Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihin en eski şehirlerinden olan Kudüs, üç semavi din için kutsal sayılmaktadır. Şehiri önemli kılan ona atfedilen kutsiyet, kutsal yapılar ver yerlerdir. Özellikle Haçlılar ve Müslümanlar arasında din savaşları diyebileceğimiz büyük mücadelelere sahne olmuştur. Osmanlılar öncesi ve sonrası Kudüs tarihi hiç şüphesiz hep önemli olmuş ve çekişmeler yaşanmıştır. Kudüs'te etnik yapılanmanın zengin olduğu aşikârdır üç dinin de cemaatleri kendi belirledikleri bölgelerde yaşamaktadırlar. Rum'lar, Latin'ler, Ermeni'ler, Protestan'lar ve diğer Hristiyan cemaatlerin dini yapı ve yerler üzerinde ne gibi anlaşmazlıklar yaşadıklarını Osmanlı devletinin aracılık yaparak orta bir yol bulma çabaları ve de II. Abdülhamid dönemindeki Kudüs'teki Hristiyanların imar faaliyetleri ayrıca Avrupa'lı devletlerin mezhepleri kullanarak ne gibi siyasi oyunlara başvurduklarını bir solukta okuyacaksınız. Kitapta bazı bölümlerde aynı konular tekrar edilmiş olsa da yine de okumaya değer.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazgı ve İsyan
Bu romanında hikayeyi payitahttan, Sultan Abdülaziz’in ölümü ve sırasında gelişen olaylardan başlatan Amin Maalouf, alışageldiğimiz; zeminini yaşanmış tarihi hadiselere oturtan, hızlı ilerleyen kurgularından birisini inşa ediyor. Fakat bütün hızına rağmen okuru hikaye atmosferine dahil etmeyi başarıyor. Tarihsel gerçeklerden zemin alan kurgular, şüphesiz okurda hem tarihe hem de kurgunun ilerleyişine dair bir tecessüs uyandırıyor; nitekim yazar için de aykırılığa ve anakronizme uğratmadan bir tarihi romanı tamamlamak hem zor hem bir o kadar da zevkli olsa gerek.

İnsanlar ve toplumlar, bazen yönlerini tayin eden yazgıları gereği, tarihin akışı onları yüzlerce yıl yaşadıkları dostlukları bırakıp karşı karşıya getirebiliyor. İnsanlık bir arada kardeşçe yaşama pratiği geliştirebilmişken, bazen hiç umulmadık kışkırtma mekanizmalarıyla bir anda kanlı bıçaklı olabiliyor.

“Aramayın, tanıyacak yüz yok içinde, bu halktır, bu kaderdir.” (s.32)

Romanda kahramanın ailesinin hanedan kökeni vurgulansa da, Sultan Abdülaziz’in hazin sonundan ötürü olsa gerek kahramanın ve ailesinin şehzade oluşlarının, özellikle imparatorluğun karışık son dönemlerinde fazla işlerine yaramıyor oluşu; şehzadeliğin göç ettikleri yerde sadece bir sosyal statü oluşu dikkat çekiyor.

Roman, önemli bir bölümünde tiplere yaptığı karakter analizleriyle onları karikatür tipler olmaktan bir ölçüde kurtarabilmiş. Babanın bazı konularda tutucu davranıp bazı konularda ilerici, yenilikçi oluşu; yine kahramanın romanda geçen yıllar, yaşadığı çevre ve tutunduğu aşk sonucu heveslerinin ve hayallerinin yıllar içinde dönüşüme uğraması, her şeyin çocuklukta olduğu gibi kalmaması; ve yine baba oğul çatışmalarının hem geleneksel hem de modern izdüşümlerinin oluşu hikayeyi de tekdüzelikten kurtarmış. Okura bu hızlı ilerleyen kurguda bile durup düşünme ve yüzleşme ihtiyacı hissettirmiştir.

“Ve ne zaman babam benimle ilgili hırslarından dem vursa ağzımı bile açmıyor, gerçek duygularımı kesinlikle belli etmiyordum; oysa o sırada içimden öfkeyle tekrar ediyordum: Doktor olacağım! Ne fatih, ne devrimci, ben doktor olacağım! “ (s.44)

“Hayır, çocukluğum mutsuz geçti diyemem. Şımartıldım, yoksulluk nedir bilmedim. Ama hep bir bakışın ağırlığı oldu üzerimde. Muazzam bir şefkat, umut barındıran bir bakış. Ama beklentilerle dolu. Ağır. Yıpratıcı.” (s.50)

Maalouf’un romanlarına yansıttığı öznel fikri kimilerine göre insanları milliyet, etnisite gibi aidiyetleri reddeden, insanları soysuzlaştıran bir bakış; kimilerine göre insan olgusunu etnisitelerin ötesinde gören: barış, sevgi ve yardımlaşma gibi hasletleri aidiyet olarak benimseyen bir bakış. Apaçık bir hümanizma olduğu kesin.

“Babam Türk, annem Ermeni’ydi; felaketlerin ortasında el ele tutuşmalarını sağlayan, düşmanlığı beraberce reddetmeleriydi. Bu bana da miras kaldı. Varanım bu işte. Nazilerden Fransa’yı değil, Almanya’yı işgal ettikleri gün nefret etmiştim.”

Romanda hikaye, 'İsyan' karakterinin dilinden anı anlatımı şeklinde veriliyor. Burada, kurgunun kendisinden farklı olarak insanın geçmiş zamanla olan ilişkisi onu hatırlarken yeniden yaşayışı, geçmişi yeniden hayal etmenin gücü ve o sırada oluşan duygulanımlar; nostalji etkisi güzel incelenmiş. Güçlü hatıraların etkisine romanın anlatıcısı konumunda dışarıdan atılan bakış ve onu şimdiki zaman boyutunda değerlendirme: okurun hikaye karşısındaki pozisyonunu güçlendirmesini sağlamış.

Bütün bunların yanında Maalouf Doğu Akdeniz tarihi, kültürü ve milletleri üzerine düşünen bir yazar. Bu alanda yaptığı önemli tespitleri de bu romanında görüyoruz. Ancak şu var ki inançlarından ötürü yer yer önyargılı tavrını ve yorumlarını da yine görüyoruz. Maalouf fikir olarak toplumsal sentezci bir yazar. İnançları, yıllardan gelen kabulleri, yaşayışları, kültürleri ve bütün bunların ortaya çıkarabileceği aykırılıkları umursamıyor, kendisi umursamadığı için bütün kavgaların çok gereksiz olduğunu düşünüyor ve bunu eserinde de imliyor. Her ne kadar iyi niyetli bir bakış olsa da bu alana tarafsız girişebilmek mümkün değil. Tarihte kaderin ayırdığı bütün grupların, kampların zulmünün çetelesi tutulmadan ve yüzleşmesi yapılmadan bu işe girişmek mağduriyet ortaya çıkaracaktır. Hele ki dışarıdan yapılan her yorum, yorumun muhataplarında bir savunma mekanizması ve red refleksi oluşturacaktır. Sentezcilik elbette güzel, ve toplumların hiçbir farklılığı umursamadan bir arada yaşayabileceği bir dünya da elbette güzel olurdu. Ancak kabul edilmesi gereken ve romanlarda dahi işlenirken hasıraltına itilmemesi gereken bazı realiteler var. Belki bu realiteleri umursamamayı değil, bunlarla yüzleşmeyi öneren daha gerçekçi ve sağaltıcı çözümlerin arayışına girilebilir. Ancak elbette bu zor olan bir iş; ve kıymetli olan da zora talip olmak.

“Ama o günlerde kim zahmet edip tek tek insanların ne yaptığına bakardı ki? Kim gerçek inançları anlamaya çalışırdı? Öyle zamanlarda, soyunuzun görüşleri derhal size de mal ediliverir." (s.35)

Hikaye hem zihinde buruk bir tat hem de hayata ve aşka dair bir umutla bitiyor. Bu noktada okur olarak ben, hikayeyi kendi zihnimde kendi istediğim şekilde devam ettirdim. Tabi yazarın romanını nihayetlendirmesi kadar olmasa da, bu da insana bir tatmin hissi veriyor bir ölçüde. Hepimiz sonuçta bir hayale sığınıp yaşamıyor muyuz?


Yanıtla
21
2
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Asla pişman olmazsınız. Kitap hem naif aşkı, hem aileyi hem de ilahi sevgiyi anlatıyor. İskender pala kalemiyle içinizi ısıtacak bir eser bırakmış keyifle bir kaç günde bitecek bir hikaye çok sürükleyici ilerledi anlatım tarzıyla. Bilimkurgu tarzında bir sürükleyicilik beklemeyin bahsettiğim şey duygu geçişleri ve duyguyu hissettirmek konusunda çok başarılı. Kitap boyunca İsmail ve yunusun kavuşmasını bekleyip yunusun aşkına olan sadakatiyle sağa sola savruldum. Öyle güzeldi ki mutlaka alın ne tarz okursanız okuyun bu kitap her kesime hitap eden cinsten.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Eylül 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşk ile yandım, aşka battımda aşktan doğan bir nur oldum. Büyük bir aşk hikayesi ama bildiğimiz aşklardan değil Yunus'un aşkı, Yunusca aşk. Yunus Emre'nin hayatını, büyük aşka adayışı ve arayışı. Yunus, bütün dünyadan vazgeçtim, ahiret gözümde kalmadı diyor, gerçek aşk ateşiyle yanarken.

Kolaylıkla okunabilecek anlatımı sade ve akıcı bir kitap. Yunus Emre'nin hayatını okuduğum diğer kitaplardan en belirgin farkı tasavvufi yönü daha fazla. Kitap Yunus'un Taptuk Emre'nin dergahına gelip kabul edilmesi, dergahtaki hizmetleri , dört kapı ve kırk makam ile gerçek aşka ulaşmasını konu ediyor. Kitapta aşka, sevgiye, hayata dair tasavvufi çok güzel mesajlar var. Eğer tasavvufi kitaplara ilginiz varsa okunabilecek kitaplar arasında çoktan yerini aldı. İyi okumalar, kitapla kalın.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rubaiyat ile Kesişen Hayatlar...
Amin Maalouf, 1949 Lübnan doğumlu, uzun bir kariyer yolculuğu sırasında hayatının bir kısmını kitap yazmaya ayırmış bir kişiliğe sahiptir. Benim ele alacak olduğum Semerkant romanının, ilk olarak 1988'de yayımlanmasının ardından 1993 yılında dilimize kazandırıldığı bilinmektedir. Benim edinmiş olduğum kitap 101. baskısı olmakla birlikte, aslında epey tercih edilen popüler bir kitap olduğunu da gösteriyor.

"Ve şimdi gezdir gözlerini Semerkant'ın üzerinde!
Değil mi ki o yeryüzüne ecesi?
Alıp tüm diğer kentlerin yazgı iplerini ellerine,
Çıkmamış mı hepsinin üstüne o mağrur?" (E. Allan Poe, s.9)

İki bölümden oluşan roman, 1072 yılında, Ömer Hayyam'ın Semerkant'a geleli pek uzun zaman olmadığı bir vakitte başlıyor. Hayyam o zamanlar 24 yaşındaydı. Genç yaşlarda olmasına rağmen bilginliği ile dillere destan olmuştu. Buradan sonra Hayyam'ı ve Hayyam'ın dünyasını tanımaya başlıyorsunuz. İlk sayfalarda dahi, dilinin akıcılığı dolayısıyla elinizden düşürmeden okuyabileceğinizi gösteriyor. Hayyam'ın en ünlü eseri, Rubaiyat yazmasının da bu olayın neticesinde ortaya çıkacağı önbilgisi de veriliyor. Böyle yüksek heyecanla başlayan roman, Kadı Ebu Tahir ile tanıştıktan sonra genişleyerek devam ediyor. Bu tanışmanın ardından Kadı, Hayyam'a üzerinde tavus kuyruğu biçiminde oymalar bulunan, sert deriden imal edilen defteri hediye etti. Bu defter yalnızca iki yüz elli altı boş sayfadan oluşuyordu ve Kadı, Hayyam'ın mısralarını bu deftere kendisin de düşünerek yazmasını istedi. Hayyam da zaman zaman o defterin sayfalarını rubaileriyle doldurmaya başlamıştır. İşte Hayyam'ın dünyanın en özgün eserlerinden birini kaleme almaya teşvik edilişinin hikayesi...

Ebu Tahir ile Hayyam, Semerkant'a gelen hükümdar Nasır Han'ın huzuruna çıkmışlardı. Tam da o sırada, Hayyam'ın aklı orada tanıştığı kadın şair Cihan ile meşguldü ve romanın akışı Hayyam'ın duygularıyla da doldurularak devam ediyordu. Bu süreçte Selçukluların ismi duyuluyordu. Hatta, "Selçuklular böyledir işte, dedi Hayyam, kâh dinsiz imansız çapulcular, kâh aydınlık hükümdarlar olurlar, ellerinden hem her türlü alçaklık gelir hem de her türlü soylu davranış" (s.51) cümleleriyle de onları tanıtıyordu. Bu cümlelerden Selçukluları sevmedikleri yargısı da çıkarılabilir. Devamında Sultan Alparslan'ın ölüm haberi geldi.

"Her gün biri çıkar, başlar, benim ben demeye,
Altınları, gümüşleri ile övünmeye.
Tam işleri dilediği gibi düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye." (s.61)

Bunun üzerine Nâsır Han, taziyelerini bildirmek amacıyla Ebu Tahir'e bir grupla birlikte yola çıkmasını talep etti. Ömer de bu grubun içinde yer alarak onlarla yola çıkmıştır. Oraya ulaştıklarında vezir Nizamülmülk ile tanışırlar. Nizam, Hayyam'ı Isfahan’a davet etti. Bu davetin ardından Hayyam'ın sosyal ağı daha da genişlemişti ve Hasan Sabbah ile de bu yolda tanıştı. Hayyam, Isfahan’a varıp Nizam’ın huzuruna çıktığında, kendisinden sahib-i haber olması talep edilmişti. Hayyam, kendisinin bir ilim insanı olduğunu ve bu işi yapamayacağını belirterek talebi reddetmiştir. Kendisi yerine Hasan Sabbah’ı bu iş için tavsiye etmişti. Ancak Hasan Sabbah bu görevini kötüye kullanması ve Nizam ile Melikşah arasına nifak tohumları ekmek için kullanıyordu. Görevini kötüye kullandığı anlaşıldığında, Melikşah Sabbah'ı idam ile cezaladırmak istese de, Hayyam'ın Sultan'a ricası neticesinde sürgün ile bölgeden uzaklaştırıldığı ifade edilir. Hasan Sabbah Selçukluların elinden kurtulur kurtulmaz intikamını alacaktı... İnsanlık o güne dek böylesini ne işitmiş ne de görmüştü: Haşşaşiyun/Assassins Tarikatı. (s.116)

Sabbah, Alamut Kalesi'ni satın alarak burayı kendisine üs yapmıştı. Bu sırada Nizam ile saray arasında da çatışmalar yaşanıyordu. Hasan Sabbah bu tarikat ile Nizam ve Melikşah'tan intikam almayı amaçlıyordu. Nitekim intikam ağacı meyvesini verdi de. Bu karışıklık içerisinde Hayyam, Merv'e doğru yola koyulmuştu. Bu süreçte Rubaiyat'ı da yazmaya devam ediyordu. Sonrasında Hasan Sabbah, ona Alamut'ta her türlü ilmi desteği vereceğini vaat ederek ona ebedi davet haberi göndermişti. Hayyam bu daveti cevapsız bıraksa da, Hayyam'ın el yazması bir süre sonra Sabbah'ın adamları tarafından kaçırılmıştı. "Yazman senden önce Alamut'un yolunu tuttu bile." (s.160)

Sabbah, bu yazmayı uzun yıllar boyunca kalede iyi bir şekilde muhafaza etmişti. Ta ki biri merakla onun peşine düşene değin... Kitabın ikinci bölümünde ise, Ömer Hayyam'a hayranlık duyan Benjamin O. Lesage eserin akıbetini merak ederek onu bulmak için işe koyulmuştur. Benjamin yazmaya ulaşmak maksadıyla İran'a vardığında Hayyam'ın yazmasının Şirin'de olduğu bilgisini alır. Sonunda hayallerindeki o yazmayı elde etmişti ve bu kısımda ise tıpkı Hayyam ile Cihan arasında bulunan aşk hikayesi gibi Benjamin ile Şirin'in hikayesine yer verilmiştir. Benjamin’in trajik hikayesi de Hayyam’ın hikayesi ile bağlanmış, çerçevelenmiş oluyordu…

Roman, akıcı olması dolayısıyla okurken gerçekten keyif verdi. Sizi iki farklı dünyada benzer hisler için yolculuğa çıkarıyor. Tarihi gerçeklikler konusunda yüksek beklentileri olan okurlara gelindiğinde, bunun bir tarih kitabı olmadığını hatırlatmak isterim. Yayın sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerle...
Yanıtla
16
8
Destekliyorum  15
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hüzünlü Bir Yolculuk: Miss Sarajevo
Saltokur’dan yine harika bir kitap. Saltokur’un kurgu dışı kitaplarının yanı sıra bir de Balkan edebiyatı kitapları var ki gerçekten de okunmaya değer. Miss Sarajevo da bunlardan biri.

Miss Sarajevo, Fransa’nın Rouen kentinden başlayıp Saraybosna’ya uzanan bir yolculuk. Açılışında, Susan Sontag’dan bir epigrafla karşılıyor bizi. Daha ilk sayfasından özellikle fotoğraf sanatıyla ilgilenenleri mest edeceği kesin görünüyor.

Joaquim’in kendisine kalan bir miras nedeniyle çıktığı yolculuğa tanıklık ediyoruz. Ayrıca yıllardır üstü örtülü olan bir geçmişe. Savaşın yıkıcı etkileri, bunalımlar, kıyımlar ve parçalanan aileler gibi konulara değinerek varoluşçuluğun kıyısında gezdiriyor okurunu.

Anlatım tarzını Milan Kundera’nın “Yaşam Başka Yerde”sine çok benzettiğim bir kitap oldu Miss Sarajevo. Postmodern detaylar sezilmekte. Karakterlerinden (Jaromil - Joaquim) tutun da savaşın götürdüklerine kadar birçok konuda bu iki kitap arasında yakınlık kurabileceğiniz bir okuma vadediyor.

Ayrıca bu 140 sayfalık kurgu, genel olarak şimdiki zamanda ilerliyor. Çevirisi akıcı, redaksiyonu özenli. Kitapta beklentimi karşılamayan tek detay, anlatılanların ara ara kopması oldu. Kesitlerle ve zaman zaman belki de bilinçli bir biçimde kesilerek ilerleyen bu romanı okurken kendimi hikâyede tutmak için özel çaba sarf ettiğim birkaç sefer olsa da bu durum, hikayenin özünden pek bir şey götürmüyor.

Miss Sarajevo’nun fotoğraflara, ölüme, yasa, travmalara, yıkımlara, yaşamaya ve varoluşa bakışınızı tümden değiştirecek bir hikâyesi var. Her ne kadar bir roman olsa da anlatılan her bir detay bir anı gerçekçiliğinde. Özetle, bu hüzünlü yolculuğa tanıklık etmek güzeldi.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok etkileyici, canlı ve nefes alan öykülerden oluşan bir kitaptı. Öykülerin konuları oldukça ilginçti, eseri okurken sanki bir sokakta dolaşıyormuş veya bir sabah gazetedeki haberleri okuyormuş gibi hissettim diyebilirim. Yazarın anlatım tarzındaki sadelik ve betimlemelerini çok sevdim. Seçmem oldukça zor olsa da kitapta en beğendiğim öyküler "O Akşam Söyleyecektim", "On İki Mehmet" ve "Bir Sürgün Anısı" oldu. Özellikle "O Akşam Söyleyecektim" öyküsünde yazarın yaptığı ihanet tanımı da çok çarpıcıydı, kısacası okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.

Kitaptan bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "İnsanlar birbirlerine kötülük yaparak yaşıyor. Ancak böyle olursa hayatta kalabiliyor artık."

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hüzünlü ama insan kadar gerçek bir öykünün anlatıldığı çok dokunaklı bir eserdi. Ana karakterimiz Aziz Bey'in bir aşk uğruna evini, ailesini terk etmesi ve yaşlandıkça o kızdığı babasına dönüştüğünü anlaması oldukça çarpıcı bir biçimde anlatılıyordu. Ayfer Tunç'un yazımı, anlattığı duyguların ve insanların canlılığı çok etkileyiciydi. Bunun dışında Vuslat Hanım karakteri de oldukça çarpıcıydı, bir kadının boşa harcadığı ve hiç sevilmeden son bulan hayatı ancak bu kadar gerçekçi anlatılabilirdi. Kısaca çok etkileyici, gerçekçi, insansı bir öyküydü. Kitabı okuyan herkesin çok etkileneceğini düşünüyorum, o nedenle mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

Kitaptan güzel bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "Hiç farkına varmadan babası olmuştu. Kalbini karısına açmayan, evinin dışındaki hayatı evinin içindekinden daha önemli bulan, evdeki yürek sızılarını anlamayan, anlasa da umursamayan, çehresi daima asık, sesi daima gür ve azarlamaya hazır baba."
Herkese keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Masal tadında bir konusu ve anlatımı olan Michael Ende'nin bu güzel eseri, daha çok gençlere hitap eden bir kitap olmasına rağmen bence kesinlikle yetişkinlerin de okurken çok keyif alacağı ve çocukluğuna döneceği bir kitap. Zaman kavramı ve bu kavramın önemi üzerinde duran bu eserde Momo, Hora Usta ve Kassiopeia gibi birbirinden tatlı karakterlerle tanışmak da okuma sürecini çok keyifli hale getiriyor. Bu nedenle bu masalsı romanı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca kitabı okuyup konuyu ve yazarın anlatım tarzını beğenen kişilere yazarın Özgürlük Hapishanesi kitabını da öneririm.

Kitaptan güzel bir alıntıyla yorumumu bitiriyorum: "Müzik sesi çok, çok uzaktan geldiği halde, sanki taa içimde duydum onu. Zaman da böyle bir şey olmalı."

Herkese keyifli okumalar dilerim...
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Güzel!
Değerli Hocamız bağnazlıklara gerçek İslami açıklamalarıyla değinmiş. Aydınlatıcı çok özel noktalara değinilmiş.
Dünya ve ahiretin dengede olması gerektiğini vurgulaması çok güzel.
Güzel hatırlatmaları ve açıklamalarıyla bizi uyandırmaya çalışıyor diyebilirim.
Değerli hocamız anlatımlarında toplumda yapılan bazı acı gerçekleri de dile getirmiş.
Sayfa 100, Çocukları Allah’tan korkutarak yetiştirmenin; davranış psikolojimizi değiştirdiğinden ve zordan anlar hale gelişimizden bahsetmesi ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu. Davranış biliminin incelemesi gereken bir konu)(
İslam'ı yaşamada ve uygulamadaki hatalarımızı açıklamış.
Klasik ilahiyatçılardan farklı olarak hayatı ve yapmamız gerekenleri açıklamış.
Kitabı okurken, hocamızın ne kadar çok yönlü olduğunu gördüm ve bir konuda neticeye varırken bütün bu fikirlerden faydalanarak Kuran süzgecinden geçirdikten sonra bizi doğru sonuca getirmeye çalışıyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir