Sınıf ayrımının değişmeyen hikayesi
Meksika'da yaşayan çok fakir bir inci avcısı bebeğini akrep sokması nedeniyle, doktora tedavi ettirmek için çok büyük bir inciye ihtiyaç duyar ve mucizevi bir şekilde denize ilk dalışında bu inciyi bulur. Bu benzersiz incinin hikayesi kasaba içinde hızla yayılır ve olaylar bu çok değerli inci etrafında gelişmeye başlar. Yazar bu kısa romanında zengin ve fakir arasındaki uçurumu, insanların açgözlülüğünü, batıl inançlarını, hırslarını etkileyici bir dille anlatıyor.
Fakir yerlinin bebeğine paraları olmadığı için bakmayan ve "Ben doktorum, veteriner değil." (s. 21) diyerek onları aşağılayan doktorun incinin bulunmasından sonra fakir yerlinin ayağına kadar giderek bebeğini tedavi etmesi, inci tüccarlarının aralarında anlaşıp fakir halkın denizden çıkarttığı incilere değerinin çok altında fiyat vererek haksız kazanç elde etmeleri, insanların para hırsı için neler yapabileceklerini gözler önüne seriyor.
Yazar sade anlatım tarzıyla insanların hırslarının sınırsız olduğunu ve hırslarına yenik düşerek diğer insanlara, özellikle güçleriyle ezebilecekleri insanlara karşı ne kadar acımasız olabileceklerini anlatıyor. Romanı okurken bu durumun zamandan bağımsız bir durum olduğunu ve belki de insanlık tarihinin başlangıcından beri değişmeden günümüzde de devam ettiğini düşünüyor insan.
Yazarın karakter tahlilleri ve doğa betimlemeleri yer yer Yaşar Kemal tarzını anımsatıyor.
Oldukça kısa bir roman olmasına rağmen içinde birçok ders barındırıyor.
"Juana denize yürüdü. Bir avuç kahverengi yosun kopardı, yosunları yassılttı, nemli bir bulamaç haline getirdikten sonra bebeğin şiş omzuna bastırdı, en az doktorun verebileceği herhangi bir ilaç kadar etkili bir lapaydı bu, belki de daha etkiliydi. Gelgelelim yosun lapası bedava olduğundan, kimselerde güven uyandırmıyordu." (s. 25)