Kaplanın Sırtındaki Son Sultan
Livaneli’nin 10 yıl düşünce aşamasında tutup 5 yılda yazımını bitirdiğini belirttiği “Kaplanın Sırtında”, cumhuriyet döneminin belki de üzerinde en çok tartışma yapılan şahsiyetlerinden biri olan Sultan 2. Abdülhamid’i merkezine alıyor. Her kesimin -objektiflikten uzak kriterlerle- bir Abdülhamid figürü çizdiği bu ülkede, Livaneli de çoğunu sığ olarak gördüğü bu tartışmalara taraf olmadan kendi Abdülhamid figürünü ortaya koyuyor. Abdülhamid’i bulunduğu dönemin şartları içinde bir insan olarak ele alıyor ve göklere çıkarmaktan ya da yerin dibinde konumlandırmaktan sakınan bir üslup benimsiyor. Aslında eserin girişinde ve birçok röportajında belirttiği gibi yer verdiği karakterlerden ziyade o dönemin ruhunu (zeitgeist) anlamaya çalışıyor: “Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birisi olan İkinci Meşrutiyet ve Sultan Abdülhamid konusunu ideolojik ve sığ kamplaşmalardan uzak bir biçimde ele alıp, o devrin ruhunu ve zihniyetini yansıtmaya çalıştım.”
Doktor Hüseyin Atıf Bey’in, Abdülhamid’in kızları Ayşe ve Şadiye Sultanların, oğlu Abid Efendi’nin, Zaptiye Nazırı Hüseyin Nazım Paşa'nın, sonradan Başbakanlık görevi de yapacak Ali Fethi (Okyar) Bey’in anıları ve tespitleri yazara kaynaklık etmiş. Kitap her ne kadar bir roman olsa da tarihi belgelere dayanılarak inşa edilmiş. Yazar, eserin sonunda, yararlandığı kaynakları ve romanda geçen tarihi şahsiyetleri tek tek sıralamayı ihmal etmemiş (s. 313-322).
Heyet-i Mebusan’ın ve Heyet-i Ayan'ın 27 Nisan 1909'da aldığı, 2. Abdülhamid'in tahttan indirilmesine ve yerine 5. Mehmed'in geçirilmesine ilişkin kararın ardından 2. Abdülhamid, Selanik'e götürülmüştü. Alâtini Köşkü'nde ev hapsinde geçen günler, 1. Balkan Savaşı'nda Yunan Ordularının Selanik kapılarına dayanmasıyla sona ermişti. 2. Abdülhamid, 1912'de köşkten alınıp bir Alman gemisine bindirilerek İstanbul'daki Beylerbeyi Sarayı'na getirilmiş ve takvimler, 10 Şubat 1918'i gösterdiğinde, 75 yaşındayken kalp yetmezliği nedeniyle vefat etmişti. Roman, sultanın, Selanik’e sürgüne gidişinden Beylerbeyi Sarayı’na dönüşüne kadar olan zaman dilimini içine alacak şekilde, sultana ve ailesine bakmakla görevlendirilen askerî doktor Hüseyin Atıf Bey’in tuttuğu tamamı 12 defterden oluşan günlükler esas alınarak kurgulanmış. Yeri geldikçe de geçmişte yaşananlara dönüşler yapılarak Abdülhamid’in saltanat ve şehzadelik günlerine dair detaylara girilmiş. Gerçekte oldu mu bilinmez ama doktor ve sultan arasında 33 yıllık devrin hesaplaşmasına dair tartışmalara da yer verilmiş.
"Tek istediğimiz Osmanlı'nın da Avrupa gibi olmasıydı, ilme fenne dayalı olarak kalkınmasıydı. Ama siz bu yolda çalışacağınıza, bizlerin peşine hafiyeler takıp ses çıkaranı hapse tıktınız, zulmettiniz."
"İşte bunun için dışarıdan kolay görünüyor dedim. Elimde değildi ki! Koskoca memleket, milyonlarca ahali. Herkesin kendine göre bir fikri var. Ulema ayrı şey söyler, Avrupa'da tahsil edenler ayrı."
" Münevverlerin ağzını kapatmasaydınız onlar halkı aydınlatabilirdi. "
" Hayır hayır," dedi eski padişah, "olmazdı…” (s. 88)
Kitap kapağındaki illüstrasyon, Stanford Üniversitesi'nde tarih profesörü olarak akademik çalışmalarını sürdüren Ali Yaycıoğlu’na ait. Kendisi kitabın metnine de katkılar yapmış.
Livaneli ile kitap hakkında, 14 Temmuz 2022’de yapılmış bir söyleşiyi izlemek isterseniz bkz.:
(1. Kısım) bit.ly/3teyxif; (2. Kısım) bit.ly/3thHBmA
İyi Okumalar!