Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Miss Sarajevo & Veya Kendinden Kaçan Bir Adam
Ya bu kitabı lütfen okuyun. Her kitap için bunu demem bakın. O kadar çok, o kadar çok sevdim ki. Asla böyle bir derinlik beklemiyordum, çok da şaşkınım açıkçası. 140 sayfalık kitapta nasıl bir yalın zarafet var, anlatamam. Nasıl içime işledi, özellikle yasa ve savaşa dair ne çok şey buldum içinde. Kurgu olarak da müthiş başarılı, çok akıcı, çok gizemli, çok çok iyi yani. Katman katman, ilmek ilmek örmüş yazar. Arkadaşım diye demiyorum, Özge Akkaya’nın çevirisi de harika. “Herkes ‘yas süreci’nden söz ediyor. ‘Yas süreci’ diye bir şey yok. Kapılardan oluşan bir sonsuzluğa açılan başka kapılardan oluşan bir sonsuzluk var. Hiçbir şeyi ayıklayamayan ve hiçbir şeyin süzülüp geçmesine izin vermeyen elekler var. Geri dönüşü olmayan olayların yarattığı uyuşmuşluk halinde, her biri bir diğerine benzeyen günler var: Bu kelime, bu sessizlik, bu hareket, bu müzik, yapılmamış bu çocuk, bastırılmış bu şefkat, yani yazılamayacak veya artık silinemeyecek her şey.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Muhteşem. Bilimkurgu ağacının alt türlerinden oluşan dallarına tutuna tutuna ( askeri bilimkurgu, cyberpunk, bilimkurgu korku vb.) bilimkurgu konularının meyvelerini toplaya toplaya ( zaman yolculuğu, ışınlanma, uzak gezegenler vb.) bu edebiyat türünün zirvesine uzanan bir başyapıt.
Edebiyat tarihinden, bir şairin bir şiirinden ilhamla bir bilimkurgu eseri yazma fikrine ve ortaya çıkan bu müthiş, dopdolu romana şapka çıkarıyorum. Bilimkurgu severlerin mutlaka okuması gerekiyor bence.
Not: İthaki baskısında belirtilmemiş ama romanın merkezindeki Shrike karakteri adını, İngilizcesi shrike olan örümcek kuşundan alıyor. Bu kuş türü, avlarını ağaç dikenlerine ya da dikenli çalılara saplayarak depoluyormuş. Dikenlerle dolu vücudu nedeniyle romandaki o korkunç varlığa Shrike adı verilmiş muhtemelen Hyperion sakinleri tarafından.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gece ve Gündüz / Toplu Eserleri 10
Ya ben galiba Woolf’un erken dönem romanlarını daha çok seviyorum. Woolf’la ilişkim gitgide karmaşıklaşıyor, bakalım neler olacak tüm eserleri bitince. Neyse, bu kitabı sevdim epey. İleriki eserlerinde daha da derin irdelediğini göreceğimiz evlilik, kadın ve erkeğin toplumsal rolleri, aile kurumu gibi meselelere yavaştan giriyor kendisi bu ikinci romanında. Diğer eserlerine kıyasla görece konvansiyonel bir roman, hatta biraz tefrika romanları andırıyor, epey sürükleyici. Ancak Woolf’la temel derdim baki; söylemeye hala korkuyorum ama şu soruyu kafamdan atamıyorum: iyi bir yazarın temel niteliklerinden biri özgün karakterler yaratabilmesi değil midir? Ve Woolf’un tüm eserlerindeki tüm karakterleri birbirine benzememekte midir? Bu durumda ne yapmalıyız? Bir yazarın temel mevzuları olmasına ve onlar üzerine ısrarla yazmasına razıyım elbette ama bu kadarı da biraz fazla tekrar gibime geliyor. Neyse bakalım, devam.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İyi Akşamlar Bay Soares
Ya ben bu kitabı çok sevdim ama bu bence biraz benle ilgili bir durum oldu: Zira Mario Claudio'nun anlattığı öyküden çok, yaptığı işe bayıldım. İzah etmeye çalışayım.

Kitabımızın adı "İyi Akşamlar Bay Soares" - kim bu Bay Soares? Portekizli yazar Fernando Pessoa'nın heteronimlerinden biri, hatta aslında Huzursuzluğun Kitabı'nın yazarı. Pessoa'yı heteronimlerinden bağımsız düşünemeyiz; en bilinenleri Alberto Caeiro, Ricardo Reis ve Álvaro de Campos olmakla beraber, çok sayıda heteronimi var kendisinin. Bunların basbayağı hayat hikâyeleri, meslekleri vs. var, örneğin Ricardo Reis doktor ve Caerio hem Reis'in hem Campos'un hocası gibi bir pozisyonda.

Bunlar Pessoa'nın zihninde elbette. Yaşadığı sürece kendi ismiyle neredeyse hiçbir şey yayımlamayan yazarın ölümünden çok sonra bulunan sandıkla çözüldü bu heteronim meselesi. Avrupa edebiyatının kült metinlerinden olan Huzursuzluğun Kitabı'nın basım tarihi 1982 mesela, sandık sonrası! Başka isimler altındaki tüm o metinleri yazanın Pessoa olmasının anlaşılmasıyla beraber tarihi yeniden yazmak zorunda kaldık, Pessoa da edebiyat tarihinde hiç talep etmediği ama fazlasıyla hak ettiği o değerli yere yerleştirildi.

Tabii bu tuhaf adam, kelimeleriyle olduğu kadar heteronimleriyle de ardıllarını etkiledi. (Örneğin Saramago, Ricardo Reis'in Öldüğü Yıl'ı, o heteronimlerden biri üzerine kurgulamıştı.) Bu kitap da işte bu konuyla meşgul oluyor. Bay Soares'in çevirmen ve muhasebeci olarak çalıştığı (Pessoa'nın, Soares'in ağzından yazdığı Huzursuzluğun Kitabı'ndan biliyoruz buraları) büroda çalışan bir çocuğun, bu tuhaf bay Soares'i anlama çabasının öyküsü. Çocuğun kendi hikâyesini de okuyoruz ama beni en çok Soares'i bir görünüp bir kaybolan arkadaşlarıyla (evet, onlar diğer heteronimler!) yakaladığı anlar çekti. Ne anlattığından bağımsız, Pessoa'ya çok güzel, iddiasız ve lezzetli bir saygı duruşu niteliğinde bence bu kitap.

Huzursuzluğun Kitabı'nı döne, döne, döne onlarca kez okumuş ve Pessoa'ya hiç doyamamış biri olarak, türlü heteronimlerini bir romanda karakterler olarak okumak, özlediğim arkadaşlarıma kavuşmak gibi oldu. Durmaksızın gülümsedim ve işte tam da bu yüzden sevdim bu minik tatlı kitabı.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fransız Akademisi'ne Kabul Konuşması ve Jean-Christophe Rufin'in Yanıtı
Ya bayıldım, ben böyle şeylere çok duygulanıyorum. İnsanın tüm hayatını vakfettiği bir uğraşın meyvesini bu biçimde alması, böyle onurlandırılması ne kadar güzel. Amin Maalouf’un ünlü Fransız Akademisi’ne kabul konuşması ve aynı törende gelenekler uyarınca bir başka üyenin kendisini takdim konuşmasını içeriyor bu minik kitap, ama içinde Fransız diline, edebiyatına, geleneklerine dair de çok şey var. Maalouf gibi göçmen (ve hatta belki sürgün) bir yazar için bu törenin ne anlama gelmiş olabileceğini düşününce iyice hislendim okurken. Bazı gelenekler çok güzel bence. “Dinle anıların solumasını…”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Üç Gine
Virginia Woolf’un, savaşı önlemek için yardım toplayan bir cemiyetten aldığı ve bağış yapmasını rica eden bir mektuba cevaben yazdığı üç makaleyi içeren bu kitabı çok çok sevdim. Woolf bağışı yapmayı reddediyor ve neden reddettiğini izah etmek üzere kaleme sarılıp muazzam bir sistem analizi ortaya koyuyor. Faşizmi bir aşırılık olarak değil, ataerkil sistemin içinde entegre olan kadın‑erkek eşitsizliğinin ürettiği bir şey olarak görmemiz gerektiğini anlatıyor ve bunu 1930larda faşizmi deneyimleyen ülkelere değil, tam aksine demokrasinin kalesi olma iddiasındaki İngiltere’ye bakarak yapıyor; cinsiyetler arasında kurulacak eşitliğin ırklar arasındaki eşitlikle nasıl paralel işleyeceğini izah ediyor. Beyaz üstünlükçü kapitalist ataerkiyi acımasızca yıkan nefis denemeler bu kitaptakiler. Bana “Kendine Ait Bir Oda”dan bile daha güçlü geldi. Eğer cevaplanan mektup gerçekse ve kurgu değilse, mektubu yazanın çok pişman olduğuna eminim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Issız Ev
Vay, beklentimin çok ötesinde beğendim bu kitabı. Son dönemde gitgide daha fazla örneğini görmeye başladığımız “ekodistopya” türündeki romanlardan biri kendisi, benim de türden okuduğum ilk örnek. İklim aktivisti bir bilim kadınının dünyanın gittiği yeri görüp çocuklarının hayatta kalması için inşa ettiği bir evin öyküsünü ve bildiğimiz anlamda dünya ortadan kaybolurken çocukların orada kurmaya çabaladığı yaşamlarını okuyoruz. Bu kitapta dünyamızın aslında muhtemelen hiç uzak olmayan ve yüzleşmemizin yakın olduğu geleceğine dair sert uyarılarla beraber sevmeye, kaybetmeye, tutunmaya dair de çok şey var. Merakla okuyacağımı, sürükleneceğimi tahmin ediyordum ama sanırım bu kadar incelikli bir dille yazılmış bu derinlikte bir anlatı beklemiyordum. Herkesin kolaylıkla okuyabileceği bir kitap ve fakat bir yandan da çok güçlü. Greengrass’ın Women's Fiction Prize adayı olan diğer eseri “Bakış”ı da muhakkak okuyacağım. “Oysa bozulmuş, kırılmış bir şeyi sevmek, sağlam bir şeyi sevmekten daha kolay olabilirdi işte. (…) Birinin bize ihtiyacı olduğunu söylediğimizde çoğunlukla kastettiğimiz, aslında bizim onlara ihtiyaç duyduğumuzdur; veya onların bize ihtiyaç duymasına gereksinimimiz olduğu. Bu durum, bize bir konum sağlar, sınırlarımızın nereye uzandığını gösterir.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Maali Almeida'nın Yedi Ay Dönümü
Vay canına, ne kitap, ne kitap!

Livera Yayınları, Sri Lankalı yazar Shehan Karunatilaka'nın, kendisine 2022'de Uluslararası Booker Ödülü'nü getiren kitabı "Maali Almeida'nın Yedi Ay Dönümü"nü yayınlayacağını duyurduğundan beri bekliyordum, nihayet kavuştuk. İlk 50 sayfada biraz kafanız karışabilir ve olanı biteni anlamakta güçlük çekebilirsiniz, yılmayın. Sonrası soluksuz bir yolculuk.

90lı yılların Sri Lanka'sındayız. Anlatıcımız, fotoğrafçı Maali Almeida ölüp kendini öte dünyada buluyor. Araftan bir sonraki aşamaya geçene dek yedi günü var ve bu süre içinde hatırlamadığı katilini ve ölüm sebebini bulmak için hayaleti yer yüzünde, rüzgarların peşi sıra salınıyor, biz de onun ardından gidiyoruz.

Gittiğimiz yerler korkunç. Sri Lanka'nın kanlı iç savaşının içinde sürükleniyoruz. Özellikle 1983'te resmi rakamlara göre 5 günde 6000'e yakın insanın hayatını kaybettiği Kara Temmuz olaylarından başlayarak, devletin, polisin, ordunun kontrgerillanın ve çetelerin 100.000'e yakın insanı öldürmesiyle ancak 2009'da sona erecek olan o büyük kıyımın en kanlı yıllarında Maali Almeida'nın bir muhalif ve eşcinsel olarak yaptığı tanıklığa tanıklık ediyoruz.

Almeida müthiş çizilmiş bir karakter. Kendisini sevmek de, sevmemek de çok zor. Bu kitapta ölüsünü dinliyoruz ama bir karakter ancak bu kadar kanlı canlı olabilir; tüm zaafları, zayıflıkları, tasası, hırsı ve derdiyle beraber, yer yer bir anti-kahraman, yer yer gerçek bir kahraman. Karunatilaka'nın dili çok lezzetli, kitabın kurgusu muazzam, yarattığı dünya müthiş, karanlığı çok cezbedici - içine girince çıkmak imkansız. Modern zamanların Usta ile Margarita'sı gibi bir metin bu. Bayıldım.

Şöyle bitsin: "Tüm hikâyeler tekrar tekrar anlatılır ve hepsi de adaletsizdir. Çoğu insanın şansı yaver gider, çoğu acı çeker. Çoğu insan kitaplarla dolu evlerde doğar, çoğu savaş bataklığında büyür. Sonunda hepsi toza dönüşür. Tüm hikâyelerin sonunda görüntü kararır."

Önemli not: çeviride ciddi sıkıntılar var. Özellikle sonlara doğru neredeyse her sayfada yazım hataları ve düşük cümlelerle karşılaşıyor insan, okuma ritmini bozacak ölçüde sık. İkinci baskıda muhakkak gözden geçirilmesi şart, beni epeyce yordu maalesef.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gecelerin Kitabı
Vay be - "Avrupa'dan doğru düzgün büyülü gerçekçilik çıkmaz" iddiamı nasıl güzel yedirdin bana Sylvie Germain, vallahi aşkolsun. Daha da dillendirmem bu savımı, ya da seni tenzih ederim her defasında.

Çıkıyormuş işte, çıkabiliyormuş. EN-FES bir kitap Gecelerin Kitabı. Uzun, çok uzun zaman sonra bir Yüzyıllık Yalnızlık tadı aldım, onun daha karanlık, daha puslu, daha tekinsiz olanı muhakkak ama lezzeti benzer.

Péniel ailesinin bol doğumlu, bol ölümlü birkaç kuşaklık öyküsünü anlatıyor Germain. Suların üstünde, kuytu ormanlarda, sisler içinde geçen, arkada Avrupa'nın en dönüştürücü yüzyılı yaşanır, savaşlar sürer, gökten bombalar yağarken akan bir acayip masal bu. Onca şey olurken dünyanın kadim döngüleri aileyi yere bağlıyor gibi: toprak yeniden yeşeriyor, nehirler akmaya devam ediyor, birbirini izleyen gecelerin ardından güneş yine doğuyor.

Yazarın dili öyle efsunlu, öyle epik ki, kitabı anlatırken benzer kuvvette sözcükler seçmem lazım gibi geliyor ama yapabileceğimi de zannetmiyorum bir yandan. Fakat işte arada "kuru, yavan, donuk" homurtularıyla eleştirdiğim kitaplar neyse, bu da onun tam tersi. Olağanüstü akışkan bir metin, müthiş güzel seçilmiş sözcükler, tam olması gereken yere konmuş nefis betimlemeler, bir an bile aksamayan, sanki tek nefeste, hiç duraksamadan ağızdan çıkmış bir şiir.

Üslup böyle kusursuz olunca ben kendimi bırakıveriyorum. Şöyle tarifleyeyim: sanki usta bir masözün ellerinde birkaç saat geçirmiş gibiyim. Kendimi teslim ettim, gevşedim, bir sonraki dokunuşunun da eksiksiz olacağını bilmenin güveniyle uyuştum gibi bir his.

Güzellik - güzellik tam da bu. Hem de çok ihtişamlı bir güzellik. Bu biçimde anlatılınca her hikâye okunur işte. Bunca haz almamda Mükerrem Akdeniz'in kusursuz çevirisinin de payı çok büyük şüphesiz, kendisine müteşekkirim.

Bu kitabın içinden bir şeyler seçmek çok zor ama çok aşık olduğu kocası savaşa gidince içine kapanan ve ağlayamayan Noémie'ye dair şu cümleyi bırakacağım sadece, bundan daha şiirli çok az tasvir okumuşumdur: "Gece gündüz ağladığı duyuluyor ama gözünden hiç yaş gelmiyordu; yakınından geçildiğinde, hafif ve sürekli bir su uğultusu duyuluyordu içinde."

Ah.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Justine / İskenderiye Dörtlüsü 1
Vay anasını, vay anasını. En baştan söyleyeyim: hayatta en sevdiğim kitapların arasına ihtişamlı bir girişle dalıverdin Justine, hoş geldin. Ne diyeceğimi pek de bilemiyorum – biraz çarpılmış gibiyim. Bu bir kitap değil, bir şarkı resmen: Uzun zamandır okuduğum en müzikli şey. Dantel gibi işlenmiş, satırlarından melankolik bir şiirsellik akan, tariflemesi çok zor bir eser. Her kelimesini, her cümlesini aklıma kazımak istiyorum. Bir kent (Durrell’in sözcükleriyle; “İskenderiye – Belleğin Başkenti”) ancak bu kadar atmosferik tasvir edilebilirdi, gerçek olan nerede bitiyor, edebiyat nerede başlıyor, ayırması öyle güç, öyle güzel. Justine kolay bir kitap sayılmaz, zira yazar zamanda atlıyor, gidiyor geliyor. Sanırım bu kitabı en iyi, kitapta geçen bir başka kitap için yazarın bir karaktere söylettiği şu cümleler tarif edebilir: “Anlatının ileriye doğru olan hızı zamansal geriye gönderimlerle frenlenir, böylece a noktasından b noktasına doğru ilerleyen değil, bütünü kavramak amacıyla zamanın dışında, zamana yukarıdan bakan ve kendi ekseni çevresinde ağır ağır dönen bir kitap izlenimi yaratılır. Her şey bizi ilerideki şeylere götürmez; bazıları da geriye, geçmiş şeylere götürür.” Aslında söylemek istediğim çok fazla şey var ama kendimi dörtlünün ikinci kitabı olan Balthazar’ın kollarına bırakmak istiyorum izninizle. Şununla bitireyim: “İnsan aşık olduğu kişinin aşık olmayı seçtiği kişiye de aşık olur.”

Yanıtla
2
0
Destekliyorum  3
Bildir