Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tutkularından Vazgeçemeyenler
Merhaba sayın okurlar. Özellikle benim gibi kitap okumayı tutku haline getirmiş kişiler için Orhan Pamuk'un ses getirmiş eseri 'Masumiyet Müzesi' yorumuyla karşınızdayım. Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü kitaptaki tutku derecesi, bizim içimizde barınan bazı tutkuları da hatırlamamıza vesile oluyor.

İki kez 'Masumiyet Müzesi'ni ziyaret etmiş biri olarak, artık kitabı da okumanın zamanı gelmişti. Şimdi bir daha ziyaret edeceğim ki müzeyi, bu kez gezmek okuduklarımın ışığında daha anlamlı olacaktır.

Romanımızın konusuna değinecek olursak, 1970'li yılların İstanbul'unda başlayan 1990'lara kadar devam eden saplantılı bir aşk kurgusu diyebilirim. Zengin çocuğu Kemal'in düzenli bir ilişkisi, güzel ve eğitimli nişanlısı Sibel ile planları varken, uzak akrabalarının fakir kızı Füsun'a aşık oluyor. Başta küçük bir kaçamak gibi başlayan bu ilişki saplantılı bir tutkuya dönüşüyor. Tıpkı izlediğimiz eski Yeşilçam filmleri tadını veren kitapta, 'zengin erkek fakir kız' klişesi öyle bir işlenmiş ki, bazen bu kadar uzamasına sinir olacağınız sayfaları yine de bitirmek hevesine kapılıyorsunuz.

Roman “hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.” cümlesiyle başlar ve “herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.“ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında Kemal mutsuz bir hayat yaşadığını düşünenlere gerekli cevabı da vermiştir.

Normalde ben de bazı yazarlarımızı ve kitapları acımasızca eleştirebiliyorum. Müze aşkımdan mıdır nedir bilemiyorum ama bu kitaba kötü eleştiri yapasım gelmedi. Önyargılı olanlar isterlerse yine okumasınlar bu kitabı. Halbuki bir kitabı bazen üslubu ve yoğun duyguları hissettirebilmesi hatırına, kalıplarımızın dışına çıkıp okuyabilmeliyiz. Harry Potter'ları okuyup, pazarlama taktiklerine kananların bizim ülkemizde de çoğunlukta olduğuna bakın ve bizim kitabımızın da müzesi olduğu için gururlanalım.

Sayın Orhan Pamuk'u böyle bir projesi olduğu ve bunu hayata geçirebildiği için tebrik ediyorum. Kitabın sonlarına doğru olan ve benim de duygularıma değen bir alıntıyı da paylaşmadan duramayacağım.
"Masumiyet Müzesi'ne gelecek kalabalıklar, inşallah geçici sergilerimizi de gezecekler ve o zaman çöp evlerde, dernek toplantılarında tanıştığım İstanbullu gariban kardeşlerimin, gemi fotoğrafı, gazoz kapağı, kibrit kutusu, mandal, kartpostal, artist ve ünlü resmi ve küpe toplayan takıntılı koleksiyoncularımızın biriktirdiklerini görecekler. Bu sergilerin, koleksiyonların hikayeleri de kataloglarda, romanlarda anlatılsın. O günlerde eşyaları seyrederek Füsun ile Kemal'in aşkını huşu ve saygı ile anan ziyaretçiler hikayenin Leyla ile Mecnun gibi, Hüsn ile Aşk gibi, yalnızca aşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul'un hikayesi olduğunu da anlayacaklardır."

Not: İki kez müzeyi gezdiğimi söylemiştim. Bu kez 'Masumiyet Müzesi'ne kitabın içindeki biletle girmeyi ve daha anlamlı bir ziyaret yapmayı planlıyorum. Umarım bilet hala geçerlidir. :)
Yanıtla
47
13
Destekliyorum  11
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Thomas Bauer- Neden İslam'ın Orta Çağı Yoktu?
Eser, 2008 yılında Arap dili ve edebiyatı ve İslâm alanlarında incelemeler yapan Prof. Dr. Thomas Bauer tarafından Almanca olarak kaleme alınmıştır. Ayrıca, 2019 yılında "Beşeri Bilimler En İyi Kitap Ödülü"ne layık görülmüştür. 2021 yılında Hülya Yavuz Akçay tarafından dilimize tercüme edilmiştir. Çevirmenin iyi derecede Almanca eğitiminin olması da bu eserin çevirisi konusunda heyecanlandırdı. Kitap genel hatlarıyla beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Orta Çağ kelimesi ele alınırken, bu kavramın kültüre özgü olduğundan bahsedilmektedir. Gelişmeler açısından Batı dünyasında uygun görülebilir, ancak İslam dünyası için bu kavramın kullanılması sorunludur denilebilir. Yine bu kavramı "altı karşıtlık" adı altında;

<< 1- Muğlaklık, 2- Yanlış çıkarımlar, 3- Gizli değersizleştirme, 4- Egzotikleştirme, 5- Emperyalist çağrışım, 6- Nesnel temeli olmayan bir kavram >> başlıklarıyla genel bir şekilde ele alınmıştır. Sonrasında Doğu ile Batı kültürel olarak karşılaştırılmıştır. Örneğin, hamamlar, sikkeler, bayramlar gibi alt başlıklar altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Doğu ile Batı'nın karşılaştırıldığı başlıkta ise daha ilk satırlarda karşılaştırma hususunda,

"Belirli bir kültür veya bölge için kullanılan bir çağ kavramını bir diğerine aktarmak için, eşzamanlılık tek başına yeterli değildir. (s. 33)" zamanın her bölgede farklı işlediği kanısına varılabilir. Böyle bir karşılaştırmanın, yaşamın tüm alanlarında kapsamlı bir araştırma gerçekleştiremediğinden ötürü karşılaştırmayı güçleştirmiştir. Kitabın inceliği okuyucuyu yanıltmasın, oldukça akıcı ama başladım bitti denilecek düzeyde değil :) Kitabın başından sonuna, Orta Çağ kavramının İslam dünyasına uygun olmayacağını üstüne basa basa okuyucuya hissettiriyor. Çağlarla ilgili çok çarpıcı bir ifade ile karşılaşıyoruz:

"Her çağ bölümlendirmesi, her şeyden önce nesnelerin, bir diğer deyişle belirli bir çağ ile ilişkilendirilmiş kişilerin, hiçbir zaman söz sahibi olmadığı ya da nadiren söz sahibi olduğu bir yapıdır. Orta Çağ'dan herhangi biri -özellikle uç bir örnek- "Orta Çağ" insanı olduğunun ne kadar farkındaysa, Sezar da "Antik Çağ'da" yaşadığını o kadar az biliyordu."

Aslında çağ kavramının, dönemlerin çağlara ayrılması yaşayan insanlar için büyük bir anlam ifade etmemesiyle birlikte çağ terimlerinin teorik olarak sınıflandırmayı ve öğrenmeyi kolaylaştırmayı amaçladığı düşünülebilir. Yazar, Orta Çağ terimini Avrupa için yanıltıcı bulmakla birlikte, yararlı olmaktan uzak bir konumda değerlendirmektedir. Yine yazar, İslam dünyasının bu dönemde mevcut olan yaşamını tüm yönleriyle ele alarak bu terimden tamamen vazgeçmeyi uygun görüyor. Bu kitabı anlamlandırarak okumak adına, Orta Çağ kavramı ve İslam dünyasını ayrı ayrı özümsemek gerekir. Zira pek çok noktada akıcı olmasına rağmen okunanları anlamlandırma konusunda güçlük yaşanabilir. Gerek başlığı, gerek konuya yaklaşımı açısından devrim niteliğinde bir çalışma olmuş. Dilimize kazandırılmış olması da okuyucu kitlesini ayrıca sevindirecek bir gelişmedir. Yayın sürecinde emeği geçenlere teşekkürlerle.
Yanıtla
32
4
Destekliyorum  18
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
19 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Son Cüret, Kurtuluş Savaşı'nın kısa anlatımı...
Yılmaz Özdil, 3 kitaptan oluşan serinin ikinci kitabında Atatürk'ün Samsun'a çıkış yolculuğundan başlayıp İzmir'in geri alınmasına kadar olan süreçte yaşananları ve Kurtuluş Savaşı'nın bir nevi özet anlatımını yapıyor.

Yazar, kitapta tam anlamıyla kronolojik bir sıra takip etmese de Kurtuluş Savaşı'nı genel olarak özetlemiş. Bu genel anlatım aralarında da o dönemin çok bilinmeyen ve akılda kalmayan gizli kahramanlarından da bahsetmiş. Bu kahramanların yanı sıra savaş döneminde vatana ihanet eden hainleri de unutmamış.

Kitabın bazı bölümlerinde, yabancı askerlerin özellikle Yunan askerlerinin halka yaptığı eziyet ve işkenceleri de tarihimizi unutmamak adına uzun uzun anlatmış.

Kitabı Atatürk'ü ve Kurtuluş Savaşı'nı anlatan okuduğum diğer kitaplardan ayıran bir özellik var mıydı diye düşününce diğerlerine göre öne çıkan bir bölüm olduğunu düşünmüyorum. Yazarın gazeteci kimliğini oldukça öne çıkaran, yazılarından bildiğimiz anlatım tarzı kitabın okunmasını biraz kolaylaştırmış.

Yazarın köşe yazılarını takip ediyorsanız ve serinin ilk kitabını da okuduysanız, bu kitabın birçok bölümü tanıdık gelecektir.

"Silahıyla olduğu gibi dimağıyla da mücadele mecburiyetinde olan milletimizin, birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur." (s.342)
Yanıtla
10
4
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuk Edebiyatı da okumayı seven bir yetişkinim. Sadece çocukların değil ebeveynlerin, ebeveyn olmayan yetişkinlerin de pek çok konuyu çocukların gözünden görmesi çok önemli. Tam da bu yüzden Çocuk Edebiyatı her daim sığındığım bir tür. 10 yaşındaki Juliet Jones ve ailesi ile tanışmanızı isterim. Kitabın sonunda etkinlik bölümü de var. Hatta kitapta verilen bağlantıyı açtığınızda Endişe Ağacı'nın renkli posterini de basabilirsiniz. "Hediye Edebileceğim Kitaplar" listeme ekledim bu kitabı. Düşünerek ve kimi zaman da gülerek okuyacaksınız. Kardeş çatışması, anne-baba çatışması, okulda akran zorbalığı, arkadaşlık ve dayanışma, büyükanne ile iletişim ve onu anlama vb.
Keyifle okuyunuz, okutunuz... Öğretmenler velilerine önerebilir bence.
Yanıtla
8
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuduğum en güzel klasiklerden biri. Çok akıcı.1800 lerin ikinci yarısında Fransa'nın kuzeyindeki maden ocaklarında hayatta kalma mücadelesi veren maden işçilerinin onurlu mücadelesi. Bir tarafta yerin 500 metre altında bir parça ekmek, bir bardak bira için insan onuruna aykırı şekilde çalıştırılan, yerin altında sakat kalıp sağlıklarını yitiren, çocuklarını kaybeden, sermaye tarafından sömürüldükçe sömürülen, sermayeyi doyuramayan, tehdit edilen, aç bırakılan emekçiler ve onların hayat kavgası. Bir tarafta çalışmadan işçilerin sırtından paralarına para katıp, emeği hiçe sayan, işçinin üç kuruşuna göz diken hissedarların, maden sahiplerinin ve onların yalakalarının çirkinlikleri, alçaklıkları. Bu bakımdan neredeyse geçen 200 yılda sistemin değişmediğini görmek üzücü. Sonu hüzünlü. Germinal= topraktan filizlenmeye başlayan tohum anlamındaki sözcük. Yerin yüzlerce metre altında binlercesi filizleniyor. Belki bir gün sistemi tersine çevirmek, düzeni başlarına yıkmak için. Umut var.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gizli Diller ve Kodlar: Tarihçeleri ve Teknikleri
Günlüğünü kendi geliştirdiği kodla yazan bir arkadaşım vardı, yaşamını meraklı annesinden gizlemek için bir teknik uydurmuştu. "A" yazıyor, harfin tepesine bir sayı ekliyor, sonra başka bir harf, başka bir sayı, öyle kısa kısa kayıtlar. Annesi çözmüş tabii, o sayı kadar ileri veya geri gidileceğini anlamış. İlkokul çocuğu için iyi bir taktikti ama, sonradan o arkadaş mimar oldu, kentsel dönüşümün yılmaz bir neferine dönüştü herhalde. Projelere sadece kendisinin görebileceği birkaç sayı eklediğini düşünürüm ara sıra, belki orada olmaması gereken bir duvar, kapı, belki çatının üzerinde yükselen bir bina çizmiştir, formülleştirmiştir yapıyı, birinin anlamasını umarak kıs kıs gülmüştür. Kendi kendimize oyunlar, sıkıntıdan. Milletleri ilgilendireni görüyoruz bu kitapta, mesela Spartalıların tekniği hoş: Savaş çıkaracaklar ve müttefiklerine haber vermek istiyorlar ama Atinalıların mesajı okumasını istemiyorlar. Skytale adını verdikleri bir silindirin etrafına bir şerit sarıyorlar, şeridin üzerine mesajı yazıyorlar. Şerit açılıyor sonra, gideceği yere gönderiliyor. Açık halde bakıldığı zaman hiçbir şey anlaşılmıyor, harf çorbası. Silindirden müttefiklerde de bulunmalı ki şeridi tekrar sarsınlar ve mesajı okusunlar. Daha basitlerden ikisi görünmez mürekkep ve kafa derisine yazmaca. Bir kölenin saçları kesiliyor, mesaj kafaya yazılıyor ve saçların uzaması bekleniyor. Daha sonra saçı tekrar kazıtarak mesajı okuyorlar. Kullanışlı değil tabii, taktiği çözenler ele geçirdikleri bütün kölelerin saçlarını kazıttılar mı bitti olay, savaş kaybettirir bu deşifre. Polybius Kodu var, satırlar ve sütunlar boyunca sıralanmış harfler yukarıdan ve soldan iki sayıya denk geliyor, o sayıyı yazıyoruz, elimizde bir harf. Poe'nun "Altın Böcek" öyküsündeki kod var, öyküyü okuyarak nasıl bir şey olduğunu öğrenebilirsiniz. Bunlar basit gizler, esas kriptoloji Sezar'la başlıyor. Sezar Kodu'nda düz metin karakterleri ve şifrelenmiş metin karakterleri aynıdır ve yerleşik değişkenlikle iki daireye yerleştirilmiş harfler farklı biçimlerde alt alta getirilebilir. Bu da kolaylıkla çözülebilse de uzunca bir süre işe yaramıştır, şifreyi çözmeye çalışanlar avuçlarını yalamıştır.

Kodlama algoritma ve anahtar demektir, esas gizi algoritma sağlarken anahtar o gizin çözülmesini sağlar. Algoritmaya sahip olan kişinin anahtara da sahip olması gereklidir, yoksa hiçbir şey çözemez. Sezar Kodu'nun kullanıldığı diskleri bulan biri o diskleri çözecek anahtarı elde edemediği sürece döndürür durur çemberleri. Bulmacalar da böyledir aslında, size algoritmayı verir, dilediğinizce incelersiniz ve anahtarı bulursanız bulmacayı çözersiniz. Anahtar bu tür kodlarda bulmacanın içindedir, mesela Gandalf'ın mellon sözcüğünü dile getirmesiyle açılan kapıları düşünelim, Moria Kapıları elflerin zeki varlıklar olduğunu gösterse de şifreyi olduğu gibi algoritmanın içine koymak nedir? Neyse, normalde bu algoritma ve şifre, gönderenle alıcı arasındaki bir münasebete dayanmaktadır tabii, filmlerde genellikle bu ilki gönderilir de ikincisi gönderilmeden önce karakter ölür, başına bir iş gelir, o son hamleyi yapamaz ve şifreyi çözmek için maceradan maceraya koşan kahramanların kahır çektiklerini görürüz. Bilginin değeri ne kadar yüksekse kriptolojiyle uğraşan, şifreleri çözmeye çalışan insanlar o kadar uğraşırlar. Batı Karadeniz'de definecilik çok yaygındır, haritalar satılır da insanlar kolay yoldan zengin olma hayaliyle olmadık yerleri kazarlar, yolları göçerttikleri bile görülmüştür. Bu haritaların bir algoritması vardır, tabii gerçek harita olduğunu varsayıyoruz, defineciler bu haritaya bakarak kodu çözmeye çalışırlar, uğraşırlar, her şey yolunda giderse gerçekten bir şeyleri elde ederler. Günümüzde de kolay zor pek çok şifreyle karşılaşıyoruz, bazılarını bulup bazılarını bulamıyoruz ki bulamamamız isteniyor zaten, özellikle internet tabanlı işlemlerde. Beutelspacher dijital âlemlerdeki kodlamalara da değiniyor, çok çeşitli yazılımları teker teker değerlendirirken sistemin nasıl işlediğini göstermek için işin matematiğine de giriyor, arka arkaya diziyor formülleri. Matematikten anlayanlar için iyi bir kaynak bu, benim gibi anlamayanlar içinse basit örneklere de yer verilmiş. Vigenère Kodu mesela, verilen tablodan anladığımız kadarıyla Polybius'un çok çok daha karmaşık hali, çözülene kadar 300 yıl boyunca iyi şifrelemiş gizli bilgileri. Tabii çözülmeyecek kod yoktur düsturundan da bahsediyor Beutelspacher, her kod çözülebilir, sadece zaman meselesidir bu. Yeterince güçlü bir zihin, zihnin yetmediği noktalarda yeterince güçlü bir işlemci her türlü gizi açığa çıkarabilir.

Enigma'dan bahsedilmeliydi tabii, İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların kullandığı bu kodu çözen Alan Turing'in filmi çekilmişti bir zamanlar, izlemeli. Enigma bir makine, anahtarı, rotorları ve iç kabloları var, kablolar sabit kalırken iç ayarları her gün değiştiriliyor ve anahtar belli noktalara gönderiliyor. İlginçtir, Polonyalılar daha 1932'de Enigma'nın mevcut sürümünü tamamen analiz etmiş de bu bilgiyi neden İngilizlere vermemiş, bilmiyoruz. İngilizler 1940'tan itibaren çalışmalara başlayıp Enigma'yı çözmeye çalışıyorlar, insan kaynaklı hatalardan ötürü çözüyorlar da. Anahtar bir seferinde arka arkaya iki kez aktarılıyor, detaylar verilmese de anlıyoruz ki iki kez yollanan bilgi hemen dikkat çekiyor. İkinci mesele de anahtar harf kombinasyonu pek yaratıcı olmayan bir şekilde seçilmiş, üç harften oluşan anahtarı da "AAA" olarak belirlemeyiz ya. İstatistiklere göre kişinin doğum tarihini banka kartının şifresi olarak belirleme ihtimali yaş arttıkça yükseliyor, böyle kötü bir şifrelemenin çözülmesi de çok kolay tabii. Bu işin bir faydası daha var, Enigma çözülürken inanılmaz derecede uzun ve karmaşık hesaplamaları yapabilmek için 1943'ten itibaren modern bilgisayarların ilk prototiplerinden Colossus kullanılmış. Merhaba bilgisayar.

Kırılmaz kod diye bir şey yok ama teknolojinin gelişmesine bağlı olarak kırılması bir dönem için çok zor kodlar geliştirilebiliyor, DES bunlardan biri. Bilgiyi her biri 64 bitlik bloklara böler ve ardından blokları sırayla kodlar, 56 bitlik bir anahtarla da açar. Kendini kanıtlamış bir sistemdir ama üzerinde ısrarla durulduğu gibi, kırılmaz değildir, 1999 baharında DES ile kodlanmış bir ileti 22 saat içinde kırılmıştır. Günümüzde birkaç saniye içinde yapılabilmektedir bu, haliyle daha karmaşık kodlamalara geçilmiştir. Üçlü DES ve PIN sistemi gelmiştir ilkel DES'in yerine. Kredi kartlarımızı düşünelim, manyetik şeridi okutup şifreyi gireriz ve işlemi başlatırız. PIN manyetik şeride kaydedilip saklanmaz ama kodlanmış hali manyetik şeritte kayıtlıdır, biz doğru kombinasyonu girmeden dekod olmaz o zımbırtı. Haliyle kartımızı kaybetsek bile hiçbir işlem yapılamamasını sağlayabiliriz zira en önemli bilgi bizdedir, yine de insan faktörü devreye girer de kart kötü işlerde kullanılır diye iptal ettiririz. PIN bilgimizi de kimseye vermeyiz, vermemeliyiz, polisinden banka çalışanına hiç kimse bizim PIN'imizi istemez, istememelidir.

Günümüzün dünyasında milyonlarca insanın şifreleri olabildiğince güvenle saklanır, örneğin tarayıcılarımıza şifrelerimizi kaydederiz ve tekrar tekrar girmekten kurtuluruz. Neye güveniriz, firmanın güvenilirliği bir yana, çeşitli sertifikalar vasıtasıyla bilgilerimize erişilemeyeceğini biliriz, bilgilerimiz tarayıcıyla bizim aramızda bir sırdır. Topluma açık bir kod veriyoruz her gün, mail adresimizi milyon tane yere gönderiyoruz da o hesaba girilmeyeceğini biliyoruz, şifre mail adresinin içinde değildir, mail sunucusunda ve hesabımıza giriş yaptığımız tarayıcımızdadır. Benzer bir şekilde bu e-imza muhabbeti de yaygınlaşmıştır, herkes bizim bir belgeyi imzaladığımızı bilir ama imzalamak için gereken şifreyi bilmez. İki kişinin bildiği sırdır bu sistemde, biz aracıya A bilgisini veririz, ondaki B bilgisi bize gelir, sonra tam tersini yaparız ve aldıklarımızla verdiklerimiz birbirini tutunca basarız imzayı.

Pek çok güvenlik yöntemi, kodlama, şifreleme biçimleri var bu kitapta, meraklısı kaçırmasın.

Yanıtla
6
4
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tema, betimlemeler, çizimler ve sembolik anlatım çok iyi, ancak konuyu işleme açısından ise...
Tema üzüntü olarak görünüyor ama okudukça bunun herhangi bir üzüntü olmadığını anlıyorsunuz. Bu aslında daha ziyade ölümle, sevilen birinin ölümüyle herkesin farklı farklı şekillerde baş ettiğine de işaret ediyor. Arka kapak yazısını okuyanlar zaten üzüntü kaynağından haberdardır. Ben her bir detayın okuma sürecini etkilediğini düşündüğüm için neredeyse gözü kapalı yapıyorum kitap seçimlerimi. O yüzden ben okumamıştım. Bu şekilde bakan biri üzüntü temasını ikinci sayfada, ölümden kaynaklı üzüntü olduğunu da ilk çeyreğinde çıkarabilir. Aslında tahmin etmek de o kadar zor değil. Çünkü filin babanın üzüntüsünü temsil ettiğini ve annenin ortalarda olmadığını görüyorsunuz. Burada ilginç olan şey babanın üzüntüsünü sembolize etmek için filin tercih edilmiş olması. İlk başta fili üzüntüyle eşleştirme konusu üzerine çok düşündüm. Filin büyüklüğü ve gri olması o melankolik havayı daha iyi yansıttığı için miydi? Yoksa İngilizcedeki “there is an elephant in the room” kullanımında olduğu gibi herkesin bildiği ama konuşmaktan çekindiği konuyu mu temsil ediyordu? Bundan emin değilim ama yazarın Avustralyalı olması dolayısıyla ihtimaller arasında gibi geldi. Böyle bakınca kitapta üzüntü temsilcisi hep fil olacak gibi bir beklenti oluştu sanki. Ancak daha sonra üzüntünün başka karakterler üzerinde farklı yansıtıldığını gördük. O halde zavallı filin karakterinin bunda bir parmağı yok. Üzüntünün insan üzerindeki etkisiyle alakalı bir durum söz konusu. Yani ağırlığı yüzünden tercih edilmiş. (Okuma keyfiniz için bazı detayları iki çizgi (- … -) arasına yerleştirdim. O kısımları atlayabilirsiniz.) -Öte yandan dedenin üzüntüsünün kaplumbağa olarak ortaya çıkması ama bunun öykünün başında değil de başka bir olayın tetiklemesiyle görünür olması ilginç. Bu da ölümle baş ederken insanların farklılıkları üzerine düşündürüyor. Halbuki ölen kişiyle daha fazla zaman geçiren ve hayatının farklı dönemlerine şahitlik etmiş biri olarak dedenin üzüntüsünün fil olarak resmedilmesi daha uygun görünürdü. Ancak dede, kızının acısını torununa olan sevgisiyle bastırmaya çalışmış. Torununu bir merhem gibi görüp ölümle baş etmede bir araç gibi kullanmış, mutluluğunu yine başka bir insanın varlığına bağlamış. Bu da kaplumbağanın kabuğunda olduğu gibi onun üzüntüsünün, yani saldırıya ve acıya daha açık olan yumuşak yanlarını korumasını sağlamış. Ancak torununun hayatının riske girmesiyle yeniden tetiklenen acısı dedeyi yine savunmasız bırakmış. Bu da insanların üzüntülerini nasıl ete kemiğe büründürüp verip onları evcilleştirip yanlarında her yere götürdüklerini anlatmanın başka bir yolu. Diğer yandan dikkat ederseniz annesini henüz bir yaşında kaybeden Olive’in köpeği ölümle ilgili üzüntüsünü temsil etmiyor. Çünkü annesini tanımadan, onunla bir bağ kuramadan kaybetmiş. Ortamdaki depresif havadan senelerce etkilenen ve bunu anlamlandırmakta zorlanan biri olarak bir çocuğun aslında babasına olan özlemini, onları yaşarken taşıdıkları bu ağır yüklere karşı kendini çaresiz ve savunmasız hissedişini temsil ediyor. Köpek zaten küçük ve uzun kuyruklu olarak tasvir ediliyor. Yani babasının üzüntüsüne göre daha küçük ama başka bir üzüntüyle bağlantılı. Elbette köpeğin de gerçek olmadığını dikkatli okurlar anlamıştır. Köpeğin, yani Freedie’nin, gri olması, yalnızca Olive’in üzgün olduğu sahnelerde ortaya çıkması ve olay akışlarında kimi kısımlarda köpeğin de eşlik ettiğine dair herhangi bir detaya yer verilmemesi, dolayısıyla sahne devamlılığının sağlanmamasından duyulan o rahatsızlık bunu zaten ele veriyor. Bu açıdan bakıldığında Olive’in annesiyle ilgili herhangi bir sahnede nasıl hissettiğini görmek için de bu köpeği referans olarak alabiliriz.-

Peki, tüm bu araçlar bir çocuğa üzüntü duyduğu bir konuda veya üzülen birine destek olma yolunda ona referans olabilir mi? Bu anlamda pek başarılı bulduğumu söyleyemem. Konu ve motifler harika ama karakterin içinde bulunduğu durumu anlayabileceğimiz bir derinlik verilmiyor. Durumu içselleştiremediğimiz için de karakterle bağ kurup bu yolculuğa onunla birlikte çıkmakta zorlanıyoruz. Üstelik yan olaylar ve detaylar ana konuyu beslemiyor. Okurun dikkatini başka yöne çekiyor. Zaten filin hayali olduğunu söyleyerek merak duygusunu da baştan alıp götürmüş. Bu detayın havada bırakılması bence çok daha iyi olurdu. İlla verilmek isteniyorsa belki dedeyle olan o konuşma sahnesinde veya son sahnede yapılabilirdi bu. Mistik bir detayı çıkardığınızda veya kitabın adı olacak kadar önemli bir karaktere dair gizemi daha ilk sayfalarda açıklığa kavuşturduğunuzda yeni bir şey sunmadıkça zaten okuru kaybediyorsunuz. Çünkü babasının üzüntüsünü giderebilecek mi sorusu devam etmeye yetecek kadar merak ettirmiyor fikrimce. Bu da kitabın bırakacağı etkiyi düşürüyor ve çocuğun karakteri model olarak alabilecek kadar kitapla bağ kurmasını engelliyor. Ayrıca bu kitabı okuyan çocukların yorumlarına baktığımda üzüntüyü temsil etmek için hayvanların tercih edilmesi bir kısmını üzmüş. Diğer yandan yazarın üzüntüyü aşılamayacak bir durum gibi gösterecek başka bir temsilci seçmek istemediğini düşünüyorum. Aksine üzüntülerin de bu dünyadan olduğunu ve ancak onları tanıyarak anlamlandırabileceğimizi, bu üzüntülerin sevimli birer hayvan kadar da zararsız olduğunu göstermiş olabilir. Yazar sadece fillerin duygusal güzel hayvanlar olmasından ve yas sembolü olarak resmedilmesinin kolaylığından bahsetmiş bir yerde. Yine de bu kitabı okuyan bir çocuğun fillere karşı bakış açısı değişir mi diye düşünmeden edemiyorum. Sembolleri okuma konusunda ne kadar başarılı olduğuna göre değişebilir bu. Ayrıca yazar, depresyonu ağır işleyerek çocuk okur üzerinde sarsıcı etki bırakmak istememiş de olabilir. Kitabı halihazırda böyle bir üzüntü veya sıkıntıyla baş eden bir çocuk için bunu kaygı bozukluğuna ve ağır depresyona sürükleyecek bir araca çevirmek de doğru olmaz elbette.

Bu kadar güçlü anlatımların zayıf veya karmaşık kurgu içinde kaybolma tehlikesi yaşama ihtimali üzücü. Biraz daha derinliğe ihtiyacı var kitabın. Hikâye çok yüzeyde kalıyor. Okulun 100 yaşına basması, okulun doğum gününü kutlama ve kutlama için seçilen tema hikayeden bağımsız düşünüldüğünde muhteşem bir detay. Çocuğa kesinlikle bambaşka bir bakış açısı sunuyor. Üstelik kendinden önceki tarihi öğrenme ve cisimlerin de ruhu olduğunu düşünüp ona saygı ve ihtimamla yaklaşma konusunda da farkındalık aşılıyor. Ancak bu iki dominant konunun aynı düzlemde ele alınması, ağırlık merkezinin kaymasına neden olmuş. Çünkü Olive’in bisikletle bağını bize güçlü şekilde vermedi. Onu alt bir hikâyeyle beslemedi. – Bisikletin daha önce annesine ait olmasının bir önemi yok aslında Olive için. – O babasının araç tamir edecek enerjisi varken ona ait bir bisiklete zaman ayırmamasına takılıyor. Bunu babasının ona verdiği değeri ölçmek için bir araç olarak seçmiş, öyle anlamlandırmış olabilir. Nedeni güçlü bir şekilde vermek çok önemli. O yüzden baştan beri bisikleti tamir edememesine çok takılamadım. Depresyonda olan birinin, özellikle de yokluğuyla depresyona sebep olan kişiyi anımsatacak bir nesneyle ilgilenmek istememesi, onu göremeyeceği bir alana kaldırması çok mantıklı geliyor. Hatta okurken bisikletin ne zamandır tamirde olduğu, Olive’in bu bisikleti ne kadar zaman sürdüğü, bu bisikletle tanıştığı an, ilk sürüşü, neden bozulduğu gibi pek çok detayın olmadığını fark ettim. Bu detayların varlığı çocuğa ölüm melankolisini hissettirmeden karakterle bağ kurmasını çok kolay ve insani bir yolla vermiş olacaktı. Çünkü bisiklet konusu, başlı başına her şeyden bağımsız olarak çocukların bağ kurabileceği bir nesne zaten. Üstelik uzun zamandır seninle olan birinin, bir şeyin yokluğunu çocuk gözüyle anlatmak için de harika bir metafor. Bisiklet konusunun layıkıyla işlenmesi bu kitabı mükemmel kılmaya yetecekti.

Olayların çözümlenişiyle ilgili söyleyeceğim pek bir şey yok. Bu bir çocuk kitabı olduğu için üzüntülerimizin çevremizdekilerin desteğiyle azalabileceğini, sadece neşelendirmek için zaman ayırmamız ve çaba sarf etmemiz gerektiğini göstermek adına bunu çabucak çözümlemesi doğal. Gerçek hayatta bu o kadar kolay değil elbette. Bir yarayı sarmak bir olaydan ziyade birbirini takip eden olaylar zinciriyle bağlantılı olabilir. Bana kalırsa çocuğun da o gri karakterlerin hemen bir gülümsemeyle kaybolmayabileceğini, bunun istikrarlı bir çabayla mümkün kılınabileceğini bilmesi daha iyi olur. Kitaba daha iyi bir son yazmamı isteselerdi muhtemelen baştan beri kafamın içinde çıkmak için isyan eden çözümü söylerdim. Bisikletin tamiri için babasını beklemesi canımı çok sıktı. Çocuğun bisikleti tamir etmek için babasına yardım teklif etmesi veya onu tamir edebileceği başka bir çözüm bulmaya çalışması kitaba mükemmel bir dinamizm katardı ve bu bisiklete dair çözülmemiş bu soruna drama katacağı için karaktere ve kitaba daha sıkı sarılabilirdik. Çocuğun sorununu içselleştirebilir, bu çabasından ötürü ona saygı duyup mutlu sonu için tezahüratlar edebilirdik. Ayrıca babasını ve dedesini mutlu etmeye çalışan karakterine bu çok daha uygun bir davranış olurdu fikrimce. Sonunda bisikleti beraber tamir etmeleri, baştan beri nerede ve neden tuttuğunu açıklaması da mükemmel olurdu. Burada çocuğun mutluluğu yine dışa bağımlı hale geldi. Kitabı kapatınca söylediğim ilk şey “O köpek yakın zamanda yeniden görünür.” oldu zaten. Bisiklet konusu esaslı bir şekilde işlenseydi elbette çözüm daha vurucu olurdu ama bu haliyle olayın tatlıya bağlanması nereden bakarsanız bakın iyi sanırım.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
18 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın özü acılara, sıkıntılara, kötülüklere, kazalara, belalara sabretmenin bir erdemden de öte dini bir mükellefiyet, cenneti kazanmanın bir mecburiyeti olduğu fikrinin bin bir türlü felsefesi, delili üzerine.

Anlatımı sade ,başlıkların kısa anlatımla ve meşhur kişilerin özlü sözleriyle izahı güzel bir teknik olmuş.

Hayatı boyunca bir kitabı baştan sona okumayı başaramamış ama her konuda ahkam kesen milyonlarca insanın var olduğu ülkemizde bu gruptaki en azından inançlı insanların bir gayret okumayı başarabilecekleri bir kitap.
Yanıtla
13
0
Destekliyorum  17
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Altay Cem Meriç’in kitabını kendisini “dindar” olarak tanımlayanların okumasını tavsiye ediyorum, pek çoğu zihinlerinde var olduğu duygusu aldıkları bilgilerin akli-nakli delillerle parlamasına vesile oluyor; kendisini “müslüman” olarak tanımlayan ama dini pratiğe kayıtsız kalanların okumasını tavsiye ediyorum, pratikten uzak kalmanın verdiği zaman zaman esen tereddüt rüzgarlarını dağıtacağını, Tanrıya ve gönderdiği habere ve haberciye saygılarının tazeleneceğini düşünüyorum, kendisini her hangi bir inanç grubuna ait hissetmeyen, entelektüel düzeyde varlık meselesine ilgi duyanlara da tavsiye ediyorum, materyalist-pozitivist manyetik zihni fırtınalara kendi dalga boyundan cevap iddiası taşıyor, tanrı inancı olmayan ya da kaybetmiş “insaf” sahiplerine de tavsiye ediyorum, rasyonel açıklamalarının, sunduğu delillerin parlaklığından etkileneceklerini düşünüyorum.
Yanıtla
107
7
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Ağustos 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Alice’in beyaz tavşanı bu kez Fitanya’da. Doğru seçenek olduğunu düşünerek sayfadan sayfaya atlarken SON’lardan biriyle karşılaştığınızda adeta yazarın muzipçe gülümsediğini hissediyorsunuz. Gerçek hayattaki ‘diğer seçenekleri’ mümkün kılan bu distopyada isimleriyle müsemma karakterlerin diyalogları, gram’lar üzerinden dönen entrikalar ve hikayenin dümenini okuyucuda hissettiren yaratıcı kurgu kitabı bir solukta bitirmenizi sağlayacak. Bir roller coasterda en önde yerlerinizi aldınız, hazır olun çok eğleneceksiniz:)
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir