Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
08 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Struma'daki Bir Yolcuya Serenad
Avrupa’da Hitler ordularına teslim olmayan ülke kalmamış gibiydi. Bulgaristan’ın Mart 1941’de saf değiştirmesiyle ve Yunanistan’ın Nisan 1941’de teslimiyle, savaş, ülkemiz sınırlarına kadar dayanmıştı. Bundan kısa bir süre sonra Romanya’nın Constanta limanından Struma adlı bir geminin yolculuğu başladı (Aralık 1941). Yolcular, Hitler’den kaçarak Filistin’e gitmeye çalışan Yahudilerden oluşuyordu. Aşırı kalabalık olan gemi, eski olmasına ve sıkça arızalanmasına rağmen İstanbul’a varmayı başarmıştı. Beklenmedik misafirler, Filistin’e giriş için İstanbul’dan vize alıp gitmeyi planlıyordu. Olaylar, bekledikleri gibi gelişmedi. Vize alma talepleri kabul edilmediği gibi karaya çıkmalarına da izin verilmedi. İki ayı aşkın süre limanda bekletilen gemi, İngiltere ve Türkiye arasındaki müzakereler sonuç vermeyince, içindeki yolcu ve mürettebatla birlikte, 23 Şubat 1942’de Karadeniz’e doğru, sınırların 10 km kadar dışına çekildi. İddialara göre bir Sovyet denizaltısı tarafından hedef alınarak 24 Şubat sabahı batırıldı. Boğulma ve hipotermi sebebiyle -bir kişi (David Stoliar) haricinde- hayatta kalan olmadı.

"Yıllar sonra Frankfurt Savcılığı’nın görevlendirdiği bir Alman araştırmacı, gerçeği ortaya çıkardı. SC 213 numaralı Sovyet denizaltısı torpillemişti Struma’yı. Çünkü Stalin’in Karadeniz’deki her kimliği belirsiz gemiyi batırma talimatı varmış. Teğmen Dejnenko komutasındaki Sovyet denizaltısı da sabah Struma’yı görünce, birkaç telsiz sinyali göndermişti. Yanıt gelmeyince torpilleyip batırmıştı."

Livaneli, toplumu etkileyen olayları romanlarında işlemeyi seven bir yazar. Serenad’ı da yaşanmış bu tarihi Struma Olayı üzerine kurguluyor.

Ana kahramanları, İstanbul Üniversitesi çalışanı Maya Duran, 1939-1941 arası İstanbul'da akademisyenlik yapan ve yıllar sonra ABD’den Türkiye’ye ziyarete gelen Prof. Maximilian Wagner ve Nadia ile Serenad romanı bir milyonu aşan satış rakamlarına ulaştı. Sadece Türkiye'de değil, ABD gibi dünyanın pek çok ülkesinde okuyucuyla buluştu.

İyi Okumalar!
Yanıtla
7
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Turab.. Küçük yaşta insanların ekmek kazanmak için verdiği mücadeleye tanıklık ediyor, köydeki tüm evlerden ;çocuklar ,anneler ,yaşlılar hariç tarlaya gittiğini görüyor.Savasa gider gibi.Ekmek savaşına.
İyi insanların ,dürüst insanların uğradığı haksızlıklara şahit oluyor, bizzat kendi bu durumlara düşüyor..
Sonra büyüyor Turab,yeri geliyor eve tek başına bakmak için kendi geleceginden vazgeçiyor.
Aşık oluyor ,seviyor seviliyor ama burda da yanlış anlaşılmalara maruz kalıyor..
Hayallerinden hiç vazgeçmiyor, iyi ve kötünün ortasında kalmış ama hangi yönünü beslemesi gerektiğini bilen bir birey oluyor..
100 sayfalık kısacık bir hikayeye bir ömür sığdırmış yazarimizin kalemi çok akıcı. Hikayeyi çok net ve öz anlatmış,uzayan betimlemeler ve tekrar eden cümleler yok..
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Necmi Atik, yıllarını Elmalılı M. Hamdi Yazır ve eserleri üzerine emek harcayarak geçirmiş ilâhiyatçı bir yazar. Bu eserde, Elmalılı’nın mirasından günümüze ulaşan ve başka bir yerde yayınlanmamış, 1927-1942 arasına tarihlenen orijinal mektupları bir araya getiriyor. Mektuplar, öncelikle latin harflerine çevrilmiş olarak (s. 17-134) ve sonrasında taranan asıl suretler (s. 149-255) şeklinde tasniflenerek okura sunulmuş durumda.

Üzerinde titizlikle durulmuş, zaman harcanmış ve günümüze kazandırılmış önemli bir arşiv çalışması niteliğindeki bu çalışmada, Elmalılı’nın aile, meslek ve dost çevresinden çok sayıda şahısla teati eden mektuplar yer alıyor. Özellikle Diyanet İşleri’nin, Elmalılı’ya ve Mehmet Akif’e hazırlattığı tefsir ve meal için Akseki ve Börekçi ile yazışmaları dikkat çekici.

Elmalılı ve eserleri üzerinde çalışanlar için ve yakın dönemin bu sayfasına meraklı olanlar için kütüphanede bulunması gereken bir eser.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yeni bitirdim, istiklal'de tanışma şansım da oldu yazarla. usta işi bir romanla karşı karşıyayız, ilk kitap bir fırtınanın uğultusunda devam ediyor sonuna kadar. diğer ciltleri de ileriki bir tarihe bırakmak istedim. roman için neler diyebilirim başka? Duman, yeni bir üslup da denemek istemiş, konuşma dilinin metinlerdeki yansıması olarak. ama bunda kanımca başarılı olduğunu söyleyemem. çünkü kitabın tamamına yayılmaması ve sanki arada o üslubu unutarak devam etmesinden dolayı. hem konuşma üslubunu pek de yansıtmamış. belki daha farklı bir deneme olabilirdi yahut klasik bir şekilde kalabilirdi. velhasıl, genel anlamıyla ilginç bir roman, kenan karakteri aklen gidik biraz, okurken insanı gülümsetiyor, bakalım diğer ciltlerinde neler göreceğiz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
50 li yaşlarda doktor olan yazarın Amerika'dan Avusturalya'ya taşınması ile başlıyor macerası.
Avusturalya'nın kurak kesimlerinde yaşayan ve kendilerine 'Gerçek insan' diyen, günümüz şartlarına uyum sağlayamamış, sağlamak istememiş, olabildiğince ilkel ve toplumun kabullenemediği bir kabile Aborijinler.

Yaşamları beni çok etkiledi maddeye ihtiyaç duymadan yaşamlarını sürdürmeleri, toprağa, havaya, suya, güneşe duydukları saygı ve bunu gösterme şekilleri inanılmazdı.
Unuttuklarını hatırlatıyor insana..
Amaç neydi? Amaca uygun mu yaşıyoruz?
Yoksa modern yaşamın büyüsüne mi kapıldık?

Okunması çok kolay, kalemi hafif, su gibi akan bir kitap. Olay örgüsü çok uç noktada heyecanlar yaratacak bir roman değil, bunu bilerek okumak lazım. Fakat verdiği keyif ve öğretileri bence paha biçilemez. Çok tavsiyedir.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu ramazan'da roman okumaya karar verdim ve bu da ilk kitaptı. Kitap okurken vakit geçiveriyor ve bir de bakmışsınız iftar oluvermiş. Yazarın daha önce "Gönül Bağı" adlı romanını okumuş ve beğenmiştim. Bu kitabı daha çok Dan Brown'ın 'Da Vinci Şifresi'nden esinlenilmiş gibi. Kah günümüze kah Osmanlı dönemine gidip gelerek gizemli, sırlarla dolu, ezoterik bir hikaye kurgulanmış. Rahat ve akıcı bir üslubu var fakat bir önceki kitabı kadar sarmadı beni. Yine de sıkıcı gelmedi, dört günde bitirdim. Bu çeşit konuya meraklı okuyucuya tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
14. sokaktaki bilardo salonu.

48 yaşını doldurmuş bir adam: Ricardo Laverde. 20 yıl hapis yatmış; seyrek saçlı, kupkuru derisi, uzun ve kirli tırnaklarıyla bir gizemli.

30 yaşına ulaşmamış bir öğretim görevlisi: Antonio Yammara. Mutlu bir aile yaşamı da cabası.

Bir şekilde tanışıyorlar. Zor da olsa paylaşıyor Laverde yaşamına dair bazı detayları. Bir de ‘kaset’ sunuyor Antonio’ya. Dinliyorlar.

Kaseti dinledikleri gün silahlı saldırıya uğruyorlar ve Ricardo Laverde ardında bıraktığı esrarla ölüyor.

Yıllarca peşini bırakmıyor bu mevzu Antonio’nun. Gizemini koruyan olayın perdesini aralamak niyetinde yıllarını harcıyor.

Peki devamında…? Kitabı edinmeniz gerekecek.

Çok ödüllü Vasquez’den iyi bir dil ve kurgu başarısı bence. Ve Süleyman Doğru çevirisiyle. Onu zaten Galeano eserlerinden tanıyorsunuz.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Benim Adım Kırmızı
Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un en iyimser ve renkli romanım dediği romanı. Gerçekten de öyle olduğunu gösteriyor.

Bizi kitabın girişinde bir cinayet karşılıyor. Birinci tekil şahıs ile her şahsın kendi kendini konuşturduğu romanda, cinayetin en baştan belli olup ilerleyen zamanlarda çözülecek bir bilmeceye kapı açması, insanı kitabın içine çeken en büyük etken diyebilirim. 1590 yılında yaşanan 9 gün süren bir bilmeceler silsilesinin içine giriyoruz. Osmanlı nakkaşlarının, altın varakların, rahlelerin, fırçaların, eşlerin, kocaların ve ölümün, birbirine birer minyatür resminin parçaları gibi karışarak karşımızda oluşuna bakıyoruz.

Kitabın uzun çalışmalar sonucu ortaya çıkmış olduğu, tüm sayfalara yedirilmiş olan 1590 yılındaki yaşamı gerçek gözlerle izleyişimizden belli oluyor. Sadece somut şeylere değil o yıllarda aşkın, şehvetin, sevginin nelere nasıl yansıdığını da hissedebiliyoruz. Fakat yazarın sivri noktalara yerleştirmiş olduğu şehevi yorumların bazen dikkati dağıtmak için yaptığını düşündüğümü de saklayamam.

Orhan Pamuk 4 yıllık ciddi bir çalışmayla; annesinin verdiği belgeleri ve 15 yıl hevesle yaşadığı ressamlık aşkını bir araya getirerek, bu ince ince nakşedilmiş eseri bizlere sunuyor. Uzun çalışmaların kitaba yansımasını hem gündelik yaşamda hem de insanların bakış açılarında hissedebiliyoruz. Yazar tarihi bir romanı bizlere her karakterin gözünden anlatmanın zorluğunu gösterdikten sonra, bunu başarmış olabilmesinin hünerliliğini de takdir etmek gerekiyor.

Tarihin, sanatın, aşkın, ölümün iç içe olduğun bir roman. Kendinizi bir minyatür meclisinin detaylarına bakarken hissedebilir ve uzun soluklu bu romanda kendi iç düşüncelerinizi de görebilirsiniz.
Yanıtla
6
1
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın yazarı Chiristy Brown doğuştan beyin felci kurbanıydı ve bu hikaye de onun dramı ve bir o kadar muhteşem ve duyarlı hikayesi. Mücadele ve hayal dolu bir hikaye. Sadece sol ayağını kullanarak hayata tutunan ve buradan İrlanda edebiyatının devleri arasına yükselecek bir özürlünün (Bu kelimeyi kullanmaktan nefret ediyorum) hikayesini, kalbiniz titreyerek okuyacaksınız. Kitap ile ilgili şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; bir Annenin, bir çocuğun yaşamındaki etkisini ve karşılıksız sevgisini ve sonsuz güvenini ve mücadelesini göreceksiniz. Kadınlar ve anneler, yaşamın güzellikleri, serçelerini şahine çeviren varlıklar.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
07 Nisan 2022
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir süredir çağdaş Türk edebiyatı okumuyordum. Geri dönüşü bu kitapla yapmak gerçekten güzel oldu. Dürüst ve mert bir insan olan Turab'ın hayat öyküsünün anlatıldığı eser oldukça akıcı. Yazar, Turab'ın hayat öyküsünü anlatırken bir yandan da hayata ve topluma dair önemli çıkarımlarda bulunuyor. İlk defa çağdaş Türk edebiyatına ait bir kitapta topluma dair bu kadar detaylı analiz yapıldığını gördüm, bu açıdan bana Türk klasiklerini hatırlattı. Öyküde kimi kısımlara hızlı geçildiğini de düşünsem okumada ve anlamada herhangi bir sıkıntı yaşamadım.
Kitapta en çok ilgimi çeken karakter ise açık ara farkla Kamber Dede. Onun hayat hikayesini de okumayı isterim.
Yazara bu samimi eser için teşekkür ediyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir