Onaylı Yorumlar

Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zweig’ın psikolojik derinliğine saygım sonsuz ancak bu hikaye benim için edebi başarı ile gerçeklik dışı bir melankoli arasında gidip geldi.

"Sana, beni asla tanımamış olan sana..." hitabıyla başlayan mektup muazzam bir akıcılığa sahip olsa da, kadının bir ömür süren sessiz sadakati aşkın sınırlarını zorlayıp marazi bir saplantıya dönüşüyor.

Bir yanda her şeyi unutan vurdumduymaz bir adam, diğer yanda tek bir bakıştan koca bir hayat inşa eden bir kadın... Bu duygusal uçurum ve karakterin kendi varlığını hiçe sayışı, hikayeyle arama mesafe koymama neden oldu. Zweig’ın ustalığı sizi bu çaresizliğe ikna etse de duygulardaki bu aşırılık yer yer zorlama bir abartı hissi yaratıyor.

Özetle; psikolojik tahlilleri güçlü ama duygusal anlamda fazla "abartılı" bulduğum bir klasik. Edebi lezzeti için okunmalı ancak karakterle bağ kurmak herkes için mümkün olmayabilir.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanrı Küçük Günahları Affeder, sadece olay örgüsüyle değil bakış açısıyla da beni etkileyen bir kitap oldu. John Hart’ın anlatımı hem akıcı hem de karakterlerin iç dünyasını hissettirecek kadar güçlüydü. Polisiye tarafı merak uyandırsa da bence kitabın en başarılı yanı insanların suç, vicdan ve geçmişle olan ilişkisini anlatış biçimiydi.
Özellikle olayların tek düze ilerlememesi ve karakterlerin farklı yönlerini göstermesi kitabı daha gerçekçi hissettirdi. Kurgu zaten sürükleyiciydi ama benim en sevdiğim şey yazarın olaylara yaklaşımı oldu. İyi-kötü ayrımını net çizgilerle vermemesi ve herkesin kendi yükünü taşıması hikâyeye derinlik katmış.
Yer yer ağırlaşan bölümler olsa da genel olarak düşündüren, atmosferi güçlü ve karakter odaklı başarılı bir polisiye roman olduğunu düşünüyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırk bir yıl sonra gerçekleşen bir yüzleşme… Márai, neredeyse tek bir gecede geçen bu romanda dostluk, ihanet ve zamanın insan ruhunda bıraktığı izleri büyük bir incelikle anlatıyor. General Henrik’in eski dostu Konrad’ı şatosuna davet etmesiyle başlayan gece, geçmişin kapanmamış hesaplarını yavaş yavaş ortaya çıkarıyor. Söylenmeyenler, söylenenlerden daha ağır hissediliyor.

Romanın gücü olaylardan değil, duyguların sessiz yoğunluğundan geliyor. Márai’nin dili zarif, sakin ve düşünsel. Uzun monologlar aracılığıyla sadakat, tutku, kıskançlık ve insan doğası üzerine derin sorgulamalar yapıyor. Her cümlede geçmişin gölgesi hissediliyor.

Mumlar Sonuna Kadar Yanar, zamanın hiçbir şeyi tamamen silemediğini anlatan melankolik bir roman. İnsan gerçekten bir başkasını anlayabilir mi, yoksa yıllar geçtikçe geriye sadece suskunluk mu kalır? Uzun süre zihinde kalan, ağır ama etkileyici bir okuma deneyimi. Kesinlikle okuyunuz efendim...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İsrail askerlerini kahramanlaştıran yazılar kaleme alan ve kariyerinin zirvesindeki başarılı bir gazeteci olan Dinah, yeni bir haber için girdiği enkazda kırık camlı bir gözlük bulur. O gözlüğü taktığında ise bugüne dek gördüğü ve inandığı her şeyin büyük bir yalandan ibaret olduğunu fark eder. Filistin halkına ve Filistin’i savunan herkese uygulanan acımasız zulme tanıklık ettikçe, artık yalanların değil vicdanının peşinden gitmeye karar verir. Tek amacı, insanların da gerçekleri görmesini sağlamaktır.

Gözyaşları içinde okuyacağınız, etkileyici ve sarsıcı bir roman. Yazarın da dediği gibi, keşke bu zulüm hiç yaşanmasaydı da bu kitap hiç yazılmak zorunda kalmasaydı. Ama ne yazık ki yaşandı ve bu kitap ortaya çıktı. Bize düşen ise böylesine güçlü bir anlatıma sahip bu eseri okumak oldu.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Glenn Meade’in Sakkara’nın Kumları kitabı, tarih ve macerayı bir araya getiren sürükleyici romanlardan biriydi benim için.Özellikle Antik Mısır atmosferini bu kadar canlı hissettirmesi kitabın en güçlü yanlarından biri olmuş. Daha ilk sayfalardan itibaren kendimi çölün ortasında, gizemli mezarların ve saklı sırların peşindeymiş gibi hissettim.Tarihle harmanlanan gizem duygusu kitabın temposunu sürekli canlı tutuyor.
Romanın en sevdiğim tarafı, arkeoloji ve tarih unsurlarını kuru bilgiye boğmadan anlatabilmesi oldu.Antik mezarlar,eski lanetler, keşifler ve geçmişin sırları zaten ilgimi çeken konular ama Glenn Meade bunları aksiyonla birleştirince ortaya oldukça akıcı bir hikâye çıkmış.Özellikle Sakkara’daki keşif sahneleri gerçekten heyecanlıydı.Okurken sürekli “Bir sonraki sayfada ne çıkacak?” hissi oluşuyor.
Kitapta sadece tarihî gizem yok,aynı zamanda insan hırsı,güç arzusu ve geçmişin bugünü nasıl etkileyebileceği de işleniyor.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çöl ve Tohumu
Zihnen çok yorgun olduğum bir haftada okuduğumdan mıdır bilemiyorum, başlangıçta kitabın içine girmekte epeyce zorlandığımı söylemem lazım. Oldukça yoğun, sembolik bir anlatısı var kitabın (sis, bıçak, çıplaklık, sarhoşluk gibi tekrarlayan alegoriler ve tabii kitabın üzerinde yükseldiği bacaklardan biri olan Oedipus kompleksi meselelerine dikkat ederek okumak lazım) – hikâye hem kişisel, hem toplumsal olarak büyük meselelere odaklanıyor ve büyük şeyler söylüyor. Müthiş iyi yazılmış, çok sağlam bir çatısı olan, maalesef her cümlesine de ayrı bir trajedi sinmiş bir kitaptı Çöl ve Tohumu. Bu aşırı trajik öykünün yazarın gerçek hayat hikâyesi olduğunu bilmekse epeyce sarsıcıydı. Bence bu, üzerine çok fazla yorum / analiz okumadan okunması gereken bir kitap. Herkesi başka bir yerinden tutacağını düşünüyorum çünkü. “Mezarlar değişiyor. İnsanlar ne kadar az anlarlarsa ölümü, mezarlarda o kadar çok sembole ihtiyaç duyuyorlar.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Düşün Sonu & Milan Kundera Üzerine Bir İnceleme
Zekiye Antakyalıoğlu'nun Kundera incelemesini seneler önce almış, karıştırmış ama baştan sona okumamıştım. Kundera semineri öncesi hem Kundera'nın dünyasına biraz daha derinlemesine dalmak, hem de bilgilerimi zenginleştirmek üzere sıfırdan okudum kitabı - ve bayıldım. Böyle bir inceleme metni dilimizde yazıldığı için bence çok şanslıyız. Zekiye Hanım'ın ellerine, emeğine, aklına sağlık diyerek başlayayım sözlerime.

Kitabı bence Kundera külliyatını tamamladıktan sonra okumak gerekiyor, Kundera'nın edebiyatının tamamı üzerine bir inceleme olduğu için romanlara aşina olmak lazım, aksi halde epeyce spoilera maruz kalırsınız. Ama benim gibi bitirdikten sonra okuyunca ortaya çıkan resme bakmak ve parçaları birleştirmek açısından çok faydalı olduğu muhakkak.

"Estetik" ana başlığı üzerinden ilerliyor Antakyalıoğlu; Şakanın Estetiği, Zıtlıkların Estetiği ve Estetiğe Veda başlıklı üç ana bölümden oluşuyor metin. Son derece derinlikli ve kapsamlı bir inceleme bu ve teorik altyapısı da ziyadesiyle güçlü ama yazar bir akademik dil kullanmak yerine çok daha anlaşılır, yalın bir biçimde yazmış. Kundera'nın edebiyata dair denemelerinde de en sevdiğim yan budur, edebiyata dair edebi metinler üretir; okuru kavrama, teoriye boğmaz, neredeyse bir hikâye anlatır gibi anlatır derdini, bu metin de bu açıdan Kundera'nın izinde yürüyor diyebiliriz.

Girişteki "Anti-modern modernizm" başlıklı deneme sanırım içlerinde en sevdiklerimden biri oldu, Kundera'nın tanımlanması güç edebiyatına dair okuduğum en aydınlatıcı tanımlamaları okudum. Bütün bir Kundera edebiyatının göbeğinde yer alan "kitsch" kavramına dair olan bölüm ve bellek meselesine dair denemeler de yine çok lezzetliydi. Ve Kundera'nın son kitabı olan ve genelde çok da sevilmeyen Kayıtsızlık Şenliği'ne dair sunduğu perspektifi de yine çok büyük zevkle okudum.

Tek eleştirim şu olabilir; bence bu kitapta "Kundera ve Avrupa" diye bir bölüm de olmalıydı zira hep söylediğim gibi, "Avrupa", Kundera edebiyatının temel meselelerinden biri hatta bence her romanının baş kahramanı Avrupa, Zekiye Hanım bu konuda da yazsa şahane bir şeyler çıkardı eminim ortaya.

Ama çok sevdim, iyi ki okudum.

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Noel Hikayesi
Zambra’dan yine nefis bir minik metin Bir Noel Hikâyesi. Biraz böyle matruşka gibi bir küçük kitap bu, şöyle: Gris Tormante yayınevi, “Editörün Koleksiyonu” adlı bir dizi yayınlıyor, bir kitap yayınlanıp rafta yerini almadan önce yazar ve editör arasında ne yaşanıyor, o ilişkinin dinamikleri nedir bunları ortaya koymak üzere düşünülmüş bir iş bu; bir nevi işin kulisine çağırıyor okuru. Bu kitap da o dizi çerçevesinde yayımlanmış. Zambra, yazarlığa başladığı dönemde beraber çalıştığı ilk editörü David Tightwad ile tanışma ve birlikte çalışma öyküsünü anlatıyor, son yıllarda birlikte çalıştığı editörü Andres Braithwaite de bu öykünün editörlüğünü üstleniyor, bir de kitaba önsöz yazıyor - hatta bu önsözü yazmak için ön koşuluymuş metnin editörlüğünü yapmak.

Sonuçta Zambra anlatıyor, Braithwaite de dipnotlar aracılığıyla editörlüğünü konuşturuyor ve metne dahil oluyor. Ama ne dipnotlar! Basbayağı sohbet ediyorlar, teknik düzeltme ve önerilerin yanısıra “Santiago’nun yaz sıcaklarının biraz katlanılır olduğu o saatlerde...” gibi bir cümleye “hayır, katlanılır filan olmuyor” diye bir dipnot da düşüyor mesela Braithwate - bazı dipnotlara çok güldüm.

Metnin “düzeltilmiş”, nihaî halini görmüyoruz - yahut belki nihaî hali budur, bilmiyoruz. Kimi düzeltmeleri kabul etmiş ve kabul etmediklerini de bu şekilde bırakmış olabilir Zambra. Yani aslında bir anlamda okuru da bu “metni pişirme” sürecine dahil ediyor ve beraber akıl yürütmeye çağırıyor. Ben en azından bunu bir davet olarak kabul edip editörün düzeltmeleri üzerine düşünürken buldum kendimi.

Kısacık olsa da uzun yıllara yayılan bir öykü bu, Zambra’nın evlenip boşanmasını ve yeniden evlenmesini, Meksika’ya göç etmesini okuyoruz, bir yandan Şili edebiyatının dönemeçlerine de şahit oluyoruz, mesela Bolano ölüyor, ardından muazzam metni 2666 yayınlanıyor, bu kitap Zambra’yla editörünün ilişkisinde belirleyici rol üstleniyor vs.

Yazmanın doğasına ve arka planda olup bitenlere dair düşünen herkesin severek okuyacağı, son derece tatlı bir metin bence. Saliha Nilüfer çevirisi her zamanki gibi çok iyi.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuk Geliyor
Yumruk gibi bir kitap, yumruk gibi. Gerçi Han Kang'ın hangi kitabı öyle değil ki? Okuduğum bu üçüncü kitabı ile beraber kendisinin dilimize çevrilen tüm eserlerini tamamlamış oldum ve her birine ayrı vuruldum. Çok büyük yazar gerçekten, çok.

"Çocuk Geliyor", Kore'de Mayıs 1980'de gerçekleşen askeri darbeye karşı yaşanan ve resmi rakamlara göre 165, tahminlere göre ise 2000'den fazla insanın öldürüldüğü Gwangju Ayaklanması'nı anlatıyor. Öyküleri iç içe geçmiş 6 kişinin üzerinden kuruyor yazar anlatıyı. Bu yukarıda verdiğim rakamlar ve makro detaylar kitapta yok. İyi ki de yok. Yazar hikâyesini makro verilerle değil, insanların gerçek hikâyeleriyle anlatmayı tercih etmiş ve bence o sayede zaten ortaya bu kadar dokunaklı bir kitap çıkmış. Olanların ve ölenlerin ardından hatırlanan minicik şeyler... Sesler, bakışlar, görüntüler. Unutmayı imkansız kılan, sıradanlaştıramadığımız şeyler.

Pek çok katliama, darbeye ve dehşete maruz kalmış topraklarda yaşadığımız için, bize hiç yabancı gelmeyecek bir öykü bu. "Anneler neden buradalar? Anneler ne suç işledi ki?" kısmında her hafta Galatasaray Meydanı'nda zulme uğrayan Cumartesi Anneleri'ni, darbeci generalin uçaktan inişinin anlatıldığı yerde Kenan Evren'i, şu cümleleri okuyunca Güneydoğu'da zırhlı araçlar altında kalıp ölen çocukları anımsayabilirsiniz: "Büyüklerin her zamanki gibi mutfakta toplanarak saat dokuz haberlerini izledikleri gece gizlice o kitapçığı açtım. Son sayfasına dek tüm resimlere baktım ve bir kız çocuğunun süngüyle derince yazılarak ezilmiş olan suratıyla karşılaştığım o anı unutamıyorum. Orada olduğundan bile habersiz olduğum yüreğimdeki hassas nokta ses çıkarmadan paramparça olmuştu."

Aslında 160 sayfalık bu hacimsiz romanı sık sık durup nefes alma ihtiyacı duyarak normalden çok daha uzun sürede okuyabildim. İşkenceler, cesetler, yas, şiddet, öfke, ağıtlar, vicdan... Öyle zorlu, öyle sert ki. Ve Han Kang her zamanki mesafeli ve duru diliyle insanın içine işleyecek biçimde anlatmış hepsini.

Çok, çok iyi. Çok etkileyici.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bahar Karları / Bereket Denizi 1
Yukio Mişima, edebiyat tarihinin en tuhaf karakterlerinden biri şüphesiz. Sıkı bir gelenekçi, öyle ki vaktiyle modernleşme karşıtı bir darbe teşebbüsünde bile bulunmuş bir ekibin parçası olmuş ve girişim başarısızlığa uğradıktan sonra intihar ederek yaşamına son vermiş. (Bu intihar, Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın eserlerinde de yer almış, edebiyat tarihinde iz bırakmış bir hadise.) Geçenlerde aklıma düştü ve uzun bir aranın ardından Mişima’ya büyük dörtlemesi Bereket Denizi ile geri döneyim istedim.

Bahar Karları, dörtlemenin ilk kitabı. Mişima’nın hayatını ve ideolojik duruşunu bilince biraz daha kolay anlaşılıyor kitap. 1910’lu yıllarda, Tokyo’dayız; Meiji döneminin hemen sonrası. Japonya büyük bir dönüşümün eşiğinde. (Amin Maalouf’un Labirent kitabındaki Japonya bölümünü okumak yine bu dörtlemeyi daha iyi anlamak için faydalı olabilir diye düşünüyorum, tabii benim gibi Japon tarihi konusunda cahilseniz - ben çok faydalandım.) Kitapta bir Japon Kayıp Zamanın İzinde’si gibi bir hava var, karakterlerimizin tamamı toplumun üst kesiminden. Metnin odağı Kioyaki ile Satoko arasındaki aşk hikâyesi olsa da arkada dönüşmekte olan kültüre, bu acımasız dönüşüm döneminde yaşanan kimliksizleşmeye, kaybolan aidiyetlere ve tabii yeniden tanımlanmakta olan sınıflara dair çok şey var.

Mişima’nın daha önce okuduğum iki kitabı (Aşka Susamış ve Altın Köşk Tapınağı) epeyce acayip ve rahatsız ediciydi, Japonları okurken bunlarla karşılaşmaya alıştım artık, özellikle cinsellik ve şiddetle ilişkileri bizim alıştığımızın çok dışında olduğu için insan yadırgayabiliyor, bu kitapta da kendimi öyle şeyler okumaya hazırlamıştım ama öyle olmadı. Daha makro bir yerden kuruyor anlatısını Mişima ve zaman zaman karakterleri üzerinden epeyce felsefik sorgulamalara, kültürlerinin tinsel özüne dair akıl yürütmelere girişiyor. Dili her zamanki gibi çok şiirli, çok narin, sahiden bir bahar karı gibi kırılgan. Anlattığı büyük meselenin yanında ziyadesiyle atmosferik yazılmış, insanı alıp sahiden Japonya’ya götüren bir metin olması da bonus.

Bu kitabın bir başyapıt olduğuna dair bir mutabakat var, ben o kadar bayılmadım açıkçası ama epeyce sevdim. Dörtlemeye devam edeceğim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir