Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ben bu kitabı sadece önsözünü okuyarak aldım beğeneceğimi düşündüm ve haklı da çıktım. Çok beğendim. Gayet sade ve samimi bir dille yazılmış. Okurken insanı o diyarlara, o evlere, o mahallenin içine atıveriyor adeta. Özellikle eski insanların aile, komşuluk ve iş arkadaşlıkları ilişkilerini bir kez daha hatırlamış oldum. Yaşım 35 olmasına rağmen anlatılanların bir kısmından benim çocukluğumun da nasip alması etkilenmemde önemli bir yere sahipti. Bu kitabı yeğenlerime ve sevdiklerime tekrardan satın alarak hediye de ettim. Özellikle bugünün çocuklarının okumasını şiddetle tavsiye ediyorum. O günün çocuklarının yaşamını bugünün çocuklarına ancak bu kitap ile anlatabiliriz. Çocuklarımıza, çocukluğumuzun nereden nerelere geldiğini "dedelerimizin çocukluğu, babalarımızın çocukluğu ve bizim çocukluğumuz işte aynen böyleydi" diyebildiğim için yazara buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Yeni kitabını da en kısa zamanda bekliyorum.
Saygılar ve sevgiler...
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Her türlü sanat yorumunda Schelling in felsefi çözümlemeleri kaçınılmaz geçiş noktası olarak hala güncel ve aşılması güç görünüyor, bu görüşleri dışlayarak yapılacak değerlendirmeler eksik teşebbüs olarak kalacaktır. İyi bir çeviriye emek verenlere teşekkür etmek ve filozofun gecikmiş kaynak bilgisiyle bütünlüğün ayrıntısını değerlendirme zenginliği, soy sanatın kişiselle başlayıp biten olmanın ötesini kavramada, ayrıca önemli.. Müthiş zevkli okuma olması, meraklısı için ek bir katkı. Önerilir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı bir solukta bitirdim ve soluğu burada aldım!
Kitapta çok açık söylenmiyor ancak siyasi nedenlerle işsiz kaldığını anladığım bir üniversite hocası olan Cem’in gözlerinden bakıyorsunuz yaşamın çıkmaz sokaklarına. Yürüyen Akademi böyle kuruluyor ve başlıyorsunuz şehrin sokaklarını arşınlamaya. Yoldaşı ve ilk öğrencisi Yusuf ve sonradan eklenen öğrencilerle Yürüme Dersleri’nde birçok düşünür, bilim insanı, kitap, felsefe akımı ile tanışırken çok yakın bir dostla keyifli bir akşam yürüyüşü tadı alıyorsunuz. Adaletsizliğe, ötekileştirmeye, yok saymaya, baskılara, insan onurunun ayaklar altına alınmasına hep birlikte yürüyerek, buradayım diyerek başkaldırmanın hikâyesine tanıklık ediyorsunuz. Kitap, hayatın kendisi gibi gerçek; adım adım ilerliyor. Kapanan kapıların ardından yenileri açılıyor. Yürüyen Akademi’nin ardından Cem’in İmece Evi geliyor Yaşama, umuda, dostluğa, sevgiye, özgürlüğe, paylaşmaya, birlikte olmaya bir adım da siz atın ve bu yürüyüşe katılın derim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzmanlığını nöroloji hekimliği üzerine yapması, Dr. Frances E. Jensen'in "Ergen Beyni"nin kıvrımlarındaki ayrıntılı yolculuğunu tıbbi bir dille kolaylıkla aktarmasını sağlıyor. Latince literatürün kullanılması, kitabın okunmasını zaman zaman güçleştirse de aynı zamanda 2 çocuk annesi bir yazar olması sayesinde çocuklarının ve hastalarının ergenlik dönemi yaşantılarından örneklerle süslemesi kitabın heyecanla okunmasını sağlıyor. Özellikle ebeveynlerin ve ergenlik dönemi bireyleriyle zaman geçiren okuyucuların, kendilerinden parçalar bulabileceği bu kitap sayesinde, ergenlerin, neden insanı hayrete düşüren kimi hamleleri yaptıklarının farkına varabileceksiniz.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaşam dediğimiz, adeta yokuşu inmek ve çıkmaktır...
Kitap, “Kadın Hikâyeleri” alt başlığıyla sunulmuş ve kadın eli/gönlü değmiş öyküler olarak ilgimi çekti. Çeşitliliği genişletme amacıyla, okuma tercihlerim arasına kattığım kitaplardandı.

Anlatım dili, akıcılığı, anlaşılırlığı ve betimlemeler; yazarın edebi deneyimini hissettiriyor. Yazarın biyolojik yaşının çok üzerindeki; gözlem, tasvir ve aktarımları beni şaşırttı açıkçası. Okuduğu ve dinlediği öykülerle; sanatsal olgunluğunu geliştirmiş olmalı.

Evet, yaşam dediğimiz; ister başarılarla süslensin, ister çile ve ıstıraplarla yıpranmış olsun, bir yokuşu inmek veya çıkmak değil midir? Düz gittiğimiz süreç; toplamda çok az yer kaplayacaktır. Farklı farklı kurgusal kahramanlarla kaleme alınmış öyküler de bize, inişli-çıkışlı olan yaşam sürecimizde ne tür olaylarla karşılaşabileceğimizi aktarıyor.

Portakal yokuşunda; durup nefes alabileceğiniz, yeni dünyalar tanıyacağınız, hayatın ortasından, belki de sizden öykülerle karşılaşacaksınız. Yokuşları düze çevirmek bizim elimizde olmasa da yolu ulaşılabilir kıvama getirmek, bireysel tercihlerimizin katkısıyla mümkündür.

Edebi anlatımlarda; ifade sanatları olarak anı, öykü, roman ve denemeler bize anlama/anlatma yeteneği kazandırdığı gibi, psikolojik olgunluk ve doyum objesi de sunmaktadır.

İyi okumalar.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Batılı Gözüyle Müslümanların Bilimi Koruması ve Geliştirerek Aktarması
Yazar Ingmar Karlsson, İsveçli üst düzey bir diplomat. Yıllarını verdiği diplomasi ve uluslararası ilişkiler dışında kendisini, dinler tarihi konusunda uzmanlaştırmış biri. Bu yönü, Lund Üniversitesi tarafından teoloji alanında aldığı fahri doktora ünvânıyla taçlandırılmış (2002). Türkiye’de 2001-2008 yılları arasında İstanbul Başkonsolosu olarak görev yapmış. Orta Doğu ve İslam coğrafyalarında başkaca diplomatik görevlerde de bulunmuş.

Bağdat’tan Kalan Miras’ın takdimi, asırlardır Arap ve İslam karşıtı retoriğin tekrar eden iki miti üzerine kurgulanmış: İlki, İskenderiye Kütüphanesi’nin 642’de şehri ele geçiren Müslümanlar tarafından tahrip edilmesi; Diğeri, 732’de Poitiers Savaşı’nda Müslümanlara karşı galip gelen Kral Charles Martel’in batı dünyasını büyük bir çöküşten kurtarması. Her iki mit hakkında da yazar, Müslümanlar lehine tespitlerde bulunuyor:

“Kadim Yunan mirasımız ‘iptidai Müslümanlar’ tarafından tahrip edilmemiştir, bilakis 8. yüzyılın sonları ile 9. yüzyıl boyunca klasik Yunan eserlerini Müslüman ve Hristiyan münevverlerine Arapçaya tercüme ettirdikleri için Abbâsî Hanedanlığına minnet borçluyuz… Oysaki Avrupalı güçler savaştan (Poitiers’ten) galip ayrılmalarına rağmen, ‘Serazen’ adı verdikleri Müslümanları Avrupa’dan çıkarmak bir yana dursun, Pirenelerin öte yanına sürmeye bile layıkıyla muvaffak olamamışlardı…” (s. 16)

Yazar, kitabı yazma amaçlarını, klasik Yunan kültür mirasının Müslümanlarca nasıl korunup günümüze aktarıldığını göstermek, “Batı medeniyeti, İslam medeniyetinden üstündür” gibi ısrarcı mitleri çürütmek ve Avrupa ülkelerinde yayılan İslamofobik ve Arap karşıtı propagandaların tarihsizliğine ışık tutmak olarak sıralıyor.

Esere, tarihi bir arka plan ile başlanıyor. Hristiyanlığın ortaya çıkışından itibaren yaşananlar, Roma’da resmi bir din olarak kabul ve yayılma süreci, İznik’te yapılan toplantı (325) gibi temel noktalar kısaca anlatılarak konu Nusaybin, Musul ve Cündişâbur şehirlerinin öğrenim merkezleri haline gelmesine getiriliyor. İslam dininin ortaya çıkması ve Müslümanların kısa sürede Bizans sınırlarına ulaşması ile sağlanan temaslar ile Orta Doğu çehresindeki değişim süreci, Bağdat şehrinin kurulmasıyla başka bir boyuta taşınıyor (762). Abbasi Halifesi Mansur’un sıfırdan bir başkent inşa etme süreci, sadece duvarlar yükseltmekten daha fazlasını ifade ediyordu: “… Böylece 9. yüzyılda Bağdat, İtalya Rönesansı’na mümasil bir şekilde bilim hamilerinin finanse ettiği ve insanların entelektüel prestij kazanmak için rekabete giriştikleri bir yer oldu." (s. 34) Halife Harun Reşit’in oğlu Me’mun dönemindeki çeviri çalışmalarının, Hikmet Evi’nin (Beyt-ül Hikme) kurulmasıyla akademik bir çatı altına alınması, kütüphane haricinde oluşturulan irfan meclislerinde yapılan entelektüel tartışmalar, çeviri işiyle uğraşanlara ödenen yüksek meblağlar ilgi çekici alt başlıklardan sadece birkaçı.

“Benî Mûsa ailesi en iyisi için 500 dinar maaş ödüyordu. O zamanlar bir dinar 4,25 gram saf altın değerindeydi. Bugünkü parasal değeriyle aylık yaklaşık 25 bin dolarlık bir maaşa karşılık geliyordu. Bu, en yetenekli ve haris mütercimlerin Bağdat’a gelmelerinin önünü açtı." (s. 41)

İzleyen sayfalarda Tıp, Astronomi, Doğa Bilimleri ve Coğrafya gibi başlıklarla bilimler ve bilim insanları hakkında önemli detaylar sıralanıyor. Mesela İbn-i Sina’nın tıp alanına, Câbir bin Hayyân’ın kimya alanına, Harezmî’nin matematik alanına katkıları bunlardan sadece bir kısmı. Hemen ardından nasıl bir gerileme yaşandığı da açıklanmış: “… İslam dünyasında filozoflara, bilim adamlarına ve şairlere ilahi düzene karşı çıktıkları için zulmedildi. Kur’an’ın özgürce yorumlanması yasaklanarak ‘taklit’ prensibi benimsendi. Bunun yerine bilinmesi gereken her şeyin zaten bilindiği ve zamanla gün ışığına çıkacak olan bilgiler için vahyin yegâne güvenilir kaynak olduğu tezi kabul edildi…" (s. 83)

Eserde Endülüs konusu ayrı başlıklarla işlenmiş. Endülüs’teki bilimsel faaliyetler, bilim insanları ve bilginin sonraki kuşaklara ne surette aktarıldığı konuları unutulmamış. Tarihsel süreci detaylıca verilen Endülüs için nihayetinde Müslüman İspanya’nın bir mit mi yoksa gerçek mi olduğu konusu da tartışılmış: “Endülüs’deki dini müsamaha ve serbestiyet, bugünün standartlarıyla kıyaslandığında eksik sayılabilse de Orta Çağ’ın kendine özgü şartları göz önünde bulundurulduğunda olağanüstüydü. Yaşam, kişinin kendi kültürünü rahatlıkla başkaları ile yüzleşerek yaşayabilmesi şeklinde karakterize edildi…" (s. 116)

Yazar, ana konuyla bağlantılı olmasına rağmen, genel olarak üzerinde pek durulmayan, dolayısıyla dikkatlerden uzak olan Sicilya hakkında mesai harcamış. Son olarak da işlerin ne zaman ve neden yanlış gittiğini irdeleyip eserini noktalamış.

Eser çevirisine değinmemek emeğe saygısızlık olur. Oldukça başarılı olmuş. Dipnotlar, atıflar, adeta ayrı bir kitap olacak titizlikte hazırlanmış. Çevirmenin dipnotlarda kullandığı kaynakların, yazarın atıf yaptığı kaynaklardan katbekat fazla olması sanırım fikir vermede yeterli olacaktır. Bu durum, ilave araştırma yapmak isteyen okur için de normal okur için de avantajlı bir zemin oluşturmuş görünüyor.

Meraklıları için kıymetli bir eser.

İyi Okumalar!
Yanıtla
8
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sadece Tarih fakültelerimizde değil, sosyal ve siyasal bilimler eğitimi ve öğretimi yapan tüm fakültelerimizde ders kitabı olarak okutulması, dünün bugünden farklı olarak coğrafi nasıl değişim gösterdiğini, özellikle orta asya, kafkasya ve doğu avrupa siyasi oluşumlarının bugününe kaynak olabilecek 2 ciltlik bir eserdir. Bunun yani ve akabinde etnogenez, muhayyel hükümdarlığın izinde, son ve yeniden başlangıç isimli eserlerini okumak ve irdelemek inanın size bugünkü dünya siyasi ve coğrafi şartların oluşumu ve geleceği hakkında net bir öngörü kazanır. Bu eserlerde anlatılan dünya aynı sadece oyuncu kimlikleri farklı, bugünden.....
Ahsen hocamı tekrar tekrar anıyorum. Toprağın bol olsun.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabın çok daha fazla ilgi görmesi gerekirdi. Öncelikle miri esirlik ya da kamu köleliğine dair okuduğum en derli toplu kitap diyebilirim. İstihdam edildikleri iş kolları, esirlikten kurtulma yöntemleri, yaşam koşulları vs. kamu kölelerinin hayatına dair birçok önemli nokta ele alınmış. İkincisi arşiv kaynaklarından geniş bir şekilde istifade edilmiş. Kaynakça incelendiği vakit yazarın bu konuda ne kadar hassas olduğu anlaşılabilir. Üçüncüsü yazarın aynı zamanda kavramsal bir çerçeve kullandığı görülmektedir. Kamu köleliği ile ilgilenenlerin bu kitabı okuması gerekir.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fatih Sultan Mehmet'in İmparatorluğu
Osmanlı tarihine bakıldığında önemli kırılma noktalarının olduğu fark edilir. Dış siyasi etkilerle meydana gelen büyük değişimlerden ziyade bazen Devlet-i Aliye’nin idari muhtevasındaki derin başkalaşımlarla ortaya çıkan yeni durum eskinin eskide kaldığını kanıtlar. Aslında benzetme uygun olursa insan organizmasını andıran devlet yapıları çocukluk ve ergenlik çağından sonra olgunluk dönemlerine ulaşırlar. Nasıl ki yetişkin bir insanın çocuk gibi davranması olası değilse, imparatorluk sıfatına mazhar olmuş bir devletin de dört yüz çadırlık bir aşiret gibi yapılanması mümkün değildir. Bu yüzden devletin başından geçen köklü dönüşümlere uygun idari formasyonun hızlı ve kati adımlarla oluşturulması zaruridir. İşte Fatih Sultan Mehmet, yönetim yapısını hedef alan devrim sayılabilecek müdahaleleriyle Osmanlı Devleti’ni yeni bir durum ve konuma ulaştırır. Fatih Dönemi’nin Osmanlı tarihindeki önemi; Padişah’ın kendisini imparator olarak konumlandırdığı yeni siyasetiyle değişimin tepeden zemine kadar her noktada görülmesiyle ayyuka çıkar. Bu nedenle Fatih’ten öncesi ve sonrası diye Osmanlı tarihi ikiye ayrılabilir.

Fatih Dönemi Osmanlı tarihinde böylesine önemli olmasına karşın dönemle ilgili literatüre bakıldığında siyasi tarih anlatısının yoğunluğu göze çarpar. Bu anlatılarda dikkat çeken husus Osmanlı padişahının kazandığı askeri zaferlerle devre damgasını vurduğu yönündedir. Oysaki Fatih’i güçlü yapan sadece askeri dehası değildir. Fatih Sultan Mehmet yönetim becerileriyle yeni bir kamusal imaj oluşturarak, devletini imparatorluğa dönüştürür. İşte “İmparatorluk İmgesi” isimli kitabıyla Gizem Magemizoğlu, Fatih’in yönetim dehasını gözler önüne sererek, onun askeri ve siyasi becerilerini layık olduğu şekilde temellendirir.

Magemizoğlu, önemli bir noktadan referans alarak yoluna başlar. Fatih devriminin sırrı devletin imparatorluğa dönüşmesinde saklıdır. Fakat imparatorluk kavramı Fatih öncesinde de vardır. İmparatorluğu diğer siyasi yapılarından ayıran nüansları tarihi arka planlarını verecek şekilde ele alarak işe başlayan yazar, beş bölümden oluşan eserinin ilk kısmında imparatorluk geleneklerini mercek altına alır. Geleneksel manada imparatorluğun birden fazla kültürün etkisiyle şekillenen karma bir yapıyla tariflenmesi özgün Osmanlı imparatorluk anlayışının kökenlerini netleştirir. Ayrıca imparatorluğa vurulan emperyal damgasının olumsuz anlamları, geleneksel yönetim anlayışının kendi devri için manidar olan metotlarının tanımlanmasıyla silinir. Kısaca yazar imparatorluğun tarihi ve kavramsal çatısını iyi bir şekilde kurarak başlangıçta akıldaki soru işaretlerini siler.

Tabii imparator imgesinin oluşması alt sınıfların kabulünde saklıdır. Fatih’in meydana getirdiği imajının ne derece saygı ve genel kabul içerdiğinin deşifre edilmesi gerekmektedir. Yazar Kamusal İmaj kavramı üzerinden eserinin ikinci bölümünü bu konuya ayırır. Hem modern kuramların hem de devrin birinci el kaynaklarının verdiği şifreler bu bölümde mahirce sentezlenir. İktidarın halka ve halkın iktidara bakışının temel dinamikleri üzerinde beyin jimnastiği yapıldığı bu bölüm vasıtasıyla, yöneten ve yönetilen kavramları üzerinden iktidarın nasıl kendine has bir biçimde şekillendiği gözler önüne serilir.

Fatih, kamusal imajını oluştururken temelsiz ve mesnetsiz bir şekilde yola başlamaz. Birden zirveye konmanın mümkün olmayacağı dönemler düşünüldüğünde bu daha iyi anlaşılır. Öncelikle imparator adayının ve yoluna imparatorluk olarak devam edecek olan devletin belirli meşruiyet kaynakları olmalıdır. Eserin üçüncü bölümünde bu kaynakların ne olduğu sorusuna cevap aranır. Özellikle Batılı bazı klasik kaynaklardaki Fatih imajının yansımaları fazlasıyla dikkat değerdir. Batılıların yaptığı bazı olumsuz Fatih betimlemelerinin imparator imajına hizmet ettiği fikri ise yazarın ilgi çekici bir düşüncesidir.

Eserin dördüncü bölümü ise; Osmanlı devlet mekanizmalarında meydana gelen dönüşümün izah edildiği kısımdır. Fatih’in İstanbul’u başkent yapması, devşirmeleri devlet bürokrasisinde ön plana çıkarması ve Osmanlı milletini oluşturması gibi hamleleri bu bölümde detaylı biçimde mercek altına alınır. Klasik imparatorluk kavramının altı eşelendiğinde, ortaya çıkan çok kültürlülük ve kozmopolitlik olgularının, İstanbul’un fethiyle Fatih’in gündemine nasıl yerleştiğinin ve onun yordamıyla hangi biçimde şekillendiğinin izah edilmesi dönüşümün mekânsal izdüşümlerini göstermesi açısından önemlidir. Bu kısımda dönemin kaynaklarının yetkin bir biçimde kullanılması eserde savunulan tezlerin etkisinin artmasına neden olmaktadır.

Eserde Doğulu ve Batılı kaynakların çapraz bir biçimde kullanılması okura karşılaştırma olanağı sunmaktadır. Dönemin kaynaklarına eleştirel yaklaşılması tarihi olayların arka planının algılanması açısından kolaylık sağlamaktadır. Ayrıca kaynakların iyi bir biçimde süzüldüğüne dikkat etmek gerekir. Ele alınan konunun herkes tarafından merak edilen ve popülizmin ilgi çerçevesine giren yönünün az olduğu düşünüldüğünde, hedef bilgilerin daha zor seçileceği dikkatten kaçmaz. Bu yönden yazarın araştırma, tahlil ve sentez yönünden eserini iyi oluşturduğu söylenebilir.

Eserin son kısmı olan beşinci bölümüne gelinecek olursa; yazar eser sonunda İmparatorluk fikrinin somut sonuçlarını ele almıştır. Özellikle bizzat Fatih tarafından şekillendirilen kurum yapıları, yönetim metotları, bürokratik teamüller, ekonomik politikalar masaya yatırılmıştır. Devlete dair işleyişi tümden değiştiren Fatih’in iktidardaki konumunu güçlendirmek için yaptığı hukuki hamlelere ayrıca değinilmiştir. Özellikle İmparatorluk kurumlarındaki başkalaşımın ve hakimiyet anlayışının yasal dayanaklarının izah edilmesi açısından Kanunname-i Ali Osman’ın tahlil edilmesi önemlidir. Müellif kardeş katli gibi tartışmalı mevzulara fazla girmeden işin özünü layıkıyla vererek Kanunname’nin nasıl iktidarın lokomotifi olduğunu açıklamıştır.

Fatih dönemi denilince efsanevi bir lider motifinin akla geldiği aşikardır. Bir padişahın nezdinde, zikredilenlerin, destansı bir kahramanın mücadeleleri ile kıyaslanabileceği bile vakidir. Oysaki Fatih sadece İstanbul surlarına kılıç sallayan bir cengâver değildir. Onun hayatına dair girift birçok noktanın popüler tarih kültürün malzemesi olduğu da vakidir. Ama Fatih’i ve Osmanlı’yı büyük yapan nedenler onun devrim kabilinde devletini imparatorluğa dönüştürmesinde yatmaktadır. Her tarih söyleminde Fatih döneminin büyük bir kırılma zamanı olduğu zikredilir, fakat bu söylemin altı tam manasıyla doldurulmaz. Bu nedenle devletin yüzlerce yıllık sorunları ve başarıları tam anlamıyla fark edilmez. Gizem Magemizoğlu, eseriyle İmparatorluk sıfatının Fatih’in maharetiyle Osmanlı’ya nasıl eklendiğini açıklar. Osmanlı’yı anlamak için önemli tüyolar veren bu eserin gözden kaçırılmaması lazım.



Yanıtla
7
2
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap, adından ya da arka kapağından belli olmasa da büyük oranda istihbarat kitabı. ABD istihbarat topluluğu içerisinde görev yapan meslek memurları ve analistlerin kızıl takım uygulamalarını nasıl kullandıkları anlatılıyor. Buna ek olarak ABD, Birleşik Krallık, İsrail ve NATO bünyesindeki kızıl takım uygulamaları da kitapta anlatılan bir diğer başlık.

Peki kızıl takım uygulamaları ne demek? Kabaca şöyle ifade edilebilir: bir yapının nükleer reaktör olduğu gibi bir istihbaratına ya da bir teröristin x dağındaki y koordinatlarında olduğu bilgisine karşılık, onun öyle olmayabileceği yönünde alternatif analizler geliştirme sürecidir. Yani gelen istihbari bilginin zayıf yönlerine odaklanarak tez-antitez-sentez sürecini işletmektir kızıl takım uygulamaları.

Yazar Zenko, istihbarat ve güvenlik sektöründeki bu az bilinen uygulamayı oldukça öğretici örnek vakalarla anlatmış. Çevirisi de akıcı olan bu kitabı tavsiye ederim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir