Empedokles'in Dostları
Bu kitaba amma haksızlık edilmiş ya. Geçen seneden beri hakkında bir dolu olumsuz yorum okudum; hiç katılmıyorum. Bir kere “Maalouf distopya/bilim kurgu denemeseymiş keşke” yorumları garip zira bu ilk denemesi değil, 92’de yazdığı Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl da var, atlanmasın. Evet tarihi romanlarında başka bir lezzet var şüphesiz ama bu da basbayağı iyi bir roman. Bence bu kitabı yazarın çok sevdiğim denemesi Uygarlıklarımızın Batışı’nın devam kitabı gibi düşünmek ve beraber okumak lazım. Maalouf sanki “durun belki bu şekilde anlamamışsınızdır, ben size derdimi bir de kurguyla anlatayım” demiş ve yazmış Empedokles’in Dostları’nı. Bu kitap distopya diye kategorize ediliyor ama doğru mu emin değilim, zira asla karamsar değil hatta epeyce umutlu bir roman. Uygarlığımıza gelen bir başka medeniyetin insanlarının çözülmez gözüken sorunlarımızı çözüşünü okuyoruz kitapta, bir Deus ex machina hikâyesi. Bir bilim kurgu olarak tatmin edici olmayabilir, evet bazı şeyler biraz muğlak bırakılmış, yazar bu diğer medeniyeti ve onların mekâniklerini yeterince detaylandırmamış, bu eleştirilere kısmen katılıyorum ama o muğlaklık anlatmak istediği meseleyi güçlendiriyor bile, çünkü sanki şunu demiş oluyor: “Empedokles’ten gelenler veya başkaları veya bizzat kendimiz; bu yöntemle veya bir başkasıyla, bu gidişatı durdurmak zorundayız; gerisi teferruat.” Maalouf’un dili her zamanki gibi yalın, duru ve şiirli. Onun tabiriyle “zamanaşımına uğramış uygarlığımız”ın gittiği yere dair çok yerinde uyarılar yapan bu akıcı romandan bir temenniyle bitireyim sözlerimi: “Nereden çıktığı belli olmayan bir güç, insanların yetersiz olduklarını ilan etsin ve onları vesayet altına alsın; bombalarına, füzelerine, askeri üslerine, saraylarına, cezaevlerine, silah üreten fabrikalarına, laboratuvarlarına, mezbahalarına el koysun.” Koysun!