Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
28 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İklim Değişikliği
Kitap hakkında birkaç söz söylemezden önce, içinde yaşadığımız Dünya’nın küresel ve iklimsel anlamda birçok sıkıntı yaşadığını herhalde bilmeyen yoktur. Hemen her gün sosyal medya yahut ulusal medya kanallarında, ama çok ama az, “kuraklık”, “sel”, “obruk” yahut “aşırı sıcaklar”dan söz edildiğine şahit olmuşuzdur. Bu kitabın, bu tip kavramların içini doldurması ve kolektif bir bilinç kazandırması noktasında önemli bir yere sahip olabileceğini düşünüyorum. Evet birçoğumuz konu hakkında birçok, doğru ya da yanlış, fikre sahip fakat bu kitapta işin aslını, geçmişi ve geleceği ile görmek mümkün.

Genel olarak kitaba geçecek olursak; giriş ve dizin dahil olmak üzere toplamda 10 bölüm bulunmaktadır. Kitap konu bütünlüğünü görece düşük bir sayfa sayısı ile son derece güzel bir şekilde özetlemek ile kalmamış aynı zamanda atıfta bulunduğu kaynaklar ve tavsiyeler ile güncel bilgilere ulaşmanızı sağlayacak şekilde hazırlanmıştır. İklim tarihi, değişimler, felaketler, salgınların iklim ile ilişkisi, siyasi buhranların iklim ile alakası (bkz. Suriye İç Savaşı) bunların sonuçları, küresel ısınma, kamuoyu tartışmaları ve olası çözüm tahminleri sıralı bir şekilde sunulmuştur.

Kitabı okuduktan sonra bu kitabı hemen herkesin okuması gerektiğini düşündüğümü ifade etmeliyim. Özellikle Akdeniz çevresinde yaşayan ülkelerin kısa süre içerisinde küresel ısınmanın yahut iklim değişimlerinin yıkıcı etkisine maruz kalacağını (çoktan başladı bile!) düşünürsek gündelik saçmalıkları bir kenara bırakarak önlem almaya başlamamız gerektiği apaçıktır. Ayrıca son derece trajikomik bir durum olarak; Sanayi Devrimi ve insan kaynaklı zararlı gazların salınımını başlatan gelişmiş ülkeler bu değişime önayak olurken, bu değişimin en yıkıcı olarak yaşanacağı (ve yaşandığı) yerlerin gelişmemiş yahut gelişmekte olan ülkeler ve orada yaşayan insanlar olması/olacak olması son derece büyük bir haksızlıktır. Hatta ve hatta Kuzey ülkeleri (Kanada vb.) bu durumdan bir miktar kâr bile sağlayabilecekken (elbette uzun vadede böyle bir şey söz konusu olamaz!), Rahmstorf ve Schellnhuber’a göre gelişmemiş coğrafyalarda yaşayan insanlar bu yıkıcı değişimin sonuçlarını hayatlarıyla ödeyecektir. Ayrıca küresel ısınmayı terazinin bir tarafı olarak düşünecek olursak, bu terazinin diğer kısmında da ekonomi ya da kazanç olduğunu unutmamamız gerek.

Son olarak; kitabın son derece güncel olduğunu (ilk baskısı 2006, ikinci baskı 2018) hatırlatmam gerek. Bu güncel sorunları ve gelişmeleri takip edebilmek adına son derece önemlidir. Kitabın içeriği ve kapsamı dolayısıyla (doğal olarak) bir miktar teknik terim barındırıyor eğer aşina değilseniz terimleri notlayarak okumanızı tavsiye ederim. Çevirisini ben beğendim. Runik Kitap’a yayıncılık faaliyeti için çok teşekkür ederiz, gerçekten harika ve güncel işler yapıyorlar.

Herkese bol kitaplı sağlıklı günler!
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
21 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Masal, gerçeğin yol arkadaşıdır.
Amacımızı ve mesajımızı, genellikle yeteneğimize göre; şiir, öykü, destan, karikatür, resim, roman, deneme, özdeyiş, masal veya bir mektup şeklinde anlatmaya çalışırız. Ve bir arayış içerisindeysek eğer; hangileri beklentilerimizle barışık ise onları çözümlemeye yöneliriz.

Mitolojiden felsefeye, felsefeden bilime, bilimden uygulamaya doğru yol alan bir yöntem geliştirmiştir insanoğlu.

Masal anlatımları da hem çocukların hem de yetişkinlerin ilgisini çekmiş bir edebi anlatım türüdür.

Masal ile kurgulanan imgesel, imalı ve dolaylı anlatım; diğer ifade sanatlarının kalıplarına uymadığından, edebiyatta başlı başına farklı bir alan olarak gelişmiştir.

Masal dünyası deyince ilk önce hatırımıza Beydeba, Ezop, La Fontaine gelir.

Bu eser yaşamın içerisinde bizlere ibretlik ders ve öğütler verebilecek anlatımlar içermektedir. Hayvanların dili ve davranışlarıyla eğitici anlatımlar kurgulamak; insanların dikkatini çekmiş, hatırında tutmuş ve gerekli derslerin yaygınlaşmasına da öncülük etmiştir.

Haziran 2020 tarihinde, Ayşe Çevik tarafından Türkçe çevirisi yapılan kitap 199 sayfa olup, Joseph Jacops tarafından derlenmiştir. Eserde farklı temaları işleyen 27 Hint masalı bulunmaktadır.

Masal dünyasına giriş için, akıcı bir kitap olarak okunabilir. Ayrıca kitabın tamamını; kitapyurdu sesli kitap uygulamasından da dinleyebilirsiniz.
Yanıtla
4
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
17 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Acayip Bir Roman: Otomatik Portakal
Yaşamı, iyiyi ve kötüyü, suç ve cezayı, şiddeti ve tedavisini, özgür iradeyi, toplumda eriyip yiten bireyi ele alan sarsıcı bir roman. Bu romanın; sisteme eleştiri, beyin yıkama, bireyin değişimi ve dönüşümü gibi konularda zamansız olduğunu söylemekte fayda var. Film izler gibi okunuyor. Yazarın besteci kimliği, romanın temposunda da kendini başarıyla ifade ediyor. Dokuzuncu Senfoni bu kitaptan sonra insanın kulağına bambaşka geliyor.

Edebiyatta argonun yeri bakımından Otomatik Portakal iyi bir örnek, bu çevirisini çok doyurucu buldum. Dil olarak okuması kolay, hatta argosu yer yer eğlenceli fakat pek nahoş içeriği kesinlikle gül bahçesi vadetmiyor. Okurken sinirleri bir miktar yıpratıyor ne yazık ki. (Sinir bozuculuk seviyesi bana göre; Asılacak Kadın, Sineklerin Tanrısı, Lolita gibi romanlardan biraz fazla.)

Hikayenin anlatıcısı olan anti-kahramanımız Alex; şiddeti normalleştirmiş, bundan zevk alan biri. Bize anlattığı dünya ise tam anlamıyla bir etme bulma dünyası aslında.

Yıllardır pek çok tartışmaya konu olan bu eser; felsefeye ve insana dair merakı olanlar için dolaylı bir hazine. Pavlov’un köpeği; Otomatik Portakal’da Dr. Brodsky’nin insanı olarak karşımıza çıkıyor.

Bu insanlar neden böyle? İnsanı topluma kazandırmak mümkün mü? Mümkünse bu nasıl yapılır? Şiddete meyili ortadan kaldırmak bir çözüm müdür?

Tüm bunlara yanıt niteliğinde bir şey aktarıyor bize Alex 38. sayfada:

“Yetişkinlerin savaştığı, bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir.”
Yanıtla
48
13
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
16 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
yaşamın içinden bir roman…
“Kramer Kramer’a Karşı” ile ilk karşılaşmam üniversite birinci sınıfta, okul çıkışı kaldığım yurda dönmeden hadi bir değişiklik yap ve bir film izle iç konuşması sonucu sinemaya gitme kararımla oldu. Sonuç mu: konusu ve işlenişiyle filmden etkilenmiş bir biçimde salondan çıkışım oldu. O günden bugüne unutamadığım bir film ve oyuncu kadrosuydu artık “Kramer Kramer’a Karşı”. Sonraları aynı adı taşıyan romandan senaryolaştırıldığını öğrenecektim.

Genelde kitapla film arasında doğal olan değişkenlikler noktasında, romanı okuduktan sonra aman aman değişkenlikler olmadığını gözlemledim. Romanın sürükleyiciliği (ki dilimize çevrilişindeki iyi çalışma) sizin kitaba rahatça giriş yapmanızı ve sonuçlandırmanızı sağlıyor. Konu sizi bırakmıyor özetle.
Konusu 70’li yılların amerikasında geçiyor. Ancak dünyamızda yaşanan değişimler, küreselleşme artık insanların benzer şeyleri yaşamasını ortak hale getirdi, getiriyor. Çevremizde veya iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla toplumumuzda benzer konuların olağan hale geldiğini görüyoruz. Elbette aile kurumunun önemi yadsınamaz. Fakat göstergeler, sorunun iç acıtıcı sonuçlarını her gün gözümüze gözümüze sokarcasına ortaya koyuyor.

Romanda karakterler üzerinden aile içi rollerin değişimini, aile bireylerinin farkındalık sorunlarını, boşanmanın getirdiği travma ve en çok etkilenenlerin ebeveynlerin yanı sıra eğer varsa çocuk veya çocukların psikolojisini gözlemleyebiliyorsunuz. Nihayetinde geri dönülmez kararlar, yaşanan acılar, özlemler, mücadeleler ve hukuksal sonuçlar. Eğer aile olma niyetiniz varsa bu roman size birçok konuda eğitici ve öğretici olacaktır. Benim söyleyeceklerim ilk elde bu kadar. Kalan kısmını romanı okuduğunuzda tamamlayacaksınız.

İyi okumalar.
Yanıtla
9
0
Destekliyorum  6
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
14 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Momo
Çocukların ve erişkinlerin dünyayı değerlendirişi hiçbir zaman uyuşmaz. Çünkü çocuklar dünyayı zihinlerinde kodlarken basitleştirirler. Erişkinler ise yaş hanelerine eklenen her yılla hayata bakış açılarını daha karmaşık bir duruma getirirler. Bu yüzden çocuklara addedilen hasletlerin birçoğu erişkinlerin karakterine eklemlenirse daha rafine insan profillerinin elde edilmesi mümkün olur. Bu yüzden erişkinlerin birçoğu çocuk olmaya öykünür. Zira hayatı çekilmez yapan kaygılar, çocuklar için sadece basit birer nüanstan ibarettir. Tabii sadece çocuk olmayı hayal etmek her erişkin için bazen yetmeyebilir. Hayalin bir çocuğun gözünden canlandırılarak, erişkinin bünyesindeki pasif hayallerin diriltilmesi gerekli olabilir. İşte tam bu noktada fantastik çocuk edebiyatının büyük yazarı Michael Ende ortaya çıkar.

Michael Ende’nin deyim yerindeyse film gibi bir hayatı vardır. 1929 yılında Almanya’da başlayan yaşamı entelektüel bir aile içerisinde geçmiştir. Babası gerçeküstü öğeleri benimseyen bir ressam Edgar Ende’dir. Onun çocukluğunun ve geleceğinin şekillenmesinden babasından miras aldığı yönlerin yazarlığına yansıması, bu nedenle pek şaşırtıcı olmaz. İkinci Dünya Savaşı’nın o kâbus gibi günlerinde çocuktur. Belki de ilerleyen zamanlarda bu denli güçlü fantastik yazınlarının ortaya çıkarmasında çocukluğunun o kara günlerinin psikolojik etkileri amildir.

Tabii Michael Ende’nin kalemini besleyen faktörler kadar kaleminin yılları ve sınırları aşan etkisi de önemlidir. Bu yazımızda ele alacağımız “Momo” isimli eseri de uluslararası çoksatanlar listesine girmiş, dünyada çok önemli bir sükse yapmıştır. Momo’nun bu başarısını belki de kaybettiği çocukluğunu arayan erişkinler sağlamıştır. Fakat bir gerçek var ki; fantastik üslubu benimsemeyenlerin dahi kitabı sempatik bulacaklarına şüphe yok. Çünkü edebiyatı fantastik yapan yazar kadar karakteri Momo ve onun hikayesi…

Momo’nun hayal perdesinden çıkıp fantastik zirveye ulaşan hikayesinde küçük bir çocuğun kendine has dünyası, her sayfada tecessüm eder. Her çocuk gibi Momo da o ciddi hayatın pek içinde olmak istemez. Ama hayatın ciddiyeti erişkinlerin onun dünyasına temasıyla kendisini gösterir. Momo dünyasını erişkinlerin istilasından korumak için onlardan dost edinir. Hayalleri olan bir çocuğun düşlerini sekteye uğratmayacak kadar masalsı ve hayatın içinden çıkan karakterler ilk aşamada Momo’ya sırdaş olurlar. Tabii erişkinler özgür hayalleri olan çocukları pek tasvip etmediklerinden; Momo’yu, o dostluğa ve sırdaşlığa ihtiyaç duyduğu, devasa dünyada belirli bir süre sonra tek başına bırakırlar.

Artık yalnızlığın dünyası fantastik unsurlar tarafından istila edilmeye müsait bir ortam olmuştur. Ende, bu aşamada artık öyküsünün kilit noktalarına gerçeküstü öğeleri yerleştirmeye başlar. İşin garibi Momo’ya ısınan okur çevreden gelen o inanılmaz etmenleri hiç yadırgamaz. Öncelikle soyut kavramların açılması gereklidir. Bir çocuk için belki de saat kadranındaki akrep ve yelkovan arasındaki kovalamaca kadar basit olan “zaman” kavramı; Ende’nin dilinde efsanevi bir düzleme oturur.

Zaman, çocuk için harcanmasında en ufak problem olmayan, müsrifliğin acı sonuçlar doğurmayacağı efsunlu bir kavram… İlk aşamada çocuk için çizilen zaman kavramı, satırlar ilerledikçe erişkinler içinde anlam ifade etmeye başlar. Aslında fantastik üslup zaman kavramı için harika bir kılıftır. Herhalde bütün sanat erbabı zamana kalıp biçmeye çalışırken zorlanır. Ama zaman kavramı erişkinlerin algıladığı düzlemden çıkarılıp, bir çocuk sevecenliği ile inşa edilmeye çalışılırsa; gören her göz için daha manidar olur.

Ende, soyut boyuta şekil verirken, çocuk hayal gücünün girift noktalarını kullanmaktan imtina etmez. İki farklı bakış açısıyla zamana şekil verir. O, erişkinlerin ve çocukların zaman algılarını yazdıklarıyla karşılaştırır. Böylelikle erişkin ve çocuk zaman kavramından payına düşeni alır. Sonrasında fantastik öğelerin ortaya çıkmasıyla zaman hem erişkin hem de çocuk için durur. Zamanın gerçek fonksiyonunu yadsıyan yazar için öyküsünün hedef kitlesi hiç olmadığı kadar geniş bir çapa ulaşır. Zaten Ende bir açıklamasında “benim kitaplarım 8 ve 80 yaş arasındaki tüm çocuklar içindir” demiştir. Sözün kısası Ende’nin öykülerinde herkes payına düşenleri aldıktan sonra ortak paydada birleşir.

Ayrıca Ende’nin okurun hayal dünyasının aktif olarak maceraya iştirak etmesi için fazlasıyla yardımcı olduğunu belirtmek gerekir. Ende kendi çizimleriyle konuya netlik kazandırmaya çalışır. Betimleme ve tasvirleriyle bezediği karakterleri, masal dünyasının içinde gerçek parıltılar sunarlar. Hayal ve ötesindeki karakterler ise zaman gibi soyut bir kavramın gerçekliği kadar satırlarda kendilerine yer bulurlar. Yani köken alınan kavramın soyutluğu hayalden ortaya çıkan soyut fantastik karakterlerin sırıtmasına mâni olur. Bu nedenle sigara dumanı gibi uçup giden zaman hırsızları ve zamanın patronu Hora Usta gibi karakterler; o bazen fazlasıyla muhayyel olan “zaman” kavramı kadar gerçektirler.

Aslında kitabın bir yerinde dediği gibi “bütün yaşam bir hikayedir ve biz de onun içindeyiz”. Tabii hayatın gerçekliği kadar onun karşısına koyduğumuz hayallerimiz de söz konusu… Hayalleri olmayan bir hayatın bir yanı eksik kalır. Çocukluk bizim hayatımızın yalnızca bir parçası değildir. Çocukluk hayatımıza ve kimliğimize sırlanmış bir gerçekliktir. Ve kendi gerçekliğimizi fark edebilmemiz için elimize bilinç altımıza ulaşabileceğimiz bir oltanın tutturulması şarttır. Bu olta Ende’nin romanı gibi eserlerdir. Ende tarzı yazarları ve çocuk edebiyatının bu tür eserlerini okuyarak, bilinçaltımıza olta atarız. Ve her satırla kendi çocukluğumuzu gerçek manada ise kendi kimliğimizi fark ederek yavaş yavaş su yüzüne çekeriz. Su yüzüne çıkanlar gerçek veya gerçeküstü olabilir. Çünkü hepimizin çocuk olduğu gibi hepimizin de hayal kurduğu da bir gerçektir. Hayallerimizin gerçeküstü olmasının da bir önemi yoktur. Yeter ki bizden ve bizim olsunlar.
Yanıtla
51
9
Destekliyorum  18
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
04 Haziran 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yatmadan evvel okuyunca daha bir tatlı oluyor bu kitap
İsveç Masalları'nı uzun zamandır okumak istiyordum ve başka topraklarda anlatılanların bizim topraklarımızda anlatılanlarla ne derece farklılık göstereceğini merak ediyordum. Bu yüzden hevesle başladım okumaya. Okudukça da keyifli bir hal aldı. Çünkü troller, devler gibi fantastik figürlerin o zamanın insanlarının kafasında nasıl şekillendiğini düşünmek çok hoşuma gitti. Hangi belirsizlikler onlara bunları düşündürdü, acaba bu masallarda bunları yakalamak mümkün mü diye düşüne düşüne bu bir keşif oyununa döndü. Ayrıca oldukça iyi bir çeviriydi. Orijinaliyle kıyaslama fırsatı bulamadım ama akıcılığı bana bunu düşündürdü. Tek sorun özellikle sonlara doğru beliren yazım hataları oldu. Gözden kaçmış olabilir elbette ama tekrarlı cümlelerde de aynı hatalar mevcuttu. Bir de bir bölümün epigrafı önceki bölümün sonunda kalmıştı. Bir sonraki basımda yeniden okuma yapmak gerekir diye düşünüyorum. Bunun dışında temiz bir iş çıkarılmış diyebilirim.

Konu ve içerikle ilgili birkaç şey de yazayım. İçerikte mitolojiye göz kırpan bazı noktalar vardı. Bu yüzden okurken hepten uzak hissetmiyorsunuz. Masalların oluşturulma biçimi de türün özelliklerini birebir taşıyor. Bu yüzden takip etmesi eğlenceli bir çocuk oyununa dönüşüyor. Tekerleme okur gibi okuyorsunuz. Bilgilerinizle kıyasladıkça hangi toplumun neyden ne kadar etkilendiğini görüyorsunuz. Ayrıca zamanın toplumsal dinamiğini keşfetme imkanı buluyorsunuz. Üstelik ağızdan ağıza aktarıldığı için aynı hikayenin başka versiyonlarını da duyabileceğinizden bunlara da yer verilmiş. Dolayısıyla en çok hoşunuza giden veya kurgusal açıdan en mantıklı olanı seçip kendinize saklayabiliyorsunuz. Kitaplığımda olduğu için mutluluk duyacağım kitaplardan biri oldu bu.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
31 Mayıs 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Albert Camus - Yabancı
Kitap hakkında naçizane fikirlerime geçmeden önce; eserin “1957 Nobel Ödülü”ne layık görüldüğünü hatırlatmak isterim. Bence bu çok önemli bir kıstas değil ancak bazı arkadaşlar Türkçeye kazandırılmış olan “Nobel Ödülü” sahibi kitapları okuma gayreti içerisinde olabilir. Yazar, yani Albert Camus, hakkında ise çok fazla bir şey söylemeye gerek duymuyorum, kendisi hemen herkes tarafından tanınan, mühim bir yazardır.

Esere geçecek olursam; ilk sayfalarda sıkıldığımı, hatta “bu eser nasıl olmuşta Nobel ödüllerine layık görülmüş” gibi bazı sorular sorduğumu itiraf etmeliyim. Çünkü eser gerçekten de son derece sıradan bir şekilde başlamış ve öyle devam ediyor gibi görünüyordu. Ancak kitabın yarısını biraz geçtikten sonra eserin muhtevasının değiştiği söyleyebilirim. Kitap, bir insanın (bilhassa kendi hayatına) ne kadar yabancılaştığını, korkunç bir kayıtsızlığı(1) ve -bence- hukuk sistemine karşı ciddi bir eleştiri ile özgürlüğün ihtişamını(2) içerisinde barındırıyor.

(1) “Az sonra patron beni çağırdı… Paris’te bir iş olduğunu ve ilgilenip ilgilenmediğimi öğrenmek istemiş. ‘Yaşınız genç, bu yaşam tarzı hoşunuza gider gibi geldi bana’ Buna karşılık ‘evet’ diye karşılık verdim ama aslında benim için fark etmediğini de söyledim. Hayatınızda bir değişiklik yapmak hoşunuza gitmez mi, diye sordu. Ben de insanın hayatını hiç değiştirmediğini, her hayatın az çok aynı olduğunu... söyledim… Hep kaçamak cevap verdiğimi, hiç hırslı olmadığımı, bunun da iş hayatında felaket olduğunu söyledi.”

(2) “Sonrasında tek hatırladığım, avukatım konuşmaya devam ederken bir dondurmacının sokaktan, bütün adliye odalarını, mahkeme salonlarını aşarak bana kadar gelen borazanının sesi. Artık bana ait olmayan, ama hazların en küçüğünden en süreklisine hepsini içine alan bir hayatın anıları üzerime sökün etti…”

Eserin sonunda ortaya çıkan belirsizlik ve kitabın sanki “henüz bitmemesi gerekiyormuş” gibi hissettirmesine hazırlıklı olmalısınız. Şahsen okuduğuma –kesinlikle- pişman değilim ancak bu kitabı, popüler olan, diğer kitaplar ile karıştırmamak lazım. Sürükleyici ve soluk soluğa okunacak bir macera sunmadığını belirtmeliyim. Çeviri son derece anlaşılır ve akıcıydı. Can Yayınları’na ve kitapyurdu’na böyle bir kitabı bize ulaştırdıkları için teşekkür etmeliyim.

Herkese bol kitaplı ve sağlıklı günler dilerim. :)
Yanıtla
19
7
Destekliyorum  1
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Mayıs 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kadının Gücü
Kadınlar,18. yüzyıldan itibaren özellikle Aydınlanma dönemi sonrası pek çok alanda toplumsal, siyasal, sosyal, hukuki, idari gibi var olan eşitsizliklere ve toplum içindeki rollerine karşı mücadeleye başlamışlardır. Kadınların 19. yüzyılın ortalarından itibaren erkeklerle eşit statü, eşit haklar ve özgürlükler için verdikleri mücadeleler feminizm kavramını ortaya çıkarmıştır. Temelde cinsiyet ayrımcılığına karşı tavır alan Feminizm, bütün alanlarda kadınların maruz kaldığı baskıların ve denetimlerin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini savunan ve ataerkil yapılanmaların önüne geçerek kadınların meşru haklarına ulaşmada mücadele eden bir yaklaşımdır.

Eserde bu minvalde Feminizm'in hangi aşamalardan geçtiğini, kadınların 18. ve 19. yüzyıllarda nasıl uğraşlar verdiğini bizlere çok güzel aktarmaktadır.

Feminizm, içinde kadınların özgürleşmesi, baskı altında tutulmalarının engellenmesi, haklarının meşrulaştırılması, kamusal veya özel alandaki eylemlerinde ve faaliyetlerinde ve eşit haklara sahip olma durumunu kapsayan bir yaklaşımdır. Araştırmacımız Gerhard da geçmişten günümüze pek çok Alman kadının hakları için hangi mücadeleleri verdiğini bize tarihsel akışı ile bu gelişmeleri akıcı bir üslupla aktarabilmiştir.

Şahsen hemcinslerimin verdiği mücadeleleri okumaktan ben oldukça zevk aldım ve kitapta ismi geçen pek çok kadın feministi araştırıp biraz daha bilgi sahibi olmaya çalışacağım. Bence Atatürk'ün bizlere sağladığı hakların değerini bilerek bu tarz okumalar yapmak ve kendimizi geliştirmekten kaçınmamalıyız.
Yanıtla
5
2
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
25 Mayıs 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
"Sınır" üzerine ...
Sınır’ı ilk okumaya başladığımda bende oluşan insan hikayeleriyle zenginleşen gizemli ve arkeolojik bir yolculuğa hazırlıklı olmalıyım hissiydi. Ayrıca ülkelerin kullanım alanlarını belirleyen ve uluslararası anlaşmalarla belirlenen bir çizgiydi Sınır. Zaman zamanda anlaşmazlıkların boy gösterdiği alanlardı. Kimi zaman sıkı korunaklı, kimi zamanda korunması uğruna can verilen. Günümüzde ise medyanın evimizin içine taşıdığı ve canlıca izlediğimiz; insanların fırsat veya umut olarak başka ülkelerde yaşama şanslarını denedikleri alanlar olarak Sınır’lar. En bilindikleri “Meksika Sınırı”, Libya’dan Akdeniz yoluyla İtalya ve Fas’tan Cebelitarık Boğazı yoluyla İspanya’ya ve ülkemizden Yunan ve Bulgar sınırının yanı sıra Ege Denizi yoluyla Yunanistan’dan Avrupa’ya. Kimi zaman sevinç, daha çok hüzünlü biten sonların öyküsünün yazıldığı yerler ‘Sınır’lar.

Kapka Kassabova’nın edebiyatçı kimliği işlediği konuyu sürükleyici kılıyor. Kendisinin doğduğu ülkesi olan Bulgaristan’ı (daha sonra başka bir ülkeye ailecek göç etmiş) yıllar sonra ziyaret etmesiyle başlayan ve kitaplaşan yazılarıyla oluşan ‘Sınır’. Okudukça sizi içine çeken ve sizinle bütünleşen olaylar dizgesiyle birlikte yaşamış, yaşayan insan kahramanlarıyla ilginç bir yolculuğa çıkarıyor. Ayrıca Türk-Bulgar, Türk-Yunan, Bulgar-Yunan sınırında genel anlamda Trakya olarak adlandırdığımız bir coğrafyada; Kitabın ilk sayfalarında yer alan detaylı bir haritanın yardımıyla bir film şeridi gibi yaşanılanların gözünüzün önünden geçtiğini göreceksiniz. “Sınır, sırf orada olduğu için başlı başına bir davettir. Hadi gel, diye fısıldar. Şu çizgiyi aş. Cesaretin varsa.”(s.13). Bu cesareti göstererek kitaba başlamalısınız.Bu cesaret sizi Balkanların Trakya cenahına sizi sürükleyecek. Bu bölgede yaşananlara tarihsel bilgilerle bezenmiş bir anlatının yanısıra güncel olanada tanıklık edeceksiniz. Bu tanıklıkta hüzünler, sevinçler, umutlar, umutsuzluklar, trajediler size eşlik edecek. “Mitlerde, kavşak iki kere ortaya çıkar: Seyahat ettiğinizde ve öldüğünüzde. Her iki durumda da bundan sonraki istikametinizi belirleyecek bir seçim yapmanız gerekir.”(s.401). Sınır’da bu seçimi yapmış öykülere tanık olacaksınız.

İyi okumalar!
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
24 Mayıs 2021
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Adalet: Felsefi Bir Giriş
Eşit davalar eşit muamele görmelidir, Justitia'nın elindeki terazi kişiye göre ölçmez, diğer elindeki kılıç da herkesin kafasında sallanır ve adaleti korur. İkinci aşamadır bu, ilk aşamada hukuk uygulanır, temel hakları gözeten medeni hukuk ve ceza hukuku gibi ayrımlar daha doğru kararların alınması için bir nevi uzmanlaşma olarak görülebilir. En başa dönersek tanrısal kaynaktan doğan adalet anlayışını görürüz, adaletin ve hukukun bütünlüğü tanrının gölgesi altındadır. "Adaletin tanrılaştırılması, 'ilahlaştırılması', yani dini bakış açısıyla ele alınması arkaik kültürlerin kültürlerarası bir benzerliğidir." (s. 11) Dayanışma, topluluğa sadakat gibi olgular ilk olarak Mezopotamya'da görülür, Mısır'da daha güçlü bir şekilde ortaya çıkar. Ma'at hem adalet tanrıçası hem de doğruluk, dürüstlük gibi değerlerin tümüdür, insanların birbirlerine ve ilahi düzene uymaları adalete dair bu inanca bağlıdır. Pratikte Ma'at'ın bir rahibi "adalet bakanı" olarak görülmektedir, ölülerle dirilerin yargılandığı iki ayrı mahkemenin ortaya çıkışı erken döneme konumlandırılıyor. Eski İsrail'de muhtemelen Ma'at öğretisine benzer bir anlayış var, Tevrat'taki emirler Tanrı'nın adaletini nesnellikle ortaya koyuyor. Antik Yunan medeniyetinde Hesiodos'un Theogonia'sında görüldüğü üzere adalet tanrısal bir kökene sahip, Themis hukukla adaletin muğlak bütünlüğünü temsil ediyor. Hikâyeyi biliyoruz, tanrılar titanları tepetaklak ettikten sonra Zeus'un onayı ve gücü yeni bir adalet anlayışını ortaya koyar, üstelik bu kez kavram alt gruplara ayrılır ve farklı tanrıçalar tarafından temsil edilir. Adaletin tersine aristokrat kültürü pek ilerlememiş gibidir, Höffe'ye göre Odysseus'un eve döndükten sonraki eylemleri, mahkemeyi devreye sokmak yerine 108 kişiyi kendi kişisel yargısıyla öldürmesi Zeus tarafından affedilir, Hesiodos da Homeros'taki bu zihniyete isyan eder. Haksızlık yapanların işleri kötü gitsindir, kafalarına yıldırımlar yağsındır ama daha en başta Zeus adaleti uygulamamaktadır, kadıyı kime şikayet etmelidir. Platon'la birlikte adaletin dünyevi olduğu, "ilahi" olarak adlandırılsa da dinî bir bağlantının olmadığı fikri geçerlilik kazanır. Tanrı tarafından görevlendirilen bir kral yerine filozof-kral adaleti tesis etmelidir, insanların en erdemlisi de krallığa bağlı ve kendini dizginleyen insandır. Aristoteles'le birlikte teolojinin yanında metafiziğin de devreden çıktığını görürüz, ayrıca ticareti düzenleyen adalet kavramının detaylarını da Aristoteles verir. "Doğal olan" ve "yasal olan" adalet kavramları günümüzün toplumlarının hukukuna temel teşkil eder, "doğal hukuk" ve "pozitif hukuk" olarak isimlendirildi sonradan.

"Adalet Kavramı Üzerine" adlı bölümde adaletin içeriğini, yapıtaşlarını ele alıyor Höffe. David Hume gibi liberal filozoflara göre kıtlık, adaletin uygulama koşullarından biri. Doğal kaynaklar sınırlı olduğu için birçok adalet problemi ortaya çıkıyor, Habil ve Kabil örneğinde övgü uğruna mücadelenin de bir tür kıtlık olduğundan bahsedilebilir. Adaletin görevi bu tür çatışmaları önlemekse bütün bireylerin kişisel çıkarlarıyla birlikte toplumsal çıkarlarını da gözetmek, yetkili bir toplumsal yapıya, yani devlete ihtiyaç duyuyor. Bunun yanında bireyin eğitilmesi, ahlak sahibi olması da gerekiyor. "Sadece ahlak dışında kalan güdülerle, örneğin cezalandırma korkusuyla hukuka uygun davranan kişi, henüz daha alt aşamada yani temel aşamadadır." (s. 27) Adil kimse başkalarının durumundan avantaj sağlayacak durumu olsa da bunu yapmaz, adil hükümdarlarda olması gereken de bu özelliktir ki Kutadgu Bilig'den Aziz Augustinus'un metinlerine dek pek çok kaynakta teolojik bağlamlar farklı olsa da incelenmiştir, desteklenmiştir. Yakın Çağ'la birlikte kurumların adaleti ve güçler ayrılığı ilkeleri ortaya çıkar, yine de bireylerin de kişisel adalet duygularının korunması gerekir, böylece devletin otoriterleşmesine karşı çıkılır, adaletsizliklerin önü çeşitli eylemlerle engellenir. Sonlara doğru sivil itaatsizliğin işlendiği bölümlerde Höffe protestoların hukuki kaynaklarını irdeler, hukukun dışına çıkan erklere karşı insanın ortaya koyabileceği tepkilerin meşruiyetini ele alır. "Adalete Karşı Güvensizlik" bölümünde iktidarın pozitif hukuku kullanarak adaleti ortadan nasıl kaldırabileceği derinlemesine incelenir, ayrıca faydacılık da ele alınarak Marksizm özelindeki durumu üzerinden özgeciliğe varılır. Kolektif refah için kişisel refahın da sağlanması gereklidir.

Doğal hukuk ve pozitif hukukun ayrı ayrı incelendiği bölümler var, doğal hukuka itirazları özetlemek gerekirse ilk itiraz amacının belirsiz olması. İnsanların hukuki teamüllerinden, kendi aralarında oluşturdukları yapıdan doğuyor ama pozitif hukuku da aşan ahlaki bir otorite olması adalet kavramını belirsizleştiriyor. İkinci aşamada olumlu bir zorlayıcı karakterinin olmaması, özel durumlarda tam olarak neyin talep edileceğini bildirmemesi ve devletin pozitif hukukla bağ kurması sonucu "silahsız" bir hukuk haline gelmesi var, tabii her topluluk için aynı anlama gelmemesi, sınırlarının belirsizliği de bir diğer olumsuzluk. Aristoteles'in temel ilkelerinden sonra doğal hukuk Kant tarafından sınırları belirgin hale getiriliyor, Kant'a göre açıklamasız, yalnızca akla dayanan bir disiplin. İnsanla ilişkilendirilmeksizin dahi katı bir akıl hukuku bu, ampirik öncesi ve ahlaki ilkelerin bütünlüğü içinde mevcut. Kant'a göre normatif doğayla ampirik doğa arasında hiçbir ilgi yok. Roma dönemindeki görüşlere bakalım, onurlu yaşamak, başkalarına zarar vermemek ve herkese kendisine ait olanı vermek üç temel görüş olarak karşımıza çıkıyor. Başkalarına zarar vermemek konusunda Kant'ın vurguladığı gibi tüm toplumdan sakınmak gerekse dahi bu ilke geçerli, ya bu ilkeye uyarak sosyal ilişkiler kuracağız ya da tüm ilişkilerde çekimser kalacağız. Başkalarına haklarını verme mevzusuyla birlikte bu üç ilke Sokrates'in "haksızlık yapmaktansa haksızlığa uğramak yeğdir" görüşünü geçersiz kılıyor çünkü sırayla kendine saygı duyma, başkalarına saygı duyma ve kamusal alana saygı duyma edimleri ortaya çıktığı için birey ne zarar veriyor ne de zarar görüyor. Höffe'ye göre bu durumun sağlanması için uluslar ötesi bir hukuki statünün varlığı şart, son bölümde evrensel adaletin nasıl tesis edileceğini uzun uzun anlatıyor. "Küresel Adalet" bölümünde değinildiği gibi Kant'ın evrensel barış ve hukuk düzeni görüşleri günümüzün dünyasında önem kazanmış durumda, "Federal Dünya Cumhuriyeti" bu idealin temelinde duruyor. Yerel farklılıkları yok etmeden inşa edilecek yapı genel geçer bir düzen ortaya çıkaracak, merkezi bir devletten çok dünya federasyonu diyebiliriz. Hukuk bir kıtlık problemiyse kaynakların paylaştırılması önem kazanıyor tabii, "vatandaşlık maaşı" gibi fikirlerin gün geçtikçe güçlenmesi hukuku ekonomiyle güçlendirme girişimi olarak görülebilir. "Bununla birlikte etkenlerin çoğu, toplum refahı yerine iktidarını koruma ve kişisel zenginleşme peşindeki bir iktidar elitinden çok tüm vatandaşlara isnat edilmelidir." (s. 104) Aksi halde geleceğin kaynakları bugünden tüketilecek ve sonraki nesiller yaşaması çok daha zor bir dünyaya gelecekler, şimdinin ve geleceğin sırtından geçinmek korkunç sonuçlara yol açıyor, daha da açacak. Adalet mekanizmalarından çok daha fazlasına ihtiyacımız var gibi görünüyor, kiniklerin de söylediği gibi yasalardan çok felsefenin, insan olmanın bilgisini öğretmek gerekiyor ki insan suç işleyince neyle karşılaşacağını bilip korkmaktansa suç işlememesi gerektiğini, iyi bir insan olmanın erdemini bilsin, böylece problem çok daha etkili bir şekilde çözülecek.

"Felsefi Bir Giriş" deniyor, hukukî terimleri bilmeden anlamak biraz zor, bazı yerlerde bilmediğim kavramlarla karşılaşınca sözlüğü açıp açıp okudum, girişin girişi niteliğinde hukuk bilgisine sahibim artık. İyi metin, iyi çeviri, iyi yayınevi, ilgililere duyurulur.

Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir