Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mükemmel bir hikaye, mükemmel bir anlatım, mükemmel bir çeviri…

Jamaica Kincaid’in roman kahramanı Xuela atalarının köle olarak yerleştirildiği Karayipler'deki bir adadan sesleniyor. Sevginin olmadığı, sevgisizlik, öfke, güvensizlik ve şüpheciliğin olduğu ortamda kendini güvende hisseden, erken yaşlarda kadın olan bir kız çocuğu, 70 yıllık hayat öyküsünü anlatıyor. Hikayesini o kadar akıcı cümlelerle kurgulamış ki Kincaid, bazıları ezberimde bile. “Dünyayı döndüren nedir?” sorusunu soran ve cevabını arayan Xuela patolojik seviyedeki negatif ve olumsuz ruh halinde bile benim kahramanım oldu. Yazar bu kısa sayılacak çok derin romanında yerel inançlar ve büyü, kölelik, sınıf ayrımı, sömürü düzeni, emperyalizm, ırkçılık, feminizm, cinsellik, aile ve tanrının varlığı gibi konuları ustaca işlemiş. Öneririm.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kaçarlar Döneminde İran: İktidar Mücadeleleri ve Modernleşme Yolunda Çalkantılı Bir Dönem
Yılmaz Karadeniz’in sade ve anlaşılır diliyle kaleme aldığı "Kaçarlar Döneminde İran (1795-1925)" kitabı, okuyucusunu İran’ın tarihi ve toplumsal dokusunun derinliklerine götürüyor. Bu kapsamlı eser, Kaçarlar döneminde İran’ın idari, askeri ve sosyal yapısına dair titizlikle hazırlanmış bir inceleme sunuyor.
Kitap, özellikle tarih araştırmacıları ve Ortadoğu uzmanları için önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Yılmaz Karadeniz, eserde yer verdiği detaylı dipnotlar ve zengin kaynakça ile akademik çalışmalara sağlam bir zemin hazırlıyor. Eser, sadece Kaçarlar dönemi İran tarihini anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda bu dönemin toplumsal hareketlerini de derinlemesine ele alarak, dönemin dinamiklerini çok boyutlu bir şekilde analiz ediyor.

Kaçar Hanedanı, İran coğrafyasında yüz otuz yıl süren iktidarı boyunca, kendisinden önceki idarelerin teşkilatlarından istifade etmekle kalmamış, aynı zamanda yeni birimler ihdas ederek bu teşkilatları geliştirmeye çalışmıştır. Bu süreçte, Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinin idari, içtimai, mali ve askeri teşkilatları, Safevi dönemi uygulamalarıyla birlikte Kaçar yönetimi üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Bu dönemin devlet idaresinde, Sünni şahların hakimiyeti altında bulunan Kaçar Hanedanı, halkın büyük çoğunluğunun Şii olması nedeniyle son derece hassas davranmak zorunda kalmışlardır. Özellikle ulemanın halk üzerindeki etkisi sürekli olarak dikkate alınmış ve bu durum, Kaçar yönetiminin idari politikalarını belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur.

Kaçar hakimiyeti döneminde, İngiltere ve Rusya’nın İran üzerindeki nüfuz mücadelesi, ülkenin idari yapısını derinden etkilemiştir. İngiliz ve Rus çıkarları doğrultusunda şekillenen politikalar, Kaçar devletinin iç ve dış politikasını önemli ölçüde yönlendirmiştir. Askeri alanda, Avusturya ve Prusya’nın etkisiyle yeni askeri birimler oluşturulmuş, bu da İran ordusunun modernizasyon sürecine katkıda bulunmuştur. İktisadi alanda ise Rusya ve İngiltere’nin etkisi, yeni ekonomik yapıların ve ticari ağların oluşumunda belirleyici olmuştur. Özellikle ticaret ve sanayi alanlarında, bu iki ülkenin baskın rolü, İran ekonomisinin şekillenmesinde önemli bir faktör olarak öne çıkmıştır.

Eğitim ve kültür alanında ise Fransız tarzı okulların kurulması, Kaçar döneminin yenilikçi ve modernleşmeci yüzünü ortaya koymaktadır. Bu okullar, Fransız eğitim sistemini benimseyerek, İran’da modern eğitimin temellerini atmış ve bu alanda önemli bir dönüşümün öncüsü olmuştur. Fransız etkisi, sadece eğitimle sınırlı kalmamış, aynı zamanda kültürel alanda da önemli izler bırakmıştır. Bu dönemde, İran’ın kültürel yapısı, Batılılaşma ve modernleşme hareketleri doğrultusunda yeniden şekillenmiştir.

Kaçar idaresinin ilk yıllarından itibaren, İngiltere ve Rusya’nın İran’daki nüfuz mücadeleleri ve iktisadi sömürü girişimleri, ülkedeki sosyal ve ekonomik dengeyi derinden sarsmıştır. Özellikle bu iki büyük güç tarafından pervasızca verilen ekonomik ve ticari imtiyazlar, İran halkının giderek fakirleşmesine ve zirai ile sınaî üretimin durma noktasına gelmesine yol açmıştır. Bu durum, ulemayı arkasına alan halkın ciddi tepkilerine neden olmuş, toplumun geniş kesimlerinde huzursuzluk ve hoşnutsuzluk yaratmıştır.

İngiltere ve Rusya'nın İran’da kurdukları bankalar aracılığıyla devleti ağır borç yükü altına sokmaları, ayrıca aldıkları imtiyazlarla mali kaynakları sömürmeleri, halkı çeşitli arayışlara itmiştir. Ekonomik sıkıntıların yanı sıra, devlet idaresinin bu duruma karşı yetersiz kalması, halkın tepkisini daha da artırmış ve ülkenin birçok bölgesinde isyanların patlak vermesine neden olmuştur. Bu isyanlar, yalnızca ekonomik koşulların kötüleşmesiyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda devletin bu sorunlara karşı çözüm üretememesi ve idari yetersizlikler nedeniyle de körüklenmiştir.

İngiltere, siyasi iktidarı yıpratmak ve kendi çıkarlarını korumak amacıyla gizli Farmason teşkilatlarını kullanarak, İran iç siyasetinde etkin bir rol oynamıştır. Bu teşkilatlar, meşrutiyeti ülkenin ilacı olarak sunmuş ve halk arasında geniş bir destek bulmuştur. Ancak, bu süreç bağımsızlığın elden çıkmasına ve yönetimin Türklerden Acemlere geçmesine zemin hazırlamıştır. Farmason teşkilatlarının faaliyetleri, siyasi istikrarsızlığı artırarak, Kaçar idaresini zayıflatmış ve ülkenin bağımsızlık mücadelesini tehlikeye atmıştır.

Kaçar döneminin bu çalkantılı süreci, İran’ın iç siyasi yapısında derin izler bırakmış ve ülkenin modernleşme ve bağımsızlık yolunda karşılaştığı zorlukları gözler önüne sermiştir. İngiltere ve Rusya'nın nüfuz mücadeleleri ve iktisadi sömürü politikaları, İran halkının ekonomik ve sosyal yapısını olumsuz etkilerken, devletin bu sorunlara karşı yetersiz kalması, toplumda büyük bir huzursuzluk yaratmıştır. Bu bağlamda, Kaçar döneminin incelenmesi, yalnızca İran tarihi açısından değil, aynı zamanda uluslararası ilişkiler ve sömürgecilik tarihi açısından da önemli bir çalışma alanı oluşturmaktadır.

Kaçar dönemindeki bu eğitim reformları, Batı'nın modern eğitim sistemini benimseme girişimlerinin, ülkenin dini ve sosyal yapısıyla uyumlu bir şekilde yürütülmediğinde nasıl olumsuz sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Misyoner okullarının yayılması, Kaçar yönetiminin Batılılaşma ve modernleşme çabalarının, yabancı güçlerin dini ve kültürel etkilerini artırmasına zemin hazırlamış, böylece İran'ın iç dinamiklerini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu dönemin incelenmesi, eğitim reformlarının, bir ülkenin kültürel ve dini yapısıyla nasıl dengeli bir şekilde entegre edilmesi gerektiği konusunda önemli dersler sunmaktadır.

Misyoner okulları, ülkedeki dini azınlıkların çocukları için kurulduğu iddia edilmekle birlikte, gerçek işlevleri bu amaçla sınırlı kalmamıştır. Bu okullar, Batılı devletlerin İran'daki menfaat mücadelelerine giriştiği birer rekabet alanı haline gelmiştir. Her bir Batılı devlet, İran'daki nüfuzunu artırmak amacıyla kendi misyoner okullarını açmış ve bu okullar aracılığıyla dini ve kültürel etkilerini yaymaya çalışmıştır. Örneğin, Alman misyonerler 1830'da Tebriz ve Şiraz'da Hristiyanlar için okullar açmış, bu okulların açılma iznini ise Abbas Mirza'dan alabilmişlerdir. Bu durum, Batılı devletlerin İran'daki yüksek düzeydeki idari yetkililerle kurdukları ilişkilerin ne denli etkili olduğunu göstermektedir.

Alman görevli Wolf tarafından kurulan bu okullar, sadece dini eğitim vermekle kalmamış, aynı zamanda Batı'nın bilim ve kültürünü de İran gençliğine aktarmayı amaçlamıştır. Bu okulların, İran toplumunda Batılı değerlerin ve Hristiyanlık öğretilerinin yayılmasına katkıda bulunduğu, dolayısıyla ülkedeki geleneksel dini ve sosyal yapının dönüşümüne etki ettiği gözlemlenmiştir. Örneğin, Urumiye'de kurulan kız okullarının öğrenci sayısının beş yüzü geçmesi, bu okulların ne denli geniş bir kitleye hitap ettiğini ve Batılı eğitim sisteminin İran'da nasıl bir çekim gücü oluşturduğunu ortaya koymaktadır.

Misyoner okullarının genişleyen etkisi, İran'da dini ve kültürel bir dönüşümün yanı sıra, Batılı devletler arasında da bir rekabet alanı yaratmıştır. Bu okullar, Batılı devletlerin İran'daki stratejik ve ekonomik çıkarlarını pekiştirmek amacıyla birer araç olarak kullanılmıştır. Eğitim yoluyla gerçekleştirilen bu nüfuz mücadelesi, sadece kültürel ve dini boyutlarıyla değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik boyutlarıyla da İran'ın iç dinamiklerini etkilemiştir.

Kaçar Hanedanı dönemindeki bu çok yönlü dönüşümler, İran’ın idari, askeri, iktisadi ve kültürel yapılarında köklü değişimlere yol açmıştır. Selçuklu, İlhanlı ve Safevi dönemlerinden miras kalan teşkilatların yanı sıra, Batılı güçlerin etkisiyle oluşan yeni birimler ve uygulamalar, İran’ın bu dönemdeki gelişimini ve modernleşme sürecini derinlemesine etkilemiştir. Bu bağlamda, Kaçar döneminin incelenmesi, sadece İran tarihini anlamak açısından değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun genel siyasi ve sosyal dinamiklerini kavramak açısından da büyük önem taşımaktadır.

Yılmaz Karadeniz’in "Kaçarlar Döneminde İran (1795-1925)" adlı eseri, Kaçarlar döneminin idari yapılanması, askeri düzenlemeleri ve sosyal yapısının yanı sıra, toplumsal hareketlerin kökenlerini ve gelişim süreçlerini ayrıntılı bir şekilde inceleyerek okuyucusuna geniş bir perspektif sunmaktadır. Bu bağlamda, eser hem akademik çevreler hem de tarihe ilgi duyan genel okuyucu kitlesi için oldukça değerli bir çalışma olarak öne çıkmaktadır.

Karadeniz, eserinde Kaçarlar dönemi İran tarihini titizlikle ele alarak, dönemin siyasi, sosyal ve ekonomik dinamiklerini derinlemesine analiz etmektedir. Yazarın sade ve anlaşılır dili, okuyucunun karmaşık tarihi süreçleri kolaylıkla kavramasına olanak tanırken, dipnotlarla desteklenen kapsamlı araştırma, eserin akademik değerini artırmaktadır. "Kaçarlar Döneminde İran (1795-1925)", yalnızca tarih bilimine katkıda bulunmakla kalmamakta, aynı zamanda okurlarına, geçmişin izlerini günümüzün ışığında değerlendirme imkanı sunmaktadır.

Kaçarlar dönemi İran tarihi üzerine yapılan bu titiz ve kapsamlı çalışma, tarih tutkunları için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşımaktadır. Karadeniz’in derinlemesine analizleri ve geniş perspektifi, okuyuculara Kaçarlar döneminin karmaşık yapısını anlama fırsatı tanırken, aynı zamanda tarihsel olayların günümüzdeki yansımalarını değerlendirme şansı vermektedir. Eserin, akademik dünyada ve tarih meraklıları arasında büyük ilgi görmesi ve önemli bir başvuru kaynağı olarak değerini uzun yıllar koruması beklenmektedir.

Bu eseri tavsiye ederken, Karadeniz’in sunduğu detaylı incelemelerin ve kapsamlı araştırmanın, Kaçarlar dönemi İran tarihine dair yeni ve derinlemesine bir bakış açısı sunduğunu belirtmek gerekmektedir. "Kaçarlar Döneminde İran (1795-1925)" eseri, hem akademik çalışmalara katkıda bulunacak hem de genel okuyucular için ilgi çekici ve bilgilendirici bir kaynak olacaktır.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eser yalnız bir başkarakterin etrafında gelişen bir olaydan ibaret değil. Odakta yalnız bir başkahraman yok. Kişi kadrosu oldukça geniş ve adı geçen her karakterin bir meselesi var. Her birine ayrı ayrı odaklanıyoruz okurken. Birinde bulmasak birinde günlük hayatla ilişkili ifadeler buluyoruz. Bölüm başlıklarının fazla olması bütünlüğü bozmamış. Aksine daha kısa bölümler, okumayı kolaylaştırmış. Toplumun değer yargılarını iyi yansıtan bir roman olmuş. Kime hangi gözle bakılır, örneğin boşanmış gelmiş bir kadına toplumda ne gözle bakılır, burada da yer yer can sıkan durumları irdelemiş yazar. Yazar, içinde yaşadığı mahalleyi, insanları tanıyan biri, bu çok açık. Dil kullanımı da içinde yaşadığı, esinlendiği insanları tanıdığı ölçüde. Ağırlıklı olarak anlatım ve diyalog teknikleri kullanılmış. Teknik olarak bir kusur yok. Gayet akıcı. Hoş zaman geçirmek için ideal bir roman. Kalabalık kadrosu olması, karakterleri yerleşene kadar romanı bir çırpıda yarıya getiriyor zaten. Okuru bol olsun.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Martin Eden'i ilk defa okuduğumda biraz bocalayarak kitabı bıraktım. Daha sonra tekrar başladığımda ise kitap sardı açıkçası. Kitap yarı otobiyografik olarak geçmekte. Jack London'un hayatından esintileri görüyoruz. Kendisi her ne kadar alt tabakadan birisi olmasına rağmen kendini eğitmek için her kitabı okur, kendisinden daha eğitimli kişilerle tartışmalar yapmaktadır.

Kitapta ağır bir anlatım yok, akıcı ve sade bir dil hakim. Klasik kitapları biraz sakin kafayla okuyunca daha rahat okunduğu bir gerçek.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  5
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rıfat N. Bali’nin alanında yeterli çalışma yapılamayan,modern Türk sosyal yaşamının şifrelerini çözen mükemmel kitabı.Kitap 1980-2000 dönemini kapsayan basın arşivi taraması sonucunda derlenenlerle oluşturulmuş ve 20 yıl gibi kısa sürenin sonunda Amerikan kültürünü referans alan Türk toplumunun değişimini açıklamaya çalışıyor.Okuyunca tüketimin neden insanların kimliklerini belirleyen en önemli unsurlardan biri haline geldiğini , Beyaz Türklerin neden korunaklı sitelere yerleştiklerini,işadamlarının neden entelektüel görünmeye çalıştıklarını daha iyi anlıyorsunuz.Bali, kitabında gazetecilerin iktidara yakın olanlarının Türkiye’yi işadamları ve siyasetçilerle birlikte yönettikleri yanılgısına kapıldıklarını da vurgulamış.Bali toplumdaki ötekileri de tarif etmiş, Anadolulu muhafazakar kişiler, iyi eğitim, yabancı dil, güçlü siyasetçi, bürokrat, gazeteci ve işadamlarından oluşan ilişkiler ağı içinde yer almak gibi niteliklere sahip olmayıp “kenarda kalanlar”.Peki siz hangi gruptansınız?
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabı okurken, elli yaş üzeri İnsanların hayatında muhakkak bir kesit bulabilirsiniz.

Yokluğun, çaresizliğin, acının, yalnızlığın, insana neler yaptırdığı, ne tür bir cesarete sürüklediği, belki hayattan tam umudunu kestiği anda karşısına çıkan yeni fırsatları lehine çevirmek için ne gayretler edinildiği, hatta biraz daha ileri gidersek cahil cesareti ile işe koyulanların karşı tarafta çekemeyen bir grubun başına neler getirebileceğini, ne iftiralar atabileceğini varın siz düşünün.

Binlerce insanın yaşanmışlık hikayesi, dil ve anlatım açısından zengin akıcı..

Anadolu’da insanlar birbirlerini hitap ederken "lakap" kullanmaları halen günümüzde bile süregelen bir durumdur.

Sosyal Adaletin olmadığı bir yerde güçlünün zayıfı haksızca yok ettiği, hüzün dolu bir serüven...

Kullanılan dil ve olayların 1970'li yılları resmettiği, bir solukta okunabilen bu eser ufuk açıcı bir hikaye...

Teşekkürler Sayın, Mustafa Kutlu.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
ilkay coşkun
12 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Eleştirilerde şiirin iyisi, en iyisi aranmaktadır adeta. Eleştiriler, sanat seviyesinde ve yenilikçi bir anlayışta yapılmaktadır. Bahusus, şiirde anlam arayışı esas alınmaktadır. Ali Celep’in kisve-i tab’a büründürdüğü son iki eleştiri kitabı, şiir eleştirilerine bir vakar ve yeni bir ses getirmiştir. Şiirler ve şairler noktasında her türden sınıflandırmalar, kategoriler şiiri itaatkâr bir disiplin halinde tutamayacaktır yine de. Son tahlilde şiirler ve şairler üzerine serdedilen olumlu olumsuz her türden değerlendirmelerden daha ziyade zaman ve iyi okur en adil hâkim olarak görevini yapacaktır. Ne olursa olsun, nereye gideceğini bilen bir şiir ve şair için dünya bir kenara çekilecektir. İyi ve kalıcı şiir, nokta mertebesinde de olsa Türk şiirinin belleğine katkısını sunacaktır. Bugün şiirler yazan şairlerinden yarına kalacak şair Prometheuslerinin kimlerden oluşacağını yaşadıkça göreceğiz bakalım. Tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu eleştirel yazılarda; “Şiir, geçmişe atıflarla ilerler” Behçet Necatigil sözünün fazlasıyla hakkının verildiğini düşünüyorum. Eleştiriye, tahlile aldığı ilgili şair şiirlerini, İkinci Yeni ve Modern Türk Şiiri temel taşları üzerinden ele aldığını söylemiştik. Bunu, daha çok etkilendiği tanınmış şair ve yazarlar üzerinden yapmaktadır. “Cahit Zarifoğlu, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Ahmet Haşim, Turgut Uyar, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Edip Cansever, Behçet Necatigil, Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmet Hamdi Tanpınar, İlhan Berk”, hatta ve hatta “Yunus Emre, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Hüseyin Cöntürk” gibi kimi tanınmış isimler üzerinden yapmaktadır. Bunlarla birlikte hemen hemen her tahlil yazısında "T.S. Eliot, Ezra Pound, Arthur Rimbaud, Aragon, Boudelaire” gibi dünya şiirinin temel taşları üzerinden de şiire ve şaire bakış tüm boyutlarıyla ele alınıp işlenmektedir. Beğenerek okuduğum güzel bir eser. Tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazar bu eseri ile üç ödül aldı. 2023 yılı Erdal Öz Edebiyat Ödülü, 2023 yılı Sedat Simavi Edebiyat Ödülü ve 2023 yılı Vecihe Hatiboğlu Anma Ödülü.

Çok güzel üç öykü var kitapta.

Bir hiç uğruna yaşanmadan geçirilen, maddi değerlerin her şeyin üzerinde tutulduğu ve mutluluğa uzanmayı biçimlere bağlayan hayatlar. Yok olan zerafetin yerini alan görgüsüzlük, geçmişe duyulan özlemi pekiştirircesine fütursuzca vücûd buluyor.

Çevremizde olan bitene körlüğümüz bitmedikçe, mücadele etme duygusunu ruhumuzda hissetmedikçe, dünya daha güzel olmayacak.

Çok güçlü, çok güzel cümleler ve çok güzel bir anlatım, kurgu, üslup… Muhteşem.

Bana ilham veren az sayıdaki okumadan biriydi. Okumaya doyamadım. Kaybından dolayı çok üzgünüm.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Haziran 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Osmanlı'nın son döneminde Osmanlıcılık fikrinin çökmesiyle İslamcılık ve Türkçülük fikri ön plana çıktı. Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserde üç fikir akımı tartışılmıştır. Bu eserde ise Üç Tarz-ı Siyaseti adlı eseri de kapsayacak şekilde dönemin düşünce yapısını fikir adamlarının perspektifinden detaylı bir şekilde kaleme alınmıştır. Örneğin Türkçülüğün önemli fikir adamlarından olan Ziya Gökalp başta olmak üzere Mehmet Emin Yurdakul gibi kişilerin görüşlerine yer verilmiştir. Şehbender Zade Ahmed Hilmi, Mehmet Akif gibi İslamcı kişilerin görüşleri derinlemesine değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler yapılırken karşılaştırmalara da yer verilmiştir. Milli Mücadele Dönemi, Halide Edip Adıvar'ın fikirlerine yer verilmiş ve yine İslam'ın modernleşmeye karşı bakış açısı gibi konular bilimsel bir şekilde tartışılmıştır. Konu hakkında yazılmış en kapsamlı eserlerden birisidir. İlgili arkadaşlara tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir