Onaylı Yorumlar

Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
12 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İfade sanatlarında mantıksal uyumluluk ve akıcılık
İnsanoğlu önceleri, mitolojik/imgesel anlatımlarla; yaşamı, insanı, evreni anlamlandırmaya çalışmıştır. Daha sonra ise felsefe ve diğer düşünce öğretileriyle bakış açısını genişletmiştir ve geliştirmiştir. Metodolojik, sistematik, geliştirilebilir, devredilebilir, test edilebilir mantıksal değerler üretmiştir.
Felsefe ise bilime geniş bir alan açmış ve rol ve ödev vermiştir. Bilimin el atmadığı alan yok gibidir. Bilim de endüstri ve teknolojiye yol gösterici olarak, insanın yaşamını ve diğer çalışma ve ilgi alanlarını daha verimli hale getirebilmek için keşif ve icatlar yapmıştır.

Bilim; açık, genel, şeffaf, ulaşılabilir, anlaşılabilir nitelikte ve çıkar gözetmeden tüm insanlara hizmet edebiliyorsa bilimdir. Gizlenen, saklanan, anlaşılmayan bir öğe/anlatım içeriyorsa bilim olarak tanımlanamaz. Böylece; İdeoloji, spritüal bir öğreti, fantastik bir kurgudan öte gidemez.

Teknoloji ise; ticari, bireysel, milli sır ve stratejiler içerebilir. Böyle bir deneyim ve bilginin açıklanmaması makul ve normal karşılanabilir. İlgi ve çalışma alanımız ne olursa olsun; iletişim için dil ve anlatım tekniklerine ihtiyaç duyarız. Bundan dolayıdır ki; dilbilim, anlambilim, göstergebilim yanında anlatı bilimi de önemsiyoruz.

Her bilimin bir literatürü ve metodolojisi vardır. Zihinlerde oluşacak soruları, en net şekilde açıklayabilmek için ifade sanatlarını kullanırız. Kendini ifade edebilmek, yani anlatım yeteneği; yalnızca şiirin, romanın, öykünün, makalenin, esere dönüştürülmesinde gerekli değildir. Hukuk, siyaset, iktisat, tarih, ekonomi ve mühendislik alanlarında yanlış bir kurgu/anlatım/kanı/karar/rapor ve varsayım; telafisi mümkün olmayan kayıp ve haksızlıklara neden olabilir. Anlatı da bir bilim dalı olduğundan yola çıkarsak; bu kitapta farklı edebi eserlerden alıntılar yaparak, anlatımın kurgusu, içeriği edebiyat terazisi ile tartılmış/çözümlenmiş ve irdelenmiştir.

Bir lisanı, ifade ve yorum sanatında kullanabilmek için, anlatı biliminde de giriş düzeyinde kazanım ve birikimlere ihtiyaç vardır. Eserin öncelikle bu alanda eğitim alan, akademik çalışmalar yapan, ifade sanatlarını yoğun kullananların ilgisini çekeceğini umuyorum.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
09 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitap hayatınızı değiştirebilir...
Ülke olarak zor günlerden geçtiğimiz bir dönemde, “Kaygısız Beyin” kitabının ilgilisine sunulması gayet yerinde olmuş. Özellikle pandemi dönemiyle beraber ortaya çıkan, sosyal konumu ne olursa olsun, insanlardaki kaygılar belirgin bir şekilde artmıştır.

Kaygılı insanlar o kadar çoğaldı ki, neredeyse herkes birbirine telkinler de bulunmaya başladı. Pandemi şartlarının getirdiği kaygılardan aslında hiç etkilenmeyen kimi insanlar, başkaları için kaygılanır oldu. Buna şahidim. Örnek olarak, kepenklerini indiren esnafın şu an ne yaptığını merak edenler azımsanmayacak sayıda olduğuna emin olabilirsiniz.

En meşhur kaygılı insan olarak Yaşar Kemal’i biliyorum. Bazen de tuhaf buluyordum kaygısını. Böyle bir romancı nasıl olurda ölünceye kadar “araba çarpma” korkusuyla yaşamıştır diye de kendi kendime sorguladığım da olmuştur.

“Kaygısız Beyin” kitabı da aslında çok bildik bir örnek ile okurunu selamlamakta. Evden çıktıktan sonra “acaba ocağın altını kapattım mı?” diye merakta kalanları anlatmakla başlıyor kitap. İlk başta klasik kişisel gelişim kitabı gibi dursa da, aslında öyle olmadığını sayfaları çevirdikçe anlayabiliyorsunuz. Kitabın yazarları alanında uzman ve bilinen isimler. Söz konusu çalışmalarına pratikten aldıkları tecrübelerini aktarırken, bilimsel anlamda yapılan son çalışmaları da ihmal etmemişler. Meseleye yaklaşımları, her okurun rahatlıkla kavrayabileceği üslupla anlatılmış ve bunda da çevirmenin önemli ölçüde katkısı da göz ardı edilmemelidir.

Beynimizin kaygılara etki eden bölümlerinin tane tane anlatıldığı kitap vücudumuzu nasıl kontrol altına alacağımızı da tarif etmektedir. Okumayanlar için tuhaf gelebilir ama birçok kişinin bunu başaracağına eminim. Bu kitapta tavsiye edilen egzersizlerle, kişinin kaygılarından kurtulma ihtimalinin de yüksek olduğunu söyleyebilirim. Kitap kurtları iyi bilir. Hani derler ya; “bir kitap hayatınızı değiştirebilir.” İşte, “Kaygısız Beyin” de onlardan sadece biridir.
Yanıtla
12
4
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
06 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sade ama hicivli bir anlatımla toplumsal eleştirilerini aktarıyor.
Doğu ile Batı ikileminde yaşayan topluma hicivli bir eleştiri sunan Ahmet Hamdi Tanpınar, bu kitapta yazım tekniğiyle çağın ilerisinde bir iş çıkarmış. Sade bir şekilde bir dizi anı anlatırken satır aralarını iyi okumak ve yeri geldiğinde pek de çekici durmayan bir anlatıcıdan gizli bir eleştiri yakalamak gerekir. Kitabın tamamını değil, bölüm bölüm değerlendirmeye odaklanmalı ve modern yazıya göz kırptığını, büyülü gerçekçilik izleri taşıdığını görmek için sindirmelisiniz. Daha ilk sayfadan karaktere ön yargıyla yaklaşmadan ironik bir anlatımla karşı karşıya olduğunuzu bilirseniz okuma süreci daha verimli geçecektir. Kitaba adını veren enstitüye odaklanmak yerine bu sürecin tadını çıkarmanızı öneririm. Ayrıca karakterlerin dönemin her kesiminden insanı iyi yansıttığını, her birinin başarılı bir şekilde kaleme alındığını söylemeliyim. Üstelik ilişkilerdeki dinamikler ve toplumdaki ahlaki çarpıklaşmalar ile yine toplumun buna karşı tepkisizliği daha enstitünün işleyişinin verildiği ilk andan itibaren arka planda yer alıyor.

Kara mizahtan faydalandığı ve bilhassa eski Türkçe kelimelerin ağırlıkta olması sebebiyle bir kesim okuru zorlayabilir. Ancak, yayınevi temiz bir iş çıkardığı için bunun dışında okuma sürecini yavaşlatacak herhangi bir sorun yaşamazsınız. Bu tarza adapte olmayan ve neredeyse bilinç akışı diyebileceğim bu tekniğe aşina olmayanların, kitabın üçte biri kadarını okuyacak kadar sabretmelerini tavsiye ederim. Tekniği benimseyecek, mantığı kavrayacak ve sonra git gide hızlanacaksınız. İnce ince işlenmiş bu kitabı mutlaka okumanız gerek. Bu yüzden devam edemeyecek gibi hissederseniz, birkaç sene sonra yeniden deneyin.
Yanıtla
131
22
Destekliyorum  20
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Bugün anne öldü. Belki de dün, bilmiyorum.”
1942’de yayımlanan "Yabancı", yazarın edebiyat dünyasına asıl girişini sağlayan yapıtlardan biridir. Albert Camus, "Yabancı" sayesinde insanın dış dünyadan kopuşunu bizlere aktarıyor.

Romanın baş kahramanı Meursault’un topluma, kendine, her şeye yabancılaşmasını okuyoruz. Kitap, annesi Bayan Meursault’un ölümü ve cenaze işlemleri ile başlıyor. Özellikle, annesinin ölümüyle ilgili olan bölümlerdeki Meursault’un kayıtsızlığını oldukça hissedebiliyoruz. Annesinin cenazesine gitmeye zorlanması, gözyaşı dökmemesi, gömüldükten sonra mezarının başında hiç durmaması ve eve dönme isteği gibi şeylerin ileride toplum tarafından yargılanmasına yol açtığını görüyoruz.

İlk bölümde kitap, çok ilgi çekici gelmese de; ikinci bölümde kendini okura açıyor. Meursault’un ölüme giden yoldaki düşüncelerine tanık oluyoruz. Okurların da dikkatini çekeceğini umduğum bir bölümü paylaşmak istiyorum:

“Eh, ne yapalım, o halde öleceğim. Başkalarından daha erken ölecektim, orası aşikârdır. Ama herkesin bildiği gibi, hayat yaşamaya değmez. Aslında, doğal olarak başka kadınlar ve başka erkekler yaşamaya devam edeceklerine, üstelik bu binlerce yıl böyle sürüp gideceğine göre, ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş; bir önemi olmadığını biliyorum. Uzun lafın kısası; bu, gün gibi ortada. Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra, neticede ölen yine ben olacaktım. Bu noktada, akıl yürütmemde beni biraz huzursuz eden, yirmi yıl daha yaşama fikrinin kalbimi dehşetli bir hop ettirmesiydi. Ama bu hissi bastırmak için tek yapabildiğim, yirmi yıl sonra yine o gün gelip çattığında, düşüncelerimin ne olacağını hayal etmekti. Nihayetinde madem ölüyoruz, nasıl ve ne zaman olduğunun ne önemi var, orası aşikâr.” (s.102)

Meursault, ikinci bölümde yani suçlandığı yerlerde olaylara müdahale etmiyor. Bazen etmek istese de yanlış anlaşılacağını biliyor ve susuyor. O yüzden mahkemede suçundan çok kayıtsızlığı yargılanıyor. Özellikle toplumun beklediği yorumları ve savunmayı yapmaması kötü sonuçlara yol açıyor.

“Kaderim benim fikrim alınmadan yazılıyordu. Bazen içimden herkesin sözünü kesip, ‘Bir dakika, burada sanık kim? Sanık olmak önemli bir şey. Benim de söyleyeceklerim var!’ demek geliyordu. Ama şöyle bir düşününce, söyleyecek bir şeyim yoktu aslında. Kaldı ki kimsenin insanları meşgul etmekten uzun süreli bir çıkar elde edemeyeceğini kabul etmem gerek.” (s. 90)

Kitapta ilgimi çeken şeylerden biri de kişi yargılanırken hukukun işleyişini de görebilmemiz. Hakimlerin, savcıların, avukatların ve halkın tutumunu sanki biz de oradaymışız gibi takip edebiliyoruz.

Son olarak "Yabancı", sade bir dille yazılmış olsa da bazı yerlerde durup insanı düşünmeye sevk ediyor.

Herkese iyi okumalar.

Yanıtla
16
3
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
03 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cadılıkla Bilgeliğin Arasında Bir Yaşam
“Ben, Kirke” Madeline Miller’ın ikinci romanı. Bence, yazar pek çok bakımdan başarılı sayılabilecek bir kitaba imza atmış. Kahramanımız Kirke’nin kendini bulma yolculuğunda ve yaşam yolunu anlamlandırma çabasında musibetler başından hiç eksik olmuyor. Her sorun bir çözüme bağlansa da, çözümlerin peşi sıra yeni sorunlar ortaya çıkıyor. Kitabın uyumlu bir akışta ilerlemesinin en göze çarpan nedeni bu gibi geliyor.

Kitabın ilk başlarda biraz yavaş ilerlediği doğru. Okur hikayeye balıklama dalamıyor, sürükleyici kısımlar için biraz sabretmek gerekiyor. En azından benim için böyle olduğunu söyleyebilirim. Mitolojiye ilgi duyanların; bu özgün ve bir o kadar da fantastik romandan hoşlanacağını düşünüyorum.

Tanrıların ve Tanrıçaların dünyasında kendini arayan nympha Kirke’nin zamanla güçlerini ve potansiyelini keşfetmesini anlatıyor özetle. Feminist açıdan da güçlü bir okuma deneyimi yaşadığımı söyleyebilirim. Hikaye, sırtını her ne kadar büyük ölçüde mitolojiye yaslamış görünse de derinlikli; olaylara Kirke’nin gözünden tanıklık ettiğimiz için okurunu duygusal bakımdan saran ve sarsan bir yapıya sahip.

Kehanetlere, hatalara, kadere, tanrılara, ölümlülere, canavarlara ve korkuya dair mistik bir bakış sunuyor. Harmoni ve mitolojinin iç içe geçerek bütünlüğe kavuştuğu bir roman.

Özenli çevirisi ise ilgiyle takip ettiğim Seda Çıngay Mellor tarafından yapılmış. Tanıştığıma memnun olduğum romanlardan biriydi “Ben, Kirke”. Hakkında daha fazla ve derinlikli konuşulmayı hak eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Yanıtla
39
25
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Ağustos 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Moskova'dan Devrim Portreleri
Dünya tarihine etki eden önemli olayların başında devrimlerin müstesna bir yeri vardır. Her devrim, fikri yükseklere taşıyan önderlerin sırtında inanılmaz irtifa kazanır. Bolşevik Devrimi de Lenin’in önderliğinde nihayete ulaşmış, dünya tarihinin seyrine etki eden, mühim bir olaydır. Fakat bu önemli olayda Lenin kadar etkili olan onun fikir yoldaşlarının da etkisi ve katkısı mevcuttur. Haklarında çok şey yazılmış devrim önderlerinin, halen biyografileri kitap raflarında yerini almaya devam etmektedir. Louise Bryant’ın “Moskova’dan Devrim Portreleri” isimli eseri de gözlemle çizilen biyografilerle Bolşevik Devrimi sonrasında Moskova’nın nabzını tutmakta…

Louise Bryant, yazar sıfatını gölgede bırakacak derecede önemli bir gazetecidir. Ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’nin resmî ideolojisinin aksine, farklı görüşlere temayül etmiştir. Özellikle Bolşevik Devrimi sonrası Moskova izlenimleri, Amerika’nın önemli gazetelerinde yayımlanmıştır. Ülkeler arası global entegrasyonun günümüzdeki kadar güçlü olmadığı bir dönemde, gazete köşesi vasıtasıyla ülkeleri, halkları, liderleri ve en önemlisi ideolojik saikleri ülkesinde anlatmaya çalışmıştır. Kendi dünya görüşünün paralelinde Moskova’ya ve devrime olan ilgisini bu şekilde dışa vurarak hem tarihe not düşmüş hem de ülkesindeki yanlış yargıların önüne geçmeye gayret göstermiştir.

Eserde Louise Bryant, 18 devrim insanına dair izlenimlerini okura ulaştırmaya çaba sarf etmiştir. İlk aşamada devrimin büyük lideri Lenin ve çevresindekileri ele almış, sonrasında biraz daha geri planda kalan fakat devrim için önemli köşe noktalarını tutan isimler üzerinde durmuştur. Odaklanılan kişiyle beraber bahsedilen hedef insanın bağlı bulunduğu bürokratik, dini, toplumsal vb. çevre de mercek altına alınmıştır (Misal: Tikhon ve Rus Kilisesi, Mihail İvanoviç Kalinin ve Köylüler, Anatoli Vasilyeviç Lunaçarski ve Rus Kültürü).

Bryant’ın biyografi metodu ne akademik ne de edebi olup, mesleğinden dolayı haber aktarımının özelliklerini gösterir. Fakat bu noktada edebiyatçılara nazire yaparcasına gözlem gücünün etkin hususiyetleri satırlar arasında dikkat çeker. Anlatım sade, akıcı ve yalındır. Dikkat çekici noktalar üzerinde itinayla durulur. Ele alınan şahsın devrimle ilintisi kadar, onu sahip olunan pozisyona getiren siyasi geçmişi de kısaca özetlenir. Son olarak en can alıcı kısım olarak, yazarın direkt gözlemlerine geçilir. Louise Bryant, direkt temas halinde olduğu sohbetlerine dahil olduğu ve ortamlarına girdiği isimlerin hayatlarına dair her eserde rastlanmayacak gizli noktalara temas ederek elde ettiği bilgileri cömertçe servis eder. Misal Lenin’in aile hayatına dair izlenimler oldukça ilginçtir.

Verilen biyografilerde dikkat çekici noktalardan birisi de, devrim liderlerinin arkasındaki kadın karakterlerin üzerinde fazlasıyla durulmasıdır. Louise Bryant, ülkesinde feminist olarak tanınan kadın hakları savunucusudur. Bu yüzden, devrim portrelerinde kadına ve resmedilen şahsın kadın hakları konusundaki fikirlerine özellikle yer verilmiştir. Ayrıca Rusya’daki Kadın Hareketi’ne bir bölüm ayrılmış ve önemli Rus Kadın Devrimci Aleksandra Kollontay detaylı bir şekilde tanıtılmış, Devrim sonrası Moskova’nın kadın konusundaki tutumu irdelenmiştir.

Eserin çizilen karakterlerin tanıtımı ve tahlili vasıtasıyla tarihe not düştüğü şüphesizdir. Fakat sadece biyografik bir analiz ve izlenim sunumu söz konusu değildir. Dönemin siyasi havası da satırlar arasında kendisine yer bulur. Louise Bryant, siyasi gündeme oturan birçok güncel konuyu da hedef şahsiyetlerle görüşür. Yazarın muhabirliği esnasında Moskova’da röportajlar yapmış olması, onun sohbetlerine ait ayrıntıların ortaya çıkmasını sağlar. Bu anlatılarda döneme ilişkin birçok bilgi zuhur eder. Özellikle, dönemin Rusya’sına ilgi duyanların gözden kaçıramayacakları bu önemli bilgiler, kitabın tarihi misyonunu su yüzüne çıkarır.

Eserin Türk tarihini ilgilendiren önemli bir yönü de dikkatten kaçmamalıdır. Osmanlı’nın son dönemlerinin önemli figürü Enver Paşa için ayrı bir bölüm düzenlenmiştir. Enver Paşa ile uzun süre (yaklaşık 6 ay) Moskova’da aynı yerde konaklayan yazar, hiçbir yerde yayımlanmamış birçok ayrıntıyı okuruna verir. Özellikle Paşa’nın dünya görüşü, mizacı, fiziksel görünümü, siyasi gündeme dair tespitleri akılda kalıcıdır. Eser, sırf Enver Paşa hakkında yazılan bu kıymetli gözlemler için bile tercih sebebi olabilir. Zira Paşa hakkında yapılan tespitler, onu olumsuzlamayı görev addedenleri mahcup bırakacak haddededir. Zira Louise Bryant fazlasıyla dışarıdan objektif bir köşede durarak, Paşa’yı değerlendirir.

Eserin çevirisinin gayet iyi yapıldığını belirtmek gerekir. Bazı çeviri eserlerde öne çıkan anlatım bozukluklarına, iç tırmalayıcı nüanslara, iyi okurun ağız tadını bozan bazı etmenlere eserde rastlanmaz. Ayrıca çevirmen -ön söz kısmı başta olmak üzere- okura fazlasıyla yardımcıdır. Louise Bryant’ın dönemi için yabancı olunan, gündeme dair önemli isim ve olaylar dipnotlar vasıtasıyla açıklanır. Eser, her ne kadar akademik bir hüviyete sahip olmasa da akademik metinler için önemli bir referans kaynağı olmaya adaydır. Eserin, 1923 yılında basılması ve bizi ilgilendirmesi düşünüldüğünde yüzyıl sonra da olsa, böyle bir eseri okumak okur için önemli bir avantajdır.

Yazarın da eserinde bahsettiği gibi, “Büyük olaylar, büyük insanlar yaratır. Büyük olayların ortasında kendi varlığını sürdürecek kadar güçlü olmak bile büyük olmak demektir.” Tarihe olaylar açısından bakanlar için; sadece olayın gerçekleşmesine dair bilinen ayrıntılar vurgulanır, isimler ise sadece sinema ve tiyatroda başrol oyuncularının sunumu gibidir. Oysa her isim bir dünyadır. İsimlerin altı eşelendikçe ortaya çıkanlar; insanları inanılmaz şaşırtır. Şaşırtıcı bu nüanslar, yeri gelir dünya tarihine etki eden büyük olayların tetikleyicisi olur. Kaos teorisindeki kelebek etkisi benzeri bu durum; dünya tarihinde önemli kişiliklere ilişkin detayların derinliklerine inildikçe görünür hale gelir. Misal Lenin’in kardeşinin Çar’ın idamına maruz kalması; onun içindeki devrim ateşini tetiklemiştir. Sonuçta Lenin’in lokomotifi olduğu fikir aksiyonu Çarlığı yıkacak güce erişmiştir.
Yanıtla
4
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
29 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Medeniyetlerin Beşiği Anadolu
Üzerinde yaşadığımız güzel Anadolu'muza Küçük Asya denmektedir. Anadolu, Asya ve Avrupa'nın birleşim noktasındaki stratejik konumu nedeniyle, tarih öncesi çağlardan beri birçok medeniyetin beşiği olmuştur. Sümer, Asur, Hitit, Yunan, Lidya, Kelt, Pers, Roma, Doğu Roma (Bizans), Selçuklu ve Osmanlı gibi onlarca medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Anadolu, Hristiyanlığın ilk doğduğu ve geliştiği topraklardan biridir. İşte araştırmacımız Elmar Schwertheim de kitapta Küçük Asya'nın tarihine dair bilgileri tam bu noktada sonlandırır.

Antik Çağ'dan başlayıp Constantinus'a kadar olan tarihi, kısa anekdotlarla okurken yaşadığımız toprakların kıymetini bilmek gerektiğini düşünüyorum. Arkeoloji'ye meraklı biri olarak ülkemdeki tarihi eserlerin hangi uygarlıklarca, hangi amaçlarla yapıldığını öğrenmek bana büyük keyif veriyor. Ki bu topraklar için insanlar ne mücadeleler vermişler. Büyük İskender'in Perslerle uzun savaşları sonucunda Küçük Asya'yı fethetmesi bunun en güzel örneklerindendir.

Schwertheim, Küçük Asya'yı bizlere aktarırken tarihi kaynak olarak Homeros, Heredot, Strabon, Plutarkhos gibi pek çok tarihi kişilikten de faydalanmıştır. Böylece kitabı okurken hiç sıkılmıyorsunuz. Hatta tatil amaçlı gezip gördüğümüz yerlerin tarihini öğrenince eseri okumanın keyfi de artıyor.

Yanıtla
3
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Okunması zor ama gerekli olan bir roman...
Hayatında her zaman taklit-takip edebileceği bir rol model arayan bir adamın, biraz şanssız biraz şanslı garip hikayesi anlatılıyor romanda. Ana karakter Hayri İrdal, çocukluğundan itibaren hayata karşı ilgisiz ve amaçsız bir şekilde yaşayan, her zaman birilerinin yönlendirmesi ile yol almaya alışmış bir insan. Okula ve okumaya karşı da aşırı ilgisiz bir genç iken yanında çırak olarak işe girdiği bir saat ustasının, saatler ve zaman konusundaki felsefi düşüncelerinden aklında kalanlar ile şans eseri tanıştığı bir işadamını etkileyerek, onunla beraber yeni bir işe atılması anlatılıyor romanda.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü adını verdikleri kurumda, Hayri İrdal (her ne kadar yaptıklarının hiçbirine inanmasa da) önemli görevler üstlenerek ülke ve hatta dünya çapında tanınmaya başlıyor.

Kitapta, birçok sayfada Osmanlıca ( ya da Arapça-Farsça) kelimeler geçmesine rağmen yazarın dili oldukça sade, akıcı ve anlaşılır.

Kitap hakkında (belki de adından ötürü) hemen Saatleri Ayarlama Enstitüsü hikayesiyle karşılaşmayı bekleyen okurlar, maalesef yaklaşık 200 sayfa beklemek zorunda kalıyorlar. Yazar, ana karakter olan Hayri İrdal'ı okuyucuya tam olarak tanıtabilmek için oldukça uzun ve detaylı bir yol izlemiş. Bazı bölümlerde Hayri İrdal'ın "bu kadar da olmaz" dedirten, hayat karşısındaki pasifliğini ve vurdumduymazlığını mizahi bir dille ve biraz da abartarak aktarmış okuyucuya.

Yazar, romanın birçok bölümünde geçmişe dönüşler yaparak Hayri İrdal'ın ve romanda anlatılan diğer belli başlı karakterlerin, zamanla ve yaşanılanlarla nasıl değişim gösterdiklerini ustaca anlatıyor.

Kitabın genelinde; insanların çoğu zaman çevreye ayak uydurmak, insanlar tarafından kabul edilmek, saygı görmek adına kendi davranışlarına ve düşüncelerine yön verdiği, aslında olmadıkları insanlar gibi davrandığı, bunu başaranların her dönemde kendilerine iyi kötü bir yer bulduğu, başaramayanların ise sürekli ezildiği anlatılıyor.

Okunması biraz zor bir kitap olsa da, içinde birçok öğretici konu barındıran ve insanı düşünmeye yönlendiren bir roman.

" "Belki bu iyi gelir!" diyordum. Elbette birinden biri iyi gelecek ve ben de etrafımdakilere benzeyecektim. Muhakkak benzemeliydim. Benzemezsem yaşamak çok güçtü." (Sayfa 335)

" Dostum, işler bizden sonra dünyaya gelmişlerdir. İşleri onları görecek adamlar icat eder." (Sayfa 250)
Yanıtla
105
18
Destekliyorum  14
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Afrika belgeseli izler gibi…
Toplumların gelecek kuşaklara aktardıkları yazılı olmayan sözlü anlatıları vardır. Buna en güzel örnek masallardır. Biz masallarda bir yandan hayalleri bir yandan öğütleri yakalarız. Anonimdirler ve kimden kaynaklandığına dair bir belge yoktur. Anlatılagelendir o. Doğaldır. Ait olduğu toplumun dil ve anlatı zenginliğini yansıtır. Anlatıcı ve dinleyici vardır. Büyüklere de küçüklere de hitap eder. Edebi bir kaygısı yoktur. Anlatacağını anlatır; dinleyenler kendine göre verdiği dersi alır. Masalların bir diğer özelliği, yazılı olmaması sözlü aktarım olması nedeniyle her anlatıcının anlatısında zenginleşmesidir. Afrika Masalları da ağırlıklı olarak, hayvan figürleri üzerinden anlatıcılığını sürdüren bir toplumun sözlü kültürünün basılı hale dönmüş hali. Aslan’dan, Çakal, Katır, Leopar, Sivrisinek, İguana, Goril, Suaygırı, Kaplumbağa, Horoz vb. hayvanlara Krallar ve yardımcıları eşlik ediyor.

Derlenmiş on dört masaldan oluşan bir kitap “Afrika Masalları”. Kitaplığınızda bulunması ve okuma fırsatını oluşturduğunuzda dünyanın farklı bir bölgesinin özelliklede anlatı geleneği üzerine kurulu ve doğal, renkli hayal dünyasının yansıması olan bu masallar size gözlem ve literatür zenginliği sunacak diyebilirim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Temmuz 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern Ekonominin Tarihi
Ekonomi insan hayatının en önemli köşe taşlarından birisidir. Klasik çağlar boyunca ticaret odaklı ortaya çıkan ekonomik durum ise; modern çağlarda genel görünümünü değiştirir. Farklı kavramlar ya da felsefi argümanlarla izah edilmeye çalışılan yeni ve modern iktisadi panoramanın iyi anlaşılması ise çağımızın problemlerinin idrak edilmesinde anahtar hükmündedir. Bu yüzden günümüz odaklı ekonomi okumalarının ufuk açıcı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Tabii her kavramda olduğu gibi ekonominin de tarih penceresindeki görünümü önem arz eder. Günümüzdeki ekonomik yapının eski çağlardaki takas odaklı mübadelelerin revaçta olduğu dönemki kadar basit bir yapılanması olduğunu söylemek güçtür. Bu yüzden günümüz ekonomisinin, modern temellerini bulmak, inşa sürecini anlamlandırmak; sorun mesabesinde göze batan küresel problemlerin kökenine dair önemli ipuçları verir. Christian Kleinschmidt bahsedilen durumun önemini fark etmiş olacak ki “Modern Ekonominin Tarihi” isimli eseriyle ekonomi ve tarihin kesişim alanında okura ziyadesiyle güzel bir anlatı sunar.

Kleinschmidt’in eseri genel olarak değerlendirildiğinde kavramlar üzerine özel olarak değinildiği dikkat çeker. Özellikle ekonomi tarihine kafa yoran önemli bilim adamlarının duruma ilişkin yaptıkları kavramsal isimlendirmeler sıkça kullanılır. Klasik manada akademik bir disiplinle verilmesi gereken bu atıflar adeta genel okuyucu kitlesi için yumuşatılarak sunulur. Bu tarzın iki önemli etkisi okurun hanesine artı değer olarak yazılır: ilk olarak okur ekonomi tarihinin genel geçer kavramlarına aşina olur, ikinci olarak anlatılan dönemin ekonomik havası iki-üç kelimeyle akla kazınır. Misal Pomeranz’ın “Büyük Kırılma” olarak isimlendirdiği sanayileşme lokomotifinin kumandasına geçen Avrupa’nın dünya ticaretine yön verdiği dönemi anlatan kavram çokça zikredilir.

Geçmişteki ekonomik olaylar da diğer tarihi olaylar gibi birden fazla vakanın tetiklemesiyle zuhur eder. Bu tarihi yasaya istinaden olayın yorumu tarihçinin bakış açısıyla, temel olarak odaklandığı durumun mahiyetiyle şekillenir. Böylelikle farklı olayların merkezinden yola çıkan bakış açılarının farklı yorumlara ulaştığı çetrefilli bir görünüm ortaya çıkar. Tarihçi kendi yorumunu okura sunarken, diğer tarihçilerle ters düşer ya da onların değirmenine su taşır. Bu tarz durumlarda okura geniş bir bakış açısı kazandırmak elzemdir. Kleinschmidt, bahsedilen durumu aşmak için yorumlara müdahil olmadan görüşleri okura sunar. Böylelikle yazar ekonomi tarihçilerinin görüşlerini kıyaslama olanağına kavuşur.

Yine tarihi olayların bazı sebepleri bazı ihtisas sahibi tarihçiler tarafından uzmanlık alanına indirgenir, yani mevzu bahis araştırmacı ekonomi tarihçisiyse bütün olayların temelini ekonomiye dayandırır. Kleinschmidt’te, bahsedilen tekdüze tavır pek görülmez. Kleinschmidt, değerlendirmelerinde yer yer ekonomi gözlüğünü çıkararak, tarihi kırılma anlarının ekonomi üzerindeki etkilerine değinir. Bu amaçla ekonominin dolaylı olarak ilintili olduğu bazı anlatılar kitapta kendisine yer bulur. Misal siyaset, kültür, teknoloji, hukuk gibi kavramların ekonomiyle ilgili temas noktaları etkin tarihi anlatılarla okura sunulur.

Modern ekonomi denildiğinde modernlik temelinde ortaya atılan fikirlerin merkez üssünün Avrupa olduğu tahmin edilir. Zenginleşme, sanayileşme, demokratikleşme ve aydınlanma derken, dünyanın lideri konumuna yükselen Avrupa, fikir mesabesinde de tahtını başka bir güce kaptırmaz. Bu nedenle ekonomi tarihine dair öne sürülen tezlerin genelde Batılı bilim adamlarınca üretildiği gözden kaçmaz. Bu bakış açısı Doğu’yu dışlayan ve küçümseyen bazı yorumların ortaya çıkmasına neden olur. Misal Batının ekonomik gücüyle dünyaya hükmettiği durum dillendirilirken, bu tablonun olumsuz köklerine değinilmez. Yani sömürgecilik ve emperyalizmle deyim yerindeyse kıtaların iliğinin kurutulması tarih anlatısında olması gerektiği şekilde kendine yer bulmaz. Fakat Kleinschmidt, Batı’nın o şaibeli zenginliğinin köklerine dair gerçekleri söylemekten çekinmez. Ayrıca geçmişte Doğu’nun etkin ekonomik gücünü yiğide hakkını verir şekilde ortaya koyar.

Her ekonomi eseri gibi Kleinschmidt’in eserinde de istatistikler ve matematiksel yüzdeler göze çarpar. Ama yazar kesinlikle okuru rakam verilerine boğmaz. Öne sürülen teze dayanak oluşturmak için bu tarz bilgiler satırlar arasında nüksederken, grafikler yer yer göze çarpar. Tabii öne sürülen tez sunumunun yoğun olduğu söylenemez. Bunun aksine söylenenler, tespitler, veriler, analizler sonrası mevcut teorilerle durum tespiti yapılır. Yazarın son sözlerinden sonra konunun mantık düzlemine geldiği rahatlıkla söylenebilir. Tabii konunun fazlasıyla açıklamaya ihtiyacı olduğundan, yazara fazla iş düşeceği malum; fakat tutarlı yorumlarıyla çok çetrefilli bir mevzu olan ekonominin de tarih cephesinden aşikâr kılındığını söylemek yanlış olmaz.

Yazarın akademisyen olması, uzun süredir ekonomi tarihiyle uğraşması; konusuna ne derece iyi yoğunlaştığının kanıtı. Hele ekonomi-tarih ilişkisini vurgulayan tarihi olay sunumlarının mevzu bahis konuları konuşmayı sevenlerin kalemini güçlendireceğine, şüphe yoktur. Yine yazarın donanımını göstermesi açısından, Osmanlı İmparatorluğu ve Türk ekonomi tarihine ilişkin tespitlerine bakmak yeterli olur. Zira Kleinschmidt’in Türk tarihine ait değerlendirmeleri, lafı gediğine koyar tarzdadır. Ayrıca yazarın Osmanlı ekonomi tarihine ait tespitleri onun ülkeler bazında derinlemesine zengin bilgi ve kaynak kullanımını da kanıtlamaktadır. Eserin sonundaki zengin kaynakça ve literatür kullanımı genel geçer eserlerle beraber kıyıda köşede kalmış eser ve makaleleri de kapsamaktadır.

Her şeyden öte ekonomi gibi bol teferruat içeren bir disiplini özet mahiyetine indirgemek bayağı güçtür. Hele bilgi yoğunluğunun yorumla katmerli hale sokulabileceği tarihle birleşen bir ekonomi bilimi düşünülecek olursa işin zorluğu daha iyi anlaşılır. Kleinschmidt, yaptığı çalışmayla güç bir işin üstesinden kolaylıkla gelerek, okurunun dimağına nüfuz etmeyi başarır. Ayrıca Kleinschmidt’in ikinci çalışma alanı toplumsal tarih olup; yapmış olduğu yorumlar, insanı ilgilendiren bir bilim dalı olan tarihin sosyolojik yönüne yaptığı vurgularla ortaya çıkar. Ekonomi namına seçkinlerce oynatılan kalemlerin, alınan kararların, yapılan uygulamaların önce insanı ve toplumu etkileyeceği bilindiğinden; Kleinschmidt’in disiplinler arası yaklaşımı okur tarafından kolaylıkla benimseneceği şaşırtıcı değildir.


Yanıtla
3
1
Destekliyorum  1
Bildir