Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Amerika'nın süper güç olması 2. Dünya Savaşı'ndan sonradır. 19. Yüzyılda ise siyasi, iktisadi ve fikri olarak dönüşümünü sağlayarak küresel güç olmuştur. Eser Amerika'nın birliğini sağlamasında felsefi alt yapısı, siyasi birliğini sağlaması, anayasanın ve federal yapının oluşumunu ele almış. Liberalizmin iktisadi kalkınmada oynadığı rolü, doğal kaynakların sanayi sektörüne aktarılması, bankacılık sistemi, arazi politikaları, kölelikle ilgili bilgilerin bulunduğu temel düzeyde bilimsel bir eser.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Dr. Uğur Dolgun 'un "Şeffaf Hapishane Yahut Gözetim Toplumu" bir diğer başlık ile "Küreselleşen Dünyada Denetim ve İktidar İlişkileri" kitabı içinde yaşamaya çalıştığımız modern dünyada ne olup bittiğini anlayabilmek açısından bize ayna tutan zihin açıcı bir kitap.
Kitabın adından da anlaşılacağı üzere zengin ve farklı bakış açılarına sahip dolu dolu bir eser. Dijital dünyadaki insanı her yönü ile ele alınmış. İnsanın bu teslim olmuşluğunun iktidar çevreleri tarafından nasıl elverişli olarak kullanılmaya müsait olduğu örnekleri ile anlatılmış.

Özgür olduğumuzu ve yalnız kaldığımızı sandığımız elektronik dünyada aslında sürekli iz bıraktığımız için ha bire takip edildiğimiz, bütün kişisel mahremiyetimizi kaybettiğimiz, yönlendirilmeye ve kanalize edilmeye çok müsait olduğumuzu bilgi toplumu ile gözetim toplumu arasında çok ince bir çizgi olduğunu açıklayan harika bir eser.

Bilgi ve iletişime ilgi duyanların kitabı okumalarını tavsiye ederim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uzun zamandır yazarı okumamıştım, seçtiğim kitapla onun öngörüsüne hayran oldum.

Kitap 2070'li yıllarda Profesör James Howard Smith'in torunlarına 2013 yılında başlayan #kızılveba salgınıyla tüm dünyanın ve medeniyetin yok olduğunu anlatıyor.

Yabani hayat, yabani insanlar olarak geleceği tekrar kurmaya çalışacaklar mı?

Direk aklıma 2020 senesinde yaşadığımız ve tüm dünyada yaklaşık 3 milyon kişinin ölümüyle sonuçlanan #covid19 salgını geldi. 64 sayfalık incecik bir kitap, içinde bir salgınla "başların ayak, ayakların baş olduğunu" medeniyetin bir salgınla kaosa sürüklendiğini öyle güzel anlatıyordu ki hayran kalmamak elde değil.

Gönülden tavsiyemdir okuyun ve okutun.

Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jack London’un yaşadığı dönemde kesin tarihlendirme dönemi keşfedilmemiş olmasına rağmen, milyonlarca yıl öncesine dair bilgiler kıt kaynaklardan elde edilmiş olmasına rağmen, teknoloji bugüne göre son derece geride iken; üç farklı türü aynı dönemde yaşatmış ve birebirde ve topluluk arasındaki çekişmeleri ve soykırımları ve insanı duygu ve geçişleri rüya gören bir çocuk üzerinden anlatması ve bunu sadece 30 yaşında kaleme almış olması… Jack London’un ne kadar çalışkan ne kadar mücadeleci ne kadar eşsiz bir ruh olduğunun kanıtıdır. Ayrıca kitap çevirmeni Sayın Levent Cinemre’ye böylesi bir çalışmayı ve daha nicelerini son derece titiz ve ihtiyatla yanında başkaca bilgiler paylaşarak pekiştirmeye ve daha da anlamlandırmamızı sağlaması sebebiyle sonsuz teşekkürler. Jack London’u eskiden okuyor beğeniyordum. Şimdi ise anlayıp takdir etme ve hayret duygularıyla izliyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İtil Ural Başkurtları
Türk tarihinin teşekkül ettiği Türklüğün damgasını taşıyan coğrafyalar vardır. Bu bölgelerde deyim yerindeyse, hangi taşı kaldırırsanız altında Türk tarihiyle ilintili bir ayrıntı ortaya çıkar. Nehir boyları ve yalçın dağlar, göçebe kültürü sayesinde, sık sık yer değiştiren Türk kavimlerinin ve boylarının ana yerleşkesi hükmündedir. İtil Nehri (Volga) Havzası ve Ural Dağları da Türk boylarını besleyen önemli coğrafyaların başında gelir. Bozkırın el değmemiş bu mekanları 16. yüzyıldan sonra kuzeyden Rusların güneyden ise Hindistan yoluyla gelen İngilizlerin boy hedefi haline gelir. Özellikle Rusların bölge ile ilgili emperyalist hedefleri sistemli şekilde ilerler. Deyim yerindeyse Ruslar ayaklarını bastıkları zeminin sağlamlığını bilimsel araştırmaların ışığında görmek isterler.

Çarlık döneminde başlayan Türkistan coğrafyasına olan Rus ilgisi bilimsel mecralarda hız kazanarak devam eder. 18. yüzyıla gelindiğinde kurulan Rus İlimler Akademisi, ilerleyen zamanlarda Asya’daki kavimleri ve boyları farklı birimler altında incelemeye başlar. İtil-Ural coğrafyasını kadim vatan belleyen Başkurtlar Rus ilimler Akademisinin faaliyetleri neticesinde deşifre edilir. Bu kapsamda Başkurt asıllı Rus bilim insanı Rail Gumeroviç Kuzeyev (1929-2005) uzun yıllar yaptığı alan çalışmaları neticesinde bahsedilen “İtil-Ural Türkleri” isimli kitabını kaleme alır.

Bir halk günümüzdeki şekliyle adı sanı belli, sınırlar içerisinde bir ülkenin mensubu olarak adlandırılıncaya kadar uzun sosyo-kültürel aşamalardan geçer. Uzun süreli değişimler neticesinde mevzu bahis millet son halini alır. Bu uzun süreçler Rus bilim insanı Gumilov tarafından etnogenez (halkların şekillenişi) olarak isimlendirilir. Kuzeyev’in amacı da Başkurtların -ortaya çıktıkları ilk andan itibaren günümüze gelinceye değin- etnogenezinin tüm aşamalarını kılcal damarlarına ininceye kadar aşikar etmektir.

Kuzeyev’in amacı işin açıkçası çok zordur. Yukarıdaki kılcal damar analojisi meselenin güçlüğünü ortaya koyar. Zira bozkır kökenli Türk kavimlerinin ardı arkası kesilmeyen devinimleri, mücadeleleri, birleşimleri; zamanımızda millet olarak şekillenmiş grupların geçmişini bol düğümlü yumağa çevirir. Üstelik atılan düğümlerin çözülmesi için sadece tarih disiplinin rehberliği de yetmez. Zira göçebeler kolay iz bırakmaz. Eldeki materyalin anlamlı bir bütün olarak tanımlanması kendi içinde binlerce güçlük içerir. Ama Kuzeyev şanslıdır. Zira Rusya Bilimler Akademisinin Başkurt Şubesi uzun yıllar boyunca müthiş bir birikim oluşturarak Kuzeyev’e sunar.

Rusların meşhur bilimler akademisi 1953 -1965 yılları arasında İtil- Ural coğrafyasında 16 bilim gezisi ve saha çalışması düzenler. Elde edilen materyallerle Başkurtların tarihi yeniden yazılır. Kuzeyev Başkurtların tarihini yazmasına karşın eserin neden “İtil- Ural Türkleri” olarak isimlendirildiği muammadır. Belki de ilk satırdan son satıra kadar Başkurtların tarihi anlatılmasına rağmen bazen kavimler arasındaki sınırların kaybolmasına binaen böyle bir tavır benimsenmiş olabilir. Hakeza eserde Başkurtların etrafında şekillenen dünyadaki boyların da öyle ayan beyan ortada olduğu ve ilişkilerden kesin çıkarımların yapılabildiği söylenemez. Bu nedenle Türkler kavramı fazlasıyla kapsayıcı ve makuldür.

Kuzeyev’in benimsediği metodoloji ve kaynak kullanımı giriş kısmında detaylı anlatılır. Burada dikkat çeken husus Kuzeyev’in sentez yeteneğinde ortaya çıkar. İlerleyen satırlarda da anlaşılacağı gibi Rus alim arkeolojik, antropolojik ve folklorik materyalleri ustalıkla kaynaştırır. Alakasız gibi görünen kaynaklar arasında mahirce ilintiler kurar. Yapılmış araştırmaları ve çalışmaları tam yerinde kullanır. Bu aşamada sanki notaların ahengiyle şekillenen orkestra müziği zuhur eder.

Kuzeyev, kaynak kullanımdaki becerisini tarih tasarımda tatbik ederken, asıl ustalığını onomastik (isimlendirmelerle ilgilenen bilim dalı) konusunda gösterir. Üç bölümden oluşan eserin ikinci kısmı, Başkurtların boy sistemine ayrılır. Boylara verilen isimlendirmeler, bu adlandırmaların coğrafyaya yansıyan halleri filolojik olarak masaya yatırılır. Boy-kabile-oymak şeklinde yapılanan Başkurt gruplarının habitatları, hareketleri ve birbirleriyle ilişkileri detaylandırılır.

Bir Başkurt boyunun yüzyıllar öncesindeki hareketini ve etnik tarihini netleştirmek kolay mesele değildir. Ama Kuzeyev kaynakları anlamlı şekilde çok iyi birleştirir. İlk aşamada rivayetlerin izini fevkalade sürer. Bu tarz çalışmalarda sözlü materyale biçilen ehemmiyet çok azdır. Fakat Kuzeyev rivayetlere anlam katan malzemeleri sözlü kaynaklarla o kadar iyi birleştirir ki yazısız kaynaklar kıymet kazanır. Yapılan isimlendirmeler etimolojik olarak en manidar olacak şekilde deşifre edilir. Aslında Kuzeyev’in metodolojik yaklaşımı onun konu üzerinde ne kadar uzun süre dirsek çürüttüğünü bariz biçimde kanıtlar.

Yine Kuzeyev kabile adlarını gruplandırırken etnik manada nasıl dallandıklarını da ortaya koyar. Her bir boyun kabile isimlerini tek tek inceler. Burada dikkat çeken husus boyların tamgalarına özel bir ehemmiyet verilmesidir. Boyların kendilerine has özel işaretleri olan tamgalar uzun tablolar boyunca eserde yerini alır. Anlamlı şekiller arasında kurulan güçlü bağlantılar boyun etnik tarihinin nasıl oluştuğu konusunda sağlam deliller sunar. Etnonim (etnik isim) takibiyle kurulan bağlantılar bazen kıtalar arası bir düzleme bile girer (Örneğin, Macar boyları İtil Nehri’nde-Asya’da ve Tuna Nehri’nde -Avrupa’da görülür). Uzun mesafeler her ne kadar afaki bir tasavvur gibi gözükse de Çin Seddi’nden Tuna boylarına kadar yayılan bir millete ait unsurlar düşünüldüğünde, Kuzeyev’in tasarımında doğruluk payının olduğu tahmin edilebilir.

Tabii eser, her ne kadar Türklükle ve özelde Başkurtlarla ilgili olsa da Rus ilmi mecrasının ürünü olduğu yadsınamaz. Hatta yazar eserinde bunu belirterek uzun bir dipnotla eserdeki ilmi yaklaşımdaki Rus etkisinden bahseder (s.87-88). Etnik oluşumların şekillenişinde benimsenen Sovyet terminolojisi ve metodolojisi yer yer esere yansır. Misal; çevirmenin de vurguladığı gibi, bazen Kıpçak yerine Polovets ismi kullanılır. Yine dönemde (Sovyet Rusya Dönemi) yazılan birçok eserde görüldüğü gibi Karl Marx’a atıfta bulunulur. Üstelik Marx’ın konuyla doğrudan alakası bulunmaz. Hatta eserin sonunda verilen kaynakçada harf sırasına göre verilen sıralamada Lenin ve Marx’ın isimleri kurala aykırı biçimde en başta yer alır. Tabii bunlar münferit kullanımlar olup, Sovyet baskısının neticesinde vuku bulmuş olabilir.

Bununla beraber eserin yüksek ilmi bir teşekkülden doğmasına karşın yoğun bir terminoloji içermediğini belirtmek gerekir. Muhteviyatı zenginleştiren okura yardımcı birçok unsurun olmasına karşın eserde yazarı ve çevirmeni tanıtan bir kısım yoktur. Yine eserin kabaca içeriği yazar tarafından teferruatlı bir şekilde giriş kısmında açıklanmış olsa da yayınevi ve çevirmen tarafından hazırlanan kısa bir önsözün faydası olabilirdi. Bu arada eserde en çok gereksinim duyulan unsurun haritalar olduğu açıktır. Yazar da bunu fark etmiş olacak ki esere birçok harita ekler. Fakat haritaların açıklama kısımlarının ayrı sunulması ve baskısının iyi olmaması okurun işini güçleştirmektedir. Tarih okumanın çaba sarf edilmesi gereken bir faaliyet olduğu düşünülse, ifade edilen durum görmezden gelinebilir.

Sonuçta; Asya’daki Türk gruplarının, boylar federasyonundan oluştuğu, yapılarındaki boyların binlerce kabile oymak ve obaya bölündüğü bilinir. İl=devlet denilen makro yapıdan en küçük yapı olan Türk ailesine kadar olan yapılanmanın şifresi kırılmadan etnik gelişim basamaklarının aşikar kılınması zordur. Kuzeyev, başlangıcı ve gelişimi karmaşık olan bu süreci Başkurtlar için netleştirmek ister. Hatta yüzlerce sayfa zarfında bir boyun (Başkurtlar) kendisine has ve çizilmesi zor tarihini harita üzerinde gösterir. Bu uzun anlatımın sıkıcı olduğu kabul edilmekle beraber ilim erbabı için aksini düşünmek olasıdır. Üstelik Rusların ortaya koyduğu bu faaliyetin Türk akademisi tarafından daha teşekküllü bir şekilde yapıldığını söylemek güçtür. Bundan dolayı eserin yüksek kaynak değerine diyecek yoktur. Aynı şekilde Kuzeyev’in kıymetli eserinin yapılacak çalışmaları tamamlayıcı ve devam ettirici yönünün olduğu barizdir.

Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Güçlü kalemi ve anlamlı yorumlarıyla insan psikolojisini derinlemesine analiz eden değerli ve kadim yazar Turgay Çam'ın daha önceki 'Yalnızlık Psikolojisi', 'Dünce İnsan ve Toplum', 'Aforizmalar' kitaplarını almıştım. Her birini okurken sürükleyicilik ve akıcı anlatım tarzından dolayı düşünceler dünyasında anlamlı bir aydınlanma ve huzur bulmuştum. Bu anlamlı şiir kitabını bizlerle paylaştığınız için çok teşekkür ediyor, almak isteyen tüm şiir ve kitap seven arkadaşlara tavsiye ediyorum. Yeni kitap paylaşımlarınız dileğiyle şiir kitabından bir alıntı yaparak sözlerimi noktalamak istiyorum. Şair Turgay Çam'ın dediği gibi "Yalnız olsam da mutluyum.."
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Jorge Luis Borges'in 1975 yılından yayımlanan Kum Kitabı ve 1983 yılında yayımlanan Shakespeare'in Belleği son öykü kitaplarıdır. Bu iki kitap Can Yayınları baskısında bir araya geldi. Kum Kitabı'nda yer alan öykülerde özellikle İskandinav mitolojisinin, tarihin, kitapların ve yazarların arasında geziniyorsunuz. Öykü kitaplarında pek görmediğimiz şekliyle eserin sonunda yer alan sonsöz de Borges'in okura yaptığı bir sürpriz. Kum Kitabı'nın başında yer alan "Öteki" öyküsüyle Shakespeare'in Belleği'nin başında yer alan 25 Ağustos 1983 öyküleri birbiriyle kardeş metinler. Her ikisinde de Jorge Luis Borges'in bir başka Borges'le karşılaşmasını görüyoruz. Ulrike, Borges'in sonsözde dediği gibi onun edebiyatında nadir karşılaştığımız bir aşk öyküsü. There are More Things öyküsünde Borges'in H.P. Lovecraft'a öykünmesini görüyoruz. Bu metin kitabın en gizemli atmosferine sahip öyküsüdür diyebiliriz.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Riba ile faiz aynı kavramlar mıdır? Faizin haram olduğuna ilişkin kanıt olarak öne sürülen ayetlerde geçen "riba" sözcüğünün gerçek anlamı?" gibi suallere cevap arayan derinlikli bir yapıt meydana çıkmış. Türkiye'de egemen olan İslami telakkiye göre faizin her türü haram kabul edilmekle birlikte Diyanetin, bazı durumlarda faizin haram sayılmayacağına dair fetvaları da mevcut. Dünyada cari olan ekonomik nizama göre de faizsiz bir iktisadi hayat pek mümkün görünmüyor. Enflasyonun zirvede olduğu ülkelerde ise faiz bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Tarihte "hile-yi şeriye" adı altında faiz yasağının nasıl delindiğini, görebiliyoruz. "Katılım bankacılığı" adıyla aktüel dünyamıza kadar bulaşmış bir fenomen ile karşı karşıyayız. Yazarın tespitlerine katılmasanız bile farklı bir bakış açısına göz atmak için bile okumakta fayda var.
Yanıtla
7
2
Destekliyorum  2
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Fransız İhtilalinden sonra milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm gibi fikir akımları yayıldı. Osmanlı Devleti de fikir akımlarından etkilendi. İttihat ve Terakki, çok renkli ve farklı şahsiyetleri barındırmaktaydı. Cemiyetin yönetime ele geçirmesinden sonra merkeziyetçi bir yönetim yapısını benimsendi. Prens Sabahattin bu merkeziyetçi politikaya karşı tavır aldı. Bireysel özgürlüğün ve teşebbüsün önemini vurguladı. Avrupa'nın gelişmesinde liberalizmin önemli bir yere sahip olduğunu savundu. Ayrıca yerinden yönetim anlayışını savundu. Eserde belirttiğimiz konularla ilgili ayrıntılı ve doyurucu bilgiler bulunmaktadır.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Cümbezin Kızı" 2023 yılı Emine Işınsu roman ödülünü almış, bir kitap. Yazarın bu ödülü hak ederek aldığını hem ödül jürisindeki insanların yetkinliğinden hem kitabı okuyunca daha iyi anlıyor insan.

Ülkü Demiray'ın kaleme aldığı "Cümbezin Kızı" Şiirsel bir dil ve üslûp ile yazılmış duygu dolu bir roman. Toplamda 132 sayfa olmasına rağmen, iyi ki de fazla uzun yazılmamış çünkü, kitaptaki her bir sayfayı okurken adeta kağıt kesiği gibi insanın ciğeri yanıyor.

Konu, dil, üslup, kurgu harika, umarım hak ettiği ilgiyi görür.
Yanıtla
14
0
Destekliyorum  3
Bildir