Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Açık ara alanında yazılmış en kapsamlı eser, fakat eserde yeniçerilik tarihi üzerine bilgi bulmak beklentisiyle alınmaması faydalı olabilir. Özellikle II. Mahmut döneminde "kırılan yeniçeri mezar taşları" başlıklı tartışmaya açıklık getirmesi bakımından hayli önemli bir eser. Eser belirttiğim gibi yeniçerilik kurumunun tarihi üzerinde değil, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi yeniçerilerden kalan mezar taşları üzerine odaklanıyor. Araştırmada kullanılan fotoğraflar siyah beyaz. Kitabın negatif unsurları arasında biçimsiz boyutu ön plana çıkartılabilir, kitaplığınızda yer açmakta zorlanabilirsiniz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jean - Louis Fournier ile tanıştığım ilk kitap oldu. Yazarın yarı kurgu yarı gerçek kısa hikayelerle oluşturduğu otobiyografik mizahi bir roman. Ölüm temasına mizahi bir yaklaşım olan bu kitapta bir kadavra olarak halinde kendi otopsisinden bahsediyor. Normalden daha fazla ben merkezli, kendini övdüğü kadar kendini eleştirebilen bir yazıydı. ( Yazar kitapta Francis Facabia'nın bir alıntısıyla şöyle diyor: ''Başkalarında beni en fazla ilgilendiren şey, benim.'' -Bu cümle bana cuk oturuyor.) Okuması keyifli, eğlenceliydi. Yazarın diğer kitaplarını da fragmanlar halinde tadımlık reklamlarla öğreniyorsunuz. Özellikle Son Siyah Saçım ve Nereye Gidiyoruz Baba kitaplarını da okuma listeme ekleyeceğim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Oğuz Atay, Latife Tekin, Tezer Özlü ve Bilge Karasu’nun eserlerine ev teması üzerinden projeksiyon tutuyor Nurdan Gürbilek bu denemelerinde. Ev, öze dönüş kadar, o özü oluşturan tüm eksi artıları da temsil ediyor. İçlerinden henüz sadece Bilge Karasu’nun yazınına yabancıyım, diğer üçlünün kendilerine has olduğu kadar biraz karamsar bir dili de var, bu karamsarlığı adaletsizlik, yok(sun)luk, çocukluğun zindanı destekliyor her biri açısından. Gürbilek’in satır aralarında dolaştığı bu yazarlar, kendi adalet arayışımıza, çocukluk günlerimize, aynı evi paylaştığımız ailenin içinde kendi dilimizi ve kimliğimizi arama ve oluşturma çabamıza da götürüyor okurken.
Nurdan Gürbilek incelemeleri işte tam da bu anda denemeye dönüşüyor, var olan bir temel üzerine inşa etme çabasında...
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarık Tufan'ın birçok kitabını okuma şansım oldu. Beğenemediğim ya da sıkıcı gelen çok az kitabı vardır. Beni Onlara Verme ise hikaye hikaye olması dolayısıyla okuduğum diğer kitaplarına hiç benzemiyordu. Kitaptaki hikayelere bayıldım diyebilirim. Yazar, hepsinin gerçek olmadığını, bazı olayları değiştirerek anlattığını söylüyor ama bence hepsi gerçek ya da gerçek olması muhtemel. Gerçek olmasa bile yazarın katkısı, kurgusu, hikayeyi anlatış biçimi muazzam. Dilini zaten söylemeye gerek yok. Tarık Tufan'ı bilenler bilir. Çok akıcı ve hoş bir üslubu var. Kesinlikle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İyi Aile Yoktur
“Çocuğunuzun saygıyı öğrenmesini istiyorsanız ona “Saygılı ol,”, “Büyüklerini say!” diye öğütlemek yerine saygı gösterin. Kendisi saygı görmeyen bir çocuk, bir başkasına saygı göstermeyi nasıl öğrenebilir.”

Nihan Kaya’nın kaleme aldığı “İyi Aile Yoktur”, uzun zamandır okumak için beklettiğim kitaplardan biriydi. Düşünmeye sevk eden, anılar arasında yolculuğa çıkaran, eleştiren, eleştirdiğiniz noktalar için bile farklı bir bakış ortaya atmaya çabalayan bir eser. Anne ya da baba olduğunda ister istemez geçmişin girdabında sürüklenmeyen yoktur. Kendi yaşadıklarıyla hareket ederek, karşılaştığı zorluklarda yine kendi deneyimleriyle yolunu bulmaya çalışan kişilerin sızılarına dair okumalar yapıyoruz. Yani farkında olsun olmasın, kendi çocukluğuna dair hisleri yaşayan farklı insanların, ortak kaderine odaklanıyoruz. Doğru iletişim ya da bağın aslında içimizdeki çocuğun yaralarını sarıp sarmalayarak veya onu tamir etmekle mümkün olduğunun altını çiziyor. İlk bakışta bir ebeveyn kitabı gibi görünse de, bağımsız okumalarda yüzleşme sağlayacağına inanıyorum. Zaman zaman tekrara düşen durumlar okumayı engellemiyor. Her söyleme katılmamakla birlikte altını çizdiğim cümlelerin de olduğu “İyi Aile Yoktur”un okunması gerektiğini düşünüyorum.
Yanıtla
31
7
Destekliyorum  15
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Öncelikle birinci kitabı okuduğunuzu varsayıyorum ve oradaki yorumuma ek olarak yorum yapacağım. Bu kitap size sihirli bir değnek vermeyecektir ancak sağlam ve istikrarlı bir kazanç sağlamanıza yetecek bir strateji oluşturmanıza katkı sağlayacaktır. kitap anlaşılır açık ve sade bir dil ile yazılmış. 1. kitap stratejinin temelini anlatıyor sonraki bütün işlemler bu strateji üzerinden anlatılıyor. 2. kitapta yine aynı stratejiyi grafik formasyonlarına nasıl uygulayacağınızı anlatıyor. stratejinin temelini oluşturan destek direnç konusuna daha fazla yer ayrılsa iyi olurdu diye düşünüyorum. kesinlikle alınıp okunması gereken bir kitap. fiyatı size kazandıracaklarının yanında bir hiç. kitap genel olarak traderler a hitap ediyor uzun süreli yatırımcılarda faydalanabilir elbette ancak geneli trade için. 3. ve 4. kitapları da sipariş verdim okudukça yorumlarıma oradan devam edeceğim.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Terapi Olarak Hayatın Anlamı
Dr. Victor Emil Frankl, bir psikoterapi türü olan logoterapiyi ortaya çıkaran Avusturyalı bir tıp doktoru (1905-1997). Aile üyeleriyle 1942’den 1945’e kadar Nazi toplama kamplarında kalması, belki de hayatının en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Auschwitz ve Dachau da dahil dört kampta geçirdiği günlerden sonra Viyana’ya dönerek deneyimlerini ve teorilerini eser haline getirdi.

Frankl’in anlam arayışının çocukluk dönemlerinden başladığını başka bir eserinden öğreniyoruz. Daha üç yaşındayken doktor olmaya karar veren yazar, dört yaşındayken, bir gece ölmekten kurtulamayacağı düşüncesiyle yerinden fırladığını anlatıyor: “Gerçi aslında hayatımın hiçbir döneminde ölmek korkusu değildi bana musallat olan; daha çok bir tek şu soruydu kafama takılıp duran: Hayatın geçiciliği onun anlamını yok ediyor muydu? Bu sorunun sonunda ulaşabildiğim cevap şu oldu: Kimi bakımlardan zaten asıl ölüm hayata anlam kazandırıyordu (…) Yaptığımız, ortaya koyduğumuz, yaşadığımız ve öğrendiğimiz ne var ne yoksa bunları geçirmiş olma hali içine yollayıp kurtarıyorduk ve hiçbir şey ve hiç kimse onları bir daha dünyanın içinden silip atamıyordu.” (Hayatın Anlamı ve Psikoterapi, s. 10)

İnsanın Anlam Arayışı’nın somut bir esere dönüşmesi, esaret günlerini izleyen dönemde gerçekleşiyor (1945). Otuzdan fazla dile çevrilmesi ve milyonlarca satış rakamlarına ulaşması kitabın ne denli karşılık bulduğunun açık delili. Orijinal Adı, Man’s Search for Meaning olan eserinde Frankl, aslında logoterapiye giriş yapıyor denilebilir. Logos, Latince bir kelime ve tam olarak ‘anlam’ kelimesine karşılık geliyor. Logoterapi ise insanın, hayatının kişisel anlamını bulmasına yardımcı oluyor. O’na göre içinde bulunduğu en kötü şartlarda dahi hayatını devam ettirmek için insanın bir anlam arayışı vardır, bu da hayatta kalmak için bir motivasyon kaynağı olarak durmaktadır. Frankl, intihara kadar götüren umutsuzluğa karşı çözüm olarak hayatın somut gerçekliği içinde anlam arayışını gösteriyor.

Psikanalizde geçen insan hayatındaki birincil hedefin “haz” olduğu ve insanı güçlendiren en temel unsurun “güçsüzlük” olduğu görüşüne karşılık logoterapi, esas olarak hayattaki anlam arayışının insanı harekete geçirdiğini, anlam arayışının bir motivasyon sağladığını savunur. Geçmiş yaşam öykülerinden ziyade geleceğe ve anlam arayışına yönelik bir tedavi yolu izler.

Kitabın üçte ikilik kısmı, yazarın 2. Dünya Savaşı’nda esaret altında geçirdiği kamp günlerinde yaşadıklarını içeriyor. Burada yaşananlar sayesinde logoterapiyi inşa ediyor. Kampa alınan insanların, kampa giriş sonrası, kamp hayatına uyum sağlamasına ve hayatta kalabilirse serbest kalmasına kadar olan dönemde yaşananlar yazarın gözünden önümüze seriliyor. Kalan üçte birlik kısımda ise logoterapinin genel ilkeleri açıklanıyor. Aslında kitap, ilk yazıldığında sadece anılardan oluşuyormuş, yayıncının isteği üzerine teorik kısım da eklenerek esere son şekli verilmiş.

Oldukça sade ve anlaşılır yazılmış bir eser. Çevirisi başarılı. Kamp günlerine dair anlatılanlar, can sıkıcı olsa da akıcı üslubuyla heyecanla okunan, çokça dersler çıkarılacak kıymetli bir kaynak.

Kitabın sonundan bir alıntıyla yorumu bitirelim: “Azizleri” anmaya gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını elbette sorabilirsiniz. Sadece onurlu insanları anmak yeterli olmaz mı? Bu insanların azınlık olduğu doğrudur. Dahası, hep azınlık olarak kalacaklar. Ama ben burada, azınlığa katılmaya yönelik bir çağrı olduğunu anlıyorum. Çünkü dünya kötü bir durumda ve her birimiz elinden geleni yapmadığı sürece her şey daha da kötüye gidecek.
Bu nedenle uyanık olalım; iki anlamda uyanık olalım:
Auschwitz’den bu yana insanın ne yapabileceğini biliyoruz.
Hiroşima’dan bu yana da neyin tehlikede olduğunu biliyoruz. (s. 166)

Victor Frankl’in, konuyla bağlantılı olarak, insanlığın ayakta kalabilmesi ve yaşanan felaketleri bir daha yaşamaması için ortak değerler oluşturulması gerektiğine dair konuşmaları için bkz.:
bit.ly/3plH1C2 (Çeviri Konuşmalar)
bit.ly/3JUzdAF (Kitlesel Suç Yoktur-1988)

İyi Okumalar!
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Oğlum için aldığım öncesinde kendimin okuduğu bir kitap. Çok severek, bir çırpıda okudum. Konusu dikkat çekici. Kelimeleri yiyeceklere benzetiyor bir yerde. Ne kadar güzel bir benzetme idi. Yine duyguları bir şişeye doldurup saklayabilmekten ihtiyacımız olduğunda hatırlayabilmekten bahsettiği sayfalar da etkilendiğim yerlerden oldu. Kitabın kahramanının annesinin vefatından sonra tek başına mutlu olmaya çalışan bir kız çocuğu, aynı zamanda kitaplara hayran.. Okula yeni gelen bir kızla önce kitaplara olan ilgileriyle başlayan dostlukları anlatılıyor. Kahramanımız vefalı, iyi bir dost ve dostunun ailesiyle tanışması hayattaki şansları diyebiliriz. Tavsiye ediyorum.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tanpınar'ın bu romanı oldukça başarılı, bir o kadar da ağır tahlillerle dolu. Yazar romanının başkahramanı ve anlatıcısı olan kişiyi (Cemal'i) İstanbul'a getirterek romanını başlatır.
Romanın adı Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu var gücüyle mücadele ederken Anadolu dışında kalan sahneden, yani sahnenin dışındaki İstanbul'dan geliyor. İşgal altındaki İstanbul halkının tereddütlü, sinirli, çaresiz; doğru tabir edebilirsem eğer diken üstündeki ruh halini ise filmden kareler gibi araya koymuş yazar. İstanbul'un o dönem değişen çehresi ve kültürel hayatını da çok güzel betimlemiş Tanpınar.
Kitaptaki kişi kadrosunun fazla olması zaman zaman ''Acaba bu kimdi, neydi?'' diye düşündürse de psikolojik tahlil ve betimlemeleri seven biri olarak yazarın bu kalabalık kadrosunu ve karakterlerinin tahlillerini okurken keyif aldım doğrusu.
Son olarak şunu eklemek isterim ki kitabın sonu bende büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla bitti. Tanpınar büyük bir romancı.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın kapağında eserin türünün 'öykü' olduğu yazıyor hali ile klasik öykü kurgusunda birbirinden bağımsız öyküler okumayı beklerken ikinci öyküye geçtiğimde öykünün birinci öykü ile bağlantılı olduğunu fark ettim. Öyküler ilerledikçe ortak mekan -kartal yuvası- ve bu mekanı kullanan kahramanların kesişen öyküleri çıkıyor karşımıza. İlk sarsıcı darbe buradan geliyor okura, bir öykü önce yan masada oturan veya sözü geçen kişi bir anda diğer öykünün kahramanı olarak çıkıyor karşınıza. Postmodernizmin 'metinlerarasılık' olarak nitelendirdiği teknik 'öyküler arası' olarak karşımıza çıkıyor. Bu yeni bir tür kabul edilir mi bilmem ama bence öykümsü roman denebilir sanki.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir