Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okurken kitap hiç bitmesin istedim. Öncelikle kitabı tercümesini yapan Cihan Karamancı’ya teşekkür etmek istiyorum. Nevi şahsına münhasır bir karakter olan katilbotu orijinaline sadık kalarak çevirmek zor bir iş ve çevirmen bu işi başarıyla yapmış. Piyasada mevcut olan çok sayıdaki çeviri saçmalıklarına bakınca hakikaten çok iyi iş çıkarmış mütercim. Buraya ne yazsam spoiler olacak ama devam edersek katilbot bir eşya değil de birey ve değerli olarak görüldüğü bir çevrede olması çok hoş olmuş. Endişelerini okurken empati duymamanız mümkün değil. Katilbot durumunu kabullenmek istemese de hayatını kesinlikle kaybetmek istemiyor ve bundan ödü kopuyor. diğer kitaplara göre bu kitapta teknik bilgiler daha fazla olmuş. Katilbotun kitabın sonunda verdiği karardan sonra neler olacağını merak ediyorum. Devam kitabının ne zaman çıkacağı belli değil ama beklemeye değer.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Murat Dağdeviren'in Uzaklarda romanı, okuru mistik bir yolculuğa çıkaran, derin düşüncelere sevk eden bir eser. Karakterlerin iç dünyalarını titizlikle işleyen yazar, okuyucuyu duygusal bir zenginliğin içine çekiyor. Hikayenin her satırında, yaşamın karmaşıklığını ve insan ilişkilerinin derinliklerini keşfetme arzusu hissediliyor. Dağdeviren'in anlatımı sade ve etkileyici, okuru adeta sayfalar arasında kaybolmaya davet ediyor. Uzaklarda, sadece bir hikaye değil, aynı zamanda insanın ruhunu besleyen bir yolculuk sunuyor."
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tarihte yeni gelen rejim, kendisinden önceki yönetimleri eleştirir veya tersi uygulamaları yürürlüğe koyar. Maalesef ülkemizde eskiyi unutturma ve yoksa sayma politikası biraz abartılmıştır. Bardakçı cesur bir şekilde belgelere dayalı bir şekilde konunun üzerine gitmiş ve tarihte pek bilinmeyen yazılmayanları gözler önüne sermiştir. Kitaptan bir örnek vermek gerekirse: "Yıldız Sarayı büyük bir tasfiyeye uğradı.... Yenilenen ve Avrupa medeniyeti ile beraber yürüyen Türkiye, o israf ocağı tüketim kaynağı sultanlar ocaklarına mukabil şehre gelecek seyyah ve ziyaretçileri memnun edecek asri otel mutfakları kurmak üzere Belediye Gazinosu'nu açtırdı." Bu şekilde kültür değişimi ve sonrasında tehlikeli alışkanlıklara sebebiyet verecek vak'a örnekleriyle birlikte Fransa, Çin gibi ülkelerdeki redd-i miras örneklerine de yer verilmiştir.
Yanıtla
9
1
Destekliyorum  3
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sigmund Freud'un 1930 yılında kaleme aldığı bu kitap; birey, toplum ve uygarlık üçlüsünün birbirleriyle ilişkisini masaya yatırıyor. Freud, uygarlığın gelişiminde en önemli sorunun suçluluk duygusu olduğunu ve uygarlığın ilerlemesinin bedelinin de, giderek artan suçluluk duygusu yüzünden mutluluktan mahrum kalmak olduğunu belirtiyor. Freud'a göre uygarlık, insanı belli biçimlerde davranmaya zorlar. İşte tam bu noktada, insanın hayvansal içgüdüleriyle, uygarlık arasında bir savaş başlar.

Psikolojinin ve sosyolojinin argümanları içerisinde ufuk açıcı bir eser.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın ismi yine kitaptaki satır aralarında bahsi geçen bir şarkı sözünün içinde yer alıyor. Bu bakımdan kitap isminin yarattığı algı ile içeriği ciddi anlamda tezat oluşturmuş. Elle tutulur hiçbir meziyeti, hayatta neyi sevdiğine dair net ve somut bir yanıtı da olmayan okul çağındaki bir delikanlının başına buyruk ve sorumsuz davranışları kendi ağzından kısa kısa, yalın ve tekrarlı cümlelerle dile getirilirken eserde kendi iç dünyasında sayıklar gibi boş, anlamsız ve tutarsız akıl yürüten, gevezelik eden, kısır bir tarz çıkmış ortaya; ancak yine de genel olarak esprili ve gülümseten bir üslûbun hakim olması okumayı eğlenceli ve ilgi çekici hale getiriyor.
Yanıtla
9
9
Destekliyorum  5
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın her iki yarım küredeki Amerika kıtasına yaptığı okyanusaşırı seyahatler boyunca edindiği izlenimler ve iç dünyasına olan yansımaları günlük formatında kısa notlar şeklinde kâğıda dökülürken zaman içinde demlenen ve olgunlaşan fikirler olarak birçok eserine hammadde temin edecektir. İntihara meyilli ruh yapısının soğurduğu cıvıltılı yaşama sevincinden yoksun olması, Önsöz'de belirtildiği gibi yazarın benzerlerinden ayrışarak ününün doruğunda bu yolculukların sıklığını ciddi ölçüde azaltıp kabuğuna çekilen münzevi bir yaşama olan özlem ve arzusunun da en belirgin alametidir. Güney Amerika'ya olan seyahati ise S.Zweig'ın Brezilya eseri ile benzerlikler göstermektedir.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Grange kitabın kapağından da anlaşılacağı gibi bizi Nazi Dönemi ‘nin gizli dünyasına misafir ediyor, müthiş kalemi ile.
Hepimizin aşağı yukarı bildiğimiz gerçekleri bu kez bir Gestapo Subayı’nın penceresinden anlatırken yanında iki psikiyatristi de ona eşlik etmek için olaylara dahil ediyor yazarımız.
Hitler’in büyük emelleri ardındaki şiddet, bu kitapta oyunu bozan bir katille Nazi dünyasına karşı bir silah olarak ortaya çıkıyor.
Grange kitaplarında suçluyu bulamayan biri olarak, kendimi hep yazarın beni davet ettiği ve yönlendirdiği akışa bırakıp onun kalemine teslim ve hayran olarak klasik Grange sonuna ulaşmayı yeğleyen bir okur olarak düşünüyorum.
Şaşırtıcı ve beklenmedik olan sonlar …
Altı yüz sayfa kitapta okunmadan geçilen tek kelime olmaması o yazarın nedenli başarılı olduğunun göstergesi olsa gerek.

Yanıtla
2
1
Destekliyorum  13
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
William Beckford'un gotik edebiyatın temeli sayılan fantastik eseri. Doğu kültürü ve İslâmiyet'ten beslenen zengin bir içeriğe sahip ve kendinden sonraki yazarlara da ilham olmuş. Abbasi halifesi Vathek'in bilinmeyen güçlere merakı, kibri ve açgözlülüğünün sonuçları gözler önüne seriliyor eserde. Nereden geldiği bilinmeyen dilenci kılıklı ve çirkin bir adamın daha önce hiçbir yerde görülmemiş değerli eşyaları sergilemesi Vathek'in merakını kamçılıyor. Bu eşyaların geldiği yerin neresi olduğunu bulmak ve Kâfir'in bahsettiği yer altı sarayına girebilmek her türlü yolu deniyor. Yazıldığı döneme göre çarpıcı bir kitap, gotik tutkunları mutlaka bu kitaba bir şans vermeli.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Röportaj kitap şeklinde olduğu için kitap akıcı bir üslupla hızlı bir şekilde okunuyor. Kaliteli baskı ve renkli resimlerle desteklenmesi, ayrıca farklı renkte tasarım ile sayfaların süslenmesi kitabın olumlu tarafları.

Olumsuz taraflarına gelince, resimlerin bazıları alakasız bir sıralama içinde yer alıyor. Ama kitapta en beğenmediğim yönü, yazarın objektiflikten son derece uzak olması.

Evvela Doğu Roma mimarisi olan Kubbe'ye bir Türk Mimarisi diye dayatması çok garip bir durum. Ayrıca bahsettiği savaşlarda 'Türk' tarafı yenilince ihanete uğranıldığını vurguluyor, ancak Diyarbakır'ı sorunsuz alan Türklerin (Selçuklu) kale kapısını içerden açanlar için 'ihanet' kelimesini kullanmaması bir tarihçi için çelişkili bir durum. Son olarak kendi kitaplarına röportaj için fazla atıf yaparak reklam yapıyor. Buna gerek yok. Ve bazı konuları gerektiğinden fazla uzatıyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Falih Rıfkı'nın Gözünden Çankaya
Gazeteci, yazar ve milletvekili olarak tanıdığımız Falih Rıfkı Atay’ı çağdaşlarından ön plana çıkaran yönü, yaşadığı devirde söz sahibi olan insanlara oldukça yakın olmasıdır. Bunlardan biri, şüphesiz Cemal Paşa’dır. Zeytindağı adlı eserinde bunu baştan sona görürüz. Atatürk’e olan yakınlığıysa Cemal Paşa’dan daha ötedir. Osmanlı’nın son devrinde görev alması, yeni bir devletin kuruluşunda bizzat kurucusunun yanında aktif konumda olması, geçiş dönemini yaşamış o nesil arasında kendisini ve eserlerini görmezden gelinmeyecek bir noktaya getirmektedir.

Çankaya, Atatürk’ün doğumundan ölümüne geçen yılları, önemli ayrıntılarla bizzat Atatürk’ün izniyle kaleme aldığı bir kitap olarak benzerleri arasında ilk sıralarda gösterilir. Atay’ın Atatürk çizgisindeki sarsılmaz inancı, düşünce yapısı ve doğrudan şahitlikleri nedeniyle döneme dair yazılan ve çizilen tüm eserlerde Çankaya’ya bakmadan, atıf yapılmadan kalem oynatmanın pek mümkün olmadığı, bilinen bir gerçektir.

Özellikle 1946 sonrasında, Atatürk devrini yaşamış bazılarının, yaşanmışlıkları bir sömürü aracına çevirme arayışı, kimsenin duymadığı fısıldaşmaları belge diye ortaya koyma denemeleri Atay’ı rahatsız etmiş görünmektedir. “Elli altmış sularında mısın, uydur uydur anlat! Geçmiş dediğimiz şey de buna döndü. Bazı övünmeleri işittikçe ve bazı hatıraları okudukça içimi bir şüphe basıyor:
- Acaba ben bu devrin içinde mi idim yoksa otuz yıl süren bir rüya hâli mi geçirdim?” Eser, belli ki yaşanan böylesi şaşkınlıklardan dolayı kaleme alınmış. “Bu hatıralar, gördüklerim ve işittiklerimdir. Gördüklerimin hepsi benden. İşittiklerimin çoğu Atatürk’ün ağzından!” Yazar, yaşadığı o otuz yıllık geçmişe doğru ne zaman başını çevirse o tepeyi, bir türlü gözünden kaybedemediği için (…) hatıralarını o tepenin hükmü veya etkisi altından kurtaramadığı için kitabın adına Çankaya demiş.

Hatıraları yazarken takındığı üslubu da yine satır aralarında dile getiriyor: “Herkes gibi Atatürk’ün insanlığı iştahlardan, hırslardan, heyecanlardan, gurur ve öfkelerden, zaaf ve kuvvetlerden, iç varlığın düzlerinden, iniş ve çıkışlardan yoğrulmuştur. Eseri bu insanlığın derinliklerinden gelme, kaynaklarından yoğrulmuştur. Atatürk’ü ayıklayarak değil, bir tabiat parçası gibi, toplu ve tam ele almalıdır.” (s. 13)

Atay’ın Çankaya’sı, Atatürk’ün hayatını, dönemin gelişmeleriyle beraber doğumundan ölümüne kronolojik bir sırayla anlatıyor. Selanik mahallelerinde geçen çocukluğundan, askeriyeye girmesine, meşrutiyetin ilanından İttihat ve Terakki yapılanmasına, ilk dünya savaşına girişimize ve daha nice bilindik genel konulara yer veriliyor. Atatürk’ün üvey kardeşleri, Atay’ın Balkan Savaşları’ndan hemen sonraya rastlayan Atatürk’le ilk karşılaşması, Atatürk’ün aşkları, Bulgaristan günleri, Çanakkale Savaşı’ndan sonra baskısı durdurulan Harp Mecmuası’ndan Atatürk’ün fotoğrafının kaldırılması, Filistin’in savunmasız bırakılması, Almanya gezisinde Sultan Vahdettin’den talepleri, işgal dönemi kargaşası, direniş, düzenli ordu, zafer ve yeni düzen (…) konularında satır aralarında değinilen ve pek bilinmeyen tespitler kitabın arşiv değerini arttırıyor. Zaten altı yüz sayfaya yaklaşan bu hacimli kitabı, satır aralarındaki detaylar kıymetlendiriyor ve sıradan bir tarih kitabı olmaktan çıkarıyor. Buna verilebilecek örneklerden birkaçını aktaralım:

“Kadın anlayışında pek Garplı olduğu söylenemez. Hatta hanımların tırnaklarını boyamasını bile istemezdi. Son derece kıskançtı. Denebilir ki harem eğiliminde idi. Bu onun hissi, mizacı ve alışkanlığıdır. Kafasına göre kadın, hür ve erkekle eşit olmalı idi. Batı medeniyeti dünyasının kadını ile Türk kadını bütün aşağılık duygularından kurtarılmalı idi. Medenî Kanun’la Türk kadınına Garp kadınının bütün haklarını veren Atatürk, kendi münasebetlerinde, bırakınız ecnebi erkekle evlenen Türk kadınını, ecnebi kadınla evlenen Türk erkeğine bile tahammül etmezdi. Devrimlerin büyük ve eşsiz kahramanı, kendi koyduğu kanunun sonuçları ile karşılaşmak lâzım gelince: ‘Bize göre değil ha çocuklar...’ derdi.” (s. 408)

“Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir plânını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı.” (s. 425)

“Atatürk diktatör mü idi? Rejimine bakarsanız evet. Fakat ne mizacı, ne de ideali bakımından diktatörlük inançlısı değildi. Millî kurtuluş için şart saydığı inkılâplarının hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenseydi, demokratik savaşçılığın zevklerini feda etmeyeceğine şüphe yoktu.” (s. 513)

“Henüz denize girmiyordu. Biraz yüzmeği sonradan öğrendi. Bir gün sormuştum:
- Paşam Selânik'te doğup büyüdünüz. Hiç denize girmez miydiniz?
- Aman çocuğum, o zaman soyunup denize girmek ne demek, nasıl bakarlardı insana... demişti.” (s. 555)

Eser, başlangıcında, 1881-1918 arasını üç bölümde ele alıyor. Sırasıyla “Çökme”, “Liderliğe Doğru”, “Gerilla Devri”, “Ordu Devri”, “Yeni Devir”, “Kemalizm”, “Atatürk’ün Son Yılları”, “Anı ve Fıkralar” kitabın diğer başlıklarını oluşturuyor.

İyi okumalar!
Yanıtla
6
1
Destekliyorum  4
Bildir