Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ulusların Düşüşü isimli magnum opustan sonra gelen ikinci bir şaheser diyebileceğim eser Dar Koridor. Eser özgürlüğe ilişkin bugün hala kabul edilebilen bir tanımla Locke'un tanımı ile başlıyor. Yazalar daha sonra Locke'un antitezi olarak Hobbes'un Leviathan düşüncesini ele alıyor. Eser tez ve anti tez mantığı ile devam ederken yazarlar özgürlük ve gelecek arasındaki ilişkiyi bir gergef gibi işliyor. Yazarların önceki eseri gibi bu çalışmada oldukça dikkat çekici. Ulusların Düşüşü tam anlamı ile bir deneysel tarih perspektifi sunuyordu. Tarihi bir laboratuvar olarak ele alıyor ve toplumların nasıl geliştiklerini buradan elde ettiği veriler ile çok güzel izah ediyordu. Aynı perspektifi burada da görüyoruz. Tarih yine yazarlar için etkili bir laboratuvar görevi görüyor. Yazarların bu çalışmasını hangi alanda olursa olsun doktora yapan herkese içtenlikle tavsiye ederim. Kendi geleceği ile ülkesinin geleceğini ortak bir noktada kesiştirmek isteyen herkes için ufuk açan bir çalışma.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  10
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En kapsamlı William S. Burroughs biyografisi!
William S. Burroughs Amerikalı bir yazardı ve deneysel edebiyatın öncülerinden biriydi. Özellikle Çıplak Öğle Yemeği romanıyla ünlüdür. Eserin yapısı cinsiyet, uyuşturucu kullanımı, toplumsal eleştiri ve 'Deneysel Edebiyat'ın öncüsü olarak geleneksel yazı biçimlerini sorguladı ve dilin sınırlarını zorladı.

Kendisi "Beat Kuşağı"nın temsilcisiydi ve toplumsal normlara meydan okuyan bir yaklaşım benimsemişti. Özellikle uyuşturucu kullanımı ve cinsellik gibi konuları ele alarak, çalışmalarına sıklıkla sosyal eleştiri ve alternatif kültürel yapıların incelenmesini önceliyordu. Postmodern edebiyat ve çağdaş edebiyatın yanı sıra müzik, film, sanat ve diğer alanlar üzerinde de derin bir etkisi oldu. Burroughs edebiyatta ve kültürde deneyi, özgünlüğü ve sosyal eleştiriyi harmanlayan bir isimdi ve eserleri okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyordu.

Bu biyografi, Burroughs'un duygusal yaşamı ve önemli dostluklarına detaylı bir bakış sunuyor. Yazarın hayatını daha derinlemesine anlamak isteyenler için bu kitap önemli bir okuma deneyimi sunuyor. Burroughs, 20. yüzyılın en tartışmalı figürlerinden biridir. Yakın tarihi, edebiyatı ve sanatı anlamak için de bu eser oldukça değerli.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın sonunda gözyaşlarımı tutamadım, Mauro ve Elenanın aşkı. Mauronun havalimanında saatlerce bir umut ile beklemesi. Talia'nın son dakikalarda içine düştüğü ikilem, kalmanın gitmekten daha kolay gelmesi. Kalmanın her zaman daha kolay görünmesi.

"Sürekli dikiz aynasından bakarsan önündekini göremezsin."

İnsan alıştığını, ait hissettiğini bırakamıyor. Zaman geçtikçe hayallerine yalanlar karışıyor. Geride bıraktığını peme-be gözlüklerle görüyor. Gitmek istemiyor. Kalması ise çok zor. Kalıyorsun ama senden bir şeyler gidiyor. Onları bir ömür yakalamaya çalışıyorsun.

Mauro'nun sonunda her şeyi göze alıp yolculuğa çıkması beni çok etkiledi. Kaybedecek bir şeyin yok, ama kazanacakların için değecek bir yolculuk bu. Ve gerçekten insan nerde olursa olsun, en sevdikleri yanındaysa, yabancılaşma hissi, yuvasızlık sisi yavaş yavaş kayboluyor.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ruslar ve Bozkırlılar
Günümüzde Asya’nın siyasi haritasına bakıldığında, deyim yerindeyse sınırları dünyaya sığmayan bir ülke, Rusya, kıtanın büyük kısmını kaplar. Aktüel siyasette de etkili olan bu kadim ülkenin tarihinin ise Türk okuru için fazlasıyla aşikar olduğu söylenemez. Osmanlı döneminden itibaren artık klişeleşmiş sıcak denizlere ulaşma hayaliyle Devlet-i Aliye sınırlarında arz-ı endam eden Çarlık, artık kadim düşman sıfatını kazanır. Buna rağmen kadim düşmanı tanımak için cephenin gerisine uzanıldığı görülmez. Oysaki Türklerin kök vatanı Asya bozkırlarının batı sınırında Ruslar vardır. Hatta öyle ki Türkler çoğu zaman batıya doğru uzandıklarında Slav kökenlilerle karşılaşırlar. Tam bu noktada Bozkır’ın Rusya ile nasıl bir ilişkisi olduğu merak edilir. Aslında Bozkır’ın Türklüğü simgelediği üzerinden Türkler ile Rusların ilişkisi Osmanlı öncesi döneme uzanır. Büyük Rus Tarihçi Lev Nikolayeviç Gumilev “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları” isimli iki ciltlik eseri ile Bozkır-Rus temaslarında ortaya çıkan denklemleri çözmeye çalışır.

Bilindiği üzere Gumilev denilince akla ilk olarak meşhur teorisi etnogenez gelir. Tarihi, halkların şekillenişi, üzerinden anlatan Rus tarihçinin, diğer eserlerinde olduğu gibi, bu eserinde de etnogenez çözümsüz sorulara mantıklı cevaplar verecek şekilde gündeme getirilir. Diğer eserlerinde Bozkır’ın Ruslarla ilişkisine dair önemli değiniler vermesine karşın bu eserinde Bozkır-Rus ilişkilerini merkeze alarak, ezber bozan bir teori ortaya atmayı amaç edinir. Bu teoriye göre Bozkır-Rus münasebetleri tarihçilerin genelinin savunduğu gibi değildir.

Öncelikle Rus tarihçiliğinin hakim fikirlerini veren Gumilev, Rusya’nın Bozkır’la Avrupa arasında bir bariyer olduğu fikrine şiddetle karşı çıkar. Hakim görüşlere göre bu set, güçlü bir sel şeklinde akan Bozkır kavimlerinin önünü keser ve Avrupa’nın sular altında kalmasına mani olur. Bu indirgemeci yaklaşımı tümden değiştirmeye niyetlenen Gumilev, neredeyse her satırda Ruslar ile Asyalı diğer kavimlerin ilişkilerinin girift noktalarını ortaya koyar. Üstelik sadece kaynaklara da bağlı kalmaz. Kaynakların açıkta kalan noktalarında kendi teorisi etnogenezi çimento niyetine kullanarak rekonstrüktif adımlar atarak Rus tarihinin ilk dönemlerini adeta yeniden inşa eder.

Gumilev, sadece Rus tarihçilerinin genel kabullerini çürütmeyi hedeflemez. Batılı tarihçilerin Bozkır etnik sistemini tamamen Barbar diye etiketlemelerine de karşı çıkar. Etnogenezle Batılı jargonun Doğu’ya karşı iptidailik yakıştırmasını temelden yıkar. Bazı Rus tarihçilerin kendilerini Batı sistemine dahil etmek adına geliştirdikleri teorileri umursamadan Ruslar ile Bozkırlıların nasıl kaynaştığını aşama aşama anlatır. Rusların milletleşme sürecinin ilk anından itibaren bozkır kavimlerinin idari, sosyal ve kültürel etkilerini dile getirir. Gumilev eserinin yazıldığı dönemin baskısından dolayı Türk etkisini tam olarak belirtemese de üstü kapalı şekilde demek istediklerini pekala yerine getirir.

Ele alacağımız eserinin 2. cildinde ise genel olarak Moğol intişarı ele alınır. Moğolların Cengiz Han yönetiminde Asya’dan Avrupa’ya doğru uzanan hikayesi başından sonuna kadar anlatılır. Aslında vurgulanmak istenen Moğol istilasının Avrupa ayağının arka planına yerleşen Rus knezlikleridir. Rusların yeni düşmanla olan ilişkileri “devletlerin dostları yoktur çıkarları vardır” sözüne nazire yapacak derecededir. Bu tarz menfaat ilişkilerinin bulunduğu bir sistemde Moğollara isnat edilen tamamen imha için yola çıkan bir barbar sürüsü yakıştırması doğal olarak ortadan kalkmaktadır. Gumilev yazdıklarıyla Moğolları bir nebze aklarken, Asya’daki Rus faktörünün de ehemmiyet derecesini arttırır.

Eserde Ruslara biçilen önemin yazarın aidiyetine bağlı olmakla birlikte yazılanlardan zor da olsa eser sahibinin başka yönleri de fark edilir. Aslında muhtevayı ideolojik düşüncelerden temizlemek pek olası değildir. Zira Gumilev aktarım ve nakilden ziyade yorumla tarihi yeniden inşa ettiği için fikri kimliğini de yer yer aşikar eder. Bir kere bütün metin dikkatle incelendiğinde Gumilev’in hasım düşüncelere ilk aşamada “Burjuva” yakıştırmasını yaptığı görülür. Sosyalist jargonda çokça geçen bu kelimenin müellif tarafından tahkir, önemsememe, küçümseme anlamlarında kullanıldığı fark edilir. Tabii buna nazaran sosyalist yazımın merkezinde yerleşen ekonomik ilişkilerin de metinde çok fazla baskın olduğu söylenemez. Zira etnogenez tezi o kadar güçlü bir şekilde yer alır ki başka fikirlerin terminolojisi silikleşir.

Etnogenez tezinin anlatımdaki yoğunluğu yazarın tarzına alışkın olanlar için pek bir anlam ifade etmez. Ama bazı satırların müellifin diğer eserlerinden izler taşıdığı akla gelebilir. Hatta bu makalenin yazarı Gumilev’in eserini okurken bir yerde tekrar olduğunu fark eder ve derkenara “diğer eserlerinde benzer konu tekrar edilmiş” diye not düşer. İzleyen sayfada Gumilev okurunun dikkatine not düşmek ve kendini temize çıkarmak kabilinden: “Binaenaleyh mezkur kitap (Muhayyel Hükümdarlığın İzinde) ile elinizdeki eserin bu bölümü, kronoloji prensibine göre konulmuştur ve tekrar değil, aksine birbirinin mütemmimidir (s.25)” diyerek adeta okuruyla eserinde konuşur.

Okurla bu kadar hemhal olmanın haricinde Gumilev yazılan metni adeta gergef gibi işler. Tarihin kaynaklarla yazıldığı malumdur. Ama Gumilev için kaynaklar ilk aşamada eleştirilmesi gereken metinlerdir. Onun tenkit usulü, inanılmaz derecede ayrıntı içerir. Misal elde kaynak olmamasına istinaden Moğolların tarihine ilişkin birincil bir kaynak olan “Moğolların Gizli Tarihi” Gumilev tarafından en ince ayrıntısına kadar tahlil edilir. Merhum çevirmen Ahsen Batur’un da vurguladığı gibi bazı tarihçiler tarafından sadece nakledilen bir cümle Rus tarihçi tarafından iki üç sayfa boyunca detaylı analiz edilir. Üstelik ortaya çıkan sonuçlar çarpıcıdır.

Bazen cümle tahlili kelime seviyesine iner. Aslında müellif nerede detaya inip, nerede genel anlatım yolunu izleyeceğini çok iyi bilir. Bazen diğer eserlerinde konuyu detaylı anlattığı için kısaca geçer. Bazen de kelimenin etimolojisine dair derin tespitler yapar. Bu tespitlerde çok sıra dışı yorumların olduğunu da belirtmekte fayda var. Örneğin; Kızılderili kabilelerin kullandığı Dakota dilindeki “Wakan” ile “Hakan” kelimesi arasındaki benzerliği anlamlı bulan Gumilev, Bering Boğazı’ndan geçiş teorisine destek verir.

Bu şekilde çarpıcı fikirlerle beraber bazen katılmanın güç olduğu yorumlarını da öne sürer. Aslında Rus milletiyle diğer milletleri karakterize eden anlatımı dikkate alınırsa yazarın aidiyeti tekrar gündeme gelir. Misal Rusların Kıpçaklarla olan ilişkisine genel intibanın dışında barışçıl bir perspektiften yaklaşır. Amerika’yı istila eden yabancı kavimlerin soykırımı önceleyen yanlarına karşın Rusların Kıpçakları benimsediklerini, onlarla evlilik bağı kurduklarını ve dostluk ettiklerini savunur. Rus kanıyla Türk kanının karıştığı bu olağan tablonun hissettirdiği iyi niyete ve barışçıl arka plana karşın, Osmanlı’nın Balkanlardaki ilerleyişini savaşan unsurların (Devşirme Yeniçeriler, Korsanlar, Bizanslı Akritler, Anadolu Gaziler-i/Gaziyan-ı Rum) etkisine dayandırır. Hatta ön yargılı olarak nitelendirilebilecek bu durum ilerleyen satırlarda Merhum Çevirmen Ahsen Batur’un da dikkatini çekmiş olacak ki Türklerin-Müslümanların din siyasetinde kullanılan “Kılıç Zoru” deyimine Batur dipnotla karşı çıkar.

Bu arada eserin çevirmeni Merhum Ahsen Batur hakkında da birkaç söz söylemek uygun olur. Gumilev’in bu tarz eserlerini literatüre kazandırması yetmezmiş gibi merhumun çeviriye sadece basit bir aktarım gibi davranmadığı da aşikardır. Böylesine zor, anlaşılması güç, etnogeneze ve Rus tarih anlatımına ait onlarca terminoloji içeren bir eseri tercüme ederek anlaşılır kılmak başlı başına bir başarıdır. Üstelik bazen Gumilev’in kullanım hataları ve kaynaklarına dair yanlışları bile gösterilir.

Sonuçta, kim ne derse desin, Gumilev, büyük bir tarihçidir. Onun tarihin yöntemine dair savundukları ders verilecek kadar mühimdir. Fikirlerinin bütününe katılmak mümkün olmasa da savunduğu düşünceyi yüceltmede ve okurunu kendi fikri yörüngesine oturtmakta ustadır. Tarihin bilinmezlerine getirdiği yorumlar genç tarihçiler için bir yaklaşım modeli oluşturabilir. Ayrıca yazarın bazen savunduklarıyla okurun fikri yapısını Gumilev öncesi ve sonrası diye ayıracak derecede güçlü tezler öne sürdüğü de malumdur. Üstelik Rus tarihçi sadece düşünceye yeni boyutlar kazandırmakla da kalmayıp, tarihe yardımcı ilimleri- özellikle fiziki coğrafyayı- en efektif şekillerde kullanır. Her tarihçi bu etkiyi yaratamaz.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çocuklar, İstanbul’un serçelerine başka bakacak…
Hayvanlarla kurduğu dostluklar ve hayal gücüyle büyüyen bir çocuk, ileride veteriner bir anne olursa… Bu şekilde bir hayat öyküsü, şimdilerde bir kitap olarak karşımıza çıktı. 'İstanbul'un Serçesi'.

Zeynep Küçük, İstanbul’un cıvıl cıvıl kuş seslerini eserine taşımış. Ağabey Serçe ve Minik Serçe’nin İstanbul semalarındaki masalsı macerasını kaleme almış. İstanbul’un simgesi sayılacak mekânlardan da görseller mevcut. Kitabın sonundaki boyama sayfaları da çocukların ilgisini bir hayli çekecek.

Kitap, ebeveynler için de yardımcı rol de üstleniyor. Çocukların hayata nasıl hazırlanabileceğini örneklemiş yazarımız. Aynı zamanda kuş fobisi olan ya da hayvanlarla yakın ilişki kuramayan çocuklar için de bir adım niteliğinde. Muhtemelen kitabı okuyan çocuklarımız için artık İstanbul’un serçeleri bir başka görünecek.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Serinin 4 kitabını birlikte almıştık, gelir gelmez hepsini okuduk ve bayıldık. 3.5 yaşındaki oğlum için biraz basit ama ben kapakçıkları seveceğini düşündüğüm için almıştım ve gerçekten de bayıldı.
Bir kedi yemek kitabı bulmak için kütüphaneye gidiyor ve baktığı kitapların kapaklarını açıp neyle ilgili olduğunu görüyorsunuz. En son pişirdiği yemeği de görmek için tencerenin kapağını açmanız gerekiyor. Kapağı açmadan önce ne yemek göreceğinizi çocuğunuza tahmin ettirin, muhtemelen sevdiği bir yemek çıkacak..
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Umudun adı: Katy
"Katy Ne Yaptı?", çocuklar için tasarlanmış ancak yetişkinlerinde okuyabileceği, kendisinden sonra yazılacak olan kitaplara ışık olmuş bir roman. Ana karakteri "Katy" adında henüz 12 yaşında bir kız çocuğu. Carr ailesinin 6 çocuğundan en büyük olanı. Annesi ölünce kardeşlerine ablalığı vazife ediniyor. Fazlasıyla hayalperest ve yeterince uçarı bir karakter. Kalbi ise tertemiz.

Katy birgün salıncaktan düşüyor ve artık bir müddet yürüyemeyeceğini öğreniyor. Bu durum onun yaşındaki biri için katlanılamaz bir şey olsa da özellikle yatalak olan kuzeni "Helen" in ona verdiği hayat tavsiyeleri, güçlü bir kimlik olan Katy'yi dönüştürmeye başlıyor. Yattığı yerden de hayata katılabileceğini ve umudun asla tükenmez bir his olduğunu öğreniyor. Ve Katy bedenindeki olgulara rağmen hislerindeki algılarla başta kendini sonra ev halkını dönüştürüyor...

Kitap ergenliğe doğru yol alan gençler için oldukça motive edici bir metne sahip. Hikayeler bölümlere ayrılmış ve her bölüm diğerinin devamı niteliğinde. Katy'yi ve ondaki gücü çok seveceksiniz. Ebeveynlerin çocukları için okuması ve okutturması gereken bir metin olduğunu düşünüyorum.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bütün yorumlarda hep bir Jane Eyre'ye atıf var ama bence onu okumuş olsanız da olmasanız da, o eseri sevmiş olsanız da olmasanız da insan analizi üzerine harika bir kitap. İnsan, eski dünya insanlarının - hangi ülke insanı olursa olsun - sabrına mı diyelim, itidaline (ölçülülük, soğukkanlılık anlamında kullanıyorum bu sözcüğü) bir kez daha hem şaşırıyor hem hayranlık duyuyor...

Edebiyat vs. bir yana eğer öğretmenseniz, öğrencilere yaklaşımla ilgili olarak da öğrenecek birşeyler bulacağınız kesin. Ama ben kitabı özellikle dil, üslup bakımından çok seçkin buldum. Gerçi seçkin kelimiesinden de emin değilim; anlatım muhteşem ve sanırım bunu çevirmenin özenine ve kalitesine de borçluyuz o yüzden çevirmene de ayrıca teşekkürler demek gerekiyor...Gerçi fransızca ve ing. diyaloglar nedeniyle dipnotlarda bazı açıklamalar daha yapılabilirmiş diye düşünmedim değil ama bunun için çevirmenin değil editörün kapısını çalmak lazım galiba... Öyle böyle mutlaka okuyun; ben elimden bırakamadım.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurken çok keyif aldım. Orhan Pamuk'un iç dünyasına yakın olmak güzeldi. 12 saat roman yazdığı günler, yazamadığında çektiği ızdırap, bu kadar çok roman karakterleri ile içli dışlı yaşaması çok ilginç. Resimli günlük gibi, hiç bilmediğimiz şeyleri de öğrenmek, deneyimlemek mümkün. Örneğin Orhan Pamuk gibi bir karakter bile, Batı'da katıldığı aktivitelerde onların arasında zaman zaman kendini yabancı hissedebiliyor. Büyük yazarların hepsinin böyle yakından yazdıklarına şahit olabilmek ilginç bir deneyim olabilirdi.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın çok akıcı bir dille yazdığı bu kitabı hızlıca okuyabilirsiniz. Verdiği mesajların günümüze uygulanabilirliği tartışma konusu olsa da her zaman geçerli olacak öneri aklınızı kullanmak. Aklını kullanan tüm toplumlar nasıl yükselmişse, akıl dışı hareket eden toplumlar da aynı şekilde çökmüş ve yok olup gitmiştir. Bunu Babil örneğinde de görüyoruz. Kısacası ya aklın yolunu seçip özgür olursunuz ya da aklı bir kenara atıp köleliğe razı olursunuz. Toplum olarak aklın ve bilimin yolunu seçmemiz dileğiyle…
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir