın konuya meraklı okurlar tarafından takdir edilmesi gereken büyük bir emektir. Kitabı okurken bir taraftan da okuduğum ve hakkında bilgi sahibi olduğum gemileri “World of Warships” adlı oyundan simüle edebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Eğer oyunlara merakınız varsa bu oyunu denemenizi tavsiye ederim. Kitabın akıcılığı ve kullanılan Türkçeyi de çok beğendim. Evren hocamızın eline sağlık! Bu güzel kitabı biz meraklı okuyucular ile buluşturan Kronik Kitap’a ve kitapyurdu’na çok teşekkür ederiz.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!


Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Altın Çiçeğin Sırrı Jung'un çok önem verdiği bir Uzakdoğu menşeili bi kitap. Yazarı Richard Wilhelm'in Çin kehanet sistemi olan I-Ching (Yi-çing diye okunur) hakkında kitapları da Türkçe 'ye çevrili olarak mevcut. Fakat burada yazanlar I-Ching'e göre her ne kadar dil oldukça akıcı ve çevirisi güzel olsa da çok daha üst seviyede. I-Ching'de 3 tane bozuk para ile bile yapılabilen hemen-sonuca-ulaş tarzı pratikler burada maalesef yer almıyor. Kitabın yarıya yakını önsözlerden oluşuyor. Etki altında kalmamak için onları atlayıp okumak gerek. Sonra önsözleri okuyup tekrar okumak. Uzakdoğu efsanelerindeki ölümsüzler gibi ölümü yenmeye dair zihinsel pratikler içeriyor. Ama onları bırakın uygulamayı, neyden söz ettiklerini anlamak bile bir ömürlük iş olacağı için o kültür ve inanışları hakkında yerinde bir kaynak olarak değerlendirilebilir kısa vadede.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Şarkiyatçı Kaleminden İslam Devletleri Tarihi
İslam Devletleri Tarihi kitabının yazarı, Stanley Lane-Poole (1854-1931), oryantalist çalışmalarıyla bilinen bir aileye mensup olarak dünyaya gelmiş. Babası, babaannesi, amcası, büyük amcası İngiltere’nin tanınmış oryantalistlerinden. Kendisi de aile büyüklerinin gittiği yoldan gitmeyi tercih etmiş. Oxford ve Dublin Üniversitelerinde okumuş ve doktora sonrasında bir müddet “British Museum” bünyesinde İslamî sikkeler bölümünde çalışmış. Sonra Mısır’a gidip arkeoloji araştırmaları yapmış. Ülkesine dönünce Dublin Üniversitesi’nde Arapça profesörü olarak akademik hayatına devam etmiş. Verimli çalışmalarının sonucunda, içlerinde Türkiye’nin ve Mısır’ın da olduğu İslam dünyasını konu edinen (kimisi cilt cilt) onlarca akademik eser bırakmış. “Endülüs & Arapların İspanya’yı Fethi ve Sonrası”, “Osmanlı Tarihi & Ulusların Öyküleri”, “Selahaddin”, “Ertuğrul Gazi’den Sultan II. Abdülhamid’e Osmanlı’nın Hikayesi”, ülkemizde şu an satışta olan eserlerinden bir kısmı olarak gösterilebilir.

İslam Devletleri Tarihi, ilk olarak, harf inkılabından hemen önce Halil Edhem Eldem’in çevirisiyle o dönemin Maarif Vekaleti tarafından “Düvel-i İslamiye” ismiyle bastırılmış (1927). Halil Edhem Bey, pek çoğumuzun “Kaplumbağa Terbiyecisi” eseriyle bildiği ressam ve arkeolog Osman Hamdi Bey’in kardeşi. Eser hakkında şu noktayı belirtmekte yarar var: Halil Edhem Bey, kitabı çevirmekle yetinmeyip asıl içerikteki 139 devlet haricinde 42 devleti de bizzat yazarak kapsamı daha da genişletmiş: “bilahare bazı tadilat ve ilaveler yapılması memleketimizin mütetebbileri için daha müfit olacağını anladığımdan, kitabın taksimat ve heyet-i umumiyesini muhafaza etmek şartıyla, münderecatını tevsi ettim. Bu maksada vasıl olmak için müracaat ettiğimiz mehazlar mahallerindeki notlarda gösterildiği gibi metn-i eserin Rus Ulum Akademisi azasından Profesör Bartold'un 1899'da neşrettiği Rusça tercümesindeki tashihat ve ilavatı dahi Türkçe tercümemize naklettik.” (s. 19)

Eserin ilk kısmında, İslam Halifeleri 10 asırlık bir silsile halinde liste şeklinde sunulmuş. 4 halife ve ardından gelen Emevî ve Abbasi halifeleri bu başlıkta tek tek gösterilmiş. Yazar, anlatımını, coğrafi olarak batıdan başlayarak doğuya doğru sürdürmeyi tercih etmiş. Endülüs Emevileri’nden başlamış, Hindistan ve Afganistan’a kadar kurulmuş olan, büyük ya da küçük olmalarını gözetmeksizin bütün hânedanları, devletleri okura sunmuş (s. 20). İspanya’dan sonra sırasıyla Kuzey Afrika, Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Kırım, Anadolu, Irak, İran, Azerbaycan, Kafkasya, Orta Asya, Hindistan ve Afganistan coğrafyası milim milim işlenmiş.

“Hicret-i nebeviyenin on birinci sâlinde (Miladi 632) vuku bulan irtihal-i peygamberden sonra halife unvanıyla hazreti peygamberin kayın pederi ashabdan Ebu Bekir es-Sıddık ehl-i İslam'a emir olarak intihap olunmuştu. Ondan sonra sırasıyla Ömer, Osman ve Ali makam-ı hilafete bil-intihap geçtiler. Bu dört zat Hulefa-i Raşidin unvanıyla maruftur. Onlardan hiçbiri kendi ailelerinde kalmak üzere bir devlet teşkil etmemiştir.” (s. 29)

“Ceziretü’l-Arap namı tarih ve kavmiyet nokta-i nazarından yalnız Arabistan şibih ceziresine münhasır kalmayıp şimal-i şarkî ve şimal-i garbî cihetlerinde bulunan Suriye ve el-Cezire çöllerinin hutût-u fasılasına kadar tevessü eder. Binaenaleyh Hicaz, Asir, Yemen, Aden, Hadramud, Umman, Katar, Bahreyn, Ahsa, Necid, Cebel-i Şammar, Kuveyt ve Şamiye kıtalarını havidir.” (s. 125)

Selçuklular, Atabeyler, Anadolu Beylikleri, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemleri için kitapta üç kısım ayrılmış. (s. 197-302)

“… vuku bulan muharebelerde Ertuğrul'un ifa ettiği muavenetten dolayı Selçuki sultanı hayvanlarına otlak olmak üzere kadîmen Frigya Epiktetos ve o zamandan beri Sultanönü diye tanınmış olan nevahiyi, merkez ikameti olarak da Söğüt (kadim Thebasion) kasabasını vermişti ki bu havali Bizanslılara ait olan Bithynia kıtasının hududu dahilindeyken Ertuğrul tarafından fetholunmuştu. İşte Anadolu'nun bu kısmında iskân eden Ertuğrul doksan yaşını mütecaviz olduğu halde 680 (1281)'de vefat ederek yerine üç oğlundan en küçük olan ve 656 (1258)'de Söğüt'te tevellüd eden Osman Bey kaim olmuştur ki bilahare Anadolu' da teessüs eden Türk hükümeti kendi namına nispeten Osmanlı Devleti diye yâd edilmiştir. Tarih-i teessüsü alelekser 699 (1299) olmak üzere kabul olunuyor.” (s. 291-292)

“Anadolu'da 1919'da başlayan müdafaa-i vatan mücadelat-ı lâyenkatı dört buçuk sene devamdan sonra 18 Rebiyülevvel 1342 (29 Teşrinievvel 1923) tarihinde hitampezir olup mezkûr tarihte Türkiye Cumhuriyeti teessüs etmiş ve ilk reisliğe de Türk vatanının halaskarı Gazi Mustafa Kemal Paşa intihap olunmuştur. Ankara şehri Türkiye Cumhuriyeti'nin merkezi ittihaz edilmiştir. İşte suret-i teşekkülü bâlâda muhtasaran beyan edilen Türkiye hükümeti Avrupa hükümetleri meyanında bir mevki-i mahsus ihraz etmiştir.” (s. 302)

632’den 1927’ye kadar olan oldukça kapsamlı ve uzun bir süreç, listeler, tablolar ve aralarda bir-iki paragraflık yazılarla, adeta bir panorama halinde, 450 sayfaya sığdırılmış. Kitabı, Latin harflerine çevirmek suretiyle derlemesini başarıyla yapan Samet Alıç’ın emeğini takdir etmek gerekir. Zahmetli bir işin üstesinden gelerek eseri, günümüze kazandırmış. Yaptığımız alıntılardan anlaşılacağı üzere o günün diliyle hazırlanan bu eseri okurken, lügat sayfalarından öğreneceğiniz kavramlarla kelime hazinenizin genişleyeceği muhakkak.

İyi okumalar!
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gustav, İthaki'nin bu serisindeki diğer yazarlardan fanteziden çok edebi gücü ile sıyrılıyor. Doğaüstü konuları aslında Prague gibi gerçekte de olağanüstü bir kenti mesela, en hakkını verecek şekilde tasvir etmek için edebi malzeme olarak kullanmış. Dönemin ve kentin gerçekçiliği yani bolşevizm akımı, aristokrasi, şatolar, kuleler, ayyaşlar, deliler, fahişeler, bürokratlar, tablolar vs. hepsi yerli yerinde sanki. Orta Asya asıllı bir Osmanlı'nın, bir kontesin verdiği yemekte şamanlardaki ruh transferi üzerine açıklamaları ve kitaptaki çoğu şeyin bununla açıklanabilmesi de hayli ilginçti. Korku janrı kadar edebi olarak zamanının ötesinde, büyülü gerçekçilik özellikleri de barındıran, kasvetli aşk hikayeli ve çevirisi de güzel bir Bohemya bölgesi 1. Dünya Savaşı dönemi romanı.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Psikolojik danışmanım. İlk defa lise kademesinde çalışmaya başardığım şu dönemde bilgilerimi tazelemem gerektiğini hissettim ve ilk edindiğim kitap oldu. Alan çalışanları için çok hafif düzeyde kalabilir kitap ama gönül rahatlığıyla velilerime tavsiye ediyorum, ödünç veriyorum ki yazarın da çok beğendiğim ve parmak bastığı doğru bir nokta olan 'bu kitabı belirli bir azınlık okuyacak sizden ricam okuduklarınızı okumayanlara anlatmanız, yolu kitapçıdan geçmeyen geçemeyenlere kesime ulaştırmanız, paylaşmanız'. Ne kadar kıymetli bir cümle.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beni heyecanlandıran, duygulandıran kitaplardan oldu. Addie otistik ve empati duygusu çok üst seviyede. Hikayelerini okulda öğrendiği, cadı oldukları iddiasıyla yargılanıp haksızlığa uğrayan kadınlar ile otistik bireyler arasında (toplumda haksız şekilde dışlanmaları bakımından) benzerlik olduğunu düşünüyor. Onlar için özür niteliğinde bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyor. Bunun mücadelesini verirken aslında kendi varlığını topluma kabul ettirme mücadelesini de vermiş oluyor. Bir yanında ailesinin ve gerçek arkadaşlarının desteği; diğer yanında ise ruhunu yaralayan yaşıtı ve yetişkin zorbalar... Bu çok etkileyici ve toplumumuzun arkadaşlık, fedakarlık, empati gibi birçok değerini içselleştirmeyi sağlayan kitabı her yaştan okura tavsiye ederim. Beşinci sınıftan itibaren sınıf kitaplıklarında bulunması gerektiği kanaatindeyim.

Kitapta hiç imla veya yazım hatasına rastlamadığımı ve kapak tasarımına hayran kaldığımı da belirtmek isterim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Kasım 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
DÜŞLER ATLASI
Eser, hikaye içinde hikaye olan anlatış şeklinden oluşuyor. Olaylar, 17. yüzyıl Osmanlı dönemi, çoğunlukla İstanbul’da geçiyor. Roman, Uzun İhsan Efendi’nin denizlerden gelen dayısı Arap İhsan’ın evine gelmesiyle başlar. Bir kitap getirir yanında. Rendekâr’ın ‘Zagon Üzerine Öttürme’ adlı kitabı. Araştırmalarıma göre bu kitap Descartes’in ‘Yöntem Üzerine Konuşma’ adlı kitabıdır. Uzun İhsan Efendi bu kitaptan çok etkilenir ve düşle gerçeğin ikilemine düşer.

“Düş görüyorum, öyleyse ben varım. Varım ama ben kimim?” (s.45)

Ana karakterler Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin ve onlarla hayatları kesişenler. Kimler yok ki bu kitapta? Yeniçeriler, dilenciler, casuslar, mehdî, esirler ve çocuklar. Hepsi yeri geldiğinde bir bir önünüze çıkmaktadır.

Kitaba ayrıntılı bakacak olursak, Uzun İhsan Efendi bir dünya haritası yapmak ister. Peki dünyayı dolaşmadan haritasını yapabilir miyiz? Evet. Uzun İhsan Efendi düşlerinde bunu yapmak peşindedir. Çünkü dünyayı gezecek cesareti yoktur. Bu sebeple de sürekli uyumak durumundadır. Rüyalarından yararlanarak atlası oluşturur. Tamamlanan atlas oğlu Bünyamin'e teslim edilir. Bünyamin bu düşler atlasını göğsünde taşır. Her sıkıştığında ona bakar ve maceralar yaşar.

Anar’ın eserlerindeki olağanüstü olaylar dikkat çekicidir. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu kitapta da fantastik unsurlar göze çarpar. Tarihi bir temeli, felsefi bir yanı olan bu kitabı araştırma yaparak okuyabilirsiniz. Yazarın ilk yayımlanan, çok okunan, ilmek ilmek işlenmiş harika kitabıyla tanışmanızı tavsiye ederim. Kitabı bitirin ve her şey düş mü gerçek mi siz de karar verin.

Herkese keyifli okumalar.
Yanıtla
45
4
Destekliyorum  51
Bildir