Onaylı Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Mephistopheles
Seriden devam:
* Şeytan'ın komikleştirilmesi. Artık öyle öcü şeytan yok. Aydınlanma ile birlikte şamar oğlanına çevrilen bir Şeytan var önümüzde. Resmen ağlatmışlar. Çok fena.
*Mephistopheles ilk kez 1587 tarihli Faust kitabında geçiyormuş. Hoş.
* Bu Shakespeare'de Şeytan, romantikslerde şeytan nasıldı, Baudelaire falan nasıl almış, o var. Sonra AC/DC, Mötley Crüe falan geçiyor ama çok az. Ve çok taraflı.
* Ha, o Baudelaire'in sözü var ya Şeytan'la alakalı, onun babası şudur:
"Şeytan'ın var olmadığına bizleri inandırmaya çalışmak, bizzat Şeytan'ın bir entrikasıdır."
Richard Greenham, bir İngiliz püriteni, 1700'ler falan.
* Reform olaylarında kim Şeytan'a nasıl baktı, Şeytan bu olaylarda nereye kondu, mezhepler açısından Şeytan'ın incelenmesi.
* Elbette Paradise Lost, Milton. Paradise Regained.
* Spinoza, King, Leibniz, Locke, Voltaire, Hume ve bir sürü filozofun Şeytan görüşü.
* Blake var, Jung var, 1980'lere kadar geliyor olay.
Çok da bir şey hatırlayamadım ama genel olarak böyle. Bu kitapla seri bitiyor. Edebisi derin şeylere geçeceğim demiştim ama, sırada Şeytanın Genel Tarihi var. Hadi bakalım.

Yanıtla
3
4
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şeytanın Genel Tarihi
Evet, Şeytanın Genel Tarihi'ndeyiz. Bu kitapta şeytan yok. Yani var ama yok. Antropoloji-teoloji ilişkisi var biraz. Yani insanla birlikte dinin nasıl evrildiği. Bu yüzden insanlık tarihine de güzel eğiliyor kitap. Dünyanın birçok yerinde serpilmiş dinlere, inanışlara bakıyoruz ve sürpriz; şeytanın bu dinlerde yerinin olmadığını görüyoruz. Kapalı toplumlarda toplumlarda şeytan yok. Neden yok? İhtiyaç duyulmamış şeytana. İnsan kötülük yapar, şeytan bunun neresinde o zaman mesela. Yani şimdi tabii. Evet. Mesela Konfüçyüsçü Hsün-tzu demiş ki, "İnsanın doğası kötüdür. İyilik sonradan edinilir."
Asıl olay tabii ki bu Mısır mesela, veya Sümerler, veya aklınıza gelen diğer toplumlar mı diyeyim, devletler mi diyeyim, onlarda kötülük nasıldı? Şeytan nasıl ortaya çıktı? Yazar diyor ki şeytan Eski Ahit'le birlikte ortaya çıkmıştır. Yani o İsrailoğulları'yla birlikte ortaya çıkıyor. Sonra evrim geçiriyor ve şeytan oluyor bildiğimiz. Şeytanın yaşı birkaç bin yıl yani, ondan önce yoktu öyle bir şey.
Kabaca böyle bu kitap. Hoş yani, okuduğuma memnun oldum ve ölü bir kitap olarak kütüphaneye, diğer ölülerin yanına koydum. Zaman zaman canlandıracağım, zira güzel fikirler var içinde.
Yanıtla
6
11
Destekliyorum 
Bildir
Yanıtları Göster
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İstanbul: Hatıralar ve Şehir
Orhan Pamuk dedim, devam edeyim.
Ben tamamen Orhan Pamuk'un hatıralarından ibaret olduğunu sanıyordum, öyle değilmiş.
İstanbul'dan yolu geçen yazarlar var kitapta. Flaubert var, Amicis var, Nerval var, onlara yansıyan İstanbul var kitapta. Madde madde gideyim, çok şeyden bahsediyor kitap.
* Orhan Pamuk'un çocukluğu. Nişantaşı'nda sülaleyle birlikte yaşanan bir apartman var, kuşaklar beraber büyüyor, beraber yaşlanıyor burada. Sülale içindeki ilişkiler, çekişmeler, falan. Sonradan Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev gibi romanlarda izdüşümlerini görmek mümkün.
* Orhan Pamuk'un annesiyle, babasıyla, kardeşiyle olan ilişkileri. Genel olarak. Ayrıntılar var, vereceğim.
* Okul dönemi. Okulla arası nasıldı, okulda ne yapıyordu, neden okuldan kaçıyordu, okuldan nasıl kaçıyordu, neden okuldu?
* Ayrıntılı olarak kardeşiyle ilişkisi. Kardeşinden yediği dayaklar, kardeşiyle çekişmeleri, annenin bu çekişmelerdeki etkisi. İlginç; sonradan annesiyle kardeşine sorduğu zaman normal şeyler olduğunu söylemişler ama kendisinde derin izler bırakmış o çekişmeler.
* Beşiktaş günleri. Parasız kaldıkları zaman Beşiktaş'ta boğaz gören bir yere taşınıyorlar ve balkondan vapurlarla garip şeyler yaşıyor Orhan Pamuk. Oğlum adamda her şey iz bırakmış lan.
* Annesiyle olan ilişkisi ve resim aşkı. Kendisi ressam olmak istiyor, bir gazla mimarlık okumaya başlıyor İTÜ'de galiba. Yeni Hayat'taki çocuğun kaynağı da bu olay. Neyse, sonradan annesi bunu kalaylıyor aç mı kalmak istiyorsun falan diye. Sonra okulu bırakıyor kendisi, yazar olacağım diyor. Kitap böyle bitiyor hatta. "Yazar olacağım!" falan diyerek.
* Pamuk'un ilk aşkı. Lan buna resim yapsın, kitap okusun diye apartman dairesi veriyorlar amonüyom. Hayatlara, olanaklara gel. Zengin olmak varmış lan.
Kendi hayatından kesitler böyle. Bir de İstanbul manzaraları var.
* Şey önemli; Yahya Kemal Beyatlı, Reşat Ekrem Koçu, Ahmet Rasim ve Ahmet Hamdi Tanpınar hakkında bazı mülahazatı şamildir. Demir Özlü'nün konferansı vardı iki hafta önce, ona gitmiştik. Ben pek severim Demir Özlü'yü. Beyoğlu'nu, Fatih'i, Beşiktaş civarlarını pek güzel anlatır. Varoluşçuluk kokan öykülerini, romanlarını beğenerek okudum, kendi deyişiyle yazdığı son bir kitabını da aynı şekilde, biraz hüzünle okuyacağım. Çünkü kulakları çok ağır işitiyordu, nefes alıp verirken oldukça zorlanıyordu. Yaşlılık. Son bir kitap yazıp veda edecek sanıyorum. Neyse, Tanpınar hakkındaki bir soruya, "Tanpınar benim yazarım değildir. Türkçeyi bozan bir yazardır ve romanlarında kadın yoktur," diye cevap verdi. Tartışılır; romanlarında kadın vardır, etkin bir biçimde vardır ve Türkçeyi bozma meselesi daha da tartışılır zannımca. Nereye geldik yav. Neyse, "Has Edebiyat" diye bir şey var,
Tanpınar da bu edebi türün kralı olarak görülüyor. Akademik çevrenin taptığı bir Mehmet Kaplan var, iki de Tanpınar. Biraz tabulaştırılmış kendisi. Romancılığının ve görece az bilinen yönüyle hikâyeciliğinin ve şairliğinin yanında akademisyenken tuttuğu notlarından Yeni Türk Edebiyatı için kallavi düzeyde eserler de çıkarmış biri Tanpınar. Hocası Yahya Kemal sayesinde geliştirdiği bir estetik anlayışı var. Bu bahsedilen dört yazarda da bu anlayış mevcut, belki Ahmet Rasim'de biraz daha siliktir. Bunlar Fransız yazarları okuyorlar, Proust mesela. Okumakla da kalmıyorlar, Yahya Kemal Fransa'da Albert Sorel'in öğrencisi oluyor, orada on sene kalıyor. Tanpınar'ın da Fransa maceraları mevcut. Yani oranın havasını, suyunu, ebedi ortamını da yakından tanımış oluyorlar haliyle. Sonra buraya dönüyorlar. Biliyorlar ki oradaki sanat anlayışını burada olduğu gibi ortaya koyamazlar, e yapılmış çünkü. Orada yapılmışı var. Milliyetçilik havaları esiyor onların zamanında üstüne. Ne yapıyor bunlar, tarihe dönüyorlar yüzlerini. Huzur'u düşünelim mesela, eski zamanların hayaletinden kurtulamaz karakterler. Hem kendileri, hem de yaratıcıları dolayısıyla. Böylece başka bir İstanbul çıkıyor ortaya. Koçu'nun ansiklopedisi, Ahmet Rasim'in mektupları, anıları, diğerlerini zaten biliyoruz. Bir de öyle bir İstanbul var işte.
* Melling'in resimleri ve bu resimlerin İstanbul'u, bu resimlerdeki İstanbul'un Orhan Pamuk'un çocukluğuyla etkileşimi.
* Pitoresk İstanbul. Arnavut kaldırımı sokaklar, vapurlar, vapurların dumanları, yıkılmaya yüz tutan binalar. Bu yapı İstanbul'a özgü, bu yüzden de çok değerli. Olay şu: planlanmış bir güzellik değil, rastlantısallığın güzelliği. Eh, burada rastlantısallıktan bol bir şey yok, zengin bir yer o konuda.
Doğu-Batı münakaşası, 6-7 Eylül olayları, daha bir dünya şey var kitapta.
Yanıtla
7
7
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sessiz Ev
Evet, Sessiz Ev'deyiz. Kitapla ilgili bu böyle, şu şöyle diyemiyorum, rahatlıkla spoiler olur. Sizler de tabii haftada iki veya üç kitap devirdiğiniz için bu kitabı da okuyacaksınız ya, bana darılırsınız. Veya çoktan okumuşsunuzdur kitabı, değil mi?.
Hayattan bambaşka beklentileri olan insanlar var bu romanda. Gomoniki var, faşosu var, kendi kendine triplere giren bir tarih doçenti var. Adam karısından falan ayrılmış, kendini içkiye vurmuş. Yani adamın dediğine göre hikaye anlatıcılığı yapıyorlar. Bu da kendinden memnun değil. Ya ben çok yanlış başladım aslında.
Şimdi ev var bir tane, konak gibi bir şey. Bu konakta bir babaanne yaşıyor, bir de cüce yaşıyor. Hizmetçi cüce ama aileyle daha değişik bir bağı var. Torun üç, geliyorlar bir gün konağa işte. Her sene geliyorlar, bu sene de geliyorlar. Sonra bir sürü olay oluyor. Beklentiler farklı olunca, dönem de 80'lerin hemen öncesi olunca buyurun şamataya. Yaa.
Nilgün havada bırakılmış bir karakter. Herkesi az çok biliyoruz, Nilgün'ü bilmiyoruz. Öğrenci, tamam. Komünist, o da tamam. E Nilgün'ün olayı kafaya üç beş küskü yiyip saçma bir şekilde ölmek miydi? Abisiyle çok hisli, çok anlamlı konuşmalar yapması mıydı? Faşo gencin kafayı kırmasını sağlamak mıydı? Nilgün niye vardı kardeş ya?
Babaannenin oğluyla ve eşiyle ilgili geriye dönüşleri, bu dönüşlerin şimdiyle bağı mükemmeldi. Romanın en sağlam kısımları buralardı hatta.
Ufaklığın adı Metin miydi, takıldığı ortamlar Bret Easton Ellis'in ortamlarının sekssiz, şiddetsiz hali. Demek ki dünyadaki zengin çocukları aynı şekilde eğleniyorlar. Helal.
