Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Işıklar Ülkesi
Vay anasını ya, vay anasını. Bu nasıl kitap? Şayet Notos bir futbol kulübü olsaydı dünyanın her yerinden kimsenin keşfetmediği genç yetenekleri bulup çıkarmasıyla ünlü olurdu bence, yine nokta atışı bir seçim yapmışlar. Bu kitabın bu sene okuduğum en iyi kitaplar arasında olacağına şimdiden eminim ‑ inanılmaz etkilendim. Tekniğindeki dozunda modernistlik, dilindeki ustalıklı yalınlık, kurgusundaki nefes kesicilik, hikâyesindeki dert, insana dokunduğu yerler, kötülüğe dair yarattığı kafa karışıklığı... Her şeyiyle kusursuz; büyük bir hayranlıkla okudum. Üzerine çok kafa yorduğum çocuk olmanın doğasına, çocukların şiddet ve kötülükle ilişkisine, biz yetişkinlerin (ve toplumun) buna karşı gösterdiği tavra dair yüzlerce soru ve sorgulamayı kucağıma bıraktı. Gözüm kapalı herkese öneriyorum bu kitabı. “Çocuklar kurgudan daha güçlüdür” diyor Barba, kitap da bunun ispatı gibi. Bu olağanüstü kitabın son cümlesiyle tamamlıyorum bu faslı: “Ölüler terk ederek bize ihanet ediyor olabilir ama biz de yaşayarak onlara ihanet ediyoruz.”

Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir Anın Anatomisi
Vay anasını - bir başyapıt okudum bence. Javier Cercas'ın büyük bir yazar olduğuna sonunda ikna olduğum kitap bu oldu: kusursuz çünkü. İlmek ilmek örülmüş, muazzam bir eser Bir Anın Anatomisi.

23 Şubat 1981'de, Franco'nun ölümünden 6 yıl sonra İspanyol demokrasisi henüz emeklerken ve TV kameraları kayıttayken askerlerin meclisi basıp darbe girişiminde bulunması meselesini didikliyor Cercas. O anın 35 dakikalık görüntüsünü yüzlerce kez izlemiş kendisi ve eli silahlı askerler meclisi basmışken yere yatmayı reddeden, darbeye direnen 3 figür üzerinden kurmuş anlatısını. Dönemin Başbakanı Adolfo Suarez, Komünist Parti Genel Sekreteri Santiago Carrillo ve Başbakan yardımcısı eski asker Manuel Gutiérrez Mellado.

3 kişinin askerlere karşı ayakta durmayı seçerek tarihin akışını değiştirdiği bir anın anatomisi olduğu kadar, elbette bir darbenin de anatomisi bu kitap. "Darbenin plasentası" dediği şeyin nasıl oluştuğunu ve hangi kuvvetlerin o geceye varan sürecin taşlarını döşediğini; yaptığı birebir görüşmeler, dönemin gazete kupürleri, mahkeme ifadeleri vd. üzerinden çerçeveliyor Cercas. Müthiş bir çalışkanlık eseri bir kitap bu her şeyden önce. Ama sadece o değil.

Zira bir roman bu. Tamamen gerçeği anlatan, yahut gerçeği bulmayan çalışan bir roman ama bir kurgusu var: pek çok bilinmezi bir araya getirip anlamaya çalışırken ortaya çıkan bir kurgu. Ve dili, ah, öyle kuvvetli ki. Cercas'ın dilini severim ama bu kadar güçlü yazdığına hiç şahit olmamıştım. Özellikle o direnişi gösteren o 3 kişiyi anlamaya çalışırken seçtiği kelimeler, cümleler... Muhteşemdi. "O duruş bir cesaret, bir zarafet, bir itaatsizlik duruşudur, teatral bir duruştur; eksiksiz özgürlüğün duruşudur, ölümden sonraki duruştur, siyaseti serüven gibi gören, ıstırap içinde kendisini meşru kılmaya çalışan, bir an için demokrasiyi cisimleştirmiş gibi görünen tükenmiş bir insanın duruşudur. Kısacası, şiddetin duruşudur, katıksız bir siyasetçi duruşudur."

Bizimki gibi tarihi darbelerle şekillenmiş bir ülkede yaşayan herkesin okumasını çok arzu ederim bu kitabı. İçinde alınacak çok dersler var. Ve onun da ötesinde, dediğim gibi, muazzam bir okuma lezzeti sunuyor.

Hayran kaldım.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz
Vallahi olmadı ya. Olur sanıyordum, kesin olacak diyordum hatta ama olamadı: sevmedim. Kitabın ilk 50 sayfasında gücü gibi gelen şey ilerledikçe zayıflığına dönüşüverdi; o da şu: bu kitap fazla şiirli. Böyle eleştiri mi olur diyeceksiniz, demeyin lütfen; gerçekten çok fazla. O kadar fazla ki, bir süre sonra her cümlede bir performans kaygısı sezmeye başlıyor insan. Hani sanki çok abartılı oynayan bir oyuncuyu sahnede izlemek gibi. Kendi performansına aşık olup hikâyeden kopar ya oyuncu, her mimiğine, her jestine anlam yüklemeye çalışır; öyle ki siz bir süre sonra yabancılaştığınızı sezersiniz. Tam bu oluyor işte. Neredeyse arabeske varan bir hassasiyet içinde hatırlıyor yazar, HER ŞEYİ hatırlıyor ve her şey çok büyük, çok anlamlı, çok yapısal, çok iz bırakmış. (Claire Louise-Bennett’in Gölet’i de benzer bir yerden rahatsız etmişti beni.) Yazarın yazdıkça öykünün büyüsüne ve hüznüne fazla kapıldığını düşünüyorum. Savaştan kaçmış bir göçmen ve homofobik bir toplumda bir eşcinsel olmak elbette ki anlayamayacağım şeyler, o nedenle tuzukuru bir yerden ahkam kesiyor olmak asla istemem, söylediklerimin Ocean Vuong’un zorlu deneyimine değil, yazdıklarına ve edebi bir eser olarak kitabına dair olduğunun altını çizmek istiyorum. Ancak maalesef inandırıcı ve ikna edici bulamadım, dozu kaçmış gibi biraz meselenin. Aralarda çok iyi yakalanmış şeyler vardı ama onlar da yazarın üzerimize boca ettiği aforizmaların arasında kaybolup gitmiş gibi. Birilerinin seveceği şekilde süslenmiş, püslenmiş, giydirilmiş bence öykü ve nüvesini yitirmiş, gerçeklikten kopmuş. Edebiyat bu kadar performatif olmamalı bana sorarsanız. Üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Edebiyata Övgü
Vallahi Barnes'a hayran olmamak mümkün değil. Pek çok şeyine hayranlık duyuyorum ama burada beni en çok büyüleyen şey çalışkanlığı oldu. 2019 tarihli bu kitap yayımlandığında kendisi 73 yaşındaydı; 73 yaşında bir yazar nasıl bu kadar zengin, bu kadar yoğun arşiv araştırması ve kaynak taraması gerektiren, bu kadar kapsamlı bir kitap yazar, hakikaten inanılmaz. Önünde saygıyla eğiliyorum sevgili Barnes.

Şöyle bir şey demek istiyorum: bu kitabı Kayıp Zamanın İzinde'den hemen önce ya da hemen sonra okumalı, enfes bir Belle Epoque panoraması zira. Temel odağı dönemin ünlü cerrahı jinekolog Samuel Pozzi'nin yaşam öyküsü olsa da, kendisinin çevresindeki pek çok insanın da hayatına dalıyoruz. En başta, Proust'un meşhur Baron de Charlus karakterine ilham veren Kont Robert de Montesquiou ve Prens Edmond de Polignac olmak üzere Oscar Wilde'dan Sarah Bernhardt'a dönemin pek çok büyük şahsiyeti de kitapta uzun uzun anlatılıyor.

Kurmaca olmayan ama kurmaca lezzeti veren bir kitap Kırmızı Giysili Adam. Yer yer aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle insanın odaklanması güçleşse de, Barnes gerçek bir hayatı lezzetli bir sohbet tadında sunuyor okura ki bayıldım. Bu ünlü şahısların o dönem yapılmış portrelerini ve çekilmiş fotoğraflarını da işin içine katıyor, onların zihnimizde vücut bulmasını sağlıyor. Barnes tabii ki Barnes, ara ara kendini tutamayıp dönemin sevip saymadığı karakterlerine lafını da sokmadan edemiyor.

Mesela bu kitaptan şöyle bir hikâye öğrendim: Oscar Wilde, eşcinselliği nedeniye hüküm giyip Reading Zindanı'nda yatıp tahliye olduktan sonra intiharı düşünmeye başlamış ve bunun için Seine Nehri'nin kenarına gidip duruyormuş. Bir gün orada Pont Neuf'de gözünü suya dikip bakan bir adam görmüş ve onun da kendisi gibi umutsuz olduğunu düşünerek "Siz de bir intihar adayı mısınız?" diye sormuş, adam da "Hayır, ben kuaförüm!" demiş; adamın yanıtındaki bu mantıksal ilişkisizlik Wilde'ı hayatın hala yaşanılacak kadar komik olduğuna inandırıp intihardan vazgeçirmiş.

Çok enteresan ve lezzetli bir kitap bence bu; biyografi yazmanın aykırı bir biçimi. (Nitekim yazar zaman zaman biyografi yazmaya dair de kafa yoruyor kitapta.) Okuduğum için acayip mesudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kırmızı Giysili Adam
Vallahi Barnes'a hayran olmamak mümkün değil. Pek çok şeyine hayranlık duyuyorum ama burada beni en çok büyüleyen şey çalışkanlığı oldu. 2019 tarihli bu kitap yayımlandığında kendisi 73 yaşındaydı; 73 yaşında bir yazar nasıl bu kadar zengin, bu kadar yoğun arşiv araştırması ve kaynak taraması gerektiren, bu kadar kapsamlı bir kitap yazar, hakikaten inanılmaz. Önünde saygıyla eğiliyorum sevgili Barnes.

Şöyle bir şey demek istiyorum: bu kitabı Kayıp Zamanın İzinde'den hemen önce ya da hemen sonra okumalı, enfes bir Belle Epoque panoraması zira. Temel odağı dönemin ünlü cerrahı jinekolog Samuel Pozzi'nin yaşam öyküsü olsa da, kendisinin çevresindeki pek çok insanın da hayatına dalıyoruz. En başta, Proust'un meşhur Baron de Charlus karakterine ilham veren Kont Robert de Montesquiou ve Prens Edmond de Polignac olmak üzere Oscar Wilde'dan Sarah Bernhardt'a dönemin pek çok büyük şahsiyeti de kitapta uzun uzun anlatılıyor.

Kurmaca olmayan ama kurmaca lezzeti veren bir kitap Kırmızı Giysili Adam. Yer yer aşırı bilgi yüklemesi nedeniyle insanın odaklanması güçleşse de, Barnes gerçek bir hayatı lezzetli bir sohbet tadında sunuyor okura ki bayıldım. Bu ünlü şahısların o dönem yapılmış portrelerini ve çekilmiş fotoğraflarını da işin içine katıyor, onların zihnimizde vücut bulmasını sağlıyor. Barnes tabii ki Barnes, ara ara kendini tutamayıp dönemin sevip saymadığı karakterlerine lafını da sokmadan edemiyor.

Mesela bu kitaptan şöyle bir hikâye öğrendim: Oscar Wilde, eşcinselliği nedeniye hüküm giyip Reading Zindanı'nda yatıp tahliye olduktan sonra intiharı düşünmeye başlamış ve bunun için Seine Nehri'nin kenarına gidip duruyormuş. Bir gün orada Pont Neuf'de gözünü suya dikip bakan bir adam görmüş ve onun da kendisi gibi umutsuz olduğunu düşünerek "Siz de bir intihar adayı mısınız?" diye sormuş, adam da "Hayır, ben kuaförüm!" demiş; adamın yanıtındaki bu mantıksal ilişkisizlik Wilde'ı hayatın hala yaşanılacak kadar komik olduğuna inandırıp intihardan vazgeçirmiş.

Çok enteresan ve lezzetli bir kitap bence bu; biyografi yazmanın aykırı bir biçimi. (Nitekim yazar zaman zaman biyografi yazmaya dair de kafa yoruyor kitapta.) Okuduğum için acayip mesudum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yürümek - Evet
Valla zor kitap. Ben Bernhard’ın hikâyesi daha zengin, felsefik tarafı daha geriden sezilen metinlerini daha çok seviyorum sanırım. Bu kitap kendisinin varoluşçuluğunun oldukça belirgin olduğu eserlerinden biri. Kendisi okuru her zamanki gibi tekrarlarıyla zorluyor (bunu yapmasına bayılıyorum gerçi). “Evet” öyküsü özellikle anlattığı kadın öyküsü bakımından oldukça ilginçti. Kitabı tavsiye ediyorum ama Bernhard’a yeni başlayacaksanız daha kolay bir eseriyle başlamanızı öneririm naçizane.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sarı Yüz
Valla şu çok satanlardan uzak durma konusunda daha yüksek irade göstermem lazım bir kez daha anladım. Çok konuşuldu diye “hadi Eylül, inat etme” dedim, okudum Sarı Yüz’ü. Duygularımı nezaket kuralları çerçevesinde ifade etmem güç görünüyor.

Öncelikle: bu edebiyat değil. Değil! Edebiyat böyle bir şey değil, olamaz, olmamalı. Allahım nasıl yavan bir dil, nasıl kuru bir üslup, içim şişti okurken. Evet ele aldığı konu önemli ama edebiyatın tek işi birtakım önemli konulara işaret etmek olmamalı, di mi?

Sakince anlatmayı deniyorum şimdi. Athena Liu adlı bir genç yazar kadın var, kendisi Çin asıllı bir Amerikalı. Edebiyat dünyasının yıldızı, kitapları delice satıyor, çok okunuyor, sosyal medya personası filan da şahane, yayın dünyası kendisini parlatmış, kariyeri müthiş. Bu kadın bir gün apansız ölüyor ve kendisi başarısız bir yazar olan arkadaşı (ve aynı zamanda bu romanın anlatıcısı) onun son romanını çalıp kendi adıyla yayımlatıyor, olaylar gelişiyor. Birisi romanın çalıntı olduğu iddiasını ortaya atıyor, yazarımız linç ediliyor filan. Roman I. Dünya Savaşı sırasında Çin’den getirilen işçilerle ilgili olduğu için politik bir boyutu da var meselenin, işte bir beyaz bu konularda söz söyleme hakkına sahip midir, söylerse ne olur gibi yerlere gidiyor, iptal kültürüne de eğiliyor yazar vs vs.

Tam bugünün konusu ve tartışması yani, satar tabii bu. Ama bütün bunlar için 300 sayfa okumasam da olurdu gayet, pekala orta uzunlukta bir Vice makalesiyle de anlatılabilirmiş bu dert, ki dili bundan çok daha iyi olan makaleler okudum. Ayrıca yazarın kusursuz Athena Liu karakterini basbayağı kendisinden yola çıkarak yarattığına da emin gibiyim ama ispatlayamam, kendisinin fotoğraflarına bakınca şaşırdım, rujundan kıyafetine baya kendini tasvir etmiş zira.

İki ana karakterimiz de ziyadesiyle sığ ve zaten yazarımızın kitaba boca etmek istediği popüler tartışmaların nesnesi olarak oradalar. “Ne yapsam satar” diyip bir liste yapmış ve tüm kalemlere tik atmadan da kitabı tamamlamamış gibi resmen. Bu kitabın “öteki” meselesine dair cesur bir çıkış olduğunu söyleyenler, hepinizi kınıyorum. Bıktım bu çağın sığlığından valla ya.
Yanıtla
17
2
Destekliyorum  19
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Deli Oyuncak
Valla Roberto Arlt’ı sevdim mi bilmiyorum çünkü maalesef çok kötü bir çeviriye denk geldim. Çevirmen emeğine saygım büyük, o nedenle genelde çok fazla takılmamaya çabalarım ve pek de laf etmem ama bu olacak gibi değildi. Bir kere yazarın bir dili var mı, varsa nasıl, hiçbir şekilde fikir edinemedim. Düşük cümleler, olağanüstü gereksiz miktarda virgül kullanımı, ilk anlamıyla çevrildiği ve üzerine düşünülmediği çok belli bazı kelimeler… Çok üzgünüm çünkü sanki bir Bolano lezzeti alır gibiydim (ki sonradan okudum ki Arlt, Bolano’nun en sevdiği yazarlardanmış hakikaten) ama çevirmene güvenimi yitirdiğim sayfadan itibaren hiçbir okuduğuma ikna olmamaya başladım. Belki bir noktada İngilizcesini okurum çünkü merakım bâki. Böyle.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Otopsim
Valla daha çok okudukça daha az seviyorum Fournier’yi maalesef. Halbuki Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam ve Kuzeyli Annem’le başlayan yolculuğumuz ne kadar umut vaat ediyordu, yaklaşacağımıza uzaklaşır olduk. Kendisinden okuduğum altıncı kitap olan Otopsim; Dul ve Bekleyecek Vaktim Kalmadı Artık kadar sinirimi bozmadı ama sevdiğimi de söyleyemeyeceğim.

Kendi ölümünü hayal ediyor bu kitapta yazar ve otopsi masasında yatan cesedine ses veriyor. Bu nedenle kurmacası en baskın eserlerinden biri diyebiliriz aslında, kendisine otopsi yapan genç bir tıp öğrencisi kadın hayal ediyor ve onu da hikâyeye katıyor, kadın cesedini kurcalıyor, o da hem kadının kendisine yaptıklarını anlatıyor, hem de geçmişe gidip aklına gelenleri sıralıyor.

Sanırım Fournier’de sevmediğim şey durmadan ama durmadan kendinden bahsetmesi. İnsan bir yaşa gelince artık kendinden sıkılmaz mı ya? Sürekli bir ben, ben, ben. Açıkçası düpedüz narsist olduğunu düşünmeye başladım kendisinin (ki zaten “Sessizliğe Mahkûm” bölümünün girişi de bu açıdan bir itiraf gibi), başkalarını anlatıyor gibi yaparken bile sadece kendisini anlatıyor aslında ve mesela çok aşık olduğu Sylvie’yi ve ona ettiği kötülükleri anlatırken aktardığı üzüntüsüne de bir türlü ikna olamıyorum. Mesele mevzuya alaycı bir yerden yaklaşması değil, kara mizahla da şükür hiçbir derdim yok ama bana ziyadesiyle empati yoksunu geliyor Fournier, mizahla da bunu örtmeye çalışıyor gibi hissediyorum ve hoşlanmıyorum bu duygudan.

“Mizah benim için, kontrollü bir kaçış yolu, bir ağrı kesici, dayanılmaz olana meydan okuma, sol gösterip sağ vurma, iki tarafı keskin bir bıçak, bir deterjandı. Tıpkı termoliz gibi temizliyor, pislikleri yakıyor, lekeleri, önyargıları, kinleri ve buruklukları siliyor” diye yazıyor kendisi bu kitapta, bu söylediğini gayet iyi anlıyorum ama o “her şeyle alay eden edebiyatın cesur adamı” imajından da olması gerekenden daha fazla haz aldığını seziyorum ve bu da bana sorunlu geliyor.

Buna takılmayayım dersem de, kitapta bunun ötesinde bir şey yok maalesef. Birkaç küçük tatlı anekdot dışında ilginç bir tarafı da, derinliği de olmayan bir metin bence. Yine olmadı valla, üzgünüm.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Mayıs 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beyaz Kitap
Valla az bile övmüşsünüz Han Kang’ı, bayıldım. Her yerinden hüzün akan bir kitap, içinde orada olmaması gereken hiçbir kelime yok, çok az kelime, çok fazla his, büyük ve yalın bir güzellik. Bunu yapabilen yazarlara büyük hayranlık duyuyorum. Kitaba sinmiş bir kadınlık gücü var, bence onu es geçmemek lazım. Yani şöyle: bazı satırları “bunu yalnızca bir kadın böyle yazabilir” diyerek okudum, hissettim, duydum. İçindeki yas ve kayıp meseleleri de maalesef ve elbette bana ayrıca dokundu. Sonuçta böyle şiir gibi bir kitapmış bu. Bir tür minik poetika, geri dönüp dönüp tekrar okunulası türden. “Kışlıklarını dolaptan çıkarıp giyen erkeklerin ve kadınların gölgesinde, bir şeylere katlanmayı öğrenen insanlara özgü dilsiz önseziler vardır.”
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir