Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Odanın Gizemini Harry ile Keşfetmek
Büyük küçük herkesin favorisi olan bu serinin ilk kitabında ana karakterimiz Harry ile okulu kazandıktan sonra uyum sağlama sürecini paylaşıyoruz. İkinci kitap olan Sırlar Odası’nda ise bir gizeme ortak oluyoruz ve Harry’nin bu gizemi nasıl çözeceğini, ne zorluklardan geçeceğini merakla bekliyoruz. Başına gelen kötü olaylarda Harry ile birlikte endişelenip, gerektiğinde üzülerek gerektiğinde mutlu olarak duygularını paylaşıyoruz. Bu bakımdan akıcı bir dil kullanılmış olduğu için serinin uzunluğu gözünüzü korkutmasın çünkü zaten kapılıp gidiyorsunuz. Bir yandan da ilk kitabın ardından karakterleri daha ayrıntılarıyla, içlerini görerek daha şeffaf biçimde tanımaya başladığımız bu kitapla artık bağ kurmamak elde değil. Bu eserde bağ kurduğumuz bir karakter daha var ki, kendisi kesinlikle okurun kalbini ortaya çıktığı ilk andan kazanıyor; Malfoy ailesinin talihsiz ev cini Dobby.
Film serisini muhtemelen hemen hemen herkesin hayatında en az bir kere de olsa izlemiş olduğunu tahmin ediyorum çünkü bu her yaşa hitap eden ünlü seri filmlerle milyonların kalbini kazanmış durumda fakat bence her zaman kitapları okumak çok daha ayrı bir keyif. Gönül isterdi ki izlemeden önce okumuş olalım. Filmde yer almayan birçok ayrıntının içinde hayal gücünüzün büyüsüyle kaybolacaksınız ve kitapların değerini daha çok anlayacaksınız.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  5
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Aşk-ı Memnu'da olduğundan daha fazla psikolojik tahlili var ve zamanının ahlak anlayışını, bürokrasinin işlememesini vb. oldukça başarılı aktarmış. Bekir Servet karakteri bilindik klasik eserlerdeki karakterlerle boy ölçüşecek şekilde yazılmış. Kitabın konusuna gelirsek, başkalarının kırık hayatlarını izlerken kendi hayatlarının farklı yönlere nasıl kırıldığını bizlere gösteriyor. ""-Zararlı bir içkinin düşkünlerine benziyoruz ki bir yandan ölüyoruz bir yandan elimizi yine onun şişesine uzatıyoruz... " O, başını salladı: "Hayır, böyle devam etmeyecek. Zira ben o bahsettiğin zararlı içkiden ölmek istemiyorum, şişeyi kıracağım.""
Yanıtla
4
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Vücudun fizyolojik olayını çok güzel anlatmış Dr Ayşegül Çoruhlu, yıllardır kafamda neden birdenbire kilo alıyorumun sorusuna bile cevap buldum, metabolik esnekliğin ne demek olduğunu kaybedildiğinde neler olduğundan bahsediyor. Ne önemlisi ise soruları cevapsız bırakmıyor, kaybedilen esnekliğin geri dönüşü olabileceğini ve yöntemini söylüyor. Yıllardır süregelen aslında hepimizin içten içe bildiğimiz nasıl beslenmeliyiz, neden az yemeliyiz, uyku neden önemli, erken uyanmanın faydaları nelerdir vb. hepsini çok güzel şekilde açıklamış. Yaş alalım ama sağlıklı olalım derseniz kitap çok güzel yol göstermiş, Emeğine kalemine sağlık
Yanıtla
14
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gerçek tarihsel olaylara dayanan bir kurgu olan Evlilik Portresi bizi 16. yüzyıl İtalya'sına götürüyor. Kitabın baş kahramanı olan Lucrezia evliliğinden bir yıl sonra ölür. Her ne kadar ölüm sebebi tüberküloz olsa da, onu kocasının öldürdüğü dedikodularının dolaşmasına rağmen kocası bu ölümden sorumlu tutulmamış.

Ailesinden evliliğin , sevginin ne olduğuna dair inançları ile eşinin yanında durmaya çalışan Lucrezia'dan, soyun devamını sağlama görevi ile çocuk sahibi olması beklenmektedir. Çevrenin beklentileri, eşi Alfonso d'Este'nin evli bir kadının üstlendiği roller ile ilgili fikirleri ve yapmak istedikleri arasında kalan Lucrezia'nın düşünce akışları ve duyguları ile birlikte yaşantılarına şahit olmaktayız.

Duygu aktarımı çok gerçekçi. Kitabı okurken 16. Yüzyıl İtalya'sına gidip geliyorsunuz. Lucrezia'nın yalnızlığını, korkularını fazlasıyla hissediyorsunuz. Tarihi kurgu okumayı seven kişilere tavsiye edebileceğim bir kitap.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Metal Hayatlar kitabı ismiyle büyük şehrin ortak derdine sahip insanlarını niteliyor. Kapağında kafasında kurma mekanizması olan insan kafası çizimi bulunan eserin ilk öyküsüyse "Demir Çağı" adını taşıyor. Bu metinde yazarın tabiriyle "makinebaşı insanları" kozmopolit şehirlerin mavi yakalıları anlatılıyor. Kondunun sakinlerini, kapana kısılmış, hayatını çalar saatin alarmı üzerine kuran makineleşmiş, devamlı koşturan insanları, sürekli değişen yolları, otoparkları, bitmek bilmeyen inşaatları anlatıyor Berna Durmaz. Kitaptaki tüm öykülerde ister birinci şahıs, isterse de üçüncü şahıs anlatıcı olsun ortak bir dil söz konusu. Anadolu'nun sözlü anlatı geleneğinden gelen anlatımın büyük şehrin sorunlarıyla harikulade bir şekilde harmanlandığını ve kendi has bir üslubu meydana getirdiğini görebiliyoruz.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cesurca Özgürlüğe Doğru, yazarın kendi hayatımdan derlediği anılarıyla yoga yolculuğunda öğrendiklerini hayata geçirdiğini ve kendi yolculuğunu, iyileşme ve özgürleşme sürecini okurla paylaştığı eser. Kendi bastırdığı duyguların esiri olmaktan, kendini tanımakla ve kabul etmekle kurtuluyor. Bireyin kendisine şifa vermesi nasıl mümkün, kitaptan ilham alınabilir. Kabul etme, tanıma ve asıl kendimiz, yaşamda sergilediğimiz tavrın bir yansımasıdır. Bu yüzleşmeye cesaretle yaklaşıp, gereken çabayı gösterdiğimizde korkularımızla sağlıklı bir şekilde yüzleşebilir, onları anlar ve içimizde saf sevgi, şefkat ve cesaret oluşturabiliriz. Gen aktarımı ile bize kadar iyileşmesi gereken eğilimler gelebilir. Şiddet eğilimi bunlardan biridir. Fakat eğilimleri de eğitmek mümkündür. Bu eğilimi eğitip iyileştirilmiş bir davranışa dönüştürdüğümüzde yaşamımızda şiddete yer vermeyeceğimiz bir ilerleme imkânına sahip oluruz. Bizden önce var olana, öğretilere kulak vermemiz, onları duymamız gerekir.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
sevgili Cemalnur Sargut oldukça iyi bir tasavvuf ehli. tabii bunu validesi hanımefendi ve validesinin murşidi Kenan Rıfai hazretlerine borçlu MaşaAllah. tüm eserlerini severek okuyorum çünkü kendisi muazzam bir araştırmacı ve her konuda nokta atışı eserlerden seçimler yaparak bunları günümüz insanına çok başarılı bir şekilde şerh ediyor. bu eseri de genel olarak Abdülkerim Cili hazretlerinin eserlerinden şerh etmiş ama tabii Konevi hazretleri, Kenan Rıfai hazretleri, İbn Arabi hazretleri, Mevlana hazretlerinden de şerhler içeriyor tabii ki ayet ve hadisler eşliğinde. çok beğendim harika bir çalışma olmuş kütüphanede mutlaka olmalı ayda bir alınıp okunmalı
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Genel Türk Tarihi Araştırmaları ve Günümüzdeki Durumu
Naçizane yorumuma geçmeden önce siz değerli okurlar için, her zaman yaptığım gibi, genel birkaç hatırlatma da bulunmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. Öncelikle elimizdeki metin geniş kapsamlı, akademik ve makalelerden oluşan bir kitaptır. Dolayısıyla her bir makaleyi ayrı ayrı incelemek çok mümkün olamayacağı gibi anlamlı da olmayacaktır. Zira makaleler birbirinden farklı uzmanlık alanlarını kapsamaktadır. Bu nedenle kitap hakkında genel bir yorum yapmayı daha faydalı bulduğumu ifade etmem gerek.

Yukarıda da bahsetmiş olduğum üzere kitabın içerisinde “Genel Türk Tarihi” bağlamında birbirinden farklı konular hakkında birçok makale bulunmaktadır. Dolayısıyla alana ilgi duyan herkesin içerisinde ilgi çekici bilgiler bulabileceğine eminim. Öte yandan yine ilgili alanın önemli hocaları hakkında biyografik makaleler (ilk bölüm) bulunmaktadır. Dolayısıyla alana giriş yapmak isteyen genç arkadaşların bilim camiamızın yetiştirmiş olduğu kıymetli hocalar hakkında yine hocalarımız tarafından kaleme alınmış olan bu makaleleri okumalarını faydalı buluyorum.

Kitabın içerisindeki metinlerin birçoğu akademik çalışmalardır. Dolayısıyla alanda çalışanlar için literatür ve ikincil kaynak noktasında da (atıf yapılabilecek, kaynakçalı) bir eser olduğunu söyleyebilirim. Diğer taraftan kitabın (daha da doğrusu makalelerin) kronolojik anlamda çok uzun bir dönemi kapsadığını ifade edelim. Söz gelimi Türk tarihinin erken safhalarından Sovyet dönemine kadar uzanan bir zaman dilimi ile karşı karşıya olunacağını ekleyelim. Bu durumda kitabın çok geniş bir okuyucu kitlesine hitap edebilme potansiyeli barındırmasına neden olmuştur. En başta bahsetmiş olduğum üzere makaleler oldukça geniş ve farklı konularda bilgiler içermektedir. Bahsi geçen bu makaleler yalnızca siyasi tarihi anlatısı ile sınırlı kalmamış tarihsel taksimlendirmeden kavramlara ve tarihyazımına kadar uzanan geniş bir spektrumda yer alır.

Sonuç olarak Türk akademisinin “Genel Türk Tarihi” alanı hakkındaki görüşlerini ve son gelişmeleri okumak için iyi bir çalışma olduğunu ifade edelim. Makalelerin içeriği oldukça akıcı ve iyi görünüyor. Çeviri bir eser olmadığı için anlaşılabilirliği de yüksektir. Kitabın mizanpajı, kapağı ve diğer fiziki özellikleri gayet iyidir. Her makalenin sonunda (akademik olanlar) araştırmacının kullandığı kaynaklar “kaynakça” kısmında listelenmiştir. Bu durum ileri okuma yapmak isteyenler içinde rehber niteliği taşımaktadır.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Önemli Bir Çalışma: Türk Beklentisi
Beklenti, gelecekte gerçekleşebilecek olumlu ya da öngörülen bir meseleye dair umutları temsil eder. Avrupa ve Hristiyan dünyasının Türk beklentisinin tarihteki seyri sayfalarca karalanması gereken bir konudur. Hristiyanların nazarında oluşan bir Türk Beklentisi, zaman zaman korku ve savaşlarla dolu bir kabus gibi görünürken, zaman zaman ise hoşgörü ve uyum içinde bir yaşamı resmediyordu. Tarih şeridi takip edildiği zaman Haçlı Seferleri’nin yankıları, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselişi ve düşüşü gibi bazı önemli hadiseler göz önüne geliyor. İncelemeye tabi tuttuğum bu eser de, bu hadiselerin gölgesinde Avrupa ve Hristiyan dünyasında nasıl bir Türk beklentisi olduğuna ışık tutuyor.

Kıymetli okurlara, kitap değerlendirmesini sunmadan önce, kitabın yazarını tanıtmayı her zaman öncelikli olarak faydalı buluyorum. 1950 yılında doğan Giovanni Ricci, Rönesans dönemi sosyal ve kültürel tarihi ve Hristiyan Avrupa ile Türkler arasındaki ilişkiler üzerine çalışmalar yapmaktadır. Ricci, Ferrera Üniversitesi’nin Yakınçağ Tarihi kürsüsünde erken dönem Yakınçağ tarihi dersleri verdi.

Tarihin tanıklığı referans alındığında, Hristiyan ve Müslümanlar arasında zaman zaman gerginlikler yaşandığı malumdur. Yazar, taraflar arasında gerginliklerin olduğu kadar, kurulan ilişkiler boyunca belirgin bir “geçirgenlik” olduğunu da vurguluyor. Yazarın bakış açısından baktığımız zaman, geçirgenlik kavramının taraflar arasında kurulan ilişkilerin bütün müesseselerinden açığa çıkan bir dışavurum olarak tanımlandığını anlıyoruz. Nitekim filmin biraz gerisinde, yani 1453’te Constantinopolis’in düşmesi ve burada Osmanlı hakimiyetinin güçlenmesi, Avrupa’da güçlü bir panik rüzgarının esmesine neden oldu. Buradan sonra Türkler, “Hristiyanlara özellikle de antipati duymaktan kaçınmayan şizmatiklere (ayrılıkçılara) ve günahkar kavgacı Roma Katoliklerine karşı ilahi bir cezanın celladı olarak göründü.” (s.16). Bu gibi ifadeler ve hatta pek çoğuyla birlikte, Hristiyan dünyası uzun yıllar boyunca pompaladıkları Türk korkusunun esiri haline gelecekti. Bu belki de ilk değildi, ancak bu zamana kadar duyulan Türk korkusunun en şiddetlisiydi.

Giovanni Ricci, eserinde bu meselede bir milat olan 1453’ten sonraki süreçte Hristiyan dünyasında Türkler için duydukları korku ve nefret gibi duygularını çok yönlü olarak inceliyor. Zaten bu süreç, Avrupa nazarında Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi manada yükselişte olduğu bir döneme denk geliyor. Constantinopolis’in düşüşüyle başlayan Yeni Çağ, çağ boyunca Hristiyan dünyasının Türklerle olan münasebetlerinde karşılıklı savaş ve mücadelenin yoğunluğuna şahitlik ediyor. Ancak Ricci bu süreci, eserinde kaynakların yanıltıcı yönlerine kapılmadan, yaptığı analizleriyle Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında bulunan ayrım çizgisinin aslında ne kadar saydam olduğunu göstermeyi de hedefliyor. Çok da uzun olmayan, ancak meselelerin ana hatlarıyla ele alındığı 23 bölümden oluşan bu eserde, bölümlerin kendi içerisinde de ayrı ayrı yoğunlukta olduğu anlaşılıyor. Bu yoğunluk, yazarın hadiseleri bütüncül bir yaklaşım ile ele alarak, zaten var olan bir algının aksi bir ispat için uğraş vermesinden de kaynaklanıyor. Bunu yaparken de değerlendirmelerine ve sorgulamalarına yer vermeyi de ihmal etmeden, hadiseleri genel bir çerçeveye oturttuğu okurlar tarafından fark edilecektir.

Ricci, taraflar arasındaki ilişkileri ele alırken takındığı objektif tutumu, eserinin bütün bölümlerinde okuyucularına hissettiriyor. Aynı zamanda kullanmış olduğu tarihi verileri de olduğu gibi yerli yerine koyuyor. İlişkiler ağını ilmek ilmek işlerken, bilhassa İtalya’ya da dikkat çekiyor. Zira bu süreçte Avrupa’nın monarşi otoriteleri için İtalya başka bir mücadele cephesiydi. Bu mücadele esnasında İtalya, Türklerle olan bağlarını sıklaştırmaya eğildi. Elbette sıklaşan bağlar, Türklerin ve aynı zamanda Müslüman camianın Rönesans kavramıyla olan etkileşimi de arttı ve hatta çeşitlilik kazanmaya başladı. İtalyanlarla olan ilişkileri irdelediği esnada Ricci’nin yorumlamalarını da yoğun bir şekilde işlediği görülüyor. Nitekim bununla birlikte yazarın İtalyan şehir devletlerinin kayıtlarının takibini iyi bir şekilde yaptığı, hatta parçadan bütüne bakıldığında eserin zengin bir kaynakçadan vücuda getirdiği anlaşılıyor.

Eserin ilk bölümünden son bölümüne değin her bölümünde birbirinden önemli tespit ve vurgular bulunduğunu ifade etmek mümkündür. Hatta eserin sonlarına doğru yaklaşıldığında, tersine bir üslup kullanarak, Hristiyanların Türklere yapmış olduğu çağrılar kadar, Türklerin de Hristiyanlara çağrılarda bulunduğunu ifade ediyor. Buradan sonra bakış açısını genişleterek her iki açıyı da birleştirici bir kalem kullanıyor. Yani ne inancın, ne de görülen diğer farklılıkların taraflar nazarında bir ayrışma yaratması için yeterli bir unsur olarak görülmemesi gerektiğini aktarıyor: “Akdeniz’de bölünmüş bir durumda olan bütün aktörlerin kendi dindaşlarına karşı kafirlere yönelebileceğini anlamış bulunuyoruz.” (s.170). Esasen son bölümlere doğru İtalya’yı bilhassa odak noktası olarak kullanması da Akdeniz’in her iki taraf için de aynı canlılığa ve aynı öneme sahip olmasıyla ilgili olduğunu açıkça ifade ediyor. Yazarın değerlendirmeleri de okuma boyunca yazarla tartışmamızı sağlıyor. Elbette bu da adeta zihnimizin raflarına daha yeni fikirler yerleştirirken, daha etraflı bir perspektiften bakmamıza imkan veriyor.

İncelemeyi bahane ile, bu kitabın çevirisini üstlenen Serhat Pir Tosun’a teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum. Bir teşekkür ve tebrik de eseri yayınlama ve bizlere ulaştırma yükünü omuzlayan Selenge Yayınları’na diyerek daha nicelerini diliyorum…
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Nisan 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mezopotamya tarihinde var olmuş medeniyetlerin geniş özeti...
Kitapta Mezopotamya olarak adlandırılan, Fırat ve Dicle Nehirleri arasında kalan büyük bir bölgede, MÖ 4binli yıllardan başlayıp MS 100lü yıllara kadar uzanan bir dönemde yaşamış olan medeniyetler anlatılıyor.

Kitabın ilk bölümünde Mezopotamya adının kaynakları açıklanıyor ve bölgenin genel sınırları belirtiliyor.

MÖ 4binli yıllarda, önce ticari ve idari amaçlarla daha sonra da genel kullanım amacıyla kilden yapılmış tabletler üzerine kamışlarla işaretler koyularak oluşturulan çivi yazısının bulunması, o dönemle ilgili yazılı kaynakların bulunmasını sağlamıştır.

Kitapta çok uzun yıllar süren ve halen devam eden araştırmalarda bulunup çözümlenen kil tabletlere göre Mezopotamya'da var olmuş önemli medeniyetler anlatılmış.

Kitapta bölgenin bilinen en eski şehri Uruk'tan başlayıp Sümerler, Akadlar, Babil Krallığı, Asurlar gibi medeniyetlerden detaylı bir şekilde bahsedilmiş.

Bu devletlerin var olduğu bölgeler bugünkü adları da verilerek anlatılmış, genel olarak bu devletlerin kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreçlerden ve önemli olaylardan bahsedilmiş.

Kitabın sonundaki harita kitapta anlatılan bölgeleri anlamayı oldukça kolaylaştırmış.

Mezopotamya ve bu bölgede geçmişte var olmuş medeniyetler hakkında genel bilgi edinmek ve daha detaylı yapılacak araştırmalar için özet bilgi edinmek için okunabilecek faydalı bir eser.

"Sümerce, bugün bilinen hiçbir dille akraba olmamasına rağmen, yapısal olarak, gramer işlevlerini ifade etmek için kelimenin köküne ön ve son eklerin eklendiği Fince, Macarca ya da Türkçeye benzerlik göstermektedir." s.11
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir