Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Strugatski Kardeşlerin "Ölü Dağcı Oteli"ne Dair...
Uzayda Piknik romanlarıyla geniş çapta tanınan Arkadi ve Boris kardeşlerin 70’lerde yazdıkları kitap, bilimkurgu içerisinde yeni bir form yaratmayı deneyerek polisiye-bilim kurgu türünde bir yapıt ortaya koymaya çalışıyor. Klasik bir cinayet öyküsü gibi başlayıp uzun süre bu yönde gelişim gösterdikten ve bilimkurgu olup olmadığı konusunda okuru şüpheye düşürdükten sonra sert bir şekilde yön değiştirerek finalde bilimkurguya adım atan ilginç bir yapıt. Aslında dedektif öyküsü gibi başladıktan sonra konuyu metafizik varlıklara bağlayan korku öyküleri az sayılmaz. Hatta Lovercraft’ın korku-bilimkurgu öykülerinde de kısmen benzer başlangıçlar görürüz. Ancak klasik bir polisiye sahnesini sona doğru bilimkurguya dönüştürmenin farklı bir girişim olduğu açık. Her ne kadar yazarlar bu girişimi başarısız olarak görse de öyküdeki polisiye ve bilimkurgu öğeleri kendi içinde ilgi çekici sayılabilir. Öykünün gelişiminde gördüğümüz tuhaf karakterler bize klasik cinayet öyküsünden farklı bir durum olduğunu sıklıkla hissettirse de bunlar uzun süre tuhaflık dışında bir anlama işaret etmiyor.

Öykü çok bilindik Agatha Christie romanlarındaki kurguya benzer şekilde; kapalı bir mekânda işlenen bir cinayet, mekândaki kişilere yönelen şüpheler, bu kişiler arasındaki tuhaf ilişkiler ile tesadüfen orada bulunan bir polis müfettişinin olayı çözmeye çalışması temalarını işliyor (kitapta Christie’nin meşhur dedektifi Hercule Poirot’un adı da telaffuz edilmiş). Bu yönüyle haddinden fazla öykünme gibi dursa da karakterlerin gariplikleri alışılmışın dışına taşıyor bizi. Bunaltıcı iş ve aile yaşamından uzaklaşıp nefes almak için sevdiği dağ oteline gelen müfettiş Grebsky kendisini hiç istemediği halde zorunlu olarak görev başında bulur. Dağda kaybolan bir dağcıya ithafen ölü dağcı oteli adını alan otel, tek bir geçit ile ulaşılabilen sarp bir yolun sonunda eşsiz bir dağ manzarasının içinde bulunmaktadır. Otel sahibi Snevar ile arkadaş olan müfettiş otele geldiğinde birbirinden tuhaf konuklarla karşılaşır; aristokrat tavırlı huysuz ve agresif Moses ve soylu görünüme sahip eşi Olga, gösteri sanatçısı Du Barnstoker ve erkek mi kadın mı olduğu bir türlü anlaşılamayan asi yeğeni Brun, tuhaf espri anlayışlı fizikçi Simon, hastalık iznindeki Hinkus ve Viking görünüşlü irikıyım arkadaşı Olaf. Ayrıca otelin bir de saf hizmetçisi Kaisa vardır. Burada biraz spoiler vererek sonunu aktarmadan öyküyü özetleyebiliriz: otelde öncelikle kaybolan eşyalar ve hırsızlık iddialarıyla beliren şüpheler Olaf’ın şaşırtıcı bir halde odasında ölü bulunması ile doruğa ulaşır. İçeriden kilitli odasında boynu tamamen tersine dönmüş şekilde bulunan ve fiziğiyle güçlü mitolojik karakterleri andıran Olaf’a bunu kimin nasıl yapmış olabileceğinin cevabı bulunamaz. Soğuk havada sürekli çatıda oturan arkadaşı Hinkus da kendine özgü tuhaf bir tiplemedir. İmzasız uyarı notları şüpheleri bir oraya bir buraya yöneltir. Otel sahibi Snevar’ın Olga’yla ilgili tesadüfen şahit olduğu bir durum karmaşayı daha da arttıracaktır. Olaylar, konukların çığ düşmesi sonucu otelde mahsur kalmasıyla daha da tehlikeli bir boyut alır. Çığdan zor bela kurtulup yarı baygın bir halde kapıya gelen Luarvik’in sıra dışı hali ve Olaf’la ilgili ısrarlı talepleri durumun tuhaflığını iyice arttırır. Yol açılana kadar herhangi bir yardımdan ve iletişimden mahrum kalan otel sakinleri kendilerini gergin ve şüphelerle dolu bir ortamda bulurken müfettiş istemeyerek içine çekildiği bu sorunun kendisini giderek daha zor bir duruma soktuğu gerçeği ile yüzleşir. Otelde anlatılan doğaüstü öyküler kadar fizikçi Simon’un inanılmaz görünen açıklamaları da müfettişin katı gerçekçiliğini aşamaz. Öykü beklenmedik bir sonla biterken olaylar da kendi içinde nispeten mantıklı bir açıklamaya kavuşur.

Kitabın sonundaki ekte gerek kitabın öyküsüne gerekse yazarların düşüncelerine dair önemli bilgiler aktarılmış. Kardeşler deneme olarak gördükleri ölü dağcı oteline ilişkin samimi açıklamalarında; kendine özgü olarak gördükleri kitabın sonuçta tatmin edici olmadığını ve “başarısız bir deney” olduğunu itiraf ediyorlar. Polisiye geleneğinin yerleşik anlayışı içinde böylesine bir deneyin başarılı olmasına aslında imkân olmadığının ayırdına vardıklarını da açıklıyorlar. Burada ayrıca Sovyet ideolojisinin siyasi sansür ortamında bir bilim kurgu metninin başına gelenleri de görüyoruz.

Kurgusu yer yer oturmamışlık hissi verse de tuhaflıkları ve gerilimiyle ilgi çekebilecek bir kitap ölü dağcı oteli. Hikâye bazen ağır ilerlemekle birlikte merakı sürekli olarak canlı tutmayı başarıyor. Karakterlerin abartılı tiplemeleri animeleri hatırlatsa da (kitap çocuk ve gençlik edebiyatı yayınlarında da yer almış) öyküyü yüzeysel bir sınıfa sokmamızı gerektirecek ölçüde sayılmaz. Bilimkurgu diyebilmek için bilimkurgu içeriği zayıf görünüyor. Ancak Uzayda Pikinik’te olduğu gibi küçük olayların arkasında daha derin imalar bulmak da mümkün. Bilimkurgunun önemli isimleri Stuartski kardeşlerin edebiyat uğraşlarını görmek, ölü doğsa da yeni bir denemenin heyecanını ve bilimkurgunun şaşırtıcı dünyası içinde polisiye deneyimini yaşamak isteyenler için önerilebilecek bir eser. Okur bu kitapla başarısızlıklardan çıkan derslerin ne kadar öğretici olabileceğini de görebilir.
Yanıtla
4
2
Destekliyorum 
Bildir
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Peter Carnavas'ın "Fil" ine Dair Değerlendirme...
Sadece çocuk kitabı demek, yetişkinlere haksızlık olur. Hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden bu kitap hayatımızın kaçınılmaz bir parçası olan ve insanlığın doğası gereği sıklıkla deneyimlediği üzüntü teması üzerinde yoğunlaşıyor. Hikaye sevginin iyileştirici gücünün farkına varan ve küçük yaşta annesini kaybetmiş Olive isimli bir kız çocuğunun gözünden anlatılıyor. Olive bu farkındalığa odaklanmadan ve henüz onu belki de spontane yaşarken, babasının üzüntüsü hayatının merkezine kuruluyor. Okuyucu bu üzüntünün sebebinin eşinin kaybı olduğunu bilmesine rağmen kaybın üzerinden geçen süre veya üzüntüyü hala bu denli diri tutan sebepleri detaylı olarak göremiyor.

Çocuğun yas sürecini anlamlandırmasını sembolik anlatım ve metafor ile destekleyen yazar böylelikle konuyu çocuklar için biraz daha yumuşak biçimde ele almış. Yas ve üzüntü gibi oldukça gerçekçi olgulardan çocukların tamamen soyutlanmaması gerektiğine inandığım için, konu en baştan benim için ilgi çekiciydi. Kitabı elime aldığımda isminin neden fil olduğu ve üzüntü ile nasıl eşleştirildiği üzerine düşündüm. Aklıma ilk gelen filin ile üzüntünün ağırlığının benzetilmiş olabileceğiydi ama asıl nedeninin bu olup olmadığını merak ediyordum. Fakat yazarın filin hayali bir varlık olduğunu daha ilk sayfalarda deşifre etmesi açıkçası benim heyecanımı biraz köreltti. Bu bilginin son sayfaya kadar hissettirilmemiş olmasını dilerdim ve doğrudan verilmesi yerine üzerine düşünmeyi teşvik eden birkaç küçük ipucu ile okurun yorumuna bırakılması, hem merak duygusunu daha diri tutabilirdi hem de hayal gücüne göre renkli yorumlar çıkmasını destekleyebilirdi. Ta ki son sayfalara gelindiğinde açıklığa kavuşmalı, okuyucunun o ana kadar bu merakını korumalıydı. Tıpkı Freddie gibi.

Yazarın üzüntüyü temsilen hayvanları kullanmasının amacı üzüntüyü daha az korkulu ve biraz daha sevimli kılmak olduğu kuvvetli ihtimaller arasında. Fakat çocuğun üzüntü ile hayvanları eşleştirmesi, filin artık Olive için üzüntüyü ve büyük bir yükü temsil etmesi belki de üzerine çok düşünülmeyen, masum görülen fakat içinde farklı yaratıcılık tohumları barındıran tüm çocuklar için çeşitli anlamlar doğurabileceği gibi bu anlamlar yanlış varsayımlara da dayanabilir. Bunu istatiksel verilere dayandırmak için bu kitabı okuyan çocuklardan konu hakkında veri alınması daha sağlıklı bir sonuç ortaya koyacaktır.

Hikayede gri hayvanlar insanların mutsuz olmasına sebep olan varlıklar olarak değil üzüntünün sonucu olarak gösterilmiş. Buna göre gri bir hayvanın var ise bir üzüntün de var demektir. Bundan ziyade gri hayvanlar, insanlar üzüntülerini yaşarken onları taşımalarına yardım eden birer eşlikçi olsaydı ve üzüntü azaldığında veya tamamen bittiğinde hayvanın insandan uzaklaşması yerine artık gri değil de renkli bir hale dönüşseydi, büyük olasılıkla bu, hayvanlarla çocukların bağını daha da kuvvetlendiren bir yaklaşım olacaktı.
Gri filin babasının üzüntüsünü temsil ettiği açıklandıktan sonra, gördüğüm şey aslında Olive’in de babasının filine ortak olup onu taşıdığıydı. Onun üzüntüsü için yeni bir hayvan çıkmadan önce Olive’in zaten ruhunda taşıdığı gri bir hayvanı vardı. Şimdi düşünüyorum da, çocukların gri rengine de bir önyargıları olmasın!? :)

Sevdiklerinin üzüntülerinden kurtulmaları için gri hayvanları defetmeye çalışan Olive, çareyi onları ( baba ve dede) mutlu etmekte aradı. Sevginin ve mutluluğun örneklerine çoğu kez rastladığı dedesi bu konuda ilham kaynağıydı. Mutluluğu bulma operasyonu olarak adlandırdığım bu süreci Olive, babası ve dedesi olmak üzere üç taraftan ele alalım. Babası eşinin kaybından dolayı üzüntü ve hatta depresyon halinde. Kayıp hakkında pek bilgi verilmediği için süreç biraz muallakta. Şuan okuduğum ‘’İyi Hissetmek’’ isimli kitabın yazarı Dr. David Burns’a göre üzüntü, kayıp veya hayal kırıklığı içeren olumsuz bir olayı çarpıtmadan tarif eden gerçekçi algılar tarafından yaratılan, normal bir duygudur. Depresyon ise her zaman bir şekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir hastalıktır (Burns, 2022). Biri belli bir zaman sınırını içerirken diğeri sürekli tekrar etme eğilimi gösterir. Olive’in ve babasının kaybının çokta yeni olmadığını, Olive’in o dünyaya geldikten bir süre sonra annesinin gitmiş olduğunu söylemesinden anlayabiliyoruz. Yas süresinin oldukça uzun olmasından dolayı, babanın üzüntüden ziyade depresyonun pençesinde olduğu söylenebilir. Okuyucu olarak bende ister istemez babanın üzüntüsünü sorumlulukları ve yaşama amacı ile harmanlayıp, bunda başarılı olamasa bile o şekilde hareket etmek konusunda çaba göstermesi yönünde bir arzu hissi ortaya çıktı. Elbette herkesin yas süreci biricik ve ona alışmakta ihtiyaç duyulan zaman da öyle. Bu sebeple kesin etiketleme yapmak doğru olmayacaktır. Çünkü kitapta babanın detaylı duygu betimlemeleri olmadığı için bazı bilgiler kara bir delik. Fakat çocuk bunu fark edip müdahale etmeye kalkana kadar babanın kendisi de dahil çevresindeki kimsenin yardımı olmamış mı diye düşünmeden edemiyorum çünkü Olive’in babasını kazanmaya çalışma çabasından kaynaklı sırtındaki yükün ağırlığı altında zaman zaman ezildim. Hikayenin sonlarına doğru, Olive’in birkaç denemeden sonra ancak başarabildiği ve babası ile dedesini mutlu edebildiğini gördüğümde, babasının bu duygu değişiminin sağlıklı olup olmadığı konusunda şüphe ettim. Çünkü çok uzun süredir acısını anlamlandırıp, üzüntüsüyle barışıp hayatın akışına dönememiş bu adamın içinde neyin değiştiği açıklanmadığı için duygu durumunun gerçekten iyiye döndüğüne inanmakta zorlandım. Belki çocuklar bunu detaylı olarak düşünmeyecek. Bu noktada kendi anlayışımı ve bakış açımı çocuğun bakış açısına indirmekte zorlanıyorum çünkü ben bu durumun çokta sağlıklı ve uzun soluklu olmadığını düşünürken, çocuk için kitapta bu durum oldukça basit görünebilecek ve gerçek hayatta ne yazık ki bu çoğunlukla böyle değil.

''Çocuklar da yetişkinlerin zor zamanlarında onlara destek olabilir'' mesajı çok güzel. Fakat bir konuyu çocuk boyutuna indirirken elbette sivri köşelerin yumuşatılması gerektiği gibi, olayların çokta gerçekçilikten kopartılmadan ve aşırı süslenerek yapaylaştırılmadan sunulmasının önemine çok inanıyorum. Çocuk bir kitap veya oyun yoluyla gerçek hayattaki bir olguyu deneyimleme fırsatı bulacaksa, bu konu onu fazlasıyla tetikleyip üzmesin ama aynı zamanda kandırmasın da isterim. O sebeple bu durum, babanın çok net aktarılmayan yas sürecinin uzun olduğunu ve aslında küçük bir jestten daha fazla yardıma ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Fakat daha yüzeysel gideceksek elbette çocukları bu gibi durumlarda bilinçli, durumu tanımlayabilen, onları anlamlandırabilen ve devamında ellerinden gelen desteği sağlayabilen bireyler olarak hazırlamak açısından kitabı çok sevdim. Belki kendisinin de deneyimlediği fakat anlamlandıramadığı için aktaramadığı bir duyguyu başka birinin yaşadığını görmesi, o çocuk için bazı şeyleri daha konuşulabilir hale getirecektir.

Olive her ne kadar babası tarafından derecesini bilemediğim şekilde ihmal edilmiş olsa da dedesi onun şansı olmuş. Oysa baktığımız zaman kendi kızını kaybetmiş olduğu için yas o dedenin de yası. Buradan o daha çok acı çekmeli ve derbeder olmalı gibi bir sonuç çıkarmıyorum çünkü önceden de söylediğim gibi herkesin yas süreci ve ona bağışıklığı farklıdır.

Devamında dedenin küçük ama anlamlı izler bırakan mutluluklarla beslediği, hayatın griye dönmüş yerlerini renklendirmek için yaratıcı çözümler sunan torunu Olive’in dedesinin de bir gün gri bir hayvana sahip olduğunu görmesi ve bunun üzerine okulunun 100. yaşına özel ‘’eski şeyler’’ konseptli partisinde, dedesini ve şarkılarını seçmesi beni en etkileyen kısımdı. Bu partinin olduğu bölüm, hikayenin sonuna uygun bir anlam ile sonlandığı için hikayenin tamamında bir bütünlük sağlamıştı.

Kitapta altını çizdiğim yerlerden biri ‘’Herkesin her şeyini tamir etmekte üstüne yok, benimkiler hariç.’’ diyen Olive, araba tamircisi olan babası hakkında güçlü bir gözlem yapmış. Aslında üzüntünün hayatta çok olağan olduğu, gelip ve bir daha hiç dönmemek üzere giden bir şey olmadığı, bundan ziyade bizi besleyen ve korkulacak bir şey olmadığını çocuklara uygun seviyelerde sunarken ve onların bilinçli bireylere dönüşmelerine tanıklık ederken, aslında onların artık bu bilinç seviyesi ile gözlem yapıp olayları anlamlandırabileceğinin de farkında olmalıyız. Üzüntülüysek ya bunun kabullenilmesi için bir zamana ya da onunla hareket etmek için bir sorumluluğa sahip olduğumuzu, onun bizi yönetmesinden ziyade (istisnalar ve patolojik vakalar hariç), bizim onu yönlendirecek özerkliğe sahip olmamız, bizden sonra yanımızdaki küçük bireylere de güç verecektir. Böylelikle ebeveynler bu duygu durumundayken çocuklar onları gözlemlediğinde nelere öncelik verebildiklerinin ama buna rağmen aynı doğrultuda neleri erteleyebildiklerinin veya yapamayacaklarını söylediklerinin tezatlığını fark edecek yetiye sahip olacaklardır. Genel anlamda baktığımızda yetişkinler sahip oldukları üzüntülerin ağırlığından çocukları korumalarının yanı sıra, duygularını saklamak için köşe bucak kaçmak zorunda kalmayacaklardır.

Olive’in arkadaşı Arthur’un ‘’Baban bisikletini hiç tamir etmeyecek; sen babanı tamir etmedikçe.’’ sözü dokunaklı olsa da ve ‘’iyileşmeye katkı’’ kısmında çocuğa harekete geçme motivasyonunu aşılasa da çocuğun mutluluğunun dışa bağımlı olduğu mesajının verilmesinden ve omuzlarına yük bindirme tehlikesinden kaçınılmalıdır. Bunun yanı sıra ‘’Yardım etmekten mutluluk duyarım, fakat başkasının düşünce ve inançlarından kaynaklanan duygu durumunun sorumluluğu bana ait değildir. Ben kendimden sorumluyum.’’ mesajı vurgulanarak çocukların sorumluluk ve zorunluluk arasında denge kurmaları desteklenebilir.

Bende şunu söyleyebilirim ki; mutluluklar beni günbegün iyileştirebilir ama her zaman üzüntüyü tamamen ve bir daha karşılaşmamak üzere silip atacağına dair garanti vermez. ''Her Güne Bir Kafka’’ isimli kitapta da söylendiği gibi ‘’Çok fazla uzamadığı ve kendimize acımaya varmadığı sürece üzüntü hoş geldi sefa geldi.’’ Çocuklar da bunu bilmeli!
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
136 sayfa bir tarih kitabı için kısa olarak görünsede Vandalların tarihe bırakmış olduğu derin izlere rağmen arkalarında kendilerine dair yazılı kaynak bırakmamaları sebebiyle gayet doyurucu bir kitap. Özellikle konu ilerlerken haritalarla coğrafyayı size göstermesi, kronolojik sıra içerisinde anlatılıyor olması, günümüz bilgilerinizi aydınlatan bilgilere yer vermesi oldukça kolay ve hızlı bir okuma yapmanızı sağlıyor. Vandalizm kavramının anlamını bu kitapta okuduklarınızla karşılaştırdığınızda tarih yazımının, geriye yazılı eser bırakmanın, tarih aktarımının önemini çok net bir şekilde kavrıyorsunuz. Mümkünse herkesin zaman ayırıp okuması gereken bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Evsizler Şarkı Söyler belki bir ilk kitap ama özellikle öykü dili kurulumu adına çok şey vadediyor. Kitapta yer alan yirmi öykünün önemli bir kısmında "ben" anlatıcı kullanılmış. Anlatıcılar o kadar iştahlı ki diliyle okuru vurup geçiyor. Bazı kitapları okuduğunuzda bir an önce masanın başına oturup yazmak istersiniz. Evsizler Şarkı Söyler de tam olarak böyle bir kitap. Anlatımın o güzel akışına kapılıp gidiyorsunuz. Bunun yanı sıra öykülerdeki meseleler de çok belirgin. Evsiz kalmışları, Berlin'in gettosunda yaşayanları, zamanla dövüşenleri ve İstanbul'un bekar odalarında ömrünü çürütenleri bir bir anlatmış bizlere. Keza mekânlar da tıpkı yaratılan karakterler kadar çeşitli. İstanbul, Stockholm, Kars, Berlin gibi şehirlerle bozkırın köylerinde öyküler boyunca geziniyoruz. Hayatın acı gerçekliği içinden çıkan hikâyeleri harikulade bir dilin eşliğinde okuyoruz. Fakir Baykurt Öykü Ödülü'ne de layık görülen bu kitabın aldığı ödülü sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Roman, siyasi olarak değişim sürecindeki 19.yüzyıl Rusya'sına odaklanır. Çernişevski bir devrimci olarak Rusya'da kurulacak yeni düzen için ''yeni insanlar'' tasarlamıştır. Romandaki karakterler Çernişevski'ye göre kahraman veya olağanüstü kişiler değil, olması gereken ve çağın ruhu olan kişiliklerdir. Roman karakterleri mantıksal egoizmi ilke benimsemiş ve ne yapacaklarsa kendi çıkar ve mutluluklarını düşünerek yapmaktadırlar. Her durumu mantıkla açıklayabilmenin mümkün olduğunun vurgulanması Dostoyevski tarafından Yeraltından Notlar'da eleştirilmiştir. Roman belirli bir bölüme kadar sürükleyici gitse de sonlara doğru konudan sapmalar yaşanmıştır. Romanın sonu ise yoktur, absürt bir şekilde bitirilip bazı konularda da iç tutarlılığının olmadığını düşünmekteyim. Çernişevski'nin üslubu ise ilgi çekicidir. Bir anda kendisi söze girip okuyucu ile sohbet edip edebiyattaki klasik estetik anlayışını eleştirir. Yayıncı ve çevirmen açısından ise gayet başarılı bir iş çıktığını söyleyebilirim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yerli ve yabancı birincil ve ikincil kaynaklardan kapsamlı bir literatür taramasıyla hazırlanmış muhteşem bir eser. Deniz ve karada yeni gelişen askeri teknolojilere yer verilmiş örneğin dretnotların ve torpidoların önemi bu savaşta ortaya çıkmış, gemilerin zırh kalınlığı ve hızlarının savaştaki etkilerine yer verilmiş, top teknolojisinin gelişiminin muharebeler üzerindeki etkisi İngilizlerin teknolojik desteklerinin Japonlar lehine kazanılmasındaki rolüne, kablosuz iletişim araçlarının savaştaki rolü ilk defa bu savaşta görüldü. Yaralı bir Japon askerinin cesetlerle dolu bir çukurdaki yaşam mücadelesi, Esir Japon yüzbaşının cebindeki haritaları toprağa gömmesi, daha nice ilginç anılar... Savaş sonucunda beyaz ırkın üstünlüğü sorgulanmaya başlaması, Rus subayları arasındaki rekabet savaşın kaybedilmesinde önemli rol oynaması şekliyle bizdeki balkan savaşlarına benzemesi Japonları zafere ulaştıran maddi ve manevi unsurlar ayrıntısıyla anlatılmış.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  3
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Deniz kenarı kasabalarının usta anlatıcısı, egenin yiğidi, yönetmenliğiyle tanıdığımız Çağan Irmak'ın şahane öykü kitabı. Bazı yönetmenler sadece sahne çekmez, sinematografi bilmez ayrıca iyi hikaye anlatıcılarıdır da... Çağan Irmak'ın güzel hikaye yazarı olabileceğinden kuşkum yoktu ve öyle de oldu. Anlatımı çok güçlü yine. Egede kurulan sofraların en ince detaylarına dek hatırlanması, çocukluğun ev eşyalarının, sokaktaki her şeyin kokusu bile buruna gelen tüm detayları, bir büyüğün sesindeki şefkatin tatlılığı... Çok ince işlenmiş gülümseten detaylar var yine hikayelerinde... Ve yine çok acı çekerken hayata olumlu enerjiler saçan insanların güzel insanların hikayeleri, acılı geçmişleri, geleceğe dair umutları ve umutsuzlukları. Hem gülümsetip hem ağlatıyor her zaman yaptığı gibi...
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
02 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Herkes bilmeyebilir Taha Hüseyin Mısırlı ünlü bir yazardır. Bu kitap da onun kendi hayatını anlattığı bir ünlü bir eseri. Sadece mekanları değil kendi ruh halini de tasvirlerle anlattığı için kimilerine biraz ağır gelebilir. Arap edebiyatı zaten özünde ağırdır. Bu alanda usta sayılan bir yazarın eseri de ağır olması doğaldır. Okumak isteyenlere eserin bir çeviri olduğunu ve bazı çeviri hatalarının da olabileceğini göz önüne almalarını ve bu nedenlerle bazı cümleleri tek okuyuşta kavramalarının zor olduğunu söylemek isterim. Ancak ben okuyan herkesin bu tasvirlerde kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum. İnsan bazen sürükleyici, bir çırpıda okunup bitecek, aksiyon dolu hikayeleri; bazen de duygu ve düşüncelerinde derine indiren, hüzünlendiren, düşündüren, sorgulatan hikayeleri okumak ister. Bu kitap ikincisi seçeneği tercih edenler için...
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
“Violeta” destansı bir anlatı… Bir pandemide başlayıp bir başka pandemide biten o uzun hayat…

Isabel Allende’nin tarihe tanıklık eden romanlarından biri daha. Tutkulu aşkların , kalp kırıklıklarının, Latin Amerika‘nın o kapalı kutu, darbelerle şekillenmiş günlük hayatındaki her bir ayrıntı gerçeğinden daha gerçek !

Bir kadın bir hayat demek öyle zor ki bir kadın ve onun birçok hayatı… zenginlik doyumsuzluk sonucu gelen göç “sürgün” ve yeniden doğuş . Bittiği yerden yeniden başlayıp özgürlük… ve huzurlu bir ölüm…

Bitti mi diye sordum kendime devamı gelecek gibiydi sanki…
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
01 Şubat 2024
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yakın Tarihteki önemli ve problemli meseleri belgeler ışığında nesnel bir biçimde açıklanıyor . Kesinlikle ağır bir dil içermiyor . Yabancı liderler ve temsilcilerimizin hem kendi aralarında hem birbirleri arasındaki telgraflarına yer verilmesi size o anı tekrar yaşattırıyor . Kitap yazılırken birçok kaynağa başvurulup müthiş bir sentez çıkarmış . Adeta mütearife olmuş bazı yargıların neden öyle olduğunu tarih biliminin ışığıyla anlatıyor . Bence her Türk vatandaşı günümüzde hala daha bizi çıkmaza sürükleyen konuların başlangıç noktasını bilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu kadrosunun ta o zamandan farkına vardığı tehlikeleri mütaala etmesi ve üzerinde düşünmesi gerekiyor.Kesinlikle Fahir Armaoğlu'nun diğer kitaplarınıda inceleyeceğim.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir