Dinçer Koç - İdil Bulgarları
Naçizane yorumumu paylaşmadan hemen önce birkaç konu hakkında hatırlatma yapmak niyetindeyim. Öncelikle eserin Genel Türk Tarihi alanında çalışan önemli bir bilim insanı tarafından hazırlandığını söyleyebilirim. Dolayısıyla okuyacağınız satırlar işin uzmanının kaleminden çıkmadır. Diğer taraftan incelemeye tabi tuttuğumuz eserin (büyük boy) yaklaşık 400 sayfadan müteşekkil olduğunu ve her bir bölümün bir diğerinden daha önemsiz olmadığını vurgulamalıyım. Bu noktadan hareketle kitabın yalnızca kendi çalışma alanıma da giren ilk iki kısmını yorumlamanın hem okuyucuyu çok yormayacağını hem de kitap hakkında fikir sahibi edebileceği kanaatindeyim. Bilgi birikimimin yetersiz olduğu bölümlerde yorum yapmayı (daha önceki incelemelerimde de belirtmiş olduğum üzere) sağlıklı bulmuyorum.
Kitaba gelecek olursak, eserin dört ana bölümden müteşekkil olduğunu hemen belirtmeliyim. Bölümler sırasıyla; “1- Bulgarların Kökeni ve İdil Bulgar Devleti’nin Kuruluşu”, “2- İslamiyetin Kabulü ve İdil Bulgar Devleti'nin Siyasi Münasebetleri”, “3- Moğol İstilası ve Sonuçları”, “4- İdil Bulgar Devletinde İdari ve Askeri Teşkilat, Sosyo-Ekonomik Kültürel Hayat” şeklinde ifade edilebilir. Zaten “İçindekiler” kısmı kitapyurdu sistemi üzerinden de erişilebildiği için daha detaylı bakmak isteyenler için o sekmeyi tavsiye edebilirim. Bölüm başlıklarından da anlaşılacağı üzere; Bulgar adlandırmasının yahut kavramının ortaya çıkışından, gündelik yaşamına oradan ekonomik hayatına kadar pek çok konu hakkında dönemin çağdaş kaynaklarıyla ve zengin bir ikincil kaynak kullanımıyla harmanlanmış bir kitap ile karşı karşıya olduğumuzu hemen söyleyelim.
Bilhassa üzerinde durmak istediğim kısımlar; “Kaynaklar” ve “Bulgarların Kökeni” başlıklı bölümlerdir. Yazar, kaynaklar kısmında (s. 15-33) özellikle İslam kaynakları ile Rus kaynakları hakkında tanıtıcı bilgiler sunmaktadır. Bu bilgiler konu hakkında araştırma yapacak bilim insanı adayları içinde rehber niteliği taşıdığından ayrıca önemlidir. Ancak Bizans ve Latin kaynakları konusunda bir eksikliğin olduğunu söyleyebilirim. Aslında “Kaynaklar” başlığının hemen altındaki satırlarda (s. 15) Bizans ve Latin kaynaklarının varlığından bahsedilmiş olduğu gibi “Bulgarların Kökeni” adlı bölümde Priskos’tan, Prokopios’tan, Agathias’tan ve Menandros’tan doğrudan alıntılar olmasına karşın ilgili yazarlar (ve diğerleri) hakkında herhangi bir tanıtıcı bölüm yer almamıştır. Bu durum alandan okuyucular için ciddi bir problem teşkil etmemesine karşın meraklı bir okuyucu için önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir.
“Bulgarların Kökeni” adlı bölüme gelecek olursak (s. 43-62) burada; “Bulgar” isminin anlamından ve bu konu hakkındaki önerilerden ilk kez bahsedildikleri olaylara kadar Bizans, Latin, Süryani, Ermeni, Arap, Rus ve Çin kaynaklarından alıntılarla çok zengin bir bölüm bizi bekliyor. Bu zenginlik gerçekten de övgüye değer. Tüm bunların dışında arkeolojik ve antropolojik bulguların tarihsel olaylarla karşılaştırılması ve dil verileri ile işlenmesi ayrıca kıymetlidir. Öte yandan Geç Roma tarihyazımının önemli isimlerinden olan Ammianus Marcellinus’un adı (s. 51) “Mersellin” olarak zikredilmiştir. Sanıyorum bu müverrihin Fransızca yazılışı yahut söylenişidir. Ayrıca “Bulgar” adının ortaya çıkışı ile alakalı “ilk güvenilir kaynağın” Antakyalı Ioannes olduğundan zikredilmiştir (s. 58). Antakyalı Ioannes VII.yy’da yaşamış bir müverrihtir. Bahsettiği hadise ise Zeno dönemine (474-491) yani 5.yy’a aittir. Arada yüzyıldan fazla bir zaman farkı olmasını bir tarafa bırakacak olsak dahi aktarılan olayın güvenirliliği sorunu karşımıza çıkmaktadır. Kanaatimce Antakyalı Ioannes’in zikrettiği Bulgarları tarihte Bulgarların en erken yıllara yerleştirilmesi olarak okumak daha doğru olabilir. Hali hazırda Ennodius (V.yy), Marcellinus Comes (VI.yy) yahut Ioannes Malalas (VI.yy) Antakyalı Ioannes’ten çok daha önce Bulgarlardan söz etmiştir. Diğer yandan bu bahislerin müsebbibinin gerçekten Bulgarlar olup olmadığı meselesi de tartışmalıdır. Bilindiği üzere aynı dönemde Kutrigur ve Utrigur halkları da bölgeye gelmiş bulunmaktaydılar ki bu iki halkın konumlandırılması meselesi de oldukça tartışmalıdır. Öte yandan bu ifadelere (Türk Akademisinde) Bulgarlar ile alakalı yazılan hemen her makale yahut eserin içerisinde tesadüf edilebilmektedir. Dolayısıyla yazarın asıl ilgilendiği yapının “İdil Bulgarları” olduğunu düşünecek olursak, ilk bölümlerin ziyadesiyle derleme olduğu yorumunu da yapabiliriz. Yani meselenin doğası bu anlatımı zorunlu kılmıştır diyebiliriz.
Sonuç olarak kitabın dilimizdeki en yeni “Bulgarlar” anlatısını ihtiva ettiğini söyleyebilirim. Tarihsel verinin yanında dil, arkeoloji ve antropoloji gibi ek disiplinlerden de oldukça faydalanılmıştır ki bu tercih kitabı oldukça kıymetli bir hâle getirmiştir. Özellikle “İdil Bulgarları” çalışan arkadaşlar için çok kıymetli bir yayın olduğunu söylemekte de herhangi bir beis görmüyorum. Kullanılan Türkçe son derece anlaşılır olduğundan konuya merakı olanların da kolayca kitaptan istifade edebileceklerini ekleyelim. Bunların haricinde kitabın baskısı, kağıt kalitesi, cildi ve mizanpajı sorunsuzdur. Başta Selenge Yayınları olmak üzere, yazar Dinçer Koç’a ve tüm kitapyurdu ailesine bizi uygun bir biçimde kitaplar ile buluşturmasından ötürü teşekkürlerimi iletmek isterim.
Herkese bol kitaplı, sağlıklı günler!