Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Onur, Cesaret Ve Bağlılığın Romanı...
Abdullah Çelik'in "Trondheim" adlı eseri, Vikinglerin ve Prelandlıların çatışmalarını merkeze alan, soluk soluğa bir tarihi kurgu romanıdır. Roman, savaşın acımasız gerçekliğini, ihanetin derin yaralarını ve affetmenin kurtarıcı gücünü ustalıkla işler. Çelik, karakterlerin zengin iç dünyalarını ve karmaşık ilişkilerini detaylı bir şekilde ele alarak, okuyucuyu geçmişin karanlık ve gizemli dünyasına çeker.

Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Valdar ve Harrison Edel gibi karşıt karakterler arasındaki dinamik ilişkidir. Bu ilişki, ihanet ve dostluk arasındaki ince çizgiyi keşfederken, insan ruhunun karmaşıklığını ve çelişkilerini gözler önüne seriyor. Ayrıca, Vikingler ve Prelandlılar arasındaki kültürel çatışma ve uzlaşma teması, iki toplumun birbirlerinden öğrenme ve anlayış geliştirme sürecini anlatırken, savaşın yıkıcılığına karşın umut ve yeniden yapılanmanın mümkün olduğunu vurguluyor.

"Trondheim", sadece bir savaş hikâyesi değil, aynı zamanda insanlık durumuna dair derin bir sorgulama sunuyor. Yazar, karakterlerin seçimleri ve yaşadıkları zorluklar üzerinden, onur, cesaret ve bağlılık gibi evrensel temaları işliyor. Bu roman, tarihî kurgunun sadece geçmişi anlatmadığını, aynı zamanda bugünün dünyasına da ışık tutabileceğini kanıtlıyor. Her sayfasıyla okuyucuyu düşündüren ve duygusal bir yolculuğa çıkaran "Trondheim", unutulmaz karakterleri ve güçlü anlatımıyla hafızalarda yer edinecektir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cabir Özyıldız'ın Eski Zaman Türküsü, içindeki 11 öyküyle bizlere Adana'nın kuytu köşelerinin, izbe sokaklarının panoramasını sunuyor. Transseksüelinden eroin bağımlısına, tinercisinden ganyancısına kıyıda köşede kalanların gerçekliğini adeta bir kameranın gözünden anlatmış bizlere. Yazarın sinemaya olan düşkünlüğünü kitabın girişinde olan Angelopoulos ve Bergman alıntılarından görebiliyoruz. Zaten bu da öykülere net bir şekilde yansımış. Özellikle güçlü atmosfer kurulumunu, detaylı mekân ve karakter anlatımını görebiliyoruz metinlerde. Hem anlattıklarının derinliği hem de diliyle iyi bir ilk kitap var karşımızda. Öykülerde "ben" anlatıcı kullanılmış. Fakat bu birinci şahıs anlatıcılar her ne kadar kendilerinden bahsetseler bile bizlere bir kamera ardından olayları ve karakterleri anlatır gibiler. Eski Zaman Türküsü için iyi bir ilk kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Geçmiş miraslarıyla, eğitim sistemleriyle ve toplumsal organizasyonlarıyla, yakın geçmişte ve günümüzde de, Almanya’nın psikolojiye, Fransa’nın ise felsefeye/filozofiye dünyada liderlik yaptığını düşünüyorum. Bu inanılmaz lezzetli kitap, ancak ve ancak Fransa’dan çıkabilirdi, ve öyle de olmuş. Kitap yürümenin ne olduğunu basit bir şekilde anlatarak başlar. Amerika doğumlu ender düşünürlerden birisi olan (ki o da bütün bu ender kişilerde olduğu gibi Amerikan değerlerine karşıdır) Throeau’nun Walden’de yaptığı yürüyüşlerden, gelmiş geçmiş en önemli eğitim kitabı olan Emile’nin yazarı Rousseau’nun, batının Hristiyanlığın içini boşalttığını deşife eden büyük insan Nietzche’nin, Farabi’nin devamı olan Alman İdealizmi’nin ana aktörü Kant’ın yürüyüşlerinden örnekler verir. Meraklı ve bilgili okuru, Thales’in Türkiyemizin Aydın’ında, Platon’un ve Sokrat’ın akademilerinde, Hz. İsa’nın bahçede, Hz.Muhammed’in hicrette yaptıkları yürüyüşlere götürür. Sordurur: benim yürüyüşüm nedir? ve nereye?
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırım Savaşı'nda İstanbul
19. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti ile kuzeydeki büyük düşmanı Rusya arasında, çoğu zaman olduğu üzere, gerginlik vardır. Bu gerginlik savaşla neticelenir. Rusya klişeleşmiş hedefine binaen sıcak denizlere inmek isterken, Batılı düşmanları İngiltere ve Fransa Osmanlı coğrafyasında güçlü bir Rusya’yı istemezler. Bu nedenle Osmanlı’ya destek olan Batılı devletler 1856 yılında Kırım’da çıkan savaşta Osmanlı’nın yanında yer alırlar. Devlet-i Aliye bu savaş öncesinde hiç yapmadığı bir şeyi yaparak İngiltere’den borç alır. Hatta alınan borçlar sonraki yıllarda da tekrarlanır ve ödenemeyen borçlar Osmanlı ekonomisini iflasa sürükler.

Osmanlı’nın Kırım Savaşı esnasında aldığı borçların takibi için komisyon kurulur. İstanbul’da görevine başlayan komisyonda görevlendirilen Sir Edmund Hornby’nin eşi Lady Hornby İngiltere’deki yakınlarına mektuplar yazar. Yazdıklarının kitaplık raflarında çürümesine razı olmayan Lady Hornby 1858 yılında yazdığı altmış beş mektubu kitaplaştırır. Aslında iletişim kastıyla yazılan mektuplar tarihe not düşen güçlü bir vesikaya dönüşerek, bahsedilen eseri meydana getirir.

Her ne kadar mektubun nihai amacı “iyiyim” mesajını vermekse de Lady Hornby çok daha fazlasını talibine ulaştırır. Bu açıdan bakıldığında yazılan mektupların özel hayata dair bilgileri yansıtmaktan çok Osmanlı’nın siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel durumunu ele alan bir bülten görünümünde olduğu belirgindir. Lady Hornby bir İngiliz bürokratın eşi olmaktan çok The Times’ın İstanbul muhabiri gibi mektuplarını yazar. Hatta öyle ki bazen kendine dair bilgiler kaybolur; gördükleri ve duydukları anlatısının merkezine yerleşir.

Muhabirin haber odaklı olmasının yetkinliğini kısıtlayıcı bazı etmenleri ortaya çıkardığı düşünülürse Hornby’nin daha özgür ve çok yönlü bir kalemi olacağı tahmin edilebilir. Lady Hornby her ne kadar günlerini evde geçiren deyim yerindeyse ev hanımı profili çizse de entelektüel açıdan doygun bir kimlikle okurunun karşısına çıkar. Bir kere yazdıkları edebi açıdan fazlasıyla güçlüdür. Bazen tasvirlerine ve betimlemelerine öylesine bir zenginlik katar ki yazılan metnin roman olduğu izlenimi okurun aklında yer eder.

Üstelik sadece kalem gücü de söz konusu değildir. “Çok gezen mi çok okuyan mı bilir?” diye meşhur bir soru vardır. Lady Hornby okuyarak gezer. İstanbul’a gelemeden önce hatta Osmanlı başkentinin sokaklarında gezerken bile okuma macerasını sürdürür. Kendisinden önce İstanbul’a gelen Doğu’yu gözlemleyen seyyahların ve imparatorluk görevlilerinin yazdıklarını okur. Bazen kendisinden önce yazılanlara şerh düşer. Bir ziyaretçinin üstünkörü bakışına nazaran daha içeriden ve derinden bilgi vermesine istinaden bazen seyyahların klişe verilerini değiştirecek ezber bozan bilgileri sunar.

Hornby, verebileceğinden daha fazla bilgiyi satırlarına sığdırmaya çalışır. Bu yüzden mektupları uzun ve içerik yönünden zengindir. Hayatı iki satır arasına sığdırmanın zorluğu düşünüldüğünde, İngiliz kadının işinin güçlüğü daha iyi anlaşılır. Ama buna rağmen Hornby kimi yerlerde özet geçerken, bazen konunun en ince ayrıntılarına kadar iner. Çok yönlü anlatısı daldan dala atlamakla beraber kendi içerisinde tutarlı bir görünüm arz eder. Bazen siyasi ve sosyal konular hakkında verdiği bilgiler arasında denge bozulur. Ama her halükarda okurunu satırlara bağlamasını bilir.

Gözlemlediği her şeye sanatsal bir esermiş gibi yaklaşan Hornby’nin yazdıklarına bakılacak olursa “pitoresk” kelimesini çok kullandığı dikkat çeker. Zira pitoresk resmi yapılacak kadar güzel görüntüleri anlatmak için kullanılır. Sanat ve estetik anlayışını bu şekilde dışa vuran İngiliz kadının bazen İstanbul’un eşsiz manzaralarına meftun olduğu görülür. Hatta Kız Kulesi’ne bakarken “hiçbir kalem, hiçbir sanatçı burayı resmedemez” der. Yaşadığı Stendal Sendromu’nu okuduğu kitap Bin Bir Gece Masalları’ndaki sahnelerle bağdaştırır. Böylelikle hayal edilen Doğu’dan yansıyan gerçekleri Batı’ya anlatarak hayallerin yanıltıcı yönünü vurgular.

Hornby’nin çoğu zaman hayata dair yazdıklarıyla okuyanı başka yerlere götürdüğü görülse de Kırım’da dört devletin büyük çatışmasından mütevellit ortaya çıkan bir savaş nedeniyle Osmanlı topraklarında olması anlatısının arka planında harp psikolojisinin etkilerini belirgin kılar. Savaşın toplum nazarındaki hükmünün olumsuz olmasına rağmen, daha çok Osmanlı aristokrasisi ve bürokrasisinin savaşa karşı tepkileri verilir.

Hornby’nin mensup olduğu sınıfa istinaden Osmanlı’nın alt tabakaları anlatıda daha az yer kaplar. Hatta genellikle gayrimüslim tebaa ile temas kuran Hornby yazdığı mektuplarda büyük kısmı yabancı olan Pera’ya daha çok yer verir. Uşaklarını ve hizmetçilerini Ermeni ve Rumlardan seçen Hornby adı geçen halkların kültürlerine ve yaşamlarına dair önemli bilgileri okuruna verir.

Osmanlı denilince Batılı tasavvurunda çoğu zaman akla ilk olarak harem gelir. Zira Ortaçağlar boyunca Batılı zihnini en çok meşgul eden dört duvar arasındaki ailenin mahrem yaşamıdır. Hornby de bu merakından kurtulamamış olacak ki Osmanlı haremini ziyaret eder. İzlenimlerini uzun satırlar boyunca anlatan Hornby, birçok yerde şaşkınlığını gizleyemez. Hareme dair anlatılanları yerinde gören Hornby her ne kadar fazlasıyla eleştirel yaklaşsa da daha önce yazılan hayal ürünü anlatıları eleştirmez. Haremdeki kadınlara üzülerek bakan Hornby İngiliz ve özgür olmakla mutlu olur.

Hornby’nin mektuplarında en dikkat çekici yön Osmanlı devlet yönetimi ve insan kalitesine dair eleştirilerinde ortaya çıkar. Aslında Osmanlı’nın çöküşünün sebepleri daha teferruatlı ve derin olmakla birlikte bunların bu tarz eserler vasıtasıyla ortaya çıkması çöküşün sebeplerinin iyi anlaşılması için önemli bilgileri okura kazandırır. Misal Hornby’nin ifadeleriyle; savaş için alınan borç gereksiz yerlere kullanılır, büyük meblağlara saraylar yapılır, sanat eserleri ihmal edilir, askerler sefil ve aç durumdadır, üst kademelerde rüşvet ve iltimas vardır, resmi görevliler ahlaksızlık yaparlar. Hornby ilerleyen satırlarda sözlerine şu şekilde devam eder: “Eğitim, yetenek ve deha dediğimiz şeyler burada pazarlanabilir zımbırtılar değil. Dışarıya karşı güleç ve uysal davranılırken fanatiklik gütmek, yalancı şahitlik, soğukkanlı acımasızlık ve hepsinden önemlisi kusursuz bir yalancılık ve düzenbazlık yeteneği, gözde bir Türk yaratmak için gerekli olan şeyler.” Hornby bütün bu eleştirilerine hatta bazen kantarın topuzunu kaçırıp Türkleri barbarlıkla itham etmesine karşın, nadirattan da olsa Türkler hakkında iyi şeyler söyler. Fakir kesimi ahlaki açıdan üstün olarak nitelendirir ve Pera’da Avrupalılardan kaynaklanan ahlaksızlıklara karşın Osmanlı taşra insanının üstün ahlaki vasıflara sahip olduğunu belirtir.

Eser her ne kadar İstanbul merkezli bir anlatımı benimsese de yazar kısa süreli ziyaretleriyle başka yerleri de anlatır. Misal Hornby, Sivastopol ve Kırım’ı ziyaret edip bölgeyi tanıtır. Üstelik Hornby’nin gezilerinde bahsettikleri üstünkörü bir anlayışla kaleme alınmayıp, detaylı analizler içerir. Bazen konudan tamamen bağımsız bilgiler satırlar arasında zuhur eder. Farklı ilgi alanlarına, örneğin bölgenin flora ve faunasına, ait bilgiler verilir. Gittiği yerlerde koleksiyon için numuneler toplayan Hornby adeta bir bilim insanı titizliğiyle hedeflediği malzemeye yaklaşır. Hornby’nin koleksiyonuna ekledikleri bir yana bırakılırsa temas kurduğu insanları çok iyi karakterize ettiği görülür. Misal meşhur İngiliz Hemşire Florence Nightingale ile bir davette karşılaşan Hornby muhatabını çok güzel resmeder.

Eserin en güçlü yönü sosyal tarihe ilişkin verdiği bilgiler de yatar. 19. yüzyıl Osmanlı sosyal hayatına dair çok önemli bilgiler gündelik yaşamın paralelinde verilir. Farklı dini ve mezhepsel sınıfların bayramları, şenlikleri, eğlenceleri, yeme ve içmeleri detaylı anlatılır. Bu açıdan eserin sosyal tarih anlatısının tekrar oluşturulması yönünde önemli dayanak olması muhtemeldir. Misal 1856 yılı Ramazanı’na dair bilgiler fazlasıyla ilgi çekicidir.

Sonuçta; Osmanlı’nın siyasi, sosyo-kültürel ve iktisadi hayatı yerli yabancı birçok araştırmacı tarafından ele alınır. Eldeki verilere şüpheyle yaklaşılmasına sebep verecek binlerce argümanın olmasına karşın samimiyeti içeren mektupların her ne kadar yanlı bir kalemden çıksa da doğruluk payları dikkate değerdir. Görülenin anlatıldığı siyasetin zehrine bulaşmamış anlatıların gündelik yaşamın tarihinin yazılması için yeterli veri oluşturacağına şüphe yoktur. Ayrıca tarihin görünen yüzüne karşın görünmeyeni hedefleyen tarihçi için kendi halinde bir insanın kaleme sarılarak yazdıkları önemlidir. Bu yüzden tarihe renk katan seyahatname, hatırat, mektup gibi veriler ihmal edilmemelidir.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  2
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Toprak Işık son on yılda daha çok çocuk edebiyatındaki başarısı ile anılıyor, biliniyor ama 2000'lerde bu kitapla sona eren (ya da öyle görünen) yetişkinler için mizah edebiyatından sağlam örnekler verdi. Bu kadar sade yazılıp bu kadar güldüren çok az roman vardır. Üstelik sade yazarken ütülene ütülene parlayıp, aşınmış TV-internet mizahına cumburlop etmeyerek. Şahsen Toprak Işık'ın İletişim'den çıkan 4 mizah edebiyatı ürününün yeterince satılıp, okunmamasını ben kitapların isimlerindeki kesinlikle bir ironi barındıran eril tona bağlıyorum. Kadın okurlar uzak durmuştur. İlk kitabının kapağı askerlik kokuyor, Halat Gösterisi tamam ama mesela "Kız Ararken" ve "Azgın Tekeler" son derece aklı başında, hiç de maço filan olmamalarına rağmen isimler bir şekilde hücum faul yapar gibi. Öte yandan ve velhasıl dört kitabı da kesinlikle aynı kalibrede olgun bir mizahı kucaklıyor. Rıfat Ilgaz, Hüseyin Rahmi, Memduh Şevket sevenler Toprak Işık'a da yer açmalı.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yetmiş Farklı Hikâyede Gönül Dünyasına Yolculuk...
Mustafa Karaca'nın "Gönül Dünyamızı Aydınlatan Hikâyeler" adlı kitabı, 70 farklı hikaye ile iman, adalet, ihlas, dua, tövbe, peygamber sevgisi gibi manevi değerleri ön plana çıkarmaktadır. Her yaştan okuyucuya hitap eden bu hikâyeler, gönül dünyamızı aydınlatmayı ve bu değerlerin önemini vurgulamayı amaçlamaktadır.

Kitapta yer alan hikayeler, günlük yaşamdan alınan örneklerle manevi değerleri somutlaştırmakta ve okuyucuların bu değerleri kendi hayatlarında uygulamalarına yardımcı olmaktadır.

Karaca'nın hikâyeleri, sade ve akıcı bir dille yazılmış olup, okuyucuların kolayca anlayabileceği ve özümseyebileceği şekilde kurgulanmıştır. Hikâyelerin sonunda yer alan "Hikâyeden Çıkarılacak Dersler" bölümü, okuyucuların hikâyelerden aldıkları dersleri pekiştirmelerine yardımcı olmaktadır.

Genel olarak, "Gönül Dünyamızı Aydınlatan Hikâyeler", manevi değerleri ön plana çıkaran, her yaştan okuyucuya hitap eden, düşündürücü ve öğretici bir kitap, tavsiye olunur.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Derinlikli Bir Çalışma...
Eser, Türkiye'nin terörle mücadelesine odaklanmış derinliği olan bir çalışma. Yazarlar, Türkiye'nin geçmişte ve günümüzde karşılaştığı terör sorununu detaylı bir şekilde ele alarak, terörün kökenlerine ve etkilerine ışık tutuyorlar. Metinde, terör örgütlerinin Türkiye'ye verdiği zararlar, dış destekler ve içerideki iş birlikçileri inceleniyor. Özellikle Fethullah Gülen ve Fetö terör örgütüne vurgu yapılması, Türkiye'nin içinde bulunduğu zorlu süreci anlamamıza yardımcı oluyor. Yazarlar, cesurca Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı zorlukları ve hainlikleri ele alıyorlar. Aynı zamanda vatan sevgisinin önemine vurgu yaparak; şehitlerin anısına saygı duyulması gerektiğini, Türkiye'nin millî birlik ve beraberliğine vurgu yaparak; gelecek nesillere aktarılması gereken değerlerin önemini vurguluyorlar. Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşme ve geleceğe umutla bakma arasındaki dengeyi başarılı bir şekilde sağlayan bu çalışma, okuyuculara Türkiye'nin tarihini ve terörle mücadelesini daha derinlemesine anlama fırsatı sunuyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uğultulu tepelerde ana karakterin intikam ihtiras hırs kin nefret dolu geçen ömrü, bunun yanı sıra sevgi sadakat bağlılık arkadaşlık gibi kavramlar da güzel işlenmiş. Bazı yerlerde gereksiz ayrıntılarla boğmuş gereğinden fazla uzatmış gibi hissettim. Kitaptaki karakterlerden Mrs Dean in nefret ettiği kişilerin bile iyiliğini düşünerek sadık kalması takdire şayan. Heathcliff'e romanın başında çok üzülüyordum ama kendini kin ve nefretle besleyerek intikam duygusuyla hayatı çevresindekilere zindan etmesini ve kendi oğlunun bile ölümünü bekleyecek kadar sevgisiz olmasını aklım alamadı. Hiç kimseyi sevmedi hayatı boyunca, Catherine'e saplantılı bir şekilde olan sevgisinin dışında. En üzüldüğüm karakterler her zamanki gibi çocuk karakterler. Kitap akıcıydı, beğendim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Çok Katmanlı Bir Deneyimin Şiiri
Eylül Deniz Kuyumcu'nun şiir kitabı, modern Türk şiirinin çeşitli yönlerini yansıtıyor ve bir ilk kitap için oldukça iyi şiirlere sahip. Kitaptan en çok beğendiğim üç şiir üzerine yorum yapmak isterim.

"Başlangıç" adlı şiirde, şairin kişisel duyguları ve içsel çatışmaları ön plandadır. Gözlerin güzelliği, bir mektup metaforu ile anlatılırken, bu ifade aynı zamanda şairin duygusal karmaşasını ve korkularını yenme arzusunu simgeliyor. Şiirin dili, duygusal yoğunluk ve içsel mücadeleyi vurgulayan imgelerle dolu.

"Manifesto" şiirinde ise şair, daha geniş bir toplumsal ve siyasi perspektif sunuyor. Bu şiirde, bireyin politik gerçeklik karşısındaki çaresizliği ve yabancılaşması işleniyor. Şair, mevcut durumun baskısını ve bunun kişisel özgürlüğe etkisini dile getiriyor.

"Günün En Güzel Saatleri" ise daha umutlu ve iyimser bir ton taşıyor. Bu şiirde, günlük yaşamın basit ama güzel anlarına odaklanılıyor. Gölge, duraklar ve ışık gibi imgeler, yaşamın güzelliklerini ve doğanın döngüsünü vurguluyor. Şiir, bir çocuğun uçurtmasını alıp kırlara koştuğu sahneyle heyecanı yükseltiyor ve şu dizelerle şairane bir final yaparak kalbimize dokunuyor: “Günün en güzel saatlerinde sen / Bil ki her günün şafağında / Ayrı bir güzelliğe açıyorsun.”

Eylül Deniz Kuyumcu'nun şahsi hislerini, toplumsal eleştirilerini ve yaşamın güzelliklerini ustalıkla işleyerek okuyucuya derin ve çok katmanlı bir deneyim sunduğunu söylemek mümkün.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
13 Mart 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okuma ve yazma üzerine denemeler okumayı seviyorum. Bu kitapta da ünlü yazarların okuma deneyimleri ve okuma eyleminden anladıkları, beklentileri, nasıl başladıkları, hissettikleri hakkında kısa kısa yazılardan oluşuyor. Türk edebiyatı için de bu tarz kitapların yayınlanması çok iyi olurdu, özellikle Çağdaş Türk Edebiyatı için. Maalesef bu konuda yayın dünyası zayıf. Deneme türüne yeterinde ilgi gösterilmiyor. Özet olarak okuma deneyimi üzerine çok farklı zihinlerin yazdıkları yazılar, hoş bir tat bırakıyor, keyifliydi.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir