Deniz Kıyısında Kesişen Hayatlar: Balıkçı ve Oğlu
Livaneli’yi takip eden bir okur için deniz kokulu bir eser yazması hiç sürpriz olmamıştır. Kendi adıma bunun zamanını kestiremiyordum sadece. Çünkü Sevdalım Hayat’ta ve kendi hayat hikayesine atıf yaptığı birçok röportajında, denize olan tutkusunu çok net bir şekilde vurguluyor. Bu noktada Hemingway, O’nun için ayrı bir önem taşıyor:
“Hemingway'in bütün kitaplarını ezbere bilirdim ama İhtiyar Adam ve Deniz'in yeri başkaydı. Talihsizlikten de beter bir salao'ya yakalanmış olan ihtiyarı tanıyormuş gibiydim. Karayip Denizi'nin tuzunu cildimde duyuyordum. Ringa balığının ekşi lezzeti dilimi buruyordu. 44 yaşında Karayip Denizi'ni ilk kez gördüğümde tanıyormuş gibiydim. Sanki çocukluğumun denizlerinden biriydi (…) Bir arkadaşımdan, Eskihisar ve Darıca diye iki kıyı kasabasının övgüsünü dinlemiştim. Oralarda denizin tuzuyla yıkanan yaşam beni çok çekiyordu. Özellikle İhtiyar Adam ve Deniz'den sonra, balıktan, denizden ve maceradan başka bir şey düşünemez olmuştum. Aklını kitaplarla bozup yollara düşen Mancha'lı ihtiyar gibiydim.” (Sevdalım Hayat, s. 50, 54)
Livaneli, romanlarına, güncel olsun ya da olmasın, yaşadığı toplumda duyarlılık gösterilen ve kendisinin de dert edindiği bir konuyu harmanlamayı üslup edinen bir yazar, tıpkı Serenad’da ya da Huzursuzluk’ta olduğu gibi. Bu eserinde ise deniz kokulu hayatlara, ülkemizde yaşanan göçmen meselesini dahil ediyor. Eserin kahramanları Balıkçı Mustafa’nın ve eşi Mesude’nin kaderlerini bir şekilde göçmenlerle kesiştiriyor.
Eserin sonuna eklenen röportajda, Balıkçı ve Oğlu hakkında şu ifadeler geçiyor: “İlk gençliğimden beri bir deniz romanı yazma hayalim vardı. Belki de ortaokul lise yıllarıma damga vuran Hemingway tutkusunun bir sonucudur bu.” (s. 129)
Yayınevinin Youtube kanalında paylaşılan, bu eser hakkında yazarla yapılmış söyleşiyi izlemek isterseniz bkz.: bit.ly/3DZGE95
İyi Okumalar!