Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Ortaçağ Ekonomisi ve Müslüman Tüccarlar" başlığında önemli bir çalışma...
Ahmet N. Özdal'ın 2016 yılında Selenge Yayınevi'nden neşrettiği bu eser, Ortaçağ ekonomisini kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Bu konuda ele alınan eserler, genellikle ticaret yolları ve ticari durumun genel seyri ile ilgilenirken, bu eser bahsetmiş olduğumuz belli başlı konular üzerine yeni yaklaşımlar ilave ederek vücut bulmuştur. Elbette çalışmanın ana konusu olan "ticaret" olgusu ilk olarak değerlendirmeye alınmış, sonrasında Müslüman tüccarların da bakış açılarını sunmaktadır. Çalışmanın bu konu hakkında, İslam dininin ticarette sanılandan çok daha özel bir öneme sahip olduğunu aktarmaktadır.

Ticari atmosferin oluşumunda en önemli unsur olan "üretim" süreci hakkında ve sonrasında üretim grubunda yer alan üretici sınıfına, ardından üretimin temel yapı taşlarından biri olan arz/talep ilişkisine de değinilmiştir. Ticaretin gelişimi ve bunun sektör haline gelmesinin ardından oluşan ticaret kolonilerinden bahsetmektedir. Gelişim sürecinin yanı sıra ticari güzergahlar hakkında da bilgiler ihtiva etmektedir. Örneğin; Baharat Yolu'nun çok kollu bir yapıya sahip olması, Hint Okyanusu'nun kozmopolit bir görünümde olmasıyla birlikte hiçbir devletin egemenliğinde bulunmamasıdır. İslamiyet öncesinde Arap Yarımadası'ndan Çin'e doğru gerçekleştirilen ticari seferlerin hayli ilginç ve pahalı ürünlerden oluştuğundan bahsedilmektedir. İslamiyet'in yaygınlık kazandığı en erken dönemlerde bu güzergahta gerçekleştirilen ticari faaliyetlerin sıklık kazandığına dikkat çekiliyor. Ticaret güzergahlarından ve şehirlerden bahsedilirken paragraf aralarında bulunan haritalar da konuyu pekiştirici bir işlev görüyor. Ticaretin sadece karayolu üzerinden değil, deniz yolculuğu gibi bir alternatifinin bulunduğu da bir başlık altında aktarılmaktadır.

Ticari hareketliliğin bulunması çeşitli tehlikeleri de üzerine çekiyordu. Mesela Moğol istilası tüm Yakındoğu'nun tehlikeli olarak anılmasına meydan veriyordu. Bu tehlikenin yanı sıra klimatolojik tehlikeler de ticareti tehlikeye uğratabilirdi. Mesela çöller, nehirler ve dağlar gibi aşılması zor tehlikeleri de içerisinde barındırıyordu. Nakliyat ve taşımacılık hususunda yük ve yolcu gemileri ile ilgili önemli detaylara da rastlıyoruz. Gemilerin işlevselliği ve kapasitesi hakkında da bilgi verildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak ticari yazışmalar, bazı belge, makbuz örneklerini ve Abbasi Cehbez Divanı'nda geçen muhasebe terimlerine de bir bölümde yer verilmiştir.

Son olarak ticari faaliyetlerin yürütücüsü olan tüccarların yaşam ve sosyal alanlarına değinilmiş, onların yaşamış oldukları bölgelerden ve tercih ettikleri evlerden de bahsedildiğini görüyoruz. Yazar, tüccarların her yöreye halka ve döneme göre farklılaşan giyim tarzları ile ilgili genel bir tanımlama yapıyor;

"Resmi üniformaları (Tıraz, Hil'a) özel olarak hazırlanmış üst düzey yetkililerin ve kralların haricinde en şık giyinenler, tüccarlardı." (s. 405)

Hatta tüccarların üzerinde koruyucu dualar, muskalar taşıdıkları ifade ediliyor. XIII ve XIV. yüzyıllarda herhangi bir tarikata mensup çok sayıda tüccar bulunduğu bilgisi verilmektedir. Eser, ağırlıklı olarak İslam kaynakları ve beraberinde modern tarih araştırmaları ışığında, akıcı bir üslupla yazılarak vücuda getirilmiştir. Kitabın başlangıcında yer verilen kaynak tanıtımı da çalışmaya ayrıca şık bir tutum kazandırdığı söylenebilir. Epey hacimli bir çalışma olması bakımından, emeği geçenlere teşekkürlerle...

Yanıtla
3
0
Destekliyorum  3
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Korkunç İvan Zamanında Rusya Üzerine...
Klasik çağların nevi şahsına münhasır bazı insanları, hayatlarında kariyer basamaklarını bir bir çıkarak yüksek noktalara gelmelerine karşın kaleme kâğıda pek dokunmazlar. Tarihe iz bırakma ediminden uzak bu insanların efsanevi yaşamları, anlatan olmaz ise kaybolup gider. Bazılarının ise ikbal basamaklarında yükselebilmesi için illaki mürekkep yalamaları şarttır. Çünkü, imparatorluk çağının monarşik liderleri dünyayı kendileri için daha bilinir kılan eserlerin müelliflerini taltif ederler. Heinrich Von Staden de devlet kuşunun başına konması için takkesine aşiyan yapmak niyetiyle yazanlardan…

Staden 16. yüzyılda yaşamış Alman tacir ve seyyahtır (hatta hükümet kademelerine olan intisabından dolayı devlet adamı olarak nitelendirilebilir). Onu benzerlerinden ayıran ise maceraperest ruhu sayesinde Rusya’da uzun süre bulunmasıdır. Rusların Korkunç namıyla andıkları 4. İvan döneminde Rusya’da bulunan Staden, İvan’ın teveccühüne mazhar olarak ülkenin çeşitli yerlerinde bulunur. Kendisini Rusya konusunda fazlasıyla mahir bulmuş olacak ki devrin Roma Cermen İmparatoru Rudolf’a Rusya’nın istila edilmesine dair bir plan sunar.

Tabii Staden’in eseri sadece istilayı hedef edinen bir harp stratejisinden ibaret değildir. Zira engin bir denizi andıran Rus topraklarının ele geçirilmesi ilk bakışta pek makul bir proje gibi görülmez. Bu yüzden Staden eserine Rusya ve Çarlık hakkında bildiklerini eklemiş, yetmemiş otobiyografisini de yazdıklarına iliştirmiştir. Çünkü bir tezin kabul görebilmesi için güçlü bir temel üzerine bina edilmesi gerektiği Staden’in malumudur. Üstelik maceraperest bir seyyahın uçuk fikirleri, anlatanın şahsi kariyeri bilinmeksizin pek bir şey ifade etmez.

Bu yüzden Staden’in anlattıklarından strateji ve istila planı çıkarılacak olursa kendisini ispata yöneldiği rahatlıkla anlaşılır. Çünkü; seyyah İmparatora öncelikle söylediklerinin mesnetsiz olamadığını kanıtlamak hevesindedir. Bu yüzden 16. yüzyıl Rusya’sının sosyal, iktisadi, idari, askeri, coğrafi ve kültürel sunumu gayet iyi yapar. Verdiği bilgilerle kendisini kanıtlamak niyetini taşıyan ve istihbaratı önceleyen Staden’in Rusya ile ilgili malumatı bir noktadan sonra güvenilir konuma yükselir. Zaten başka kaynaklarla karşılaştırıldığı zaman Staden’in Rusya’yı gayet doğru ve iyi karakterize ettiği fark edilir.

Öncelikle Rusya’nın iç siyasi yapısı knezlerin, üst düzey bürokratların birbirleriyle mücadeleleri idari yapıdaki yozlaşmışlıklarla bulanarak servis edilir. Staden istilanın mümkün olduğunu kanıtlamak adına normal olarak nitelendirilebilecek bilgilerin içerisine bile olumsuz argümanlar yerleştirmekten geri durmaz. Tabii bu Staden’in algıda seçici olduğunun da kanıtı olup, onu tamamen yanlışlamak mümkün değildir.

Staden’in anlatısı ortak bir bağlamdan uzak olup notlar bölük pörçük birbirine eklenmiş gibidir. Bilgilerin aktarımı esnasında belirli bir sistem takip edilmemiştir. Bazen fazlasıyla ayrıntı içeren adeta dönemdeki idari bir raporu andıran bilgiler satırlar arasında göze çarparken, bazen de konuyla alakasız bir paragraf veya düşünce anlatı içinde zuhur etmiştir. Örnek verilecek olursa, devlet mekanizmasındaki idari büro memurlarının görevlerini nasıl yerine getirdiği ve evrakları nasıl düzenlediği anlatılırken izleyen satırlarda sladky mors isimli içeceğin tarifi verilmiştir. Tabii bu verilen bilgilere halel getirmez. Dönem düşünüldüğünde, yazarın amacı hesap edildiğinde, özellikle müellifin kalem ehli olmadığı hesaba katıldığında notların bu kaotik durumu makuldür.

Müellif; yazdığı notlarda -çoğu zaman bazıları için gereksiz olarak nitelendirilebilen ayrıntı sunmasına karşın- devrin önemli kırılma anlarını es geçmez. Misal 4. İvan’ın Türkistan için önemli bir geçiş noktası olan Kazan ve Astarhan’ı ele geçirmesi ve Tatarların Moskova’yı istila etmesi gibi mühim olaylar detaylarıyla verilir. Ayrıca Staden’in planının diplomatik ayağı olduğu için dönemin önemli ülkeleri arasındaki uluslararası ilişkiler ayrıntılı bir biçimde verilir. Bu sayede Doğu Avrupa, Kuzey Avrupa, Rusya ve Osmanlı arasındaki politik temasları takip etmek mümkün olur.

Yine Staden’in kendisinin başkahraman olarak direkt içerisinde olduğu olayları içeren notları, Rusya’nın sosyal hayatı ve gündelik yaşantısına dair bazı bilgileri açığa çıkarmaktadır. Misal Rusya’da geceleri sarhoş olarak gezenlerin yakalanıp cezalandırıldığı notlardan öğrenilir. Ayrıca müellifin tüccar olması devrin ticari hayatının ne şekilde olduğu, ticaret yollarının konumu ve emtialar konusunda okuruna önemli fikirler vermesine neden olmaktadır. Bütün anlatı dikkate alındığında Rusya’nın idari yapısına dair söylenenlerin fazla olduğu görülür. Özellikle kendine ait terminolojinin ön plana çıktığı bu anlatının, erbabı için önemli olmakla birlikte genel okuyucu kitlesinin ilgisine uzak olacağı düşünülebilir. Örneğin Opriçnina isimli devlet teşkilatının en ince ayrıntısına kadar (görevlilerin isimlerinin zikredilerek) anlatılması eserin Rusya tarihi açısından ehemmiyetini göstermektedir.

Staden’in istila planı ise jeopolitik bir bakış açısıyla rasyonellikten uzak bir biçimde kaleme alınmıştır. Askeri birliklerin lojistik gereksinimleri üstünkörü düzenlenmiş, diplomatik beklentiler kesinlikmiş gibi sunulmuştur. Tahminler arasındaki tezatlar bazen fazlasıyla belirgin hal almıştır. Sonuç olarak yazdıklarından Staden’in ne asker ne de diplomat olmadığı bariz anlaşılmaktadır. İşin ilginç tarafı böylesi bir metinde dahi garip anekdotlar ortaya çıkmıştır. Misal ele geçirilen bölgelerde Staden Rus Knezi İvan’ın zulümlerinin anlatılmasını söyleyerek dezenformasyon tekniğinin kullanımını önermiştir. Yine savaş sonrası esirlere yapılacak işkence metotları ve kazanılan bölgelerdeki dini yayılım siyaseti gibi geri plana girmesi gereken şaşırtıcı konular da planda geçmektedir.

Staden’in otobiyografisinden her ne kadar güven telkin eden bir izlenim edinmek güçse de yazdıklarından önemli bilgileri elde etmek mümkündür. Zaten tarihten gelen her metinin eleştirel olarak süzülmesi zarurettir. Staden’in doğruluğu ve yanlışlığından daha elzem bir şey var ki onun tarihin müşahidi olmasıdır. Üstelik anlatılan bazı olaylarda tek şahit kendisi değildir. Dolayısıyla onun abartıdan, komplimandan, kabalıktan, menfaatten uzak dilinin ayırdına vararak söylediklerinin diğer eserler vasıtasıyla sağlaması yapılmalıdır. Sonuçta görülecektir ki gerçek, satırların arasında saklansa da vardır. Son olarak eseri çeviren Serkan Acar ve Gülşah Hasgüçmen’in işlerini layıkıyla yaptıklarını belirtmek gerekir. Zira anlatımın açık, sade ve akıcı olması sadece tarih okurunun değil; her okurun zevkine uygundur.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aristoteles'in kült eserlerinden birisi. Dilimize çeşitli çevirileri vardır ve sayın Orhan'ın da çevirisi gayet güzel olmuş. Ancak bazı ufak yazım yanlışları bulunmakta yeni baskıda düzeltilirse daha iyi olur. Bunların haricinde eser sosyal bir hayvan olan insanın şehir ile ilişkisini ve şehir için en iyi düzenin nasıl sağlanacağına dair çok güzel fikirler içermektedir. Aristoteles Platon gibi şu daha iyidir diye bir dayatma yapmaz, daha ziyade toplumları ve sistemleri içinde bulunduğu çeşitli durumlara göre değerlendirir. Bu eser günümüz içinde gayet geçerli bir kitaptır ve bu eserden öğreneceğimiz çok şey vardır.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünya klasikleri arasında olması gerektiğini düşündüğüm bir şaheserdir. Kızılderili ufak bir çocuğun hayatını konu alır bu kitap. Olayları, kültürü Avrupalıların işgali sonrası yok olmaya başlamış, hayatın zorlukları karşısında çabalayan ve harika aile fikirleriyle dolu, doğayla barışık bir şekilde yaşayan bir çocuğun gözünden görürüz. Bir nevi yazarın otobiyografisi gibidir ve nasıl çocuk yetiştirilmesi gerektiğine dair mükemmel bir kitaptır. Sürükleyici hikayesiyle ve bağ kurması kolay olan içten karakterleriyle tam anlamıyla harika bir kitap. Mutlaka okumalısınız.
Yanıtla
8
0
Destekliyorum  10
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
S.Enis’in başyapıtı I. Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da bir zaniyenin (hayat kadınının) hikâyesini konu edinir.

“Üstün ahlak” savunucularının, zaniyelerin katıldığı uyuşturucu partilerinde, kumarhanelerde geçen yaşamlarını sert bir dille kaleme alır. Toplumu yöneten 'üst' kesimlerin savaş döneminde, halktan bağımsız olarak insan içerisinde takındıkları maskenin düşüşü ve aslında ne tarz rezilliklerin arasında durduğu oldukça açık bir dille ve cesaret ile yazılmış.

Kitabı Fitnat'ın günlükleri şeklinde okuyoruz. Açık bir dille kendi ruh halini ve yüreğinden geçenleri fedakârca anlatan, 'sosyete' kesiminin iç yüzüne ayna tutan Fitnat tıpkı ileride arkadaş olacağı İclal gibi zaniye toplumunun belki de en temiz insanlarından.
Her manada çok cesur bir dil ve oldukça güzel bir biçimde yazılmış. Dönemini ve savaş sürecini, halkın bakış açısını ve elit kesimi de iyice bize anlatabilmiş. O açıdan da oldukça başarılı.
10/9
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"na dair...
“Delilik şüphesiz aptallıktan iyidir. Delilik, var olmuş bir zekânın yok oluşudur; aptallık, var olmamış bir zekânın var olmamaya devam edişidir. Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok.” Peyami Safa

Neden bu kitap? Peyami Safa denince akla hep “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gelir ancak bu kitabı hemen hatırlayan pek çıkmaz. Bana göre “Türk Edebiyatının Kıymeti Bilinememiş Eserler” başlığı altında adı ön sıralarda yazılması gereken kitaplardan biridir.

Yazarın kaleme aldığı romanları içinde en fazla beğendiğini ifade ettiği romanı olan Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, anlatım tekniği ve olay örgüsü bakımından bütün eleştirmenlerce Türk edebiyatının en ciddi psikolojik romanı kabul edilmektedir.

Eser kâh korkudan ürperdiğiniz kâh bilimsel konularla dağıldığınız kâh rüya-hayal-gerçek anaforunda yolunuzu kaybettiğiniz kâh zihninizi takatsiz bırakan seyriyle sizi sizden alıp uzaklara savuracak bir düşünce kitabıdır bence. İlk etapta size roman gibi gelebilir ama bilinçaltınızdaki detayları maharetle bilincinize yansıtan muhteşem bir aynadır.

Modern roman özelliği de taşıyan bu eser, yazarının bütün eserlerinde olduğu gibi Doğu-Batı sentezini savunur. Peki, Doğu-Batı sentezi nedir? Yazara göre Doğu ruhu, Batı ise maddeyi temsil eder. Ve insan tek başına ne ruh ile ne de madde ile var olabilir. O halde ideal olan ikisinin sentezidir. Bu sentezi eserinde kahramanı Ferit üzerinde kurgular.

Tıp öğrencisi olan Ferit, karşılaştığı bazı olağanüstü olayları bilimsel yollarla açıklayamaz. Bunalımlar yaşar, krizler geçirir; kız arkadaşı Selma ile tartışmaları artar ve bir süre sonra onunla da arası açılır. Bu sıkıntılı günlerde aynı pansiyonda yaşayan arkadaşı Aziz’den büyük destek görür. Teyzesinden yüklü bir miras kalan Ferit, yaşadığı bu sıkıntıları atlatabilmek için Aziz’in de tavsiyesiyle Ada’da bir ev kiralar. Ancak kiraladığı bu ev, bir yıl önce gizemleriyle birlikte ölen Matmazel Noraliya’ya aittir.

Bundan sonrasını da size bırakıyorum. Ancak vakit geçirmek için okumayı düşünürseniz hemen vazgeçin! Özellikle zaman ayırmak, sadece kitaba odaklanmak, sakin kafayla, başka bir şey düşünmeden dikkatle okumak gerekir bu romanı. Yazarın muazzam bir kelime zenginliğine ve lezzetli bir edebi dile sahip olduğunu ifade etmeden geçmeyelim. Peyami Safa’yı okurken yepyeni kelimeler öğrenebildiğimiz gibi bir cümle içerisinde kullanılabilecek en doğru kelimeyi seçebilme yeteneğini de açıkça görebiliyoruz.

Hani bazı kitaplarda okuduğumuz cümleler bizi etkiler de altını çizer veya bir yerlere not alırız ya işte öyle cümlelerle dolu, tekrar tekrar okuyup da her bir kelimenin nasıl da hakkını vere vere yer bulduğunu düşüneceğimiz bir üslupla inşa edilmiş eserdir.

Psikolojiye hükmeden, ayrıca düşündüren eserler okumayı seviyorsanız bu kitabı hemen okuma listenize ekleyin!
Yanıtla
17
1
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Akıcı olduğu bir gerçek, okuması gerçekten çok basit ve hızlıydı. Kitap tamamen Rusya'daki komünist devrimini farklı benzetmelerle ve metaforlarla masalsı bir biçimde ele alıyor. Özellikle tarihte Stalin olarak bildiğim tarihi figürü ve yaptıkları sert diyebileceğim bir biçimde eleştiriyor ve eleştirme biçimi gayet anlaşılır diyebilirim. Hızlandırılmış bir tarih kitabı de denebilir kendisine çünkü olaylar öyle aşırı farklı değil ve bağlantı kurması bir hayli kolay. Ama bahsedildiği kadar de etkiledi diyemem, yine de zevkli ve çerezlik diyebileceğim tarzda bir kitap olduğu için öneriyorum. Kesinlikle zevkli bir kitaptı.
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Barış Bey'in kitabı bir harika. Çok akıcı ve pratik yazmış ki, bilimsel konuları kahve içerken rahatça okuyabilirsiniz. Hele ki hafıza konusunda ki ana server benzetmesine bayıldım. Allah razı olsun kendisinden samimiyetine ve analitik zekasına güveniyorum. Bu tarz konularda çok seçiciyim, Bende mühendis olduğum için kendisini çok iyi anlıyorum mantık süzgecim hep devrede. Ancak kitapta da bahsettiği gibi bilimden öte bambaşka bir dünya var. O bilimsellik kibrinden arınınca da hayat ne güzelmiş dediğimiz bir moda geçiyoruz.
Yanıtla
15
7
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
23 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
uzun zaman beklediğim bir kitap bu. bir çırpıda okudum ama tekrar tekrar müracaat edilecek bir kaynak vasfı da taşıyor. istanbul'la ilgili efsaneler kadim zamanlardan itibaren özenle araştırılmış ve anlatılmış. ley hatları hakkında oldukça fazla bilgi içeriyor .yeraltı kentleri, yolları, tünelleri, mistik özellikler, mitler... yazarın yüksek mimar unvanı olması sebebiyle bol bol geometri anlatımları bulunuyor. kadim semboller çok teferruatlı yer alıyor. başka kültürlerin bilgileriyle beraber ele alınmış yazılar var. ben çok beğendim, başlıklar ve konuları güzel örtüşüyor. sadece şunu çok isterdim ki, renkli fotoğraflar bol bol yer alsın. (ley hatları ve yeraltı kentlerinin bugünkü kalıntıları mevzuunda bilhassa.) değerli yazarı gönülden tebrik ederim, diğer kitabının üretiminde kolaylıklar dilerim.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
22 Haziran 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yaratıcı yazarlık dersleri veren, bu konuda bir kitabı olan ilaveten gölge yazarlık, yazar koçluğu, editörlük, öğretmenlik yapan ve son dönemde "derin okuma" atölyeleri düzenleyen, Dr. Korhan Altunyay'ın bazı roman ve öykülerin analitik tahlillerini içerir. Kitapta bahsedilen kitapların herhangi birini okuduysanız ya da okumak niyetindeyseniz farklı bir bakış açısıyla, derinden analiz imkanı elde etmiş olacaksınız. Belirtmek isterim ki ele alınan kitapların ille de okunmuş olması gerekmiyor. Bu hikayeleri hiç okumamış olsanız da, derin okuma yapmayı seven ve farklı bakış açılarını kazanmak ve geliştirmek isteyen "edebi okur"lar için son derece keyif verici ve öğretici bir kitap.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  2
Bildir