Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mükemmel bir anlatım. Gezi Coğrafya Mitoloji Öykü ne ararsan var. Kitap okumaya başlarken bir taraftan da gezilen yerler Google haritalar dan işaretlenerek bakılırsa daha zevkli okunur. Gezilen yerleri Azra Erhat ve diğerleri ile beraber gezdikçe örn:didim apollon tapınağı. YouTube Wikipedia vb. Araştırmaya itiyor. Sanki o teknede bende varmışım havası katıyor. Daha önce Sabahattin Alinin hayatını anlatan Yeşil Mürekkep kitabında adını ilk defa duymuştum mavi yolculuğun şimdi ise kendini... Mitoloji Gezi Severler için mükemmel bir başyapıt. Dediğim gibi okurken bir taraftan araştırarak takip edin. Favorim balıkçı paluko
Yanıtla
0
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsviçreli yazar Germano Zullo'nun bir çok ödül almış, şiirsel bir dille yazdığı, adeta bir sessiz kitap. Sessiz ve büyüleyici.
Başarılı çizer Albertine yine harika bir iş çıkarmış, her sayfa sessiz bir sanat filminin en etkileyici sekansıymış gibi cezbediyor insanı. Yer yer rastladığımız kısa ve şiirsel cümleler de etkiyi oldukça artırıyor. Böyle anlatınca yetişkin kitabı gibi o yüzden çocuk kitaplarına sadece çocuk kitabı denmemeli zira pek çoğu yaşsız ve yediden yetmişe hitap edecek düzeyde.
Yazar ve çizerin asıl amacı neydi net ve tek bir şey söylemek zor, metnin ucu oldukça açık. Bu yönüyle kitaptan bir çok konu, bir çok mesaj çıkarılabilir, üzerine saatlerce konuşulabilir. Sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, fark etmek, paylaşmak, yardım etmek, hayal etmek ve umut etmek vs. benim de ilk aklıma gelen şeyler.
​"Çünkü küçük ayrıntılar fark edilmek için değildir. Ayrıntılar keşfedilmek içindir."
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyanın En Tehlikeli Kitabı & Roma İmparatorluğu’ndan Nazi Almanyası’na Tacitus’un Germania’sı
Naçizane yorumumu paylaşmadan önce birkaç konu hakkında hatırlatma yapmak niyetindeyim. Öncelikle eserin Yunan-Roma tarihi ile Klasik Filoloji alanında çalışan önemli bir bilim insanı tarafından hazırlandığını söyleyebilirim. Dolayısıyla okuyacağınız satırlar fikir özgürlüğü kapsamında yazılmamıştır. Öte yandan belirtmem gereken bir diğer husus ise, kitabın yalnızca kendi ilgi alanıma giren kısımlarını yorumlamanın hem okuyucuyu çok yormayacağını hem de kitap hakkında fikir sahibi edebileceği kanaatindeyim. Zira kitap yaklaşık olarak 250 sayfadan müteşekkil rafine bir çalışmadır. Bu nedenle bilgi birikimimin fazlasıyla yetersiz olabileceği bölümlerde yorum yapmayı (daha önceki incelemelerimde de belirtmiş olduğum üzere) sağlıklı bulmuyorum. Umarım faydalı olur!

Kısaca yazarı tanıyacak olursak: Stanford Üniversitesi, Klasik Filoloji bölümünde görev yapan akademisyenin başlıca araştırma alanları, Yunan ve Roma Tarihyazımı, Latin Sözlükbilimi, Antik Dönem Kültürel ve Entelektüel Tarihi olarak sıralanabilir. Berlin, Kiel ve Oxford’da Klasik Filoloji ve Felsefe eğitimi almıştır. 2004’te Harvard'a yardımcı doçent olarak atanmadan önce Oxford Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi. Harvard'daki görevinin yanında 2007'de Paris'te École Normale Supérieure'de misafir öğretim görevlisi olarak çalıştı. 2008/09'da Münih'teki Thesaurus Linguae Latinae sözlüğünün APA üyesiydi. 2009'da Harvard Üniversitesi Klasik Filoloji bölümüne, sonrasında da 2012'de Stanford Üniversitesi’nde yine aynı bölüme doçent olarak atandı. Şu anda da hâlen Stanford Üniversitesi’ndeki görevine ve çalışmalarına devam etmektedir (çalışmaları ile alakalı daha kapsamlı bilgi için kitapyurdu’nun yazar için oluşturmuş olduğu kısa biyografiye bakılabilir ki bu kısa özet oradan alınmıştır).

Kitap sekiz ana bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler ve daha fazlasına “İç Sayfalara Gözat” sekmesi aracılığıyla ulaşılabilir. Kitap Tacitus’un elyazmaları ve bu elyazmalarının peşine düşen meşhur SS ileri geleni Himmler ile başlıyor. Akabinde elyazmasının ve edisyon sürecinin kısa bir tarihçesine değiniliyor. Yazarın klasik filoloji temeli bu bölümleri oldukça faydalı bir hale getirmiş olacak ki heyecanlı bir biçimde bu serüveni okumak mümkün oluyor. Öte yandan kitabın asıl gündemi olan Tacitus’un Germania’sı ile muhtevasına, Nazilerin bu kitap ile ilgilenmelerinin altında yatan fikirlere kitabın ilerleyen sayfalarında rastlamak mümkün oluyor. Yazar Tacitus’un eserini Latince kaleme aldığı dönemlerde “Germanen” kavramı ile günümüzdeki “Germenleri/Almanları” kastetmediğini, bu kavramın (muhtemelen) “Caesar’ın izinden giden Romalılar için kuzeydeki halkları” (s.14) çağrıştırdığını ifade etmektedir. Yazarın da ifade etmiş olduğu üzere Germenleri (belki de Antik Çağ’ın tüm halklarını aynı şekilde değerlendirmek gerekebilir) homojenize etmek mümkün değildir. Dolayısıyla modern bir kullanım olan Germen/Alman milliyet kavramlarını Caesar’ın yahut Tacitus’un bahsettiği Germanen’ler ile eşitlemek teknik olarak mümkün değildir. Benzer bir kavramsallaştırma sorunu “Hunlar” içinde vardır. Zira edebiyatın bize çoğu zaman “Hun” genellemesi altında sunduğu etnonimlerin her zaman Hunlara isabet etmediği görülür. (Asya Hunları – Avrupa Hunları meselesine de bu bağlamda değinilebilirdi ancak konuyu uzatmamak adına es geçiyorum. Yalnızca Hunlardan kastımın yanlış bir tanımlama olmasına karşın “Avrupa Hunları” olduğunu hatırlatmalıyım.) Her ne kadar Hunların yayıldığı coğrafya bulanık bir yapı arz etse de, kabataslak bir biçimde Borusthenēs‘den (Dinyeper) Gallia’ya kadar ki geniş bir coğrafyada Romalılar tarafından Hun adı altında anılan birilerinin olduğu bir gerçekliktir. Ancak bölgede Gotlar, Alanlar ve diğerleri de vardır. Şayet bu topluluklar buharlaşmadıysa Hun adı altında yer yer anılmışlardır ki, Hun şemsiyesi üstlerinden kalkıktan sonra bile yer yer bu kavram (Hun) ile anılmaya devam etmişlerdir. Krebs’in bahsettiği şeyde tam olarak budur. Peki, “Germanen” kavramı ile anılanların ne kadarı bugünkü Almanların atasıdır? Her ne kadar ilgili kavram, bugün aşağı yukarı aynı sembollerle yahut kavramlarla ifade ediliyor olsa da (German), yüklenen anlamlar değişebilmekte ve sapkın ideolojiler tarafından manipüle edilebilmektedir.

Yukarıdaki kavramsallaştırma sorunu ilk kez Krebs tarafından ortaya atılmış bir konu da değildir. H. Wolfram (History of the Goths), W. Liebeschuetz (East and West in Late Antiquity: Invasion, Settlement, Ethnogenesis and Conflicts of Religion) ve W. Pohl’un (Migration, Ethnic Groups and State Bulding) ilgili kitaplarında ve çalışmalarında birkaç on yıl öncesinde de rastlamak mümkündür. Ancak tüm bu yazarlar, ilgili kavramsallaştırma sorununa değinmekle yani tespit etmekle beraber herhangi bir öneride bulunmamışlardır. Bu tespitlerin neredeyse tamamı sezgisel bir biçimde yapılmış olup, herhangi bir metodolojiye de tabi değildir.

Sonuç olarak, her ne kadar batıda çok yeni bir tartışma konusu olmamasına karşın Türkçede benzerine rastlamadığım bir konuyu ele alması bakımından oldukça mühim bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yukarıda da kısaca değinmiş olduğum üzere yanlış kavramsallaştırmaların modern bilim çevrelerinde hâlâ daha yer aldığını ifade edelim. Belki de bu tip çalışmaların dil çalışmaları ile (semiotic vb. gibi) harmanlanması ilgili konularda çeşitli kazanımlar sağlayabilir. Kitabın kapağını, mizanpajını ve cildini oldukça beğendim. Böylesine faydalı bir kitabı dilimize kazandırdıkları için Runik Kitap’a, çevirmen Bağış Alper Kovan’a ve bizi bu harika kitap ile buluşturan kitapyurdu’na çok teşekkür ederiz.

Herkese bol kitaplı, sağlıklı günler!

Yanıtla
6
3
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kısa öykü içinde 3 adet uzun öykü, hatta bir yazarla ilgili olan son öyküde, yazar karakterinin yazdığı öykülerle bir katman daha oluşturulmuş. 2000'ler başı Ölümsüz Öyküler Kulübü "Xasiork" döneminde çıkardığı Kızıl Vaiz'deki gibi öyküleri tek öykü bağlantılı toplu sunulan bir bilim-kurgu romanı Orkun Uçar'ın. William Gibson'un Blade Runner filminden esinlenip Neuromancer kült romanını yazmasına esinle edebiyat sinema çift yönlü etkileşimini bol bol oluşturmuş. Yine "Neuromancer" başta olmak üzere "Altered Carbon", "Expanse", "Matrix" yapımları ile "1984" yapıtının izlerine ithaf ve ilham anlamında karşılaşıyoruz. İtlaf anlamında değil kesinlikle. Hatta romanın içerisinde karakterler bile "Alacakaranlık Kuşağı" dizisi gibi yapımlara değiniyor. "Simülasyon evren ve alt evrenler" teması içeren romanda maksimum sürükleyicilik için ileri senaryo teknikleri kullanılmış, okurken mısır cipsi alacaktım.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakub Haşimi Hocaefendi, bütün ömrü boyunca Cenâb-ı Hakk'ın (cc) rızası, Peygamber Efendimiz'in (as) hoşnutluğu ve evliyaullah hazeratının memnuniyeti için gayret etmiş; Allah'ı insanlara, insanları Allah'a sevdirmek için bütün hayatını bu uğurda vakfetmiş bir zat-ı muhterem. Hocaefendi'nin sohbetlerinden derlenen bu kitapta genel olarak Cenab-ı Hakk'ın insanla, kuluyla ilişkisi merkeze alınmaktadır. Cenab-ı Hakk'ın insanla ilişkisi yaratılışından daha önce, Hakk'ın insanı kendi öz iradesiyle dilemesi, murâd etmesiyle başlıyor. Tabiri caizse insan daha varlığa gelmeden Cenab-ı Hakk'ın gündemine giriyor, O'nun tarafından zikrediliyor. Hakk'ın insanla olan bu organik ve saf ilişkisi merkezinde İslam, iman, ihsan, ahlak, tasavvuf, ubudiyyet gibi dinin temel rükunleri hakkında kişiyi tefekküre sevk edecek, asli meselelerini düşündürtecek özün özü sohbetlerden oluşan bu kitapta kaybettiğimizi sandığımız şeyin ne olduğunun farkına varıyoruz. İstifadesi bol olsun inşaallah. Selam ve dua ile..
Yanıtla
7
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hafızanın ve Mekanın İç İçe Geçtiği Bir Anlatı
Ketebe’nin Pasaj serisinin dördüncü kitabı olan "Tren Rayları" kısa ama etkileyici bir anlatı. Geçmiş ve şimdi, girift belleklerin duygularında açığa çıkıyor. Bu metin bence ne tam bir söyleşi olabilir ne de bir gezi yazısı. Fotoğraflı ve şiirsel bir deneme denebilir belki. Kesin olan bir şey var ama. Okuruna, anılarla ve anımsamalarla örülmüş kesitli bir yolculuk vadediyor. Bu yolculuğun bol diyaloglu ve fotoğraflı olacağını belirtmekte fayda var.

Tren raylarından ormanlara, tarihten mimariye, geçmişten belleğe uzanan şiirsel bir dokunuş bu. Kings Cross garının etrafında örülmüş, kısa anlatıların birbirini kimi zaman tamamladığı, kimi zaman edebi bir yama işine döndüğü hüzünlü bir sohbet belki de.

O bölge ve yazarların deneyimleri belki de kültürlerini hiç tanımadığımdan başta benim için bir anlam ifade etmiyordu. Fakat bittiğinde tanıştığıma memnun olduğum duygu yüklü bir çalışma bence. O civarda anısı olan, oraları tanıyan insanlar için çok daha fazla şey ifade edecektir diye düşünüyorum.

Sade fakat etkileyici bir çevirisi var. Dilimize İrem Uzunhasanoğlu tarafından henüz kazandırılmış olsa da Tren Rayları dünyada ilk olarak 2011 yılında yayımlanmış. John Berger’in ölümünden tam altı yıl önce. Bu yolculukta Berger’e eşlik eden Kanadalı şair Anne Michaels ise şair olmanın verdiği avantajla metine şiirsel atmosferi dozunda ve tüm doğallığında yayıyor. Kitapta yer alan fotoğraflar ise Tereza Stehlíková’nın kadrajından.

Bu eserin ortaya çıkış hikâyesi de enteresan. Elimizdeki metin 2005 yılında hazırlanan “John Berger: İşte Buluştuğumuz Yer” adlı projenin bir ön çalışmasıymış. Kings Cross garının civarında çıkılan yürüyüşlerden doğan bu metin “Vanishing Points” adıyla sahnelenmiş. Berger ve Michaels bizzat sahne almış.

Son olarak; kitaptan tadımlık bir alıntı:
“Hafızalarında trenleri yaşatan son jenerasyon biz olabiliriz.”

Mekan ve hafıza konularına deneysel bir yaklaşım getiren bu metni; trenleri, fotoğrafları ve samimi anlatıları seven herkese tavsiye ederim.
Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harika!Sayfa kalitesi,basımı ve puntosundan yazı karakterine kadar en önemlisi de tanım, önerme ile kanıtlardaki şekillerin berrak ve apaçık çizimini sunmalarıyla hulasa her haliyle mükemmel bir çalışma olmuş.Anlatımdaki yalınlık sadece Euclides'in tarzından gelen asalet ve zarafetten değil,aynı zamanda Ali Sinan hocanın da duru tercümesinden kaynaklanıyor belli ki.Ciltli,evladiyelik lüks basımının en uygun fiyatla bulunabileceği tek site Kitapyurdu.Türkçedeki ilk ve tek tam çevirinin bu şekliyle ve kalitesiyle kaçırılmadan edinilmesini tavsiye ediyorum.Kanıtlardaki her satır daha öncesinde kanıtlanmış kural veya önden kabullenilmiş aksiyomlara isnat edilmiş.Matematikteki güzellik anlayışının,ispatların sade estetiğinin bence en zariflerinden.Pek anlatamadım doğrusu,içini açıp ilk beş aksiyomdan başlayarak kendi kendinize ispatlamaya çalışırsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.Bu tekellüm edilebilecek bir güzellik anlayışı değildir zira.Bahsettiğimiz,geometrinin büyüsüdür.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
11 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Teselli Yüklü Kitap
Dervişin Teselli Koleksiyonu, Kitapyurdu’nda ve diğer kitap satış mecralarında yüksek satış rakamlarına ulaşmış dikkat çeken eserlerden biri. İlk baskısını 2019’da yapmıştı. “İyileşme” teması üzerine tesellilerden oluşan 2. kitap ise 2022 Temmuz’unda okurla buluştu.

Yazar M. Ömür Öztürk, seyir, ihtiyaç, inkişaf, sonsuzluk, rıza, arayış gibi başlıklardan oluşan 99 teselli altında kompozisyonunu oluşturmuş. Doğu ve Batı dünyasında tanınmış İslam alimlerine, filozoflara ve yazarlara ait sözler, fikirler, bu kitabın sayfalarında okuyucuya eşlik ediyor. Şeyh Edebali, Sümbül Efendi, Abdulkadir Geylani, Mevlâna, Yunus Emre, Camus, Kant, Sartre, Cemil Meriç, Oğuz Atay, Tolstoy, Geothe, Dickens, Rilke bu isimlerden bir kısmı.

Eserde, her insanın hayatında karşılaşabileceği çeşitli zorluklara, sıkıntılara karşı teselliler hazırlanmış. Mesela, “Kanaat Tesellisi” kapsamında, esasen başarısız insanın olmadığından, çok başarılı veya az başarılı insanın olduğundan bahsediliyor. “Herkes, az veya çok mutludur. Kişi kendini çok mutlu insanlarla kıyaslayınca mutsuz, kendinden daha az mutlu insanlarla mukayese ederse mutludur. Bu kadar basittir. Aslında mutsuzluk, yalnızca bir kelimedir, bir yorumdur. İnsanın icâd ettiği izafi bir kavramdır… Kişi kelime manasıyla olsun mutsuz olduğunu düşünüyor, elindeki o az mutluluğu hafife alıp kalbiyle çok mutluluk peşinde koşuyorsa mevcut mutluluğunu da hissedememekle elindekini fark edebileceği, hissedebileceği, onun için şükredebileceği zamana kadar ondan mahrum kalma cezası görür. Mutluluğunun artmasını isteyen, verilen kadarına razı ve memnun olmalı, ona kanaat etmeli, var olanla yetinmeyi bilmelidir. Elindeki mutlulukla yetinmeyip onu israf edenler, onu önemsemediğini ve kıymetini bilmediğini göstermiş olurlar ki o da bereketi ortadan kaldırır. Nimete saygının en önemli göstergesi, onu severek ve dikkatli kullanmaktır…” (s. 323 vd.)

“Müddet Tesellisi” başlığı altında şu ifadelere yer verilmiş: “Az mı çok mu yaşadığımız, yılların sayısına göre değil, yaşamdan ne kadar etkilendiğimize göre değişir. Güzelim kelebekler bize göre az yaşıyorlar, birkaç gün hatta birkaç saat. Bu güzellik için acınası bir hal. Esasında hayatın uzunluğu, süresinde değil hissedilişindedir. Uzun süre yaşamak, çok yaşamış olmak anlamına gelmez… Zaman, izafidir. Mutluluk zamanları uzun sürse de kısaymış gibi algılanır. Buna karşın musibet zamanları, kısa bile olsa uzun hissedilir. Musibet içerisinde bir gün, bazen yıllar gibi yaşanır… Gecenin aniden sabaha, kışın birden bahara dönmemesi gösteriyor ki yaşadığımız kederler de aniden değil, safha safha hayatımızı terk edecekler. Mevlâna hazretlerinin bu konudaki önerileri şöyledir: Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir çatıya bile basamak basamak merdivenle çıkılır. Tencereyi dahi ocakta yavaş yavaş kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerede pişen yemekten hayır gelmez. Cenab-ı Allah’ın bu kâinatı, bir kerede ol demekle yaratmaya gücü yetmez mi?” (s. 213 vd)

Bir konu hakkında yazılan eserleri veya fikir sahiplerini aramak, eserlerinde aradığını bulmak, her insanın ciddi bir mesai harcamasını gerektiriyor. Bu konuda maalesef çok geniş bir zamana sahip değiliz. Ömür süresi, kısıtlı ve belirsiz. Üstelik okuyabileceğimiz kitap sayısı da kendi kapasitemizle sınırlı. Bunu çok yüzeysel bir hesaplamayla -sayfa sayısı gibi değişkenleri göz ardı ederek- ifade edelim: 50 yıl boyunca her ay 1 kitap okuyabilen bir insan, toplamda 600 kitap okuyabiliyor. Diyelim ki daha iyi bir okursunuz, her hafta 1 kitap okuyorsunuz, bu takdirde kitap sayısı ancak 2400 olacak. İnsanın günlük işleri, mesleki, ailevi ve şahsi sorumlulukları gibi zaman sermayesini tüketen diğer konular, bu denklemde yok. Dervişin Teselli Koleksiyonu türünde eserlerin önemi burada ortaya çıkıyor. Alanında okumalar yapmış, belirli konu başlıklarına göre bunları tasniflemiş ve esere dönüştürmüş yazarların eserleri, okurlar için zaman kazandıran bir görev ifa ediyor. Başka bir yönüyle düşünülürse vakti olup daha fazla okuma yapmak ve derinleşmek isteyenler için de bir rehber ya da bir kaynakça niteliği taşıyor.

Yazarın eserle ilgili Youtube kayıtlarını izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3yfPDiF

İyi Okumalar!
Yanıtla
31
4
Destekliyorum  6
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalanları Çürütmek
Her millet tarihini yazarken kimi zaman kasıtlı kimi zaman ise bilinçsizce gerçeğin sınırlarının dışına çıkar. Bu yüzden tarihi bilginin sorgulanması zaruret arz eder. Üstelik sunulan malumat hakkında ortaya serilen materyaller çoğu zaman diğer kaynaklar vasıtasıyla denetlendiği zaman gerçekten uzak mesnetsiz oldukları görülür. Tarihin havuzuna konuyla uzman olsun olmasın herkes bir şeyler ekleyebilir. Ama gerçekler alanın mütehassıslarının tahlil ve tenkitleri sonrası zuhur eder. Tabii yanlış bilgiyi çürütmek öne sürülen tezi sağlam dayanaklarla kanıtlamak maharet ister.

İspata giden yolun zorluklarından en büyüğü şartlanmış okurun ön yargılarını parçalamaktan ve tabularını yıkmaktan geçer. Bunu yaparken de ön yargılardan sıyrılmış ve tabuların gölgesinde kalmamış olmak şarttır. Ancak genellikle çapraz okumanın yapılmadığı tek kutuplu bilgilerin aleminde oluşan fikirler zamanla kemikleşir, kökü olmayan kanıtlanamayan yalanlara ve yanlışlara rağbet edilir. Bilim dünyamızda gerçeği arayan ilim adamı çok olmakla beraber yalanı çürütmeye namzet olanların sayısı azdır.

Rahmetli Ahsen Batur 30 yılını tarih ilmine vakfetmiş, binlerce sayfa eseri Türkçeye kazandırmış, tek başına bir enstitü cesametiyle çalışmış bir alimdir. Onu büyük kılan özelliklerinden birisi ise tarihi yalanlara karşı yapmış olduğu mücadeledir. Orta Çağ’da kaleme alınmış ve günümüzdeki tarih anlatısının bel kemiğini oluşturan birçok eserin Batur tarafından dilimize çevrilmesi, onun otorite pozisyonuna yükselmesine neden olmuştur. Bu yüzden Batur’un engin bilgi birikimi dayanaksız ve gerçekten uzak söylemlere karşı deyim yerindeyse bir turnusol kâğıdı işlevi görmüştür.

Günümüzde tarihi bilgideki bozulmaların büyük kısmı, siyasi hesaplarla meydana getirilen tarih yazımının realiteden uzaklaşmasıdır. Hamasetin seline kapılan bazı tarihçiler veya konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan meraklılar geçmişi yeniden tasarlayarak kitleleri yanlış yönlendirebilmektedirler. Batur, burada devreye girerek otuz bir bölüm halinde terkip ettiği eserinde sunulan mesnetsiz iddiaları bir bir çökertir.

Batur, fikirlerini serdederken yıllarca dirsek çürüttüğü kaynaklardaki bilgileri sunmaktan çekinmez. Yalan olarak nitelendirdiği malumatı çürütene kadar kaleminin mürekkebini akıtmaktan geri durmaz. Burada dikkat çeken husus, müellif sadece yalanı silmekle kalmaz okuruna resmin tamamını gösterir. Bu yüzden eserin tahmin edilenden daha da öğretici olduğu savunulabilir. Zira polemiği önceleyen bazı yazarlar sadece muarızlarının dediklerine odaklanıp “yalandır” deyip çekip giderlerken, Batur eserinde birden fazla kaynakla yalanın altını defalarca çizer.

Eserde, özellikle Kürdoloji ilminin köklerinden, bu konuda uğraşan bilim adamlarının faaliyetlerinden, onların vagonuna eklemlenerek ülkemizde yeni bir tarih oluşturmaya çalışanlardan bahsedilir. Tarihi bilgiyi çarpıtarak gerçeği bulmaktan ziyade yalanla gizli amaçlarını tahakkuk etmeye çalışanların saklı emelleri su yüzüne çıkarılır. Bu sayede eserin gerçek amacının cehaletin kara tonlarının oluşturduğu puslu havanın dağıtılması sayesinde görüş açısını netleştirmek olduğu düşünülebilir.

Her ne kadar her bir bölüm kendi içerisinde bağımsız bir biçimde tasarlanmış ise, metodolojik olarak Batur aynı ilmi yöntemle ele alınan yanlış bilgiyi tahlil eder. Kimi zaman Kürt olarak söylenen bir tarihi şahsiyet hakkındaki bilgiler sunulur. Eldeki materyal karşı tarafın yaptığı gibi yalanı beslemek için değil gerçeğin havuzuna su taşımak için kullanılır. Misal Selahattin Eyyubi’nin Kürt olduğu fikrini savunanlara karşı aynı metotla Eyyubi’nin Türk olduğu düşüncesi öne sürülmez. Döneminde yazılmış birinci elden kaynakların ışığında bir tarih anlatısı oluşturulur, son söz okura bırakılır. Bu nedenle yazarın eserde ismi geçen bazı Kürdoloji müellifleri gibi peşin hükümlü olduğunu söylemek mümkün değildir.

Yine yazarın hissiyatının suyuna kapılıp sel gibi önüne gelen her gerçeği yıktığını savunmak güçtür. Çünkü tarih duygu gömleği çıkarılarak yazıldığı zaman gerçekleri okuruna verir. Kendi içinde tutarlı ve mantık dairesine giren yorumların yapılması için bu şarttır. Misal mantık dairesinin dışına çıkan, sırf aksine dair bilgi bulunmadığı için akla hayale sığmaz bilgiler bu yüzden Batur tarafından satirik bir üslupla taşlanır. Tabii bu üslubun belirli bir seviyeyi içerdiğini de belirtmek gerekir.

Eserde çürütülen tezlerin ve mesnetsiz iddiaların ortak noktasına dikkat edilecek olursa yeni bilgiyle oluşan tablonun daha bulanık bir hale geldiği görülür. Batur, sadece görüntüyü netleştirir. Ortaya çıkan yeni duruma karşıt görüşteki yazarın yeni bir söylemle karşı çıkması ise neredeyse mümkün değildir. Çünkü; bazen karşıt görüşlü yazarların sunduğu düşünceler o kadar gevşek zemine oturur ki Batur’un sunduğu yorumsuz saf bilgi bile karşıt fikrin yıkılmasına neden olur.

Yine eserde benzer eserlerde görülmeyecek bazı kısımların varlığı söz konusudur. Misal Kürtlerdeki kafa karışıklığını yansıtmak için günümüzdeki bazı Kürt İnternet sitelerindeki yazışmalar kullanılmaktadır. Bu tartışmalarda ortaya çıkan durum Batur’un öne sürdüğü bazı fikirlerin ne denli doğru olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ayrıca Batur tarafından savunulan fikirleri desteklemek için bazı resimlerin kuşe kâğıda renkleri canlı bir şekilde sunulduğu dikkat çekmektedir. Özellikle koç başlı mezar taşları ve kilim motiflerinin olduğu sayfalar adeta gerçeğin renkli resimli halidir.

Tarih, bir yerden anlaşılmaz olandan, anlaşılır olanın çıkarılması işidir. Kürdoloji bulanık suda balık avlamayı meslek haline getirdiğinden içinden çıkılmaz problemlerin sayısı artmaktadır. Batur, üslubuyla anlaşılmaz çetrefilli konuların avamın anlayabileceği seviyeye indirmektedir. Özellikle etnik sorunların günümüzden geçmişe gidildikçe daha da çetrefilleştiği bilinen bir gerçektir. Ama ehil bir elle olay bağlamından fazla çıkarılmadan konunun özü verilirse geçmişin karmaşasının yerine gerçeğin berrak duruşu gelebilir. Esasında Batur tüm eser boyunca bunu yapmaktadır.

Sonuçta, Batur’un deyimiyle “belgesiz tarihçilik kendi kendini aldatmanın en kestirme yoludur”. Herkesin kendi gerçeğini bina ederek kendi doğrularının yordamıyla kitleleri peşinden sürüklemeye çalıştığı bir dönemde yalanlarla mücadele etmek her ilim adamının problemi değildir. Batur, kalemini siyasi bir silah olarak kullanmaya niyetlenmiş ilimden uzak eşhasa cevabını layıkıyla vermiştir. Yazdığı eserini bilinçsiz Kürtlerin ve Türklerin gerçeği görmesi için kaleme almıştır. Gerçek arayan için uzakta değildir. Yazarın ruhu şad olsun.
Yanıtla
14
1
Destekliyorum  2
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
10 Ekim 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarih Bilinci Ve Yansımaları...
Bir toplumda ve onu tamamlayan, şekillendiren bireylerde; tarih bilinci oluşmadan, mevcut şartların değerlendirilmesi, geçmiş ile kıyaslama yapılması, geleceğin öngörülmesi noksan ve aldatıcı olacaktır.

Elbette ki, tarih bilincinin de beslenip bir kıvama gelmesi için; bilim, mantık, hukuk, sosyoloji, psikoloji, davranış bilimleri, arkeoloji, antropoloji, sanat, edebiyat gibi alanlardan da bilgi ve deneyim birikimine sahip olmak gerekir.

İlber Ortaylı hocamız; işte bize bu alandaki ihtiyaçlarımızı tedarik edecek, yazılı içerikler sunmaya devam ediyor. 339 sayfalık eserde, 50 başlık altında; yakın tarihte gerçekleşen olayların, arka planını, gerekçelerini, sonuçlarını, topluma yansımalarını, herkesin anlayabileceği bir dil ve metodolojiyle yazılı anlatıma çevirmiş durumda.

Hep şu örnek verilir; daha dün meydana gelen trafik kazasının on görgü tanığı da kazanın oluş şeklini farklı anlatabiliyorsa, yıllar önce yaşanmış ve anbean görüntü kaydı yapılmamış tarihi olayların yazılı aktarımının doğru olduğuna nasıl ve neden güveneceğiz? Üstelik insanlar inanç, ideoloji, etnik kimlik, sosyal misyon olarak tayfalara ayrıldığı bir dünya düzeninde, kimin, hangi tarihi gözlem ve değerlendirmesine güveneceğiz?

Elbette bu endişe, çekince, soru ve sorgular yerindedir. Tarihi olayları; bir laboratuvara alıp “doğru mu, yanlış mı” diye test edemeyiz. Matematiksel verilerle tartamayız. Fakat unutmamak gerekir ki; Sosyal bilimler de belirli literatür, terminoloji ve metodolojisi, kurallarına göre yürütülürse, bilimsel bir disiplin olarak kabul edilir.

Bir yurttaş, okur ve bilim sevdalısı olana düşen ise; aynı olayı, farklı kaynaklardan gözlemleyip; kendi kanaatini de katarak bir çıkarımda bulunmaktır. Her bilimsel disiplinin kendine has yorum şekilleri vardır. Hukuk felsefesi ve sosyolojisi birikimi olmayanın; sav, savunma ve hüküm kurması noksan olacağı gibi, Tarih felsefesinden yoksun bir tarihsel yorum da bağımlı/yanlı ve yanıltıcı olacaktır.

Aynı tarihi olayları, farklı ve benzer anlatanlarla da karşılaştık. İlber Ortaylı Hocamızın anlatımları; politik bir tatmin, ısmarlama bir yorum, magazinsel bir tartışma yaratacak içerik barındırmıyor. Bilimsel, edebi ve diplomatik bir üslupla yazılmış. Tatmin olmayanlar, başka eserlerle de karşılaştırabilir.

Bir alanın hakkını vermek; önce kendini bilmek, yetiştirmek ve haddini bilmekten geçer. “Aman yanlış anlaşılır” diye tarihi bir olayı gizlemek/çarpıtmak bizleri yanıltacağı gibi, “politika ve inanç eksenli ısmarlama tarihi yorumlar” da bizi geçmişimizden ve gerçeklerden koparır.

Tarihi anlatımlara ilgi duymayabiliriz. Okurken sıkılabiliriz. Ama tedavi için bize verilen acı ilacı içmemiz gerektiği gibi, tarihi geçmişe ilgisiz kalamayız. Bunun cezasını ve acısını; yaş ilerledikçe hissediyor insan.

Bilim, felsefe, tarih, sanat, edebiyat, hukuk ve sosyoloji alanlarından; bir akademisyen yoğunluğunda olmasa da her yurttaşın; yerel ve evrensel bütünlüğün bir parçası olabilmesi için istifade etmesi önerilir. Verimli okumalar dilerim.
Yanıtla
9
1
Destekliyorum  1
Bildir