Babaanne de tam Osmanlı kadını.
Hoş kitap, tabii hemen alıp okuyacaksınız.
Yanıtla
6
44
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Gençlik Denizlerinde
Sait Faik var, bir de Halikarnas Balıkçısı var. Denize sevdalı bilmediğim, aklıma gelmeyen başka yazarlar vardır, lakin bu ikisi kraldır herhalde. Hele Balıkçı. Mavi Sürgün'ünü okuyanlar bilir olayları. Bodrum'a sürülüş, oraya, denize doğan aşk. Sonrası gelir zaten... Filmi de var, ben izlemedim. Mavi Sürgün'ün.
Bu kitapta bir dünya öykü var. Deniz insanları, denizden uzak kalmış insanlar, deliler, cesurlar, korkaklar, bir sürü insan. Tek bir insan var merkezde, onun yaşadıklarını okuyoruz. Bir de fırtınalar var, Akdeniz var, Ege var. Oralardan böyle üfür üfür deniz havası alıyoruz. Çok hoş.
Balıkçı'nın insanları genelde mücadeleci. Denizden uzak kalmış olan denize dönmeye çalışıyor, denizdeki adam yaşamaya çalışıyor, fırtınalara, cahil insanlara, kötü insanlara, insanlara karşı koyuyor, giderli yaşıyor. Sonunda keskin sirke de oluyorlar, murada da eriyorlar.
Çok hoş kitap, Anadolu'nun güneyinden, batısından böyle üfül üfül. Hoş.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Beyaz Kale
Bu kitap bugün bitti.
Bizim Faruk Hoca vardı tarihçi, Sessiz Ev'in karakteri olan. O takdim ediyor kitabı. Yani o bulmuş, o yayımlamış gibi. Sebebi de kitabın sonunda var, Orhan Pamuk kitabı yazma sürecini, öncesini anlatmış. Çok güzel olmuş, keşke bütün yazarlar bunu bir şekilde yapsa. O fikirler nereden aklınıza geldi, böyle bir kitap yazma fikri ilk ne zaman aklınıza düştü. Tembellik yapmayın, yazın bunları da.

Evet, Beyaz Kale isimli bu eser, Faruk Hoca’nın Gebze'de yaptığı araştırmalar sırasında ortaya çıkmış. Kitap güzel. Bir bilgin var, Türk korsanlara esir düşüyor. Bir paşayla tanıştırılıyor. Sonra görevler veriliyor bunlara, yerine getiriyorlar. Derken padişahla tanışıyorlar, gerisini de anlatmayayım.

Güzel kitap, Doğu-Batı çakışması var, Evliya Çelebi falan var kitapta. Veba var. Hoş olmuş.


Yanıtla
5
31
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kapan
Böyle bir yazarın kitabını yazarken gülmeli, ciddi yazamam, kimse kusura kalmasın.
Yusuf Atılgan gibi az, az olmasının yanında nitelikli eserler verdi Vüs'at O. Bener. Nitelik ne, resmen kara yazının paşası kendisi. Buzul Çağının Virüsü ve Bay Muannit Sahtegi'nin Notları'nı geçen aylarda okumuştum. Kapalı metinler. Kapalıdan kastım, gerek cümlelerinin yapılarıyla olsun, gerek örtük anlatımıyla olsun, kolay anlaşılamayan, tekrar tekrar okunan bölümlere sahip metinler.
Buzul Çağının Virüsü'ndekinden ziyade, Bay Muannit Sahtegi'nin Notları'nda o kapkaralığı soluyoruz. Ölmek isteyen, ölemeyen, yaşayamayan bir adam var orada. Geçinmeye çalışan, evini lağım basan yaşlı bir adam.Yazmakla kurtulmaya çalışıyor, kurtulamıyor. Neyden kurtulacağını da bilmiyor sanki.
Kapan da otobiyografik öğeler taşıyan bir kitap, Bener'in diğer öykü kitapları gibi. Mızıkalı Yürüyüş ve Kara Tren kadar yoğun değil bu, fakat Muannit Sahtegi'nin düşen gölgesini bulmak mümkün öykülerde.
Hoş, çok hoş.
Yanıtla
2
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Rama
Zamanında İtalya'ya meteor düşmüş, o civar ayvayı yemiş, insanlar da uzaya bir istasyon inşa etmişler ki sonraki tehlikeler erkenden bertaraf edilsin. İşte bu istasyon buluyordu galiba. Öküz gibi uzay gemisi geliyor bizim buralara. Mars'ta, Ay'da falan yerleşkeler var, onların da temsilcilerinin bulunduğu bir konsey var, ne yapılacağını bu konsey söylüyor. İşte burada birtakım katakulliler falan. Bu Rama'ya yakın bir yerden bir ekip yola çıkıyor ve Rama'ya giriyor. Yani işte Rama'yla Buluşma zaten, geminin içi falan bir acayip, o anlatılıyor.
Burada işte asıl katakulliler giriyor. 70 yıl sonra Rama II geliyor ve dünya karışıyor. Bir ekip gidiyor gemiye ama ekibin seçilmesinde katakulliler oluyor, gazeteci bir kadın var, ortalığı inceden karıştırıyor falan. Fena bir ortam yani. İnsanoğlunun uzay gibi nezih bir ortamda bile mal olabileceğini burada görüyoruz. Şey güzeldi ama, mesela 2000'lerin azizi bir adam var, Aziz Michael mıydı neydi. Sonra yeni şairler, yeni ortamlar, yeni siyasi yapılar. Ya bilimkurgu işte, o arka plan süper. Nicole De Jardins var burada önemli, Richard Wakefield var, Michael O'Toole var. Bu üç adam, diğer iki kitapta da yer alacak ama özellikle ilk ikisi. Evleniyorlar falan. Bu arada bu üçü gemide kalıyor bir şekilde, diğerleri gidiyor. Uzayın derinliklerine gidiyorlar.
Burada işler ilginçleşiyor. Bu kadar söyleyeceğim, deli kitap. Gemilerin olayı ne, onu öğreniyoruz ama çok değil.
Yani güzel seri, okumak lazım. Çünkü bilimkurgu.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Uyuyan Adam
Perec bir garip adam. Annesiz, babasız, akrabaların yanında büyüyen, Paris'ten çıkmayan, kendi halinde bir insan. Karakterinin de kendinden ve ilgisini çeken insanlardan başka uğraşacağı bir şey yok ki; bir sabah uyanınca kendini hamamböceği olarak değil de komşularını, sokakları, kendini dinleyen, okula gitmeyen, sınavına girmeyen, nefes almaya bile üşenen bir adam olarak buluyor. Oblomov tembelliği yok burada, düşünen bir adam var ve en büyük eylemi de bir şey yapmadan düşünmek. Kitabın cuk oturan epigrafında gizli her şey. Otobiyografik öğeler taşıyor diyorlar, taşımıyor diyorlar, bilmiyorum. Muhtemelen taşıyor. Müneccim miyim lan, ne bileyim ben. Allah Allaah. Bir de Yaşam Kullanma Kılavuzu'nun 100. bölümüdür bu kitap diyorlar, bilemiyorum.Evet, hoş kitap.
Yanıtla
17
12
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
15 Eylül 2020
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Harikalar Odası
Şu kitabı okudum ve Perec'in detay uydurmacılığı konusunda şaşkına düştüm. Onca resim, ressam, sergi... Ne diyeyim.
Harikalar Odası denen şey, şu resimdeki olay. Yani resim içinde bir dünya resim ama mesela şey de var; bir resim, resmin içindeki bir tuvalde aynı resim, onun içinde de aynı. Böyle böyle sonsuza kadar gidiyor o resim ama o küçülen resimlerde de aynı detayları yansıtmak maharet. Burada da o detaylar var, olmayan resimlerin, ressamların detayları.
Garip, kısa bir kitap. Perec saçması.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir