Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dünyadaki en büyük araştırmalardan birisinin sonucu şudur: gerçek insani başarıya ve mutluluğa ulaştığını hissettiği gözlemlenen yetişkinlerin, çocukluklarında ne zengin ne fakir bir ailede büyüdükleri, ne üniversite mezunu bir anne baba tarafından büyütüldükleri, ne de küçük yaşlarda kurslara gittiği gibi korelasyonlar bulunamamıştır. En büyük korelasyon: çocukluklarının geçtiği evdeki kitap sayısı ve çeşitliliğidir. Her çocuğun anne babası üzerinde hakları vardır. Bunlardan birisi de bir insanın gerçekten yaşamasını sağlayan üç gücün yönlendirilmesidir ve tetiklenmesidir: zihinsel, entelektüel ve bedensel güçler. Deneylerle Bilim Dünyası da çocuğunuzun zihinsel güçlerini tetiklemek için güzel bir kitap olmuş. Görsellerle, sesin elektriğin ve ışığın temel prensipleri anlatılmakta, diğer canlıların nasıl duyduğu ve gördüğü ile ilişkili ek bazı bilgiler de sunulmaktadır. 8-12 yaş arası çocuklara özellikle tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
ÖZKAN ÖZE'nin Çaylak ve Filozof serisinin 7. Kitabı, Teodise/Kötülük problemi ve özgür irade konusunu işliyor. Bu konu, yetişkinlerin bile anlamakta ve anlatmakta zorlandığı konular. Yazar, Gazzede yaşanan "vahşet ve soykırım" üzerinden, neden dünyada kötülük var? Tanrı niye kötülükleri engellemiyor? İnsanı kötülük yapamayacak şekilde yaratmış olsaydı, olmaz mıydı? sorularını açık açık soruyor. Sorulardan ve sorgulamaktan kaçmıyor diyaloglar. Umduğunuzdan fazlası var kitapta. Kargoyu açar açmaz oturdum ve bir solukta okudum. Yazarı yeniden tebrik ediyor ve alkışlıyorum.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakın Tarihe Işık Tutan Bir Roman...
Sema Çelebi'nin "Kumdan Kaleler - Dalgalara Müptela" romanı, 1975'ten 2023'e kadar uzanan bir zaman diliminde, bir ailenin inişli çıkışlı hikâyesini anlatıyor. Roman, farklı karakterlerin bakış açılarından ilerliyor ve bu sayede okuyucu, olaylara çok yönlü bir perspektiften tanıklık ediyor.

Romanın en güçlü yönlerinden biri, karakterlerinin derinliği ve gerçekçiliği. Her karakterin kendine özgü bir hikâyesi, hayalleri ve korkuları var. Okuyucu, karakterlerle empati kuruyor ve onların yaşadıkları zorluklar karşısında verdikleri mücadeleleri birebir yaşıyor.

Romanda, Türkiye'nin yakın tarihine de ışık tutuluyor. Siyasi ve toplumsal olaylar, karakterlerin hayatlarını derinden etkiliyor. Roman, bu olayları sadece arka plan olarak kullanmak yerine, karakterlerin hayatlarına nasıl etki ettiğini göstererek, okuyucuya daha derin bir anlayış sunuyor.

Sonuç olarak roman, sürükleyici hikâyesi, derin karakterleri ve tarihsel arka planıyla okuyucuya keyifli ve düşündürücü bir deneyim sunuyor.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Evvela belirteyim ki ikinci kitabı da okumayı sabırsızlıkla bekliyorum. 2177 yılında başlıyor olaylar ama sonra flashbackler ile geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki döngüde ve farklı evrenlerde, zamanı sorgulayarak, hikayenin etkisine kapılıyorsunuz. Yazarın hayal gücüne hayran kalıyorsunuz. Kitaptaki tasvir harika ve diyaloglar, felsefe, sosyoloji, astronomi ve fizik alanlarıyla ilişkili birçok teori ile dolu. Yazar yeni diller oluşturmuş ve bu dillerin konuşulduğu, orijinal bir evren çizmiş. Aynı Tolkien evreninde olduğu gibi. Sade anlatım tarzıyla, herkesin anlayabileceği bir dil kullanmış. Hacimli bir kitap olsa da, edebi zenginlik ve akıcılık bakımından çok iyi bir kitap. Velhasılı kelam okuyucular olarak, biz de artık döngünün birer parçasıyız.. iyi okumalar.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Beyefendi, bir Kitapkurdu, bir Asilzade, Büyük bir mirasın varisi ömrü boyunca hayatta kalmak için hiç bir emek sarf etmemiş babasının ayaklarıyla varolmuş Humprey Van Weyden, Hayalet İsimli geminin muhteşem Kaptanı, Hayata üç sıfır geride başlamış, tırnaklarıyla kazıya kazıya yaşamış, bir an bile mücadeleden ödün vermemiş kendini hayatta kalmaya ve yaşamaya adamış efsanevi Kaptan Wolf Larsen… Bu iki zıt yaşam ve birçok başka muhteşem karakterlerin ilmek ilmek işlendiği ve hepsinin harmanlandığı muhteşem bir hayatta kalma mücadelesini soluksuz takip edebileceğinizi garanti ederim. Mücadele ve hayatta kalma savaşı konusunda ustaca işlediği kitaplarla tüm okuyucular üzerinde derin tesirler bırakan Jack London muhteşem bir olay kurgusu ve şahane bir dönüşümü konu alıyor. Kitapta nezaket, inanç, felsefe, şiir, roman, avcılık, survival, hazırcılık, hayalcilik, insanlık, ihanet, şefkat, aşk, kötülük, duyarsızlık, denizcilik, gemicilik, bütün bu olguları iliklerinize dek hissedeceksiniz.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
çok da yeni olmayan bir kelam kitabı. kitapta atıf yaptığı kişiler görüşler günümüz için pek de anlam ifade etmeyebilecek kadar eskiler. yine de yazımı açısından şuana kadar rastladıklarım arasında en kelami olanı. birtakım kelamcıların veya mezheplerin görüşlerini sırayla anlatmak yerine kitabın ilk bölümünde kelam ilminin temel kaidelerini/ilkelerini çıkarmış ve örneklerle anlatmış. piyasada eşine rastlanmayacak bir kelam eseri. kitabın ikinci yarısı ise bu ilkelerden hareketle birtakım kelami problemlere yaklaşımlardan oluşuyor. bu ikinci kısım her ne kadar günümüz okurunu direkt hitap almıyor olsa da yalnızca daha önce verdiği ilkelerin birtakım problemlere tatbik edilerek çözüm üretilebileceğini ve böylece bir kelamcının nasıl düşünmesi gerektiğini bize göstermiş.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Mayıs 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ulusların Düşüşü isimli magnum opustan sonra gelen ikinci bir şaheser diyebileceğim eser Dar Koridor. Eser özgürlüğe ilişkin bugün hala kabul edilebilen bir tanımla Locke'un tanımı ile başlıyor. Yazalar daha sonra Locke'un antitezi olarak Hobbes'un Leviathan düşüncesini ele alıyor. Eser tez ve anti tez mantığı ile devam ederken yazarlar özgürlük ve gelecek arasındaki ilişkiyi bir gergef gibi işliyor. Yazarların önceki eseri gibi bu çalışmada oldukça dikkat çekici. Ulusların Düşüşü tam anlamı ile bir deneysel tarih perspektifi sunuyordu. Tarihi bir laboratuvar olarak ele alıyor ve toplumların nasıl geliştiklerini buradan elde ettiği veriler ile çok güzel izah ediyordu. Aynı perspektifi burada da görüyoruz. Tarih yine yazarlar için etkili bir laboratuvar görevi görüyor. Yazarların bu çalışmasını hangi alanda olursa olsun doktora yapan herkese içtenlikle tavsiye ederim. Kendi geleceği ile ülkesinin geleceğini ortak bir noktada kesiştirmek isteyen herkes için ufuk açan bir çalışma.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  10
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
En kapsamlı William S. Burroughs biyografisi!
William S. Burroughs Amerikalı bir yazardı ve deneysel edebiyatın öncülerinden biriydi. Özellikle Çıplak Öğle Yemeği romanıyla ünlüdür. Eserin yapısı cinsiyet, uyuşturucu kullanımı, toplumsal eleştiri ve 'Deneysel Edebiyat'ın öncüsü olarak geleneksel yazı biçimlerini sorguladı ve dilin sınırlarını zorladı.

Kendisi "Beat Kuşağı"nın temsilcisiydi ve toplumsal normlara meydan okuyan bir yaklaşım benimsemişti. Özellikle uyuşturucu kullanımı ve cinsellik gibi konuları ele alarak, çalışmalarına sıklıkla sosyal eleştiri ve alternatif kültürel yapıların incelenmesini önceliyordu. Postmodern edebiyat ve çağdaş edebiyatın yanı sıra müzik, film, sanat ve diğer alanlar üzerinde de derin bir etkisi oldu. Burroughs edebiyatta ve kültürde deneyi, özgünlüğü ve sosyal eleştiriyi harmanlayan bir isimdi ve eserleri okuyucuyu düşünmeye ve sorgulamaya teşvik ediyordu.

Bu biyografi, Burroughs'un duygusal yaşamı ve önemli dostluklarına detaylı bir bakış sunuyor. Yazarın hayatını daha derinlemesine anlamak isteyenler için bu kitap önemli bir okuma deneyimi sunuyor. Burroughs, 20. yüzyılın en tartışmalı figürlerinden biridir. Yakın tarihi, edebiyatı ve sanatı anlamak için de bu eser oldukça değerli.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın sonunda gözyaşlarımı tutamadım, Mauro ve Elenanın aşkı. Mauronun havalimanında saatlerce bir umut ile beklemesi. Talia'nın son dakikalarda içine düştüğü ikilem, kalmanın gitmekten daha kolay gelmesi. Kalmanın her zaman daha kolay görünmesi.

"Sürekli dikiz aynasından bakarsan önündekini göremezsin."

İnsan alıştığını, ait hissettiğini bırakamıyor. Zaman geçtikçe hayallerine yalanlar karışıyor. Geride bıraktığını peme-be gözlüklerle görüyor. Gitmek istemiyor. Kalması ise çok zor. Kalıyorsun ama senden bir şeyler gidiyor. Onları bir ömür yakalamaya çalışıyorsun.

Mauro'nun sonunda her şeyi göze alıp yolculuğa çıkması beni çok etkiledi. Kaybedecek bir şeyin yok, ama kazanacakların için değecek bir yolculuk bu. Ve gerçekten insan nerde olursa olsun, en sevdikleri yanındaysa, yabancılaşma hissi, yuvasızlık sisi yavaş yavaş kayboluyor.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
30 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ruslar ve Bozkırlılar
Günümüzde Asya’nın siyasi haritasına bakıldığında, deyim yerindeyse sınırları dünyaya sığmayan bir ülke, Rusya, kıtanın büyük kısmını kaplar. Aktüel siyasette de etkili olan bu kadim ülkenin tarihinin ise Türk okuru için fazlasıyla aşikar olduğu söylenemez. Osmanlı döneminden itibaren artık klişeleşmiş sıcak denizlere ulaşma hayaliyle Devlet-i Aliye sınırlarında arz-ı endam eden Çarlık, artık kadim düşman sıfatını kazanır. Buna rağmen kadim düşmanı tanımak için cephenin gerisine uzanıldığı görülmez. Oysaki Türklerin kök vatanı Asya bozkırlarının batı sınırında Ruslar vardır. Hatta öyle ki Türkler çoğu zaman batıya doğru uzandıklarında Slav kökenlilerle karşılaşırlar. Tam bu noktada Bozkır’ın Rusya ile nasıl bir ilişkisi olduğu merak edilir. Aslında Bozkır’ın Türklüğü simgelediği üzerinden Türkler ile Rusların ilişkisi Osmanlı öncesi döneme uzanır. Büyük Rus Tarihçi Lev Nikolayeviç Gumilev “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları” isimli iki ciltlik eseri ile Bozkır-Rus temaslarında ortaya çıkan denklemleri çözmeye çalışır.

Bilindiği üzere Gumilev denilince akla ilk olarak meşhur teorisi etnogenez gelir. Tarihi, halkların şekillenişi, üzerinden anlatan Rus tarihçinin, diğer eserlerinde olduğu gibi, bu eserinde de etnogenez çözümsüz sorulara mantıklı cevaplar verecek şekilde gündeme getirilir. Diğer eserlerinde Bozkır’ın Ruslarla ilişkisine dair önemli değiniler vermesine karşın bu eserinde Bozkır-Rus ilişkilerini merkeze alarak, ezber bozan bir teori ortaya atmayı amaç edinir. Bu teoriye göre Bozkır-Rus münasebetleri tarihçilerin genelinin savunduğu gibi değildir.

Öncelikle Rus tarihçiliğinin hakim fikirlerini veren Gumilev, Rusya’nın Bozkır’la Avrupa arasında bir bariyer olduğu fikrine şiddetle karşı çıkar. Hakim görüşlere göre bu set, güçlü bir sel şeklinde akan Bozkır kavimlerinin önünü keser ve Avrupa’nın sular altında kalmasına mani olur. Bu indirgemeci yaklaşımı tümden değiştirmeye niyetlenen Gumilev, neredeyse her satırda Ruslar ile Asyalı diğer kavimlerin ilişkilerinin girift noktalarını ortaya koyar. Üstelik sadece kaynaklara da bağlı kalmaz. Kaynakların açıkta kalan noktalarında kendi teorisi etnogenezi çimento niyetine kullanarak rekonstrüktif adımlar atarak Rus tarihinin ilk dönemlerini adeta yeniden inşa eder.

Gumilev, sadece Rus tarihçilerinin genel kabullerini çürütmeyi hedeflemez. Batılı tarihçilerin Bozkır etnik sistemini tamamen Barbar diye etiketlemelerine de karşı çıkar. Etnogenezle Batılı jargonun Doğu’ya karşı iptidailik yakıştırmasını temelden yıkar. Bazı Rus tarihçilerin kendilerini Batı sistemine dahil etmek adına geliştirdikleri teorileri umursamadan Ruslar ile Bozkırlıların nasıl kaynaştığını aşama aşama anlatır. Rusların milletleşme sürecinin ilk anından itibaren bozkır kavimlerinin idari, sosyal ve kültürel etkilerini dile getirir. Gumilev eserinin yazıldığı dönemin baskısından dolayı Türk etkisini tam olarak belirtemese de üstü kapalı şekilde demek istediklerini pekala yerine getirir.

Ele alacağımız eserinin 2. cildinde ise genel olarak Moğol intişarı ele alınır. Moğolların Cengiz Han yönetiminde Asya’dan Avrupa’ya doğru uzanan hikayesi başından sonuna kadar anlatılır. Aslında vurgulanmak istenen Moğol istilasının Avrupa ayağının arka planına yerleşen Rus knezlikleridir. Rusların yeni düşmanla olan ilişkileri “devletlerin dostları yoktur çıkarları vardır” sözüne nazire yapacak derecededir. Bu tarz menfaat ilişkilerinin bulunduğu bir sistemde Moğollara isnat edilen tamamen imha için yola çıkan bir barbar sürüsü yakıştırması doğal olarak ortadan kalkmaktadır. Gumilev yazdıklarıyla Moğolları bir nebze aklarken, Asya’daki Rus faktörünün de ehemmiyet derecesini arttırır.

Eserde Ruslara biçilen önemin yazarın aidiyetine bağlı olmakla birlikte yazılanlardan zor da olsa eser sahibinin başka yönleri de fark edilir. Aslında muhtevayı ideolojik düşüncelerden temizlemek pek olası değildir. Zira Gumilev aktarım ve nakilden ziyade yorumla tarihi yeniden inşa ettiği için fikri kimliğini de yer yer aşikar eder. Bir kere bütün metin dikkatle incelendiğinde Gumilev’in hasım düşüncelere ilk aşamada “Burjuva” yakıştırmasını yaptığı görülür. Sosyalist jargonda çokça geçen bu kelimenin müellif tarafından tahkir, önemsememe, küçümseme anlamlarında kullanıldığı fark edilir. Tabii buna nazaran sosyalist yazımın merkezinde yerleşen ekonomik ilişkilerin de metinde çok fazla baskın olduğu söylenemez. Zira etnogenez tezi o kadar güçlü bir şekilde yer alır ki başka fikirlerin terminolojisi silikleşir.

Etnogenez tezinin anlatımdaki yoğunluğu yazarın tarzına alışkın olanlar için pek bir anlam ifade etmez. Ama bazı satırların müellifin diğer eserlerinden izler taşıdığı akla gelebilir. Hatta bu makalenin yazarı Gumilev’in eserini okurken bir yerde tekrar olduğunu fark eder ve derkenara “diğer eserlerinde benzer konu tekrar edilmiş” diye not düşer. İzleyen sayfada Gumilev okurunun dikkatine not düşmek ve kendini temize çıkarmak kabilinden: “Binaenaleyh mezkur kitap (Muhayyel Hükümdarlığın İzinde) ile elinizdeki eserin bu bölümü, kronoloji prensibine göre konulmuştur ve tekrar değil, aksine birbirinin mütemmimidir (s.25)” diyerek adeta okuruyla eserinde konuşur.

Okurla bu kadar hemhal olmanın haricinde Gumilev yazılan metni adeta gergef gibi işler. Tarihin kaynaklarla yazıldığı malumdur. Ama Gumilev için kaynaklar ilk aşamada eleştirilmesi gereken metinlerdir. Onun tenkit usulü, inanılmaz derecede ayrıntı içerir. Misal elde kaynak olmamasına istinaden Moğolların tarihine ilişkin birincil bir kaynak olan “Moğolların Gizli Tarihi” Gumilev tarafından en ince ayrıntısına kadar tahlil edilir. Merhum çevirmen Ahsen Batur’un da vurguladığı gibi bazı tarihçiler tarafından sadece nakledilen bir cümle Rus tarihçi tarafından iki üç sayfa boyunca detaylı analiz edilir. Üstelik ortaya çıkan sonuçlar çarpıcıdır.

Bazen cümle tahlili kelime seviyesine iner. Aslında müellif nerede detaya inip, nerede genel anlatım yolunu izleyeceğini çok iyi bilir. Bazen diğer eserlerinde konuyu detaylı anlattığı için kısaca geçer. Bazen de kelimenin etimolojisine dair derin tespitler yapar. Bu tespitlerde çok sıra dışı yorumların olduğunu da belirtmekte fayda var. Örneğin; Kızılderili kabilelerin kullandığı Dakota dilindeki “Wakan” ile “Hakan” kelimesi arasındaki benzerliği anlamlı bulan Gumilev, Bering Boğazı’ndan geçiş teorisine destek verir.

Bu şekilde çarpıcı fikirlerle beraber bazen katılmanın güç olduğu yorumlarını da öne sürer. Aslında Rus milletiyle diğer milletleri karakterize eden anlatımı dikkate alınırsa yazarın aidiyeti tekrar gündeme gelir. Misal Rusların Kıpçaklarla olan ilişkisine genel intibanın dışında barışçıl bir perspektiften yaklaşır. Amerika’yı istila eden yabancı kavimlerin soykırımı önceleyen yanlarına karşın Rusların Kıpçakları benimsediklerini, onlarla evlilik bağı kurduklarını ve dostluk ettiklerini savunur. Rus kanıyla Türk kanının karıştığı bu olağan tablonun hissettirdiği iyi niyete ve barışçıl arka plana karşın, Osmanlı’nın Balkanlardaki ilerleyişini savaşan unsurların (Devşirme Yeniçeriler, Korsanlar, Bizanslı Akritler, Anadolu Gaziler-i/Gaziyan-ı Rum) etkisine dayandırır. Hatta ön yargılı olarak nitelendirilebilecek bu durum ilerleyen satırlarda Merhum Çevirmen Ahsen Batur’un da dikkatini çekmiş olacak ki Türklerin-Müslümanların din siyasetinde kullanılan “Kılıç Zoru” deyimine Batur dipnotla karşı çıkar.

Bu arada eserin çevirmeni Merhum Ahsen Batur hakkında da birkaç söz söylemek uygun olur. Gumilev’in bu tarz eserlerini literatüre kazandırması yetmezmiş gibi merhumun çeviriye sadece basit bir aktarım gibi davranmadığı da aşikardır. Böylesine zor, anlaşılması güç, etnogeneze ve Rus tarih anlatımına ait onlarca terminoloji içeren bir eseri tercüme ederek anlaşılır kılmak başlı başına bir başarıdır. Üstelik bazen Gumilev’in kullanım hataları ve kaynaklarına dair yanlışları bile gösterilir.

Sonuçta, kim ne derse desin, Gumilev, büyük bir tarihçidir. Onun tarihin yöntemine dair savundukları ders verilecek kadar mühimdir. Fikirlerinin bütününe katılmak mümkün olmasa da savunduğu düşünceyi yüceltmede ve okurunu kendi fikri yörüngesine oturtmakta ustadır. Tarihin bilinmezlerine getirdiği yorumlar genç tarihçiler için bir yaklaşım modeli oluşturabilir. Ayrıca yazarın bazen savunduklarıyla okurun fikri yapısını Gumilev öncesi ve sonrası diye ayıracak derecede güçlü tezler öne sürdüğü de malumdur. Üstelik Rus tarihçi sadece düşünceye yeni boyutlar kazandırmakla da kalmayıp, tarihe yardımcı ilimleri- özellikle fiziki coğrafyayı- en efektif şekillerde kullanır. Her tarihçi bu etkiyi yaratamaz.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